Browsing: COĞRAFYA

Türkiye’de Çevre Kirliliğinin Nedenleri – Kaynakları

■ Göçler ve düzensiz şehirleşme,
■ Kişi başına kullanılan enerji, su, kâğıt, kömür vb. artışı,
■ Ormanların tahribi, yangınlar ve erozyon,
■ Aşırı otlatma ve doğal bitki örtüsünün tahribi,
■ Konutlardaki ve işyerlerindeki ısınmadan kaynaklanan (özellikle kalitesiz kömür kullanımı) hava kirliliği,
■ Motorlu araçlar ve deniz araçları,
■ Maden, kireç, taş ve kum ocakları,
■ Gübre ve zirai mücadele ilaçlan,
■ Kanalizasyon sularının arıtılmaksızın alıcı ortamlara verilmesi ve sulamada kullanılması,
■ Katı atıklar ve çöp,
■ Sulak alanların ve göllerin kurutulması,
■ Arazilerin yanlış kullanımı,
■ Televizyon, bilgisayar ve röntgen; tomografi tıbbi cihazların yaygınlaşması ile meydana gelen radyasyon,
■ Endüstriyel ve kentsel kaynaklı gürültü.

{ Add a Comment }

Çevre Kirliliği Çeşitleri ve Nedenleri

1) Su Kirliliği: Evsel ve endüstriyel atıkların, yerüstü ve yeraltı sularına karışması ile ortaya çıkan kirlilik türüdür. Su sürekli bir döngü içindedir. Bu döngü esnasında insan yaşam alanlarından topladığı kirliliği akarsu, göl ve denizlere taşıyan sular, kirliliğin belirli merkezlerde toplanmasına neden olmaktadır. Su kirliğini oluşturan kaynakların başında;

■ Sanayi tesisleri,
■ Konutlar,
■ Kirlilik sonucunda ortaya çıkan mikroorganizmalar gelmektedir.

Ülkemizde su kirliliği denildiğinde akla İzmit Körfezi ve Marmara Denizi gelmektedir. Bu alanda nüfus ve sanayinin yoğunlaşmış olması kirliliğinde aşırı derecede artmasına neden olmuştur.

2) Hava Kirliliği: Atmosferde toz, kül, is, duman, gaz gibi, insana ve doğadaki diğer canlı, cansız varlıklara zarar veren tüm kirleticilerin varlığı olarak tanımlanabilir. Hava kirliliğinin temelinde çok sayıda faktör varsa da en önemlileri grafikten de anlaşılacağı gibi taşıtlar, enerji santralleri, sanayi tesisleri ve ısınma araçlarıdır. Atmosferdeki sera gazı oranının artması son yüz yılda Dünya sıcaklığının 0.8° C ısınmasına neden olmuştur. Bu olaya küresel ısınma diyoruz. Küresel ısınma insanoğlunun doğaya verdiği ölçüsüz zararın bir sonucudur ve bundan yine en çok insanoğlu zarar görmektedir.

Ülkemizde hava kirliliği büyük bir sorun iken doğalgaz kullanımının yaygınlaştırılması ile sorun bir nebze çözümlenmiştir. Ancak halen Doğu ve İç Anadolu Bölgelerinde, çukurda kalan ovalarda kurulmuş şehirler hava kirliliği sorunu yaşamaktadır.

3) Toprak Kirliliği: Günümüzde önemli boyutlara varan toprak kirliliği; tarımsal verimi arttırmak için kullanılan gübreler ve zararlılara karşı kullanılan zirai mücadele ilaçlarının bilinçsizce aşırı tüketilmesinden kaynaklanmaktadır. Endüstri ve madencilik kaynaklı, katı ve sıvı atıklar ile hastane ve araştırma merkezlerinden kaynaklanan radyoaktif maddeler ve asit yağmuru şeklinde toprağa dönen hava kirliliği de toprak kirliliğinin artmasına neden olmaktadır. Ülkemizde toprak kirliliğinin en yoğun olduğu alan, İstanbul ve İzmit’tir. Bu durumun ortaya çıkmasında nüfusun ve sanayinin fazla gelişmiş olması ile bilinçsizlik etkili olmaktadır. Çünkü; kökeni bilenmeyen tehlikeli atıklar yıllarca bu merkezlerin çevresindeki boş arazilere gömülmüş, bunlardan sızan maddeler yer altı sularına karışarak toprağın çok geniş alanlarda kirlenmesine neden olmuştur.

4) Ses Kirliliği: İstenmeyen rahatsızlık verici seslere gürültü adı verilmektedir. Gürültü insan vücuduna hem doğrudan hem de dolaylı olarak zarar vermektedir. Gerek insan ruh yapısını bozması gerekse de çevreyi olumsuz yönde etkilemesi nedeniyle gürültü bir kirlilik olarak kabul edilir. Örneğin kuş barınaklarının bulunduğu doğal alanlarda yaşanan gürültü kısa sürede kuşların bu alanı terk etmesine, yumurtaların çatlamamasına, yavru kuşların ölmesine neden olmaktadır. Ülkemizde özellikle büyük kentlerdeki gürültü

5) Elektro Manyetik Kirlenme: Teknolojinin gelişmesi ile ortaya çıkan elektro manyetik araçlar insan sağlığını olumsuz yönde etkileyen faktörlerdendir. Bilinçsiz kullanımın yanı sıra araçlardan kaynaklı hatalarda bu tip kirliliğe neden olmaktadır.Bu tip kirliliği oluşturan kaynaklar;

■ Cep telefonu ve onların baz istasyonları. Radar,
■ Mikrodalga fırınlar,
■ TV ve radyo verici antenleri,
■ Uydu iletişim istasyonlarıdır.

Dünya’da kanser vakalarındaki hızlı artış elektromanyetik kirliliğin artışının bir sonucu olarak görülmektedir. Elektromanyetik kirlenme etkileri henüz tam olarak kanıtlanmasa da pek çok hastalığa yol açtığı düşünülen bir kirlilik türüdür.

6) Işık Kirliliği: Işık kirliliği, yanlış yerde, yanlış miktarda, yanlış yönde ve yanlış zamanda ışık kullanılmasıdır. Hava kirliliği, su kirliliği gibi zehirleyici olmasa da, gereğinden fazla ve yanlış yerde ışık kullanmak etkisiz aydınlatma demektir; Bunun sonucu olarak ışığı üretmek için harcanan enerjinin önemli bir kısmı da boşa gitmektedir. Ayrıca aşın ışık kullanımı gök parlaması denilen ve gökyüzünün gereğinden fazla aydınlık kalmasına yol açan olaya neden olur. Bu nedenle ışık kullanımında oldukça dikkatli olunmalıdır.

{ Add a Comment }

Doğadan Nasıl Yararlanıyoruz

Barınma: Orman ve tarım alanlarının yerleşime açılarak bozulması
Beslenme: Aşırı tüketimin doğal kaynakların azalmasına neden olması
Giyinme: Aşırı tüketimin doğal kaynakların azalmasına neden olması
Ulaşım: Yol yapım çalışmalarının çevre dokusunu bozması
Sanayi kurma: Sanayi tesislerinin aşırı kirlilik üretmesi
Enerji üretme: Enerji üretiminde hava ve katı atık kirliliği oluşması
Alışveriş yapma: Aşırı tüketimin doğal kaynakların azalmasına neden olması
İletişim kurma: İletişim araçlarının zararlı dalga ve radyasyona neden olması
Aydınlanma: Geceleri ışık kirliliğinin oluşması
Eğlenme: Eğlence mekânlarının ses kirliliğine yol açması

{ Add a Comment }

Çevre Nedir – İnsan ve Çevre Etkileşimi

İnsanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları, fiziki, doğal ve kültürel ortama çevre denir, insanların etkilediği ancak değiştirmediği alanlar doğal çevre (bozulmamış çevre), toplumun gereksinimlerini karşılayabilmek amacıyla doğal kaynakları kullanmaları, teknolojiler geliştirerek ekonomik değerde ürünler meydana getirmeleri ve bu ürünlerin üretimi veya tüketimi sonrasında meydana getirdikleri atıklar ile doğal çevrenin yapısında oluşan değişiklerle meydana gelen çevreye ise Yapay Çevre (bozulmuş çevre) denir.

