Browsing: ASTROLOJİ

Astrolojiden Nasıl Yararlanabiliriz – Faydalanmanın Yolları

Astrolojinin arketiplerinden yani temel kavramlarından bahsetmek gerekirse gezegenler, burçlar ve evlerin anlamlarım kafanızda şekillendirdikten sonra sıra hepsini bir araya getirip bir bütün oluşturmaya geliyor. Gelelim bütün bunları nasıl birleştireceğiz ve bize neyi ifade edecekler sorusuna…

Doğum haritamız bize kendimizi ve çevremizi anlamak ve potansiyellerimizi belirlemek açısından çok önemli ipuçları verir. Astroloji sayesinde gizli kalmış yönlerimizin varlığından haberdar olabilir ve hiç bilmediğimiz yeteneklerimizi ortaya çıkartma fırsat bulabiliriz Güneşimizin benliğimizi, ayımızın duygularımızı, yükselen burcumuzun ise sosyal kimliğimizi belirlediğini daha önce de anlatmıştık. İlksel üçlümüzü iyice anladıktan sonra diğer gezegenlerimize ve konumlarına bakmaya başlayabiliriz..

Değerlerimizi nasıl kullandığımızı anlamak için Venüs’ümüze, enerjimizi hangi alanlarda ve nasıl yönlendirdiğimizi anlamak için marsımıza, hayatta genişleme ve büyümeyi hangi alanlarda gerçekleştirebileceğimizi ise Jüpiter’imize bakarak yorumlayabiliriz. Kendimizi nerede eksiklenmiş hissettiğimizi ve kısıtlandığımız ve korku duyduğumuz alanları ise Satürn’ümüz belirler.

Satürn’ün bulunduğu ev ve burcun temsil ettiği alanlarda bir ders alabilir engellerimizi aştıktan sonra yolumuza daha kolay devam edebiliriz. Uranüs orijinalite türkçe porno anlayışımızı, Neptün kalıplardan nerede kurtulmak istediğimizi, Plüton ise yenilenmeyi nerede bulabileceğimizi anlamamıza yardımcı olurlar..

Bir doğum haritasında her gezegen bir burca ve eve düşer ve bunlar kendi aralarında da etkileşim yapabilirler. Etkileşim içinde olup olmadıkları ise birbirleriyle yaptıkları açılara bakarak anlaşılabilir. Açılar iki gezegenin enerjilerinin birbiriyle nasıl bir etkileşim içinde olduğunu ve hangi alanlarda gerdim veya uyum yaratabileceğini açıklamak bakımından çok önemlidir.

{ Add a Comment }

Horoskop Yorumlama – Horoskop Yorumunda Açılar

Öncelikle açının ne olduğunu açıklamaya çalışalım. Gök haritası 360 derecelik bir çemberdir ve 30’ar derecelik 12 eve bölünür. Bu çemberin belli noktalarına düşen gezegenler arasında oluşan uzaklıkların ölçümüne ise açı denilir. Açılar haritadaki güçlerin birbiriyle nasıl bir ilişki içinde olduğunu anlamamız için gerekli anahtarlardır.

Tabii her gezegen arasında açı oluşacak diye bir kural yoktur. Ama eğer açı oluşuyorsa ortada güçlü bir etkileşim vardır ve bu etkileşimin niteliğini ise açıların dereceleri belirler; Kısaca bir örnek vermek gerekirse bir doğum haritasında Merkür’ün ve Mars’ın birbiriyle güçlü bir açı yaptığım düşünelim. Arketiplerimize göz attığımızda Merkür’ün zihinsel gücü, bilgiyi ve iletişimi temsil ettiğini görüyoruz. Mars ise enerji ve mücadelenin simgesi olduğuna göre bu iki gezegen birbiriyle etkileşim yaptığında marsın Merkür’e enerji yüklemesi yaptığını ve iletişimi güçlendirdiğini söyleyebiliriz. Fakat bu etkileşimin nasıl bir etkileşim olduğunu anlamamız için açıların derecelerini de hesaba katmamız gerekir.

KAVUŞUM: İki gezegenin birbiriyle birleşmesi ya da çok yakın bulunması durumudur. Çoğunlukla bu birleşim aynı evde ve burçta meydana geldiğinden iki gezegenin enerjisini de bulunduğu evden ve burçtan fazlasıyla etkilenir ve birbirini güçlendirir. Bu birleşme bazı konumlarda olumlu olarak yorumlanabilirken bazen zorlanmalara yol açabilir.

KARŞIT AÇI: burada iki gezegen haritada birbirleriyle karşıt durumdadırlar. Tam bir karşıt açı 180 derecede oluşur. Bu gerilimli bir açı olarak yorumlansa da kişi iki gücü dengelemeyi öğrenebilirse çok olumlu sonuçlar elde edebilir.

ÜÇGEN AÇI: Tam bir üçgen açı oluşması için iki gezegenin birbirine olan uzaklığının 120 derece olması gerekir. Burada iki gücün birbiriyle uyum içinde çalıştığını ve desteklediğini görebiliriz.

ALTMIŞLIK AÇI (sextile): İki gezegen arasında 60 derecelik bir açı oluşmasıdır, birbirini destekleyen bir durumun söz konusu olduğunu açıklar. Gezegenlerin enerjisi uyumludur.

KARE AÇI: İki gezegenin arasında 90 derecelik bir açı oluşmasıdır ve enerjilerin birbiriyle sürtüşme halinde olduğunu açıklar. Fakat enerjileri körükleyen bir yapısı olduğundan iyi incelenerek yorumlanmalıdır.

