Ahmet Cevdet Paşa’nın Özel Okullar Raporu

Ahmet Cevdet Paşa’nın Özel Okullar ile İlgili Raporu:

Medresenin son güneşi olarak tavsif edilen Ahmet Cevdet Paşa malî, idarî, hukukî, askerî, tarihi, diplomasi, maârif, ilim ve sanat alanlarında 19. yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran ve hemen her bakımdan etkili olmuş bir simadır. Üç defa Maârif Nazırlığı yapmış, onlarca ders kitabı yazmış ve yeni okullar açmıştır.

Ahmet Cevdet Paşa II. Abdülhamit saltanatının ilk yedi-sekiz senesinde aktif olarak görev yapmıştır. 1885-86’dan sonra aktif devlet hizmetinden geriye alınıp danışman olarak görev yapmaya başlamıştır. Bu süreçte kendisinden farklı konulara ilişkin raporlar istenmiş, görüşleri sorulmuştur. Bunlardan biri de yabancı ve özel okulların durumu hakkında 26 Temmuz 1893 tarihli rapordur.

Ahmet Cevdet Paşa tarafından Sadarete verilen raporda iki hususun üzerinde dikkatle durulduğu görülür:  Bunlardan birinde Ahmet Cevdet Paşa, Padişahın kendisinden “mekâtib-i husûsiye” ile ilgili bir lâyiha istediğini söylemekle beraber, lâyihasında yalnızca özel öğretim ile sınırlı kalmamış, Tanzimat dönemi eğitim politikası ve uygulamalarından ve yanlışlarından da genel olarak bahsetmiştir.

Burada özellikle devletlerarası antlaşmaların eğitim alanında sağladığı imtiyazlar ve ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinde durulmuştur. Ahmet Cevdet Paşa‘nın raporuna bir bütünlük içinde bakıldığında üzerinde durduğu ikinci nokta: “özel öğretimdeki ve Tanzimat eğitimindeki gelişmelerin esas olarak, Osmanlı Devlet adamlarının Avrupa kamuoyuna hoş görünme ve onları kazanma düşünceleridir”. Bu zihniyet bazı Osmanlı aydınları arasında büyük rahatsızlık yaratmıştır. Yeni Osmanlı aydınlarından Ziya Paşa Islahat Fermanı ile verilen imtiyazların akılla izah edilemeyecek zaaflar olduğunu belirtir. Aynı şekilde Ahmet Cevdet Paşa da bu fermanla “Devlet-i Aliye‘nin eski gücünün kalmadığını, yabancı müdahalesinin aleni hale geldiğini ve devletin acınacak hale geldiğini” belirtmiştir.

Ahmet Cevdet Paşa, ilgili raporunda genelde eğitim, özelde “özel öğretim ve özel okullar” konusunda değindiği konu başlıkları şunlardır: Devletlerarası ilişkilerde eşitsizlik, kapitülasyonlar ve bunun sağladığı imtiyazlar, sığınmacılar, mülteciler, genellikle Avrupa devletleri ile yapılan antlaşmalar. Raporda özellikle uzun yıllardan beri sadece ticarî alanda kullanılan kapitülasyonların Tanzimat‘la birlikte kültür sahasında da kullanılmaya başlandığından ve bunun büyük zararlar ortaya çıkardığından bahsedilmektedir.

Ahmet Cevdet Paşa doğal olarak bu imtiyazlardan kaynaklanan sorunları eleştirmiştir. Islahat Fermanı ile devlet bünyesindeki bütün azınlıklara kendi okullarını açabilme imkânının sağlanması Osmanlı eğitim sistemini felç eden bir uygulamanın başlamasına sebep olmuştur.