Çevre ya da coğrafyadaki adıyla doğal ortam diğer bütün canlılarla birlikte“Ekosistem”adını alır. Ekosistem adından da anlaşılacağı gibi büyük bir sistemdir. Bu sistemin hem doğal çevreden kaynaklı unsurları hem de canlıların oluşturduğu parçaları vardır. Ekosistemi oluşturan parçaların birinin ortadan kalkmasıyla doğal ortamda çok büyük değişimler ortaya çıkar. Bu duruma bozulma denir. Örneğin bir yöredeki bütün yırtıcı kuşların öldürülmesi, alanda fare sayısının hızla artmasına, fare sayısının artması diğer bitki ve canlıların fareler tarafından yok edilmesine neden olacağı için ekosistemdeki bozulmalar büyük bir reaksiyona neden olmaktadır.

İnsan ve Çevre Etkileşimi

İnsanoğlu yeryüzünde ortaya çıktığı günden beri doğal çevrenin bir parçası olmakla kalmamış zamanla onu tüketen ve zarar veren bir unsur halini almıştır. İnsan çevreden etkilendiği gibi onu doğrudan değiştiren bir varlıktır, örneğin; insanın iklim koşullarına uygun yaşam tarzı seçmesi doğanın baskın olduğu bir durumken, yeni yerlere ulaşmak için yollar açması insanın baskın olduğu bir durumdur. Ancak modern insan günümüzde etkilenen konumundan sıyrılıp bütünüyle etkileyen konumuna geçmiştir.

{ Add a Comment }

Bölge Sınırlarının Özellikleri – Bölge Sınırları Değişir mi

Bölge sınırları ülke sınırları gibi değildir. Yani bu sınırlar geçildiğinde köklü değişimler yaşanmaz. Bölge sınırları hayali çizgilerdir. Bu hayali çizgiler, bilgileri alansal olarak daha iyi kullanmak amacıyla oluşturulur. Türkiye’de yeni iller kurulabilmektedir. Doğal olarak il sınırları zaman zaman değişebilmektedir.

Bölge sınırları kullanılan kavramdaki bilimsel, teknolojik veya nüfus gibi hızla değişen özelliklere bağlı ise zamanla büyük değişim gösterir. Buna bağlı olarak bölge sınırlarının da zamanla değiştirilmesi gerekir. Bazı veriler çok uzun süreçlerde değişime uğradığından bunlarda değişiklik yapmak söz konusu olmaz, örneğin; jeolojik bölgeler bunun güzel bir örneğidir.

Jeolojik olgular çok yavaş değiştiğinden Türkiye’de dağlara göre yapılacak bir sınıflandırmanın da değişmesi oldukça zor olacaktır. Bölgeler özelliklerini yitirebilecekleri gibi yeni nitelikler de kazanabilirler, örneğin Güneydoğu Anadolu Bölgesi GAP‘tan önce tarımsal üretimin düşük olduğu bölgelerden biriyken, günümüzde üretim oranının oldukça yüksek olduğu bir bölgedir.

Bölgeler kesin kavramlar değildir. Bu nedenle üzerinde tartışmalar bulunabilir. Bölge sınırlarının kesinleşmesi eldeki verilerin bilimsel olarak doğruluğu ile ilgilidir, örneğin; Gümüşhane, Karadeniz Bölgesi sınırları içinde yer almasına rağmen daha çok Doğu Anadolu Bölgesinin özelliklerini taşır. Bu nedenle buradaki sınır tartışmalıdır.

