Atatürk’ün Bütünleyici İlkeleri ve Açıklamaları

Bütünleyici İlkeler Hangi İlkeleri Bütünler:

Atatürk’ün Yardımcı İlkeleri: Atatürk İlkelerini bütünleyen “Bütünleyici İlkeler” vardır. Bunlar sırasıyla: Milli Egemenlik, Milli Birlik – Beraberlik ve Ülke Bütünlüğü, Özgürlük ve Bağımsızlık, Yurtta Sulh Cihanda Sulh, Akılcılık ve Bilimcilik, Çağdaşlaşma ve Batılılaşma, İnsan ve İnsanlık Sevgisidir.

a- Milli Egemenlik: Milli sınırlar içerisindeki bütün vatan topraklarında, milli devlet otoritesinin egemen olmasıdır. Bu gün bazı ülkeler, dünya devletlerince kabul edilen milli topraklarının tamamına egemen değildirler. Egemen olamadıkları topraklarda, bazı başka mahalli otoriteler egemen olmaya çalışmaktadırlar. Bu durum ülkenin bağımsızlığım tartışılır hale getirir. Millî egemenlik; diğer bir deyimle millet iradesinin yönetime egemen olmasıdır. Halkın kendisini yönetmesi, kendi yöneticilerini belirlemesidir. Yönetimde hiçbir kişiye, aileye veya ailelere ayrıcalık ve öncelik verilmemesidir.

b- Milli Birlik, Beraberlik ve Ülke Bütünlüğü: Türk milletinin bölünmez bir vatan fikrine inanç duyması, bunu ortadan kaldırmak isteyen bazı güçlere karşı, birlikte fikir birliği sağlaması, birlikte ülke bütünlüğünü korumak için eylem birliği içersinde olmasıdır. Vatanın bütünlüğünün, bölünmezliğinin her şeyin üzerinde tutulmasıdır. Amaç milli vatan şuurları içersinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti‘nin sonsuza dek yaşamasıdır.

c- özgürlük ve Bağımsızlık: Türk milletinin özgür olmayı benimsemiş olması, özgürlüğünü her şeyin üzerinde tutmasıdır. Bir başka milletin veya bir grup devletin Türk ulusunun özgürlüğünü engelleyici girişimlerine müsaade etmemesidir. Özgür olabilmenin tek yolunun ise; bağımsızlıktan geçtiğini çok iyi bilmesidir. “Ya İstiklal, Ya ölüm” Milli Mücadele’nin başından beri Türk ulusunun bağımsızlık parolasıdır. Mustafa Kemal: “Ben özgür bir ulusun evladı olmasaydım, asla yaşayamazdım/’ demiştir.

d- Yurtta Sulh, Cihanda Sulh: Ne pahasına olursa olsun, yurtta iç barışa inanmak, iç barışı savunmak, barışa taraftar olmak ve bu barış ortamının yaratılması ve korunması için gereken gayreti ulusça göstermektir. Bunun yanında dünya barışına da inanmak ve ona hizmet etmektir. Dünya barışını bozacak davranışlara neden olmamaktır. Dünya barışım bozmak çok kolaydır. Boğazlan dünya ticaret gemilerinin geçişlerine kapamak, dünya barışını bozar. Barışı sağlamak ve devam ettirmek, savaşmaktan çok daha zordur. Barışı sağlarken ülkemizin yararlarım da hep göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Barış uluslararası dengelere dayanır. Buna da çok dikkat edilmelidir.

e- Akilcilik ve Bilimcilik: Akılcı olmak, dogmalara inanmamak, duygusal olmamak, toplumumuzun karşılaştığı bütün sorunları bilimin verilerinden yararlanarak çözmektir, mantıklı olmaktır. Çağdaş bilime karşı çıkmamaktır. “Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir.” sözü bu yardımcı ilkeyi veciz bir şekilde açıklamaktadır. Akılcılık bilimsel verilere güvenmek ve aklı ilmin hizmetine sunmaktır. Duygusal isteklere karşı, bilimsel gerçekleri tercih etmektir.

f- Çağdaşlaşma ve Batılılaşma: Batı insanının hayat standardını ve değer yargılarını kabullenmek, Batının iyi yönlerini almak ve kendi özümüzle sentez yaparak ona yetişmek, hatta onu geçmektir. Batı insanının sahip olduğu bütün imkânlara Türk insanının da sahip olmasını sağlamaktır. Bunun için Batılı devletlerin kullandıkları bütün araçları, bu amacımız için kullanmaktır. İçinde bulunduğumuz çağı yaşamak ve onu yakalamaktır.

Çağdaş değerleri Türk milletinin kabul etmesidir. Türk insanının çağın verilerinden yararlanması, çağdaş fikirleri ve yaşayış biçimini benimsemesidir. Osmanlı toplum yapısından, dünyaya açılan, yeni değerleri kabul eden modem bir toplum yapışma geçmektir. Yalnız bu geçiş sürecinde, milli ve manevi değerlerimizden kopmamak ve bu değerlerimizi çağa uygun bir anlayışla kabul ve devam etmesini sağlamaktır.

g- İnsan ve İnsanlık Sevgisi: Bütün bunları yaparken insana verilen değeri en üst seviyede tutmak, toplumumuzun insan ve insanlık sevgisiyle dopdolu olmasını sağlamak ve insan haklarına saygı duymaktır. Kendisiyle daima kavga halinde olan bir fert veya toplum değil, sevgiyle dolu, sevginin gücüne inanmış, çağdaş düşünceli bir fert ve toplum yaratmak her şeyden önde gelmektedir. Bunun içinde insanları ve doğayı seven fertlerin yetiştirilmesi de bir eğitim sorunudur. Eğitimin her aşamasında sevgi ve hoşgörü öğelerine hep öncelik tanımalıyız. Ancak o zaman sevgi yüklü sevecen, hoşgörülü insanlar yetiştirebiliriz.

Okunma Sayısı: 458
Sitemizde Toplam 780 yazı bulunmaktadır.








Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir Mesaj Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir