Browsing: DİN VE AHLAK

Kıyamet Nedir – İslamiyet’e Göre Kıyamet

Kıyamet Ne Demek:

kıyamet, sözlükteki anlamıyla kalkmak, dikilmek, ayaklanmak, dirilmek anlamına gelir. Bu tabir canlı ve cansız bütün yaratıklar için bir imha ve yeniden dirilme gibi iki safhalı bir olay bildirmektedir. Yani canlı cansız bütün canlıların yok oldukları güne kıyamet dendiği gibi, bütün ölülerin tekrar dirildikleri güne de kıyamet denir.

İslam dininin anlattığı kıyametse, evrenin düzeninin bozulması, her şeyin altüst edüerek yok olması, yok olan ve ölen şeylerin yeniden yaratılıp diriltilerek ayağa kalkması ve mahşere (Yüce Allah’a hesap verilecek olan yer) doğru yönelmesi demektir. Bu durumda kıyamet, genel bir ölümden sonra genel bir dirilişi kapsamaktadır.

kıyametin kopması bütün evrenin düzenini yok edecektir. Bütün canlılar ölecek ve Yüce Allah’ın emriyle yeniden dirileceklerdir. Yani kıyamet, geçici dünya hayatının yok olup, sonsuz ahiret hayatının başlaması olayıdır. Elbette bu da bütün insanların ölmesiyle gerçekleşecek.

Bu genel ölüm yalnızca insanlara mahsus değildir. Geçici olan dünya hayatında, insan gibi “her şey” ölümlüdür. Yüce Allahbize, tüm evrenin içindeki canlılarla birlikte yok olacağı bir günün varlığım, yani “kıyamet gününü” bildirmiştir.

kıyamet günü, imtihanın son bulduğu nihai gündür. O günün gelişini yeryüzündeki her insan pek çok belirtiyle anlayacak ve evrenin ölümüyle sonuçlanacak olaylar gerçekten de tüyler ürpertici olacaktır. Ve en nihayet dünyadaki tüm insanlar, kıyametin gerçekleştiği gün kendilerini bekleyen “yeniden dirilişi” kavrayacaktır.

Böyle bir günle karşılaşmayı ummayanlar karşılarındaki bu apaçık gerçeği reddedemeyecekler ve Allah’ın emrine “isteseler de istemeseler de” boyun eğeceklerdir. Allah, tüm evren için büyük bir son hazırlamıştır, insanların çoğu her ne kadar inkâr etmeye çalışsalar da, kıyamet saati belirlenmiş bir vakitte kendilerini beklemektedir. Ne bir saniye geri, ne de bir saniye ileri alınamaz kıyametin kopuş saati.

Yüce Allahsonsuz merhameti ile bütün insanlığa islamiyeti göndermiş ve ilahi programını tüm insanlığa ilan edip duyurmuştur. o güne hazırlıklı olmamız konusunda bizi defalarca uyarmıştır.

Yüce Allah, büyük bir düzen içinde yarattığı zamanda bütün düzeniyle hayatı, bilemediğimiz bir birlikte sona erdirecektir. O zaman, kıyamet zamanıdır. Yüce Allah’a inanan ve emirlerine uyan Müslümanlar için o dehşetli günde bir korku ya da zorluk olmayacaktır. Çünkü Yüce Allah, o gün inanan kullarına bir zorluk ya da korku olmayacağım vaat ediyor.

Elbette Yüce Allahvaadinden asla dönmez. Yüce Allahkıyameti Kur’an’ı Kerim‘de şöyle haber vermektedir:”kıyamet gününe yemin ederim, kendini kınayan nefse de yemin ederim ki (elbette siz dirileceksiniz.) İnsan kıyamette kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı sanıyor. Elbette biz, parmak uçlarım bile iade etmeye kadiriz. Fakat insan önündekini (o kıyameti), yalanlamak ister. kıyamet günü de ne zamanmış diye sorar. Göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay birleşip karardığı zaman. İşte o gün insan kaçacak yer neresi diyecek. Yok, o gün kaçıla- mayacak, asla sığınacak yer olmayacak. O gün herkesin karargahı (toplanma yeri) ancak Rabbinin huzurudur.”(kıyamet Suresi 1-12),