{ Add a Comment }

Bölge Sınırları Nasıl Oluşturulur

Bölge oluşturulmadan önce amacın ne olduğu ve hangi verilere göre bölge sınırlarının belirleneceği iyice hesaplanmalıdır. Buna göre bölge sınırları belirlenmeden önce bölgeyi hangi kriterlerle oluşturacağımızı bilmemiz gerekir. Sonra bu bilgi ve veriler uygun ölçekli bir harita üzerine aktarılır. Coğrafi bakımdan bölge çizmek için;

■ Yer şekilleri
■ İklim
■ Yer yapısı
■ Toprak yapısı
■ Bitki örtüsü
■ Akarsu ve göller
■ Nüfus
■ Yerleşme özellikleri
■ Ulaşım
■ Ekonomik yapı
■ Sosyal özellikler
■ Etnolojik (ırksal) özellikler, bilinmelidir.

Türkiye’nin coğrafi bölgeleri 1941 yılında Birinci Türk Coğrafya Kongresinde belirlenmiştir. Sınırlar belirlenirken yukarıdaki faktörlerin tümü göz önünde bulundurulmuşsa da, bölgelerimizin daha çok iklim, yer şekilleri ve bitki örtüsü bakımından çizildiği dikkat çeker.

{ Add a Comment }

Bölge Kavramı ve Anlamı – Coğrafya

İnsanoğlu diğer canlılardan farklı olarak düşünme, araç yapma ve işleri kolaylaştırma özelliğine sahiptir. Bu yönüyle insanoğlu dünyamızın oluştuğu günden bu güne kadar gördüğü en kompleks canlı türüdür.

İlkel dönemlerde dağınık gruplar ve aileler halinde yaşayan insanoğlu için, mekan kavramı yalnızca görebildikleri alanlarla sınırlı olmuştur. Mağara duvarlarına yalnızca gördükleri hayvanların resimlerini çizmişler, bilmedikleri alanları ise korkunç yaratıkların ve büyücülerin bulunduğu yerler olarak hayal etmişlerdir, insanın araç yapma becerisi arttıkça bilginin kuşaklar arasındaki aktarımı hızlanmış, artan besin tüketimi insan gelişiminin giderek olumlu yönde değişmesini sağlamıştır. Artan bilgi ile insan için mekân kavramı giderek genişlemiştir. Başlarda bir kaç kilometreden oluşan o çağın insanının dünyası, giderek bir kaç yüz kilometreye ulaşmıştır. İlk dünya haritalarının çizimi bu döneme rastlar. Basit çizgi ve sembollerle çizilen dünya oldukça basit bir yapıdadır. Ancak insanın hızla gelişen beyni zamanla dünyanın karmaşık yapılarını anlama uğraşını başarıyla kazanacaktır.

Bölge kavramı ilk kez insanlığın özel mülkiyet kavramını bulmasıyla ortaya çıkmıştır. Aileler veya aşiretler kendi alanlarını belirlemek için sınırlar çizmiş bu sınırlar ilk bölgelerin oluşumunu sağlamıştır. İlkel dönemde matematiğin, geometrinin ve coğrafyanın gelişiminde bu basit sınırların rolü büyüktür. Giderek genişleyen insan yaşam alanı, büyük bir dünya gerçeği ile insanoğlunu karşı karşıya bırakmış, farklı alanlarda yaşayan insanların yaşadığı sahalar ilk bölgeleri oluşturmuştur. Kapsamı genişleyen ve çeşitlenen bölge kavramı modern çağda kapsamlı biçimde sınıflandırılmıştır.

Bugün bölge herhangi bir özelliği ile sınırları çizilebilen tüm alanlara verilen ortak addır, örneğin soğuk kuşak, Marmara Bölgesi, Müslüman ülkeler, vb. Bir bölgeyi belirlerken bir tek faktör etkili olabileceği gibi, yüzlerce faktörde bir arada ele alınabilir.

Bölge kavramı bilginin alansal olarak ifade edilebilmesi için gerekli en temel araçlardan biridir. Bir veya daha fazla bilgi, bölge (alansal sınıflandırma) yardımıyla iki boyutlu olarak gösterilebilir.