{ Add a Comment }

Astroloji ve Medya İlişkisi Nasıldır

Astroloji ve Medya Arasındaki İlişki:

Gördüğü ilgi sebebiyle olsa gerek medyada da her geçen gün daha fazla karşımıza çıkan astrolojiye; olumlu ve olumsuz tepkiler de artıyor.

Medya yorumlarına baktığımızda bazı okurların astrologlara yer veren televizyon programları ve gazete eklerini eleştirdiğini görüyoruz. Bu okurlar, “Reyting kaygısıyla bu zamanda hala bu hurafelere sayfalarınızda yer veriyorsunuz,” diyerek gazete yöneticilerini eleştirirken, zihinlerindeki “eski olan her şey hurafedir, yanlış bilgidir” ön yargısını yansıtıyorlar.

Aslında işin doğrusu, modern bilim teorilerinin çoğu kısa zamanda çürütülmüşken, astroloji zamana en fazla dayanmış bir paradigmaya sahiptir. Hatta modern astrolojiden çok, klasik ve ortaçağ astrolojisine güven duyulmaya başlanmıştır. Buna rağmen “eski olan her şey inançtır, hurafedir. Yeni olan her şey bilgiye dayanmaktadır” ön kabulü birçok kişinin astrolojiyi bilime karşıt ve düşman bir olgu gibi görmeye itmektedir. Kısacası astrolojinin itibarını zedeleyenlerin çoğu, onu bilgelik yöntemi olarak kullananlar değil, ondan kazanç sağlayanlar.

Bunun yanında tütsü,, mum, kristal, taş vs. malzemelerle şifa ve mutluluk dağıttığını ileri süren, bunların ticaretiyle kazanç sağlayan kişilerin astrolojiyi dayanak olarak kullandıkları görülüyor. Bu kişilerin, mesela “yengeç burçluların taşı şudur”, “aslan burçlular bu taşı üzerinde bulundururlarsa onun enerjisinde fayda görüler” şeklinde iddialarda bulundukları görülüyor.

Elbette bilimsel açıdan geçerliliği olmayan, ya da en azından kanıtlanamayan bu iddialar, bilim çevrelerinin astrolojiye şans tanımasının önüne geçiyor. Bir yerde onu meşruiyet alanının dışına itiyor.

Yine astrolojik verileri kullanarak inançlarına dayanak sağlamaya çalışan çeşitli inanç çevreleri de astrolojinin itibarını zedeliyor. Mesela çocuğunun indigo çocuk, kristal çocuk olduğunu veya kendisinin dünya planındaki enkarneleri tekamül etmek için seçilmiş bir ruhani rehber veya kanal olduğunu ileri süren bir kişi, bunun için astrolojik veriyi kullanabiliyor. Bu durumda yine astroloji bu iddialarda bulunan kişilerle birlikte itibar yitiriyor.

Kısacası, astrolojinin medyada ve kültür organlarında daima kuşku götürür iddia ve uğraşlarla bir arada anılması, onun da aynı kefeye konulmasına neden oluyor.

Bilim çevreleri ve taraftarları medyayı astrolojiye çok fazla yer vermekle suçlasa da, aslında medya da astrolojiyi tüketen ve imajını zedeleyen faktörlerin başında geliyor.

Sanılanın aksine medya astrolojiye hiç de tarafsızca yer vermiyor. Genel bir gözlemle meydanın astrolojiye gösterdiği ilgiyi şöyle sınıflandırmak mümkün:

a-) Bir kısım medya, kadın sayfasına yerleştirdiği yeni yetme bir astrologun, günlük, haftalık yorumlarını yayınlayarak sayfasını renklendiriyor. Bu yorumlar, aşk, para, kariyer, sağlık gibi konular çerçevesinde yapılan basit ve herkese uyacak pembe yorumlardan oluşuyor. Bu yazılarda medya kuruluşunun amacı, herkesin ilgisini çekecek unsurlar içeren yazılarla okuyucuyu eğlendirmekten ibaret. Ancak astrolojiyi böyle eğlence unsuruna dönüştürmek alaycı yorumlara ve aklıselim sahiplerinin eleştirilerine sebep oluyor.

b-) Bir kısım medya ise; belki de okur tepkilerini de yumuşatmak adına, astrolojiye hafifçe alaycı ve bolca kuşkucu bir dille yer veriyor. Bu çeşit yayınlarda mizahi ve hatta ironik bir dil kullanılıyor. Astrologların kazançları, kullandıkları dil, sosyetenin konuya alakası hafifçe tepeden bakar bir tavırla aktarılıyor. Tarihte ve günümüzde bazı kişilerin astrologlarına sormadan hiçbir şeye karar veremeyişleri gibi kişilik bozukluğu tabloları konu ediliyor ki bu eleştirilere hak vermemek elde değil.

c-) Son zamanlarda görülen bazı nitelikli yayınlarda ise, eğitimli astroloji danışmanlarının analizlerine rastlanıyor. Bu çeşit yazılarda umumiyetle günlük ay değişimlerine bağlı aşırılıktan uzak, bilgiye dayalı analizleri görüyoruz. Bunun yanında daha yavaş hareket eden gezegenlerin anlamına uygun olarak, jeolojiden sağlığa, ekonomiden siyasete çeşitli alanlarda beklenen değişimler, ciddi ve sorumlu bir üslupla yazılıyor. Elbette bu yazıların görülmeye başlanması, astrolojinin ciddi ve bilimsel bir disiplinle değerlendirileceği konusunda ümit verici gelişmeler.

{ Add a Comment }

Gerçek Astroloji – Burç Yorumu Nasıl Olmalı

Gerçek Astroloji Yorumu Sahte Olanından Nasıl Ayırt Edilir:

Bir astrologun gerçekten astroloji bitip bilmediğini ölçemiyorsanız, en azından kişiliğini tanımaya çalışabilirsiniz. Aceleci, abartıcı, sizi dinlemeye ve anlamaya çalışmadan, titizlik göstermeden kesin şeyler ileri sürenler ya tamamen sahtekârdır ya da acemidir.