Ahmet Cevdet Paşa eleştirilerine şöyle devam etmiştir: “Umûr-ı maârife dair kapitülasyonlarda bir şey yoktur. Ancak Osmanlı Devletinin kötülüğünü isteyen devletler, gerektiğinde onu yalnız bırakmak amacıyla, Avrupa kamuoyu önünde Türkleri cahil ve eğitimsiz, Osmanlı Devletini de kanunsuz ve düzensiz bir toplum olarak gösterme yolunu tutagelmişlerdir.”  Bu sebeplerle Abdülmecit döneminde Darülfünun’un kurulma teşebbüsüne girişilmiş ve eğitimde yeniliklere gidilmişse de istenilen seviyeye gelinemediği açıktır.

Ahmet Cevdet Paşa, raporunda öncelikle Şubat 1856 tarihinde yayımlanan Islahat Fermanı‘ndaki özel öğretimle ilgili hükümlerini hatırlatmıştır. Bunlar özetle şöyledir: Osmanlı ülkesindeki her toplum genel eğitim, meslek ve sanat okulları açmaya izinlidir. Fakat bu okulların öğretim düzeni ve öğretmenlerinin seçimi, Padişahın tayin edeceği üyelerden oluşan karma (azınlıklardan da üyeler bulunan) bir eğitim meclisinin gözetim ve teftişi altında bulunacaktır. Islahat Fermanı‘ndan sonra ortaya çıkan bozuklukları düzeltmek, eğitime bir düzen ve disiplin getirmek, birliği sağlamak adına ilk olarak 1857’de Maârif-i Umumiye Nezareti (Eğitim Bakanlığı) kurulmuştur.

Daha sonra da Şurâ-yı Devlet‘te tanzim olunan Maârif-i Umumiye Nizâmnâmesi, 1 Eylül 1869 tarihinde ilân edilmiştir. Bu iki gelişme Osmanlı’da özel eğitimin gelişmesi, yaygınlaşması ve faaliyetleri hakkında önemli dönüm noktalarıdır.

Ahmet Cevdet Paşa‘ya göre özel okulların açılmasına ilişkin yönetmeliklerin kuşatıcı bir nitelikten ve derinlikten yoksun olmasından dolayı (ilgili nizâmnâmede özel okullarla ilgili sadece iki madde bulunmakta ve onlar da bir sayfa bile yer tutmamaktadır), azınlıkların eline kendileri lehine istismar edebilecekleri iyi bir fırsat geçmiş oldu. İlginç bir şekilde Osmanlı yetkilileri yabancı ve azınlıkların okul açma ve işletmeleri hususunda derin bir gaflet içinde bulunmuşlardır.Yabancılar bu gafletten her fırsatta yararlanma yoluna gitmiştir ve devlet aleyhine gelişen aksaklıkların giderilmesi zorlaşmıştır. Devlet ipleri eline almak istediğinde ise yabancı devletlerin elçilikleri itiraz etmişlerdir.

Ahmet Cevdet Paşa, özel okullarla ilgili raporunun 12. maddesinde Berlin Antlaşmasının konuyla ilgili bir hükmüne değinmiştir. Söz konusu antlaşmanın 62. maddesine göre, “her milletten Avrupa ve Asya’daki Osmanlı ülkelerine seyahat eden din görevlileri (ruhban) ve ziyaretçiler aynı hukuk ve imtiyazlardan yararlanacaklardır. Osmanlı ülkesinde oturan konsolosların ve politika memurlarının gerek yukarıda sözü geçen şahıslar, gerek kutsal yerlerde vs. bulunan din ve hayır kurumlarını resmen koruma hakları taahhüt olunmuştur.” Bu hayır kurumlan (müessesât-ı hayriye) deyimine okullar da dâhil edildiği için, antlaşma gereğince özel okullar da konsoloslar tarafından özel olarak korunacaktır.” Buradan da anlaşıldığına göre, Osmanlı toprakları üzerine hayır işleriyle meşgul olduğu iddia edilen Avrupa devletlerinin okul açması ve işletmesi garanti edilmiştir.