Tek Bir özelliğe Bağlı Olarak Belirlenmiş Bölge: Bölge belirlenirken yalnızca bir özelliğe bakılarak sınırlama yapılabilir. Bu tip bölgeler basit ve aranılan özellik bakımından tekdüzedir.Mesela Türkiye’de turunçgil üretiminin yapıldığı alanları gösteren bir haritada bölge sınırları yalnızca turunçgil tarımının yapıldığı alanlara göre belirlenmiştir. Bu bakımdan bu bölge başka hiçbir bilgiyi ifade etmek amacıyla kullanılamaz.

Bir Çok özelliğe Bağlı Olarak Belirlenmiş Bölge: Bu tip bölgeler belirlenirken birden çok faktör esas alınmıştır. Birçok konuda işe yaradıkları gibi pek çok bilginin bir arada değerlendirilmesi bakımından da oldukça elverişlidirler. Mesela Türkiye’nin bölge ve bölümlerinin gösterildiği haritada yer alan sınırlar, onlarca faktör ele alınarak değerlendirilmiştir. Ancak bu sınırlar hayali olup, bilgilerin ifade edilmesini kolaylaştırmak amacıyla hazırlanmıştır.

{ Add a Comment }

Yerleşme Tipleri Nelerdir

A) TOPLU YERLEŞME

  • Genellikle düz arazilerde görülürler.
  • Su kaynaklan sınırlı olduğu için akarsuların geçtiği bölgelerde kurulmuşlardır.
  • Evler birbirine yakın ve toplu haldedir.
  • Köyler genellikle bir meydan ve bunun çevresinde toplanmıştır.
  • Türkiye’de en fazla İç, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da görülürler.

Bilgi Notu1: Toplu yerleşmeler kırsal alanlarda su kaynaklarını yetersiz olduğu yerlerde görülmektedir.

B) DAĞINIK YERLEŞME

  • Genellikle engebeli arazilerde görülürler.
  • Su kaynakları fazla olduğu için birbirinden uzakta kurulmuşlardır.
  • Evler birbirinden uzak ve dağınık haldedir.
  • Köyler çok sayıda küçük mahalleden oluşmuştur.
  • Türkiye’de en fazla Karadeniz ve Doğu Anadolu’da görülürler.

Bilgi Notu2: Yağış miktarının fazla olduğu dağlık arazilerde konutlar birbirinden uzaktır. Bu tip yerleşmeler ülkemizde Doğu Karadeniz yöresinde yaygın olarak görülmektedirler.

C) ÇİZGİSEL YERLEŞME

Bir akarsu veya yol boyunca kurulmuş yerleşmelere çizgisel yerleşme adı verilir. Yol boyu yerleş-meleri, büyük birana yol çevresinde ikiye ayrılmıştır. Yolun kullanımı sırasında ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi için kullanılan mesken, otel, benzinlik, lokanta gibi unsurlar yol kenarına dizilmiştir. Akarsu boyu yerleşmeleri su ihtiyacının fazla olduğu yerlerde veya akarsuların taşımacılıkta kullanıldığı alanlarda görülmektedir.

Bilgi Notu3: Macaristan’ın başkenti Budapeşte tipik bir çizgisel yerleşmedir. Tuna nehri boyunca uzanan bu kent Buda ve Peşte olmak üzere akarsuyun iki yanında iki kentten oluşmaktadır.

D) KIYI BOYU YERLEŞME

Dağların kıyıya paralel olduğu yerlerde veya kentin kıyı boyunca gelişim gösterdiği alanlarda görülen yerleşme tipidir.

Bilgi Notu4: San Francisco ABD’nin Batı kıyısındaki en önemli kentlerden biridir. Bu kent Pasifik Okyanusu boyunca uzanmaktadır.