Çünkü gerçek bir astrolog, bir haritaya göz atıp kişinin başından kaç nikâh geçeceğini filan söyleyemez. İşin doğrusu birçok İçişinin evlilik evinde veya bu evin fokalizöründe bazı işaretler görülür. Ancak bir işarete bakıp, boşanmalardan, aldatılmaktan ve felaketlerden söz edilmesi mümkün değildir. Çünkü kötülükler yıldızlardan gelmez, insanların egosundan kaynaklanır. Her açı, kötülüğü göstermez, belki bir çelişkiyi, uzlaşmazlığı, bir hayat sınavını işaret eder, ama suçu ve kötülüğü değil. Çünkü kötülüğü insanlar işler, yıldızlar insanlara işletmez.

Belki kişinin evlilik evinden geçen sert açı gibi bir işaret, onun evlilik kararını ailesine kabul ettirmesinde yaşadığı ufak tefek birkaç zorluğu gösterebilir. Yine bu tip açılar, kişinin eşinin çok seyahat eden bir insan olmasını, bu yüzden tatmin edici bir ilişki yaşanmadığını anlatabilir. Bazen de bir açı İtişinin evlilikle kariyer arasında çok bocalaması gibi psikolojik bir durumu gösteriyordur. Bunlar ise sıradan, herkesin yaşadığı türden problemlerdir.

Ama senarist olması gerekirken astrologluğa soyunmuş bazı falcılar, kendi zihinlerinde dramatik hikâyeler tasarlamaya bayılırlar. Üstelik müşterilerinin anlamadığı astroloji sembolleriyle ve literatürlerle konuştukları için hayli inandırıcı olabilmektedirler. Mesela “Uranüs, ani yıkıcı bir etki yapar.” “Satürn kronik, bitip tükenmeyen bir problemi gösterir.” Diyerek, kişileri umutsuzluğa sürüklemeleri mümkündür.

Günümüzde sözde astrologlardan kötü haberler aldığı için birden hayata bakışı kötüleşen, yaşadıklarından dolayı kendisine acımaya başlayan birçok mağdur vardır. Hatta astroloji öğrenmek için başvuranlardan bazıları astrolog mağdurlarıdır. Bir dergide yazan astrologdan aldığı kötü haberlerin gerçek olup olmadığını iyice öğrenmek için astrolojiyi enine boyuna öğrenmeye girişen bir arkadaşımız vardı.

Doğrusu astroloji ilminin verileri genellikle iyimser tablo çizmeye elverişli değildir. Her doğum haritasında kişinin hayat sınavlarını işaret eden bazı göstergeler vardır. Ancak bunlar zamana paylaştırılmıştır ve zamanı geldikçe yaşanacaktır. Onları yaşayacağı zaman geldiğinde zaten sabretmesi veya zorlukları aşması için gerekli gücü de olacaktır.

Çünkü başa gelen her şeyin yanında ona karşı koymak için gerekli güç de verilmektedir. Hayatımız tesadüflerle ilerlemiyor yahut bir kısım güçler arasındaki kör dövüşünün kurbanı değiliz. Eğer astrolojiye inanıyorsak şuna da inanmalıyız, Hikmetli ve Merhametli bir el tarafından yönetiliyoruz. Eğer buna inanmıyorsak, astroloji öğrenmeye hiç cesaret etmesek daha iyi. Çünkü bu bilgi bize çok fazla müjde verecek değil, aksine kaderin mahkûmu olduğumuzu söyleyecek. Başımıza gelecek bazı sıkıntılı olayları önceden hissettirebilecek.

Bunları ancak çok olgun ve hayatın manasını iyi kavramış insanlar hazmedebilir Yeterince olgun olmayan insanlara hiç gerek yokken, başına gelecek kötü şeyleri haber vermek, sabır ve karşı koyma enerjisini önceden tüketmesine neden olabilir. Hem astrolojide hiçbir işaretin tam olarak neyi gösterdiği bilinemez. Bundan dolayı bu gibi haberler boşu boşuna acı verici olmaktadır.

Hemen hepimiz bir gün anne babamızı yitiririz, bir gün eşimizi yitirir yalnız kalırız. Elbette her insan bir gün ölecektir, bu ya bir hastalık ya bir kaza ya da yaşlılık bahanesiyle olacaktır. Bunlar kaçınılmazdır, ama bunları önceden haber almak bizi umutsuzlaştırabilir.

Hatta emekli olmamız, çocuklarımızın büyüyüp kendi yuvalarını kurmak için bizi terk etenesi gibi bir yönüyle istenen durumlar bile biraz buruk duygular yaşatır. Artık bu dünyada yalnız ve değersiz hissetmemize neden olabilir.

Yahut işimizde terfi etmemiz gibi olumlu olayların bile daha fazla sorumluluk, daha fazla stres ve problemlerle baş etmek zorunluluğu gibi yan tesirleri vardır. Bazen bir astroloji haritası, işte yükselme sevincinden çok, karşılaşılacak sorunları vurgulayabilir. Bunları önceden ve dramatize ederek haber vermek gereksiz ve faydasız bir uğraştır.

Astrologlar bu nedenle gelecekten bahsederken çok dikkatli olmak, hatta bize kalırsa danışanlarını buna teşvik etmemelidirler. Ancak günümüzde popüler astroloji en fazla tahminlere odaklanmıştır. Bu da büyük bir çoğunluğun astroloji için olumsuz düşünmesine sebep olmaktadır.