Ahmet Cevdet Paşa özel okullar raporunun 13. ve son maddesinde Kırım Savaşı’ndan sonra devletin eğitim sorunlarının geriye dönülmez bir yola girdiğinden bahsetmektedir. Hıristiyan tebaadan devlete bağlı ve namuslu bazı kişiler, “biz ticaretle geçiniyoruz, bu sebeple çocuklarımızı yabancı okullara veriyoruz, gerekli bilgi ve bilimleri çocuklarımız Müslüman okullarında öğrenseler, hem Türkçeyi öğrenmeleri hem de daha kolay iş bulmaları için oralara göndeririz. Böylece çocuklarımız Frenkleşip başımıza bela olmazlar” diyerek, ilginç bir değerlendirme yapmışlardır. Ancak raporun devamında Cevdet Paşa “bazı namuslu Hıristiyanların” çocuklarını Frenkleşme belasına karşı koruma derdinde olmalarına karşın bazı Müslümanların çocuklarını yabancı okula göndererek yanlış yola saptıklarını belirtmektedir.

Ancak Ahmet Cevdet Paşa devlete sadık “bazı namuslu Hıristiyanlar” diye bahsini ettiği kişilerin samimi olmadığı görüşündedir. Akyüz bunu şöyle açıklar:”Özetle, bazı ‘namuslu’ Hıristiyanların, Ahmet Cevdet Paşa‘ya Osmanlı okulları hakkında söyledikleri kısmen doğru görünebilir. Başka bir deyişle, devletin gayrimüslim unsuru çocuklarını bir kaç resmî okula gönderdiler, bu tür okullar çoğaltılsaydı onlardan da yararlanmak isteyebilirlerdi. Ancak, Hıristiyan tebaanın gerçek amaçlarına bakmak gerekir: Onlar, Osmanlı eğitiminden yararlansalar da, Osmanlılık idealini benimsemiyor ve ayrılıkçı emellerinden vazgeçmiyorlardı: Bulgar ihtilâlcileri ve liderlerinin çoğu Galatasaray Lisesi‘nde okuyan öğrenciler arasından çıkmamış mıydı? Şu halde, bazı ‘namuslu’ Hıristiyanların Ahmet Cevdet Paşa‘ya söyledikleri samimî değildi.”

Özel okullarla ilgili raporunda ilginç tespitlerde bulunan ancak tevazu göstererek dikkate değer öneriler getirmeyen Ahmet Cevdet Paşa‘ya göre özel öğretim işi, Maârif-i Umumiye Nizâmnâmesinin 129. maddesindeki üç şartın çerçevesi içinde yürütülmeli ve akla gelebilecek sakıncaların giderilmesi çarelerine bakılmalıdır. Ancak yukarıda da değinildiği gibi Maârif-i Umûmiye Nizâmnâmesinin ilgili maddeleri oldukça yüzeyseldir.

BİLGİ NOTU1: Yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran Ahmet Cevdet Paşa Türkiye’de modern eğitimin tesisinde en çok emeği geçenlerden biridir. II. Abdülhamit‘e verdiği yabancı özel okulların yıkıcılığına ilişkin rapor bu gün için de öneminden bir şey kaybetmemiş görünüyor.

BİLGİ NOTU2: II. Abdülhamit, devletin bekasını büyük ölçüde modern eğitimde görmüş ve eğitimli, ekonomik yönden gelişmiş bir Müslüman orta sınıf oluşturmanın yollarından biri olarak Müslüman özel okullarını her bakımdan desteklemiştir. Songül Keçeci Kürtün kitabı, dönemin özel İslâm okullarını özgün kaynaklardan ana hatlarıyla araştıran önemli bir çalışma.

Kaynak: Eğitime Bakış, Eğitim-Öğretim ve Bilim Araştırma Dergisi, Yıl: 12, Sayı: 38, Eylül – Ekim – Kasım – Aralık,  2016.


Okunma Sayısı: 206
Sitemizde Toplam 1026 yazı bulunmaktadır.









Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir Mesaj Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

online casino siteleri bahis siteleri canl? bahis siteleri