E) DAİRESEL YERLEŞME

İlk çağlardan beri düzlüklerde kurulmuş olan yerleşmeler, korunaklı olmaları için dairesel şekilde gelişmiştir. Genellikle bunların çevresinde surlar bulunmaktadır. Günümüzde ise bir sanayi merkezinin ya da ticaret alanının çevresinde kurulmuş yerleşimler dairesel şekildedir.

Bilgi Notu: Atça kasabası dairesel şekilli yerleşmelere tipik bir örnektir.

{ Add a Comment }

Yerleşme Şekilleri Nelerdir – Yerleşme Kaça Ayrılır

A) KIRSAL YERLEŞMELER: İnsanların genellikle tarım ve hayvancılıkla uğraştığı, kişi sayısının az, meslek çeşitliliğinin sınırlı olduğu yerleşmelere kırsal yerleşme adı verilir.

Köy Altı Yerleşmeler: İdari yapılanmaya göre, en küçük idari merkez köydür. Ülkemizde yaklaşık 40.000 köy vardır. Ancak coğrafi açıdan köyden daha küçük yerleşmeler bulunmaktadır. Çeşitli doğal ve beşeri etkenler sonucunda az sayıda meskenin bir araya gelmesiyle oluşan, köyden küçük yerleşmelere köy altı yerleşme adı verilir. Genellikle ülkemizde engebenin ve yağışın fazla, tarım alanlarının sınırlı olduğu yerlerde köy altı yerleşmeleri görülür.

Bilgi Notu: Yayla yerleşmeleri oldukça yaygın bir köy altı yerleşme türüdür.

Köy Yerleşmeleri: Köy kanununa göre nüfus 2000’den az olan, insanların genellikle tarım ve hayvancılıkla uğraştığı yerleşmelere köy adı verilir.

B) KENTSEL YERLEŞMELER: Geçmişten günümüze ekonomik faaliyetlerin ve meslek gruplarının çeşitlilik gösterdiği, çok sayıda insanın bir arada yaşadığı merkezlere kent adı verilir. Köyler tek fonksiyonun ön planda olduğu birimlerken, kasabalar fonksiyonların çeşitlendiği, kentler ise çok fonksiyonlu yerleşim birimleridir.

Bilgi Notu: Kentler çok sayıda insanın bir arada yaşadığı, ekonomik faaliyetlerin gelişmiş olduğu merkezlerdir.

Kentlerin en önemli özelikleri nüfuslarının kalabalık yerleşim alanlarının geniş olmasıdır. Bunun dışında kentlerde farklı iş kollarının da ortaya çıktığı görülür, özelikle ticaret ve sanayinin belirli merkezlerde toplanması kent olgusunun ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Kentler farklı özelliklerine göre sınıflandırılırlar. En temelde nüfus oranı kentlerin sınıflandırılmasında büyük önem taşır. Nüfusu 10.000-25.000 arasındaki kentler küçük kent olarak nitelendirilirken, 500.000’den büyük kentler metropolitan kent olarak nitelendirilmektedir.

A.Tarım Kentleri: Tarihsel süreçte ortaya çıkan ilk kent türüdür. Genellikle ekonomik etkinlikler tarımsal ürünlerin alım, satım ve işletimi üzerine kurulmuştur.

B.Ticaret Kentleri: Ticari etkinliklerin yoğunlaştığı, çoğunlukla çevresindeki alanlardan gelenlerin bir pazar yeri olarak değerlendirdiği kentlerdir. örneğin İtalya’da Milano, İngiltere’de Londra, Fransa’da Paris bu tip kentlere örnek olarak verilebilir.

C.Maden Kentleri: Bir yeraltı kaynağının bulunması ve bu yeraltı kaynağının işletilmesi sürecinde gelişen, ticaret ve sanayinin yoğunlaştığı merkezlerdir. Dünya’da Kerkük-Musul (Irak), Johannesburg (Güney Afrika Cum.), Donetsk (Ukrayna) örnek olarak gösterilebilir.