{ Add a Comment }

Günümüzde Astroloji ve Fal Karıştırılmaktadır

Astroloji ve Astrolog Nedir –  Medyum ve Falcı Kimdir:

Günümüzde astroloji denilince akla gelen çoğu zaman fal olmaktadır. Hatta yıldız haritası çıkarmaktan ve okumaktan hiç anlamayan, ama kendine astrolog diyen pek çok kişi vardır. Tarot kartları açmak gibi uğraşıların çoğu faldan öte bir şey değildir.

Kendisine astrolog diyen, ama kart açan veya gönlüne bir şeyler doğduğunu söyleyen kişiler, insanların gelecek merakını tatmin edecek şekilde konuşan falcılardır. Bunların kurduğu cümleler,”Kalbin kararmış. Şu anda zor bir dönem geçiriyorsun ama geçecek. Çok büyük hayallerin var, bunların bazısına erişeceksin, bazısına erişemeyeceksin. Ama yakın zamanda güzel bir haber alacaksın.” Türünden şeylerdir.

Bunlar aslında hemen herkese uyabilecek cümlelerdir. Hemen herkes şu anda zor bir dönem geçirdiğini düşünür. Bunun geçeceğine daha iyi günlerin geleceğine inanmak ister. Yine herkesin hayalleri vardır ve bir kısmına ulaşır bir kısmına ulaşamaz. Bunlar umut vermesi bakımından hoş, ama falcıya üç beş kuruş kazandırmak dışında boş şeylerdir.

Bu tip falcılar en azından umut verdikleri için aldıkları parayı hak eden, iyi örnekler sayılırlar. Bir de inandırıcılık sağlamak için veya başka bir nedenle muhataplarını korkutan falcı astrologlar vardır. Bunların bazıları yarım yamalak astroloji bilgilerini de kullanır.

Genellikle; “Evlilik evinde çok karışık durumlar görünüyor. Başından üç nikâh geçecek. Birincisi seni terk edecek ama çok pişman olacak. İkincisi çok iyi olacak ama kazada ölecek. Üçüncüsünü pek sevmeyeceksin ama o seni sevecek” gibi bol hayal gücü içeren yorumlar yaparlar. Bunların bazen aklı başında kişileri bile karamsarlığa sürükledikleri görülür. Bu gibi yorumların çoğu, ya biraz hayal gücü katılarak abartılmış analizlerdir, ya neredeyse tamamen kafadan atılmış hikâyelerdir.

Bu kişilerin bir kısmının şizodipal kişilik bozukluğu vardır. Şizodipal kişilik bozukluğu olan kişiler bir çeşit toplum dışı tiplerdir. Zihin yapıları normal insanlardan daha farklıdır. Bunlar bir sır verir gibi konuşur ve olağandışı özelliklere sahip olduklarını söylerler. Birçok zaman olaylara olağan dışı bir anlam ve yorum katarlar.

Konuşmalarının garipliğinden zihin yapılarını anlayabilirsiniz. Genellikle dağınık, konu dışına aniden geçen, belirsizlik taşıyan konuşmaları vardır. Çoğu kez olağan dışı tavırları, toplumsal gerekliliklere karşı ilgisizlikleri dikkat çeker. Kişiler arası ilişkileri sorunlu olarak yaşarlar ve kendilerini ilişkide rahatsız hissederler. Bunların kendilerine astrolog demesi, astrolojinin itibarına büyük zarar vermektedir.

Bunun yanında halk kesimlerinin bilime karşı ilgisizken hayal ürünü olan şeylere rağbet etmeleri de çeşidi kesimlerce kınanmaktadır. İnternet sitelerinde rastladığımız bazı eleştirilerde “bilimin ışığı dururken, bu (pseudo Science) sahte veya sözde bilimlerin insanlar arasında revaç bulmasından” şikayet edildiğini görüyoruz.

Yani bir bakıma astroloji ile uğraşanlar; uzaylılardan mesaj aldığını ileri sürenlerle, medyumlarla, büyücülerle bir tutulmaktadır. Bu durumda astrolojiye gösterilen tepki, gizemli ve paranormal olayları konu alan popüler yayınlara gösterilen tepkiyle benzer olmaktadır. Bu eleştirilerde insanların sorunlarına akıl yoluyla çare aramak yerine yine eski zamanlardaki gibi sezgileri ve hisleriyle çare aramasına karşı duyulan tepki olduğunu görüyoruz.

Kanıtlanamadığı halde inanılan hurafelerin hala kabul görmesi, asrımız insanına yakışmayan bir ayıp sayılıyor. Oysa her şeyden önce astroloji bir medyumluk ürünü değil, mistik çalışmalara ve gönle doğan bilgilere dayanmıyor. Astrologlar gök cisimlerinin konum ve açılarını objektif bir akılla, mevcut tecrübe birikimiyle ölçüp biçiyorlar.

Hiçbir astrolog ne rüyasında gördüğü ne de trans sırasında kendisine görünen varlıklardan bir takım bilgiler aldığını iddia etmiyor. Bunu iddia edenler varsa, onlar medyum-kahindir. Medyum kahinlerin sözleri sübjektif sezgilere dayanmaktadır.

Astrologlar ise, herkesin gözlemleyebileceği pozitif olgular üzerinde konuşmaktadırlar, yani gök cisimlerinin konumlarını hesap kitap konusu etmektedirler. Eğer bir astrolog, yengeç burcu konumları için ” duygusal…” yorumu yapıyorsa, bu, tecrübelerle ulaşılmış bir bilgidir, tahmin veya içe doğma ürünü değildir.

Ancak elbette ki, “yarın yengeçler güzel bir haber alacaklar” diyen bir kişi kendisine astrolog deyince, astrolojinin de saygınlığı ciddi bir şekilde zedeleniyor.