kıyametten şüphe eden ya da buna inanmayan insanlar o gün korkunç bir azapla karşılaşacaklar. kıyamet günü, inkârcılar için oldukça zorlu ve ürkütücü bir gün olacaktır. Bu nedenle inanmayarak olacakları beklemek yerine, varlığından şüphe duymadan kıyamet ; gününe iman etmeliyiz.Bu davranış, inşam kendisi için çok daha olumlu ve kazançlı bir sonuca götürecektir. Dünya hayatı, kıyamete ve kıyametten sonra başlayalayacak ebedi hayata hazırlıktan ibaret kısa bir hayattır. Çünkü dünyada harcadığı çabaların “boş bir çaba” olduğunu kıyamet saatiyle anlayan bir insanın pişmanlığı tarifi oldukça zor ve çok şiddetli bir pişmanlıktır.

Yüce Allahbu durumu Kur’an’ı Kerim‘de şöyle haber veriyor: “Ancak o, ‘her şeyi batırıp gömen büyük felaket’ (kıyamet) geldiği zaman. O gün insan, neye çaba harcadığım düşünüp anlar.” (Nazi’at Suresi 34-35).

kıyamet koptuğu zaman, artık cardı yaşamından söz edilemez. En büyüğünden en küçüğüne bütün hayatlar son bulur. Dünya ve içinde bulunduğu evren de yok olur. Yüce Allah, insanlar için kurduğu bu sonsuz evren düzenini, insanlar yok olunca toptan yok edecektir. Çünkü kıyamet kopunca imtihan bitmiş, şıra sonuçların açıklanmasına gelmiştir. Bu mesele de dünyada olacak iş değildir.

Daha önceki “Bana Kur’an’ı Kerim‘i Öğret” kitabında Kur’an’ı Kerim‘in ne güzel bir edebiyat mucizesi olduğunu görmüştük. Şimdi Yüce Allah’ın eşsiz kitabı Kur’an’ı Kerim‘de, hayatı ve ölümü, kıyameti ve tekrar dirilmeyi nasıl sistemli ve ahenk içinde anlattığını görelim. Yüce Allahevrenin ve insanın serüvenini balon ne güzel anlatmış.

“Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü (gençlik) çağınıza ulaşmanız için (sizi) büyütürüz. İçinizden kimi vefat eder; yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz (ihtiyarlık) çağına kadar götürülür. Ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hâle gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir hâlde görürsün; fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çift-ten) iç açıcı bitkiler verir. İşte bunlar gösteriyor ki, Allah şüphesiz haktır. Şüphesiz ölüleri o diriltir ve o her şeye kadirdir. kıyamet ise şüphesiz gelecek ve muhakkak ki Allah bütün kabirlerde olan kimseleri tekrar diriltecektir.” (Hac Suresi 5-6-7)

Sonuç olarak kıyamet, Yüce Allah’ın uygun gördüğü bir zamanda evrenin ve evrendeki bütün varlıkların tümden yok olması ve ahiret hayatı için insanların yeniden diriltilmesi olayıdır.

escort ataköy

{ Add a Comment }

Namazı Bozan Şeyler – Durumlar Nelerdir – Maddeler Halinde

Namaz Hangi Durumlarda Bozulur – Namaz Hangi Hallerde Bozulur – Namazı Nasıl Bozarız :

Başlanmış olan namazı bozan şeyler kısaca şunlardır:

1) Gusül veya abdest almayı gerektiren bir durumun olması.

2) Namaz için necasetten tahareti gerektiren bir durumun olması. Yani, namaz kılan kimsenin elbisesine, bedenine veya namaz kıldığı mekana bir necasetin bulaşması.

