Astroloji ve Kader İnancı

Astroloji, Kader ve Özgür İrade:

Sağlıklı bir kader bilincine sahip olmayan günümüz insanı, kendisini sağır bir gök altında, anlamsız ve gereksiz bir varlık olarak görmenin tedirginliği içindedir.

Her şeyden önce insanlar bugün önlerinde kaotik bir gelecek görmekte ve huzursuz olmaktadırlar. Arkalarından kendilerini iten aile, toplum ve çevre ise, çok büyük beklenti içerisindedir. Bu durumdaki genç, her tarafını rekabet ve baskı ile çevrilmiş bulmakta ve bunalmaktadır. İşte bu bunaltının içinde, “acaba benim bu dünyada bir yerim ve payım olacak mı?” endişesi en büyük sorunlardan biridir.

Bu sırada karşısına çıkan ve “senin doğum haritanda…” diye söze başlayan bir astrolog bazen bir insana umut ışığı olabilmektedir. Kendisi için belirlenmiş bir kaderin olması, kişinin bütün bir geleceğinin kaotik olmadığını, ona da var oluştan belli bir pay ayrıldığını ve görevler düştüğünü hissettirmektedir.

Bütün bunların yanında hemen her insan, kaderinin iyimser beklentileri kadar kötümser yönlerini de öğrenmek ve belki bunlara karşı önlemler almak istemektedir. Her ne kadar birçok insan cevabını duymaktan korksa da, yine de dayanamayıp, “kaderimde hastalık, boşanma, iflas gibi bir felaket görünüyor mu?” diye sormaktadır.

İnsanoğlunun kaderinin iyi veya kötü yanlarını bir an önce öğrenme merakı, çağlar boyunca önüne geçilememiş tırmalayıcı bir hisse neden olmuştur. Çoğu zaman astrologlar bu konuda haksız olarak suçlanmaktadır, çünkü birçok kişi astrolojiye inanmasa bile en azından bir kahve falı baktırarak da olsa gelecekten bir haber duymaya can atmaktadır.

Üstelik falcılar ve medyumlar, astroloji gibi, objektif bir gözlem, hesap yapma yöntemlerine başvurmadan, içlerine doğan, ya da belki akıllarına geleni söyledikleri halde…

Bu dünyada en azından rüya tabirnamesine başvurmamış hiç kimse yoktur. Hele de sıkıntılı yıllar geçirirken, “acaba bu günleri geride bırakıp huzurlu ve güzel günlere kavuşabilecek miyim” diye merak etmeyen yoktur.

Hatta bir derdi olmasa bile, her insan geleceği merak eder; çünkü her insanın ihtiyaçları vardır. İnsan bekârsa “evlenebilecek miyim?” işsizse, “iş bulabilecek miyim?” öğrenciyse, “sınavda iyi bir fakülte kazanabilecek miyim?”

Sanatçı adayı ise, “meşhur olabilecek miyim?” diye düşünmeden edemez. Umutlarını güçlendirecek iyi bir haber duymaya hemen herkes ihtiyaç duyar. Kültürümüzde, böyle dertli ve ihtiyaçlı kişilere bir umut vermek maksadıyla fe’l” yani uğur bildirmek, iyi haber vermek pek sakıncalı görülmemiştir. “Fala inanma falsız da kalma” sözü, aslında buradan gelmektedir. Burada kastedilen fal, eskilerin tefeül dediği, bir işareti iyi sayma ve umut besleme anlamındadır. Mesela bir rüyayı hayra yormak gibi…

Kültürümüzde kehanete, yani geleceği okuduğunu ileri sürerek, bir takım iddialarda bulunmaya hoş bakılmamışken, umut aşılayan bir rüya tabiri, bir rastlantı veya belirtiyi hayra yormak insani bir ihtiyacın karşılanması gibi görülmüştür.

Bir annenin zor bir sınava hazırlanan çocuğuna “rüyamda gördüm, istediğin yeri kazanmışsın.” “İçime doğuyor, bu sene kazanacaksın.” Demesi gibi şeyler, faydalı fe’l çeşitlerindendir. İyi niyetle ve abartısız bir şekilde yapılırsa bu tip niyet çekme, pembe haberlerle umut aşılama gibi fallar, depresyona ve kaygı bozukluklarına iyi gelebilecek bir terapi bile sayılabilir.

Okunma Sayısı: 443
Sitemizde Toplam 1018 yazı bulunmaktadır.









Etiketler:, , ,

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir Mesaj Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*