Aslında gördüğümüz kadarıyla astrolojiye yönelen eleştirilerden birçoğu, onu uygulayanlara veya onu kullanarak çalıştığını iddia edenlere yönelen eleştiriler. Mesela internette bir genç,“Kadının biri çıkmış televizyona, önündeki kartlara bakıp bakıp, telefonla bağlananlara pembe haberler veriyor. Bu nasıl bilimsel olabilir!” diyor.

Her ne kadar tarot falının, astroloji ilmiyle sadece dolaylı bir ilişkisinin olduğunu, asıl olarak astrolojinin bir fal olmadığım ileri sürecek olsanız da bu falcılar kendilerine astrolog dediği sürece bu savunmanın bir geçerliliği olmuyor. Burada da her ne kadar tepki, astrolojinin kendinden çok onun adını kullanan falcılara yönelse de, bu arada kadim astroloji bilgisi de itibar yitiriyor.

İşin doğrusu astrolojik işaretlerin analizlerinde hiçbir zaman böyle bir kehanet dili kullanılamaz.

{ Add a Comment }

Jung ve Eş Zamanlılık Teorisi

Jung’un Zamandaşlık Teorisi Hakkında Bilgi:

Bazı astrologlar, “astrolojinin mekanizmasını bilmiyoruz ama çalıştığını görüyoruz. Bizim için teori değil pratik önemli…” diyorlar. Oysa bilim dallarının tek işlevi veri biriktirip prensipleri belirlemek değil, o veriden tümevarımsal bir sonuca ulaşarak, teori ortaya koymaktır. Oysa astrolojide bunu başarmak o kadar kolay değildir.

Astrolojinin nedensellik yasasına göre izahıma güçlüğünü izah ettik. Bunu fark eden, ama onu bilim adamlarına anlayabilecekleri şekilde takdim etmeye çalışan astroloji sever bilim adamından söz edeceğiz, Jung.

G. Jung astrolojiyi, zamandaşlık ya da eşzamanlılık olarak Türkçeye çevrilen, synchronization kuramıyla açıklamaya çalışıyor. Jung eşzamanlılığı şöyle tanımlıyor: “Anlık sübjektif durumlarla anlamlı paralellik olarak görünen, bir ya da daha çok dışsal olayın belirli bir psişik durumla aynı zamanda oluşudur.” (1955-sf.36)

Jung eşzamanlılık kuramını, durugörü, gerçekleşen rüyalar, kehanetler gibi olayları açıklamakta da kullanmıştır. Daha açık ifade etmek gerekirse, görülen bir rüya ile meydana gelen bir olayın aynı zamanda gerçekleşmesi gibi, biri öznel diğeri nesnel dünyada gerçekleşen olayın birbirine anlamlı bir şekilde uygun olması ona göre “aynı zamanda” olmakla ilgilidir.

Jung, bilimin ancak nedensellik yasalarını inceleyebildiğim, ama aralarında nedensel bağ olmayan olaylar arasındaki uyumu ve anlamlı rastlantıları açıklayamadığını söylemiştir.

Jung, astrolojiyle de yakından ilgilenmiş, onun mekanizmasını da eşzamanlılıkla açıklamaya çalışmıştır. Ona göre bir bebeğin doğumu ve gök cisimlerinin konumu gibi, aralarında mantıksal bir sebep sonuç ilişkisi bulunmayan iki olayın arasında, sırf aynı zamanda gerçekleşmekten dolayı benzerlik olabilir. Bu gibi olaylar belki de zamanda bizim henüz etki mekanizmasını bilemediğimiz bir yasanın geçerli olmasından kaynaklanabilir.

Ancak unutulmamalı ki Jung astrolojinin mekanizması hakkında kesin bir teori ileri sürmemiştir. Ancak Öngörü gibi olayları da açıklamakta kullanmak için astrolojinin iç disiplinin bir parçası olan zamandaşlık olgusunun da bir yasa olarak görülebileceğini kabul etmekte tereddüt etmemiştir. Astrolojinin bu yasa nedeniyle; yeni doğan bir insanın ruhsal yapısının, gezegenlerin o andaki pozisyonlarıyla “anlamlı bir şekilde paralel” olmasının beklenebileceğini düşünmüştür.

Eşzamanlılık teorisini kabul eden astrologlara göre zamanda geçerli bir takım yasalar vardır. Bu yasalar çerçevesinde her zaman diliminin farklı bir kalitesi vardır. Aynı zamanda gerçekleşen olaylar benzer kalitededirler. Bunu Jung şöyle dile getiriyor: “Zamanın herhangi bir anında ne doğarsa ya da yapılırsa, o anın niteliklerini taşır.”

Birçok kişinin bunu doğrulayan gözlemleri vardır; mesela bir kişinin doğduğu gün meydana gelen bir olay, o kişinin karakter özelliklerine uygun olabilir. Mesela “onun doğduğu gün ihtilal olmuştu” veya “evlendiğimiz gün büyük bir uçak kazası olmuştu” gibi… Bu şekilde bir kişinin doğumu bir müessesenin kuruluşu gibi olaylar, belli bir hadiseye denk geliyorsa, bunlar genellikle anlamlı rastlantı sayılır. Tarih boyunca da böyle anlayışlar her zaman her toplumda olmuştur.

Yine, kahramanların hayat hikâyelerinden bahsedilirken, “annesi onu doğururken. ..” diye başlayan sıra dışı olaylar zamanında doğduğunu ifade eden cümleler kurulur. Bu da yine aynı anlayışın sonucudur. Bu anlayışın paradigması, zamanın da bir çeşit enerji olduğu fikrine dayanmaktadır. Zaman farklı renklerde dalgalanarak akar ve yeryüzüne çeşitli olaylar getirir.