3) Namazın farzlarından herhangi birisinin yapılmaması. Meselâ; iftitah tekbiri almamak, kıraat farzını yerine getirmemek, rükû veya sucûd yapmamak, ya da namazın sonunda teşehhüd miktarı oturmamak; başlanmış olan namazı bozan hallerdendir.

4) Her ne şekilde olursa olsun (bilerek, bilmeyerek, yanılarak, unutarak, uyuklayarak v.s.) namaz kılarken, namazla alakası olmayan dünya sözü konuşmak, birisine selâm vermek, ya da verilen selâmı almak.

5) Bilerek veya bilmeyerek, namazda bir şey yemek, içmek, sakız çiğnemek, ağza şeker alıp eridikçe onu yutmak.

6) Namazda kişinin kendi işiteceği derecede gülmesi. Dünyalık bir sebepten dolayı ağlamak da namazı bozar. Fakat Allah korkusundan dolayı veya cennet ve cehennemi hatırlama sonucu ağlamak, namazı bozmaz.

7) Namaz kılan kişinin, bilerek göğsünü kıbleden çevirmesi. Sadece yüzü kıbleden çevirip namaz kılmak ise, mekruhtur.

8) Gerekli bir sebep olmaksızın namazda yürümek.

9) Özürsüz olarak imamın hizasından öne geçmek.

10) Namazda “Amel-i Kesîr – Çok hareket” yapmak.

11) Herhangi bir rahatsızlıktan dolayı ağızdan harfler çıkararak inlemek ve özürsüz olarak öksürmek.

12) Namazın bir rüknünü kılacak kadar bir süre avret yerinin açık olması.

13) Mânâyı bozacak derecede âyetleri yanlış okumak. Bunun için namazda okunan yerlerin doğru okunmasına dikkat edilmelidir. Meselâ; Fâtiha sûresi okunurken, “Yevmi’d-Dîn” kelimesini, fazla bastırarak “Yevmi’t-Tîn” şeklinde okumamak gibi. Zira birincisi; Kıyâmet Günü, İkincisi ise; İncir Günü anlamındadır. İşte bu şekilde, okunan Kur’ân âyetlerinin mânâsını bozacak kadar harfleri yanlış okumak, namazı bozar. Bu sebeple, Kur’ân-ı Kerîm’in bütün harfleri, aynı şekilde özel yerlerinden (mahreçlerinden) çıkarılarak okunmalıdır.

14) Tekbir getirilirken “Allahu Ekber” sözünün ilk harfini çekerek okumak. “Âllahu Ekber” demek gibi. Burada “Allah, en büyüktür” anlamı yerine, “Allah mı daha büyüktür?” anlamı ortaya çıkacağı için bu şekilde bir okuyuş, namazı bozar.

15) Su bulunmadığı için teyemmüm eden bir kimsenin, namaz kılarken suyu görmesi ve suyu kullanma imkânına kavuşması ya da mest üzerine mesheden bir kimsenin mesh süresinin sona ermesi veya namazda iken mestin, ayağından çıkması, namazı bozar.

16) Namazda “Ka’de-i Ahîra-Son Oturuş” farzı yerine getirilmeden, kalkılıp namaza bir rek’at daha eklemek, namazı bozar. Fakat Ka’de-i Ahîre’den sonra yanılarak kalkıp bir rek’at daha kılmak, namazı bozmaz. Ancak bu durumda ek rek’ata da bir rek’at daha ekleyip selâm verilmelidir. Böylece son iki rek’at, nafile kabul edilir. Çünkü son ka’de ile zâten namaz bitmiş sayılır.

17) Sorulan bir soruya namazda iken cevap vermek. Bu cevap, âyet ile de olsa namazı bozar.

18) Namaz sırasında bayılmak, cinnet getirmek.

19) Aynı cemaatte bulunan bir kadının yanında veya arkasında olmak. Bu, erkeğin namazını bozar.

20) Farz olan kıraati, Kur’ân-ı Kerim’e bakıp okumak. Sabah namazı kılınırken güneşin doğması, Cuma namazı kılınırken ikindi vaktinin girmesi, Bayram namazı kılınırken zevâl vaktinin olması da, başlanmış olan bu namazları bozan hallerdendir.