D.Sanayi Kentleri: Çok sayıda sanayi türünün bir arada geliştiği, diğer ekonomik faaliyetlerin sanayiye bağlı olduğu merkezlerdir. Bu kentler sanayi devriminden sonra ortaya çıkmıştır, ilk büyük sanayi kenti Londra‘dır. Ayrıca New York, Paris, Essen, Tokyo, St. Petersburg bu tip kentlere örnek olarak verilebilir.

E.Liman Kentleri: Deniz taşımacılığının başladığı dönemlerde genellikle doğal limanlar birer gelişim merkezi olmuştur. Bu dönemde Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerde ilk liman kentleri ortaya çıkmıştır. Ancak sanayi devrimi ile birlikte deniz taşımacılığının binlerce tonluk yüklerle gerçekleştirilmeye başlanması yeni yapay limanların oluşması ve buralarda yeni kentlerin doğmasını sağlamıştır. İzmir, Marsilya, Venedik ve Avrupa’nın en büyük limanı olan Rotterdam bu tip kentlere örnektir.

F.İdari Kentler: Her ülkenin bir başkenti vardır. Başkentler ülkedeki yönetim ve belediyecilik hizmetlerinin merkezi olduğundan gelişme göstermiştir. Atina, Ankara, Bonn gibi kentler başkent vasfı kazandıktan sonra büyük gelişme göstermiştir.

G.Turizm Kentleri: Turizm kentleri doğal ve tarihsel önemlerinden dolayı her yıl milyonlarca insanı ağırlayan merkezlerdir. Buralarda turizmin yanı sıra ticaret, ulaşım, gıda ve imalat sektörleri de gelişmiştir. Venedik, Monako, Dubai bu tip kentlere örnektir.

Bilgi Notu: Brezilya’nın Rio De Jeneiro kenti büyük bir turizm kentidir. Her yıl milyonlarca insan burada yapılan karnavalı izlemek için kente akın etmektedir.

H.Teknokentler: Teknolojik gelişmeleri idare etmek ve arge çalışmalarını tek merkezden organize etmek amacıyla kurulmuş olan kentlerdir. ABD’de ilk kez silikon vadisi kurulmuş, bunun üzerine Rusya, Almanya ve Japonya gibi ülkelerde de benzerleri ortaya çıkmıştır. Almanya’da eski bir sanayi kenti olan Dresden günümüzde bir mikro elektronik merkezidir.

{ Add a Comment }

9. Sınıf Coğrafya – İlk Yerleşmeler ve Değişim

DÜNYA’DA İLK MEDENİYETLER VE YERLEŞİM ALANLARI: Dünya’da ilk büyük kent yerleşmeleri önemli akarsuların çevresinde sulama ve iklim koşullarının gelişmiş olduğu alanlarda ortaya çıkmıştır, özellikle Mısır ve Mezopotamya bunun en güzel örnekleridir.

Mısır Uygarlığı: Nil Nehri
Mezopotamya Uygarlığı: Dicle ve Fırat Irmakları
Hint Uygarlığı: Ganj ve indus Nehirleri
Çin Uygarlığı: Gökırmak (Yangze) ve Sarı ırmak çevresinde gelişmiştir.

Ayrıca ilk yerleşmeler orta kuşağın sıcak kesimlerinde kurulmuştur. Bütün uygarlıkların yerleşme kültürü farklı özellikler taşısa da birbirlerinden, çeşitli şekillerde etkilenmişlerdir.

YERLEŞMELERİN TARİHSEL SÜREÇTE DEĞİŞİMİ: İnsanoğlunun Dünya üzerindeki serüveni yaklaşık 2 milyon yıldır devam etmektedir. Bu uzun dönemde insanoğlunun yerleşim yerleri, teknolojik ve kültürel değişimine paralel biçimde evrim geçirmiştir. Mağara ve ağaç kovuklarından başlayan yerleşme süreci günümüzde gökdelenlere ve akıllı konutlara kadar uzanmıştır.