{ Add a Comment }

Hayat Hikayemizin Yorumu ve Astroloji

Hayat Hikayemizi Nasıl Yazıyoruz:

Astroloji bir takım simgelerden başka bir şey vermez; onları yorumlamak ise sadece yorumcuya kalmıştır. Eğer bir astrolog bu bilgiyi kişinin sorunlarını çözmesinde yardımcı olmak için kullanmak istiyorsa, bu konuda ona sadece astroloji veya Jung‘ un arketip teorisi yardımcı olabilir mi?

Bu ekolün, en azından falcılara nazaran insanlara yardımcı olma konusunda daha faydalı olabilecekleri düşünülebilir. Ancak kullanılacak dil, çok önemlidir.

Birçok kişi, astrologların karmaşık cümlelerini kendi anlamak istedikleri gibi anlarlar. Hatta bazen açıkça onları yönlendirirler. Mesela “ben şanssız biriyim” “hep karşıma kötü insanlar çıkıyor.” “ne yapsam ters gidiyor.”

Astrologun sözleri ne olursa olsun kişi kendisine karşı duyduğu kanaati bir anda değiştiremez. Eğer hayatının sorumluluğunu birilerine yıkma alışkanlığı varsa, astrolojik yorumları da buna alet eder… Buna bir örnek olarak, bir internet grubunda hayat hikayesini paylaşan bir astroloji severi inceleyelim.

Bu arkadaşın hikâyesi, okulunu yarım bırakıp evlenmesi, sonra evliliğini de yürütememesi, hiçbir işte dikiş tutturamadıktan sonra bir astrologa danış-masıyla sürüp gidiyor. Astrolog ona der ki, “senin bütün problemin otorite kişilerle, kurumlarla geçinememen, uyum sağlayamaman… Bunun nedeni babanla olan ilişkin olabilir. Satürnüne göre baban eleştirici biri olmalı..

Arkadaşın çok ilgisini çeker, gerçekten de babası ona birkaç kere “bu kafayla gidersen senden hiçbir şey olmaz” demiştir.

Artık suçlu bulunmuştur; baba! Evet, babası bu kişinin hayatındaki bütün otoriter kurumlarla sorun yaşamasına sebep olmuştur. Aslında astrologun söylemesi gereken bu değildir, belki de tam olarak bunu söylemiş de değildir, ama danışan böyle anlamak istemiştir.

İşin gerçeği, kişinin babası da dâhil otoritelerle sorun yaşamasında kendi hatalarının önemli payı vardır. Çünkü Satürn kişinin hayatındaki otoriteler kadar, kendi azim, sabır ve öz disiplinini de simgeler. Eğer yerleşiminde ve açılarında problem görünüyorsa kişinin doğuştan öz disiplinli olmadığını, bu yönünü geliştirmesi gerekeceğini gösterir. Hayat hikâyesinde bu konuda sorunlar olacaktır. Daha doğrusu o da paratoner gibi sorunları kendine çekecektir.

İşin doğrusu böyle olduğu halde, “benim babam eleştirici biriymiş. Bu yüzden benim psikolojimi bozmuş;” demek gerçeklerden kaçmak olur. Hem kişinin babasının problemli davranışları olsa bile, böyle bir düşünce o kişiye pek bir şey kazandıracak değildir. Hiç kimse böyle bir farkındalık sayesinde sorunlarını düzeltmiş değildir. Yine sorunun çözümü aynıdır, kişinin öz disiplin, sabır, sebat ve görev bilinci kazanması gerekmektedir.

Psikolojik astrolojinin bazı verileri, hayatımızın detaylarına yalandan bakmakta yarar sağlasa da bu bilgilerin düzgün bir inançla yorumlanıp değerlendirilmesine büyük ihtiyaç vardır. Çünkü insanoğlu psikolojisini neye göre düzenleyeceğini, amacının ne olacağım ancak inançla bilebilir. Bilim bize bir yaşam hedefi göstermez, ancak hedeflerimize ulaşmakta kullanabileceğimiz teknikler sağlar.

Kişinin bir amacı olmayınca teknik bilgi bile belirginleşmemektedir. Mesela kişinin haritasında Venüs zayıf yerleşmiş, ilişkilerinde sorunlar yaşıyor, sorunlu davranışlarıyla bu olayları da tetikliyor. Uyum gösterme ve uzlaşma konusunda problemi olduğu bir gerçek, ama bu gerçeğin diğer tarafında uyum gösterilmesi zor partnerle karşılaşması da bir başka gerçek. Sanki kader, onu en zorlandığı dersle sınıyor. Burada kişinin tavrı ne olmalı? Elbette eğer kişinin hayat amacı olgunlaşmak ise, kendisini düzeltmeli, hayat sınavına acele tepki göstermemeli. Ama eğer kişinin böyle bir amacı yoksa bilgiyi kaderindeki tuzaklardan kaçınmak için kullanmayı düşünüyorsa, tavrı farklı olabilir.

Bu kişi ilişkilerine fazla güvenmeyip, yatırım yapmamayı seçer, daha çok tüketebileceği türden ilişkiler yaşar. Bu davranışıyla zaten haritanın muhtemel anlamlarından kötü olanını seçmiş olur. Kaderin ağı da onun bu kötü seçimine uygun olarak örülür ve belki bu yüzden başına büyük bir problem gelir.

Kişi kendini düzeltmek yerine sınavından kaçtıkça sınavı yuvarlana yuvarlana büyür, koca bir çığ olur. Sonra kişi kaderine ağlar, “bu neden benim başıma geldi?”

{ Add a Comment }

Astroloji ve Kader İnancı

Astroloji, Kader ve Özgür İrade:

Sağlıklı bir kader bilincine sahip olmayan günümüz insanı, kendisini sağır bir gök altında, anlamsız ve gereksiz bir varlık olarak görmenin tedirginliği içindedir.