{ Add a Comment }

Namazın Sünnetleri Nelerdir – Maddeler Halinde

Namazın içindeki sünnetleri kısaca üç ana bölümde toplamak mümkündür. Bunlar da;

a) Kıyam halindeki sünnetler,
b) Rükû ve secdeler ile ilgili sünnetler,
c) Ka’de (oturuş) hali ile İlgili sünnetler

A) Kıyam Halindeki Sünnetler:

Kıyam halindeki sünnetler, namaz kılarken yapılan iftitah tekbiri, kıyam ve kıraat ile ilgili sünnetlerdir.

1) İftitah tekbiri getirilirken;

a) Erkeklerin, ellerini kulak seviyesine kadar yükseltmeleri,
b) Kadınların, ellerini göğüs seviyesine kadar kaldırarak tekbir getirmeleri,

2) İftitah tekbiri için kaldırılan ellerin parmaklarını normal bir açıklıkta bulundurmak.
3) Tekbir alınırken, el ve parmak içlerini kıbleye döndürmek,
4) İmam olan kişinin tekbiri, cemaatin duyacağı bir sesle getirmesi.
5) İmama uyan kişinin, iftitah tekbirini imamdan hemen sonra getirmesi.
6) İftitah tekbirinden hemen sonra ellerin bağlanması da sünnettir. Namazda el bağlamak;

a) Erkekler için; sağ el, sol elin üzerine gelecek şekilde, sağ elin küçük ve baş parmaklan ile sol el bileğini kavrayacak ve sağ elin diğer üç parmağı sol elin üzerinde rahat olacak biçimde tutup göbek altında bağlanmasıdır.
b) Kadınlar için ise; sağ eli sol elin üzerine rahatça koyup, göğüsleri üzerinde tutmalarıdır.

7) Namazların başında Fatiha’dan önce gizli olarak “Subhaneke” duasını okumak sünnettir.
8) İlk rek’attaki Subhaneke duasından sonra, sessizce “Eûzu-Besmele” çekmek, diğer rek’atlarda ise yalmz Besmele çekmek, Fâtiha’nın sonunda da gizlice “Âmîn – Duâmızı kabul buyur” demek.
9) Mukîm olanlar için; zamm-ı sûre’yi sabah ve öğle namazlannda uzun, ikindi ve yatsı namazlarında orta, akşam namazında ise kısa okumak.
10) Namaz rek’atlannda kıraati, Kur’ân-ı Kerîm’in sûre ve âyet dizilişine uygun bir sıra ile okumak. Meselâ; ikinci rek’atta okunacak âyet veya sûrenin birinci rek’atta okunan âyet ve sûreden sonra olması sünnettir. Ancak, her rek’atta ayn bir küçük sûre okunacak olursa; bu durumda ya her iki sûrenin arka arkaya gelen sûrelerden olmasına veya arada birden fazla sûrenin bulunmasına özen gösterilmelidir.
11) Kıyam’da dururken, bir özür olmadıkça ayak aralarını dört parmak kadar açık bulundurmak.
12) Kıyam’da iken secde yerine bakmak. Bu, namazın âdâbında da zikredilmektedir.
13) Uç ve dört rek’atlı namazlarda ilk iki rek’attan sonraki rek’atlarda Fâtiha’yı okumak.