– Paleolitik Dönemde (Kaba taş çağı) insanoğlu mağara ve kaya sığınaklarında yaşamını kalabalık aile grupları şeklinde sürdürmüştür. Bu dönemde insanlar avcı ve toplayıcı yaşam sürdürmüştür. Ayrıca dönem sonlarında ateş kontrol altına alınmış ve mağara duvarlarına resimler yapılmıştır. Böylece ilk sanat etkinlikleri ortaya çıkmıştır. Ülkemizde bu döneme ait 212 yerleşim yeri bulunmaktadır. Ancak bunlardan en önemlileri İstanbul yakınlarındaki Yarımburgaz Mağarası ile Antalya’daki Karain Mağarasıdır.

– Neolitik (Cilalı taş çağı) dönemde ise insanoğlu mağaralardan çıkarak sulak alanların çevresinde ilk yapay meskenleri kurmaya başlamıştır. Bu dönemin en önemli özelliği buzul çağının sona ermesi ile insanoğlunun büyük topluluklar halinde Dünya üzerinde yayılmasıdır. Ülkemizde bu dönemde ilk köyler kurulmuştur, öyle ki Dünya’nın bilinen ilk köy yerleşmesi olan Çatalhöyük, Konya ilimizde yer almaktadır. Konya Ovasında yer alan Çatalhöyük insanlık tarihi açısından oldukça önemli bir yerleşmedir. Eski Konya Gölünün kenarına kurulmuş bu köyde ilk kerpiç evlere rastlanmıştır.

– Kalkolitik (Maden çağı) dönemde bazı merkezi köyler giderek ticaret merkezi halini almış bu sayede ilk kentler ortaya çıkmıştır. İnsanoğlunun teknik gelişimine bağlı olarak büyük konutlar, yüksek surlar, görkemli tapınaklar inşa edilmeye başlanmıştır, özellikle Mezopotamya, Anadolu, Mısır ve Çin’de bu dönemde büyük kentler ortaya çıkmıştır. Ülkemizde günümüzde, de varlığını sürdüren pek çok kent bu dönemde inşa edilmiştir. Ancak pek çok yerleşme yaşanan savaşlar, istilalar ve çeşitli karışıklıklar nedeniyle ortadan kalkmış, eski kentlerin üzerine yenileri eklenmiştir. Bu şekilde yapay olarak ortaya çıkan tepelere höyük adı verilir.

Bilgi Notu: Ülkemizde binlerce höyük bulunmaktadır. Çorum’da yer alan Alacahöyük Dünya’nın en eski kentlerinden biridir. Erken Hitit döneminde kurulan bu kent binlerce insanın yaşadığı bir merkezdir.

İlk ve Orta çağda insanoğlu daha büyük kentler oluşturmuştur. Bu kentler büyük nüfuslara ulaşmış hatta pek çoğu bir fonksiyon özelliğine sahip olmuştur, örneğin liman kentleri, ticaret kentleri, maden kentleri bu dönemde oluşmaya başlamıştır.

– Sanayi devrimi ile birlikte yerleşmeler bambaşka özellikler kazanmıştır. Geçmişte kırsal bölgelerde yoğunlaşan nüfus zamanla buraları terk ederek sanayinin gelişmiş olduğu merkezlerde toplanmıştır. Bu sayede kentlerin nüfusu milyonlarca kişiye ulaşmıştır. Bu ani büyüme kentlerde pek çok sorunun ortaya çıkmasına yol açmıştır, önceleri Batı Avrupa’da büyük kentler ortaya çıkmış, daha sonra Dünya’nın diğer ülkelerinde de nüfusu bir milyonu geçen kentler oluşmuştur. Günümüzde artık bazı kentler yüzlerce kilometre genişliğinde ve milyonlarca insanın yaşadığı dev metropoller halini almıştır. New York, Tokyo, Meksiko City ve İstanbul bu tip yerleşmelere örnek olarak gösterilebilir.

Bilgi Notu: Görkemli gökdelenleri ve 20 milyonu aşan nüfusuyla Tokyo Dünyanın en büyük kentlerinden biridir.

{ 1 Comment }

hemşire seks - gay seks

istanbul escort