Her şeyden önce insanlar bugün önlerinde kaotik bir gelecek görmekte ve huzursuz olmaktadırlar. Arkalarından kendilerini iten aile, toplum ve çevre ise, çok büyük beklenti içerisindedir. Bu durumdaki genç, her tarafını rekabet ve baskı ile çevrilmiş bulmakta ve bunalmaktadır. İşte bu bunaltının içinde, “acaba benim bu dünyada bir yerim ve payım olacak mı?” endişesi en büyük sorunlardan biridir.

Bu sırada karşısına çıkan ve “senin doğum haritanda…” diye söze başlayan bir astrolog bazen bir insana umut ışığı olabilmektedir. Kendisi için belirlenmiş bir kaderin olması, kişinin bütün bir geleceğinin kaotik olmadığını, ona da var oluştan belli bir pay ayrıldığını ve görevler düştüğünü hissettirmektedir.

Bütün bunların yanında hemen her insan, kaderinin iyimser beklentileri kadar kötümser yönlerini de öğrenmek ve belki bunlara karşı önlemler almak istemektedir. Her ne kadar birçok insan cevabını duymaktan korksa da, yine de dayanamayıp, “kaderimde hastalık, boşanma, iflas gibi bir felaket görünüyor mu?” diye sormaktadır.

İnsanoğlunun kaderinin iyi veya kötü yanlarını bir an önce öğrenme merakı, çağlar boyunca önüne geçilememiş tırmalayıcı bir hisse neden olmuştur. Çoğu zaman astrologlar bu konuda haksız olarak suçlanmaktadır, çünkü birçok kişi astrolojiye inanmasa bile en azından bir kahve falı baktırarak da olsa gelecekten bir haber duymaya can atmaktadır.

Üstelik falcılar ve medyumlar, astroloji gibi, objektif bir gözlem, hesap yapma yöntemlerine başvurmadan, içlerine doğan, ya da belki akıllarına geleni söyledikleri halde…

Bu dünyada en azından rüya tabirnamesine başvurmamış hiç kimse yoktur. Hele de sıkıntılı yıllar geçirirken, “acaba bu günleri geride bırakıp huzurlu ve güzel günlere kavuşabilecek miyim” diye merak etmeyen yoktur.

Hatta bir derdi olmasa bile, her insan geleceği merak eder; çünkü her insanın ihtiyaçları vardır. İnsan bekârsa “evlenebilecek miyim?” işsizse, “iş bulabilecek miyim?” öğrenciyse, “sınavda iyi bir fakülte kazanabilecek miyim?”

Sanatçı adayı ise, “meşhur olabilecek miyim?” diye düşünmeden edemez. Umutlarını güçlendirecek iyi bir haber duymaya hemen herkes ihtiyaç duyar. Kültürümüzde, böyle dertli ve ihtiyaçlı kişilere bir umut vermek maksadıyla fe’l” yani uğur bildirmek, iyi haber vermek pek sakıncalı görülmemiştir. “Fala inanma falsız da kalma” sözü, aslında buradan gelmektedir. Burada kastedilen fal, eskilerin tefeül dediği, bir işareti iyi sayma ve umut besleme anlamındadır. Mesela bir rüyayı hayra yormak gibi…

Kültürümüzde kehanete, yani geleceği okuduğunu ileri sürerek, bir takım iddialarda bulunmaya hoş bakılmamışken, umut aşılayan bir rüya tabiri, bir rastlantı veya belirtiyi hayra yormak insani bir ihtiyacın karşılanması gibi görülmüştür.

Bir annenin zor bir sınava hazırlanan çocuğuna “rüyamda gördüm, istediğin yeri kazanmışsın.” “İçime doğuyor, bu sene kazanacaksın.” Demesi gibi şeyler, faydalı fe’l çeşitlerindendir. İyi niyetle ve abartısız bir şekilde yapılırsa bu tip niyet çekme, pembe haberlerle umut aşılama gibi fallar, depresyona ve kaygı bozukluklarına iyi gelebilecek bir terapi bile sayılabilir.

{ Add a Comment }

Astroloji ve İnanç İlişkisi Nasıldır

Asrroloji ile İnanç Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır:

Astroloji, bilimle inancın ayrılmadığı çağlarda her ikisiyle de yakından ilgili bir sembol diliydi. Çünkü o zamanlar bilimin amacı, “tanrıların doğadaki mesajlarını çözerek onların ne istediğini anlamak ve uyumlu davranmak”tı. Gökcisimleri ise, doğadaki en saf varlıklardı, burçlarda hareket ettikçe berrak mesajlar taşıyorlardı.

O zamanlar tanrıların istediği gibi hareket etmesi beklenenler toplumun yönetici tabakasıydı. Halk ise, bu konuda onlara yardım etmek üzere seferber olmaya hazırdı. Belki halkın asıl istediği, tanrının gazabından korunmak ve bereketini ummak gibi şeylerdi, ama bunu nasıl sağlayacaklarını söyleme yetkisine sahip tapınak kâhinlerine itaate hazır idiler.

Günümüzde astrolojinin inançla alakası elbette bu şekilde değil. Ancak astroloji doğası gereği inançtan bağımsız da olamayan bir konu… Bir ucu kadere veya evrenin işleyişine diğer ucu insan ruhuna uzanan bir uğraşının inançtan bağımsız olması mümkün müdür?

İnanç konusu özellikle astrolojide ilerledikçe karşımıza daha çok çıkmakta, bu bilginin nasıl yorumlanacağından nasıl değerlendirileceğine kadar çeşitli alanları etkilemektedir. Nitekim günümüzde bir çok astrologun, uzak doğu inançlarını veya ezoterik yaşam felsefelerini kendilerine danışanlara telkin ettiğini görüyoruz. Her ne kadar astrolojiyi inançtan bağımsız olarak, bir bilim gibi değerlendirelim diyenler olsa da bu mümkün olmamaktadır.