B) Rukû ve Secdeler ile İlgili Sünnetler:

Bu sünnetler, rukûa ve secdelere varırken, ya da kalkarken yapılması sevap olan sünnetlerdir:

1) Rukûa eğilirken “Allahu Ekber” demek.
2) Rukû’da üç defa “Subhâne Rabbiy e’ 1-Azîm” demek.
3) Rükû halinde iken el içleri ile diz kapaklarını tutmak ve parmaklan açık bırakmak. Kadınlar ise, ellerini dizlerinin üzerine sadece koyarlar ve parmaklarını açmazlar.
4) Rukû’da dizleri ve dirsekleri bükmemek. Kadınlar ise, dizlerini hafifçe bükerler.
5) Rükû halinde iken ayakların üzerine bakmak. Bu namazın âdâbı arasında da zikredilmektedir.
6) Rukû’dan kalkılırken “Semia’l-Lâhu limen Hamideh” demek.
7) Rukûdan kalkıldıktan sonra, ayakta iken; “Rabbenâ leke’l-Hamd” demek.
8) Secdeye inerken ve secdeden kalkarken “Allahu Ekber” dernek.
9) Secdeye inerken, bir özür olmadıkça önce dizleri, sonra elleri, sonra da alnı yere koymak.
10) Secde’de üç defa “Subhâne Rabbiye’l-A’lâ” demek.
11) Secdelerde dirsekleri yere, kamı da uyluklara yapıştırmamak. Kadınlar ise; kollarını içe doğru çekip yere, karınlarını da uyluklarına yapıştırırlar.
12) Secde halinde el içlerini yere yapıştırmak ve parmak aralarım da normal kapalı tutmak.
13) Secde halinde iken başı, fazla ileri ve fazla geri olmayacak şekilde ellerin arasında bulundurmak.
14) Secdeden kalkarken önce alm, sonra elleri, soma da (şayet diğer rek’atı kılmak için ayağa kalkılacak ise) dizleri kaldırmak. İki secde arasında normal oturup duraklamak ve en azından Subhanellah diyecek kadar kalmak. Yani, ta’dîl-i erkân’a uymak. Buna vacip, hatta farz diyenler de vardır.

C) Ka’de (oturuş) Hali ile İlgili Sünnetler:

Ka’de hali ile ilgili sünnetler de, gerek “Ka’de-i Ûlâ-Birinci Oturuş” ve gerekse “Ka’de-i Ahîra-Son Oturuş” esnasında yapılması sünnet olan fiillerdir.

1) Ka’deye geçerken, sol ayağı yere yayıp üzerine oturmak ve sağ ayağın parmak uçlan kıbleye gelecek biçimde sağ ayağı dikmek. Kadınlar ise, her iki ayaklannı sağ tarafa yatınp üzerlerinde otururlar. Onlar için de sünnet, bu şekildir.
2) “Ettehiyyâtu” duasını sessiz okumak.
3) Ka’dede elleri dizlerin üzerine koyup parmaklannı sıkmadan ve fazla açmadan normal şekilde bırakmak.
4) Ka’dede otururken etrafa bakmayıp, kucağa bakmak. Bu, namazın âdâbı arasında da zikredilmektedir.
5) Tahiyyât’m teşehhüdünden sonra “Allahümme Sallî” ve “Allahümme Bârik” duâlannı okumak.
6) Tahiyyât’ta Teşehhüd okunurken; “lâ ilahe” sözüne ulaşıldığı zaman, şehadet parmağını yukan kaldırmak ve “illellâh” sözü okunurken parmağı indirmek. Çünkü bu ifade ile Allah’tan başka hiçbir İlâh olmadığı belirtilirken, tek parmak işareti ile de hareketle aynı inanç belirtilmektedir.
7) Salavât’tan sonra Kur’ân-ı Kerim’den veya hadîs-i şeriflerden alınmış bir duayı okumak.
8) Ondan sonra “Esselâmu Aleykum ve Rahmetullah” deyip, başı önce sağa, sonra sola çevirmek.
9) İmam selâm verirken, sağ tarafa verilen selâm sesini yüksek tutup, sol tarafa verilen selâm sesini de biraz alçaltmak.
10) Selâm verirken, selâm verilen tarafın omuzuna bakmak.
11) İmama sonradan yetişip, selâmdan sonra namaza devam edecek kimselerin, imamın ikinci selâmını bekleyip ondan sonra kalkmaları da sünnettir.