Çünkü her şeyden önce hemen herkes şu sorunun cevabını merak etmektedir: “Neden başkalarının haritası, hayatı vs. şöyle de, benim haritam böyle?” Bir arkadaşımız, boyun kireçlenmesi şikâyetiyle reiki terapisi almak için bir uygulayıcıya başvuruyor. Bu sırada vedic astrolojiye başvurması öneriliyor. Astrolog kendisine “geçmiş hayatında boğazın kesilerek veya boynun üzere düşerek ölmüş olabilirsin” diyor. Aslında elbette bunu astroloji bilgisiyle söylemiyor, astrolojik veriyi inancına göre yorumluyor. Bunun gibi birçok örnekten söz edilebilir.

Hatta inançsız birisi için bile astroloji başlı başına bir inanç haline gelebiliyor. Bunu kullanılan dilde görebiliyoruz. Aynı gökyüzündeki tanrıların yer yüzüne hükmetmesi inancına benzer şekilde “…5. evinizi başak kesiyor, bu nedenle çocuklarınızı Merkür yönetiyor…” gibi cümleler kuruluyor.

“Yönetiyor ne demek?” diye bir soru yöneltilse, “bunlar eski tanrılardır. Hala evrende hâkimiyet alanları olduğunu görüyoruz…” diyenler çıkabiliyor. Kısacası astroloji hala üzerinde her konuşanın farklı bir şeyler söyleyebildiği bir alan. Onu bir bilimden çok bir inanç gibi gösteren de bu… Astrolojinin ezoterik anlayışlardaki yerine gelince, bunu idealist felsefeye daha yakın duran mistik anlayışlara göre açıklamak daha doğru olur

{ Add a Comment }

Jung ve Arketip Kavramı

Arketip kavramı, yine Jung’un psikolojiye kazandırdığı bir terim. Ancak bu terimi psikologlardan çok, günümüzde batıda hayli yaygınlaşmış bir ekol olan psikolojik astroloji danışmanları kullanıyor. Jung, 1947’de Hint (vedic) astrologu Prof. Raman’a yazdığı mektupta şöyle diyor:  “Ben bir psikiyatriktim ve insanların karakterlerine bir açıdan ışık tuttuğu için astrolojiye ilgi duyuyorum. Astrolojik bulguların başka türlü ulaşamayacağım bilgilere beni götürdüğüne sıkça rastladım.”

Jung’a Göre Arketip Nedir

Jung’un gökcisimleriyle ilgilenmeye başlamasında mitoloji, ezoterik inançlar gibi çeşitli alanları incelemesinin de etkisi olmuştur. Ancak o asıl itibarıyla psikologdur, gök cisimlerine ve burçlara verilen karakterleri, insan psikolojisinin hayal kalıplarına bağlamış ve onlara arketip demiştir. Ancak ona göre kolektif bilinçdışının arketipleri, hem kişisel hem kolektif, bütün psikolojik hayatın altında yatan ve onu harekete geçiren evrensel düzenleyici prensiplerdir.

Jung şöyle diyor: “Astroloji, psikolojinin ilgilendiği kolektif bilinçdışı gibi sembolik birleşimlerden oluşmaktadır: gezegenler bilinçdışı gücün sembolleri, tanrılarıdır. Mitolojinin tanrıları, her şeyi kalıplayan, modelleyen evrenin yaşayan güçlerini temsil ederler. Platon‘un Formları gibi, bir arketip hem sübjektif hem objektiftir, insan bilincinin doğuştan gelen idealarında ve doğanın temel süreçlerinde görülür; sadece insan deneyimi hakkında değil, gezegen hareketleri hakkında da bilgi verir. Arketipin bu ikili doğası, doğum haritasının tam olarak içsel karakterle bu karakteri yansıtan dışsal olaylar arasında köprü kurmasını sağlamaktadır.” (1976)

Jung’ un arketipleri, birçok bilim adamı için bir muammadır. Onun neden söz ettiğini bile anlayamayanlar çoktur. Bununla birlikte ona bir ‘Yeni Çağ peygamberi gibi iman edenler de çoktur.

Jungian astroloji de denilen psikolojik astroloji, arketipleri insanların temel psikolojik dürtülerini anlayabileceği bir dil olarak görür. Bu görüşlerini Jung’un “Astroloji, geçmiş uygarlıkların psikolojik bilgisinin toplamını temsil eder” (s. 142) gibi sözlerinden alırlar.

Bu görüşe göre, insan bilinçaltının bazı ortak figürleri vardır, mesela anne bir ortak figürdür. Geçmiş milletlerde ana tanrıça, toprak ana olarak görülmüştür, aslında insanın doğumla birlikte ayrıldığı bütünlük halinin bir temsilidir. Yine mitolojilerde görülen savaşçı karakterler ve Mars insanın içindeki eril gücü simgeler. Güzellik tanrıçaları ve Venüs ise dişil gücü temsil eder.

Jung a göre herkes kendi iç dünyasında gizlediği “gölge” kişiliğiyle yüzleşmek ve kendisini bütünleştirmelidir. Böylece komplekslerden kurtulup huzura erecektir.

Günümüzde jungian titrine sahip, psikolojik ekolü izleyen astrologlar kendilerine “doğum haritası danışmanı” diyorlar. Onlar kişinin kendi gölgesini keşfetmesine rehberlik ederek, hayatlarına anlam katabileceklerini öngörüyorlar.

{ Add a Comment }

hemşire seks - gay seks

istanbul escort