{ Add a Comment }

Namaz Kılanın Önünden Geçmek ve İlgili Hadisler

Namaz Kılanın Önünden Niye Geçilmez – Namaz Kılanın Önünden Geçmenin Hükmü:

Namaz kılan kimsenin önünden geçmek haramdır. Bunun için, özellikle açık havada ve benzeri yerlerde namaz kılan kimse, önünden geçilmemesi için sütre kullanmalıdır. Çünkü namaz kılanın önünden geçmek nasıl günah ise, insanların gelip geçeceği yerde sütre kullanmadan namaz kılıp onların bu günahı işlemelerine sebep olmak da günahtır. Fakat kimsenin gelip geçmemesi halinde sütresiz namaz kılmak günah değildir.

Cemaatle kılınan namazlarda yalnız imamın önünde sütrenin bulunması yeterlidir. Bütün cemaatin önüne sütre koymaya gerek yoktur. Cemaatle kılınan namazlarda öndeki safta bulunan boşluğu doldurmak gibi zorunlu bir sebepten dolayı namaz kılanın önünden geçmekte bir sakınca yoktur. Tıpkı bunun gibi, Kâ’be ziyaretinde Hz. İbrahim’in Makamı adı verilen yerin ön veya arka tarafında Kâ’beyi tavaf eden kimsenin, namaz kılanın önünden geçmesinde de bir sakınca yoktur.

Açık havada veya büyük bir camide namaz kılanın önünden geçmenin haram olduğu bölge, namaz kılanın ayaklan ile secde için alnını koyacağı yer arasıdır. Fakat küçük bir camide namaz kılanın, kıble duvarına kadarki önünden geçmek günahtır.

Buna rağmen namaz kılan kimse, önünden geçecek birini fark ettiği zaman “Sübhânellah” diyerek veya namazı bozacak fazla bir hareket yapmamak şartım ile eli, başı ya da gözü ile hafifçe işaret ederek onu önleyebilir.

Namaz Kılanın Önünden Geçmek Hakkında Hadis:

Ebû Cüheym Abdullah İbni Hâris İbni Sımme el-Ensârî radıyallahu anh’ rivayet edilmiştir ki: İslam Peygamberi şöyle buyurdu:

“Namaz kılmakta olanın önünden geçen kimse ne kadar günah işlediğini bilmiş olsaydı, kırk şu kadar zaman yerinde durması onun için daha hayırlı olurdu.” 

{ Add a Comment }

Namazın Âdabı Nelerdir – Namaz İçin Uygun Davranışlar

Namaz Kılarken Nelere Dikkat Etmeli:

Namazın sünnetlerinde bilmeyerek yapılan bir eksikliği sevap yönünden tamamlayan bazı davranışlar vardır ki; bunlara namazın âdâbı, yani namazda yapılması daha uygun olan davranışlar denir. Bunlar da kısaca şunlardır:

1) Namaz kılarken, dikkati namaza toplamaya çalışıp, namaz dışı şeyler düşünmemeye gayret etmek.

2) Kıyam’da iken secde yerine, rukûda iken ayakların üzerine, otururken kucağa, selâm verirken de omuzlara bakmak. Bazı görüşlere göre bunlar sünnettir.

3) Namazda esnerken ağzı kapalı tutmaya çalışmak.

4) Mümkün olduğu kadar öksürüğü tutmaya veya önlemeye çalışmak. Zaruret olmadan öksürmek ise, namazı bozan fiillerdendir.

5) Ceket, palto ve benzeri bir dış elbiseyi giymeden, omuzlara atmış olmamak. Yani, onu giymek; adaptandır.

6) Kendi başına namaz kılanların rükû ve sucût’taki teşbihleri üçten fazla yapmaları.

7) Müezzin’in, “Hayya Ale’l-Felâh” sözü işitilince; namaz için ayağa kalkmak.

8) Müezzin tarafından “Kad Kâmeti’s-Salâh” sözü söylendiği zaman da, imamın tekbir ile namaza başlaması uygun kabul edilmiştir. Bu, mendûpturi ).

9) İkamet alınırken camiye giren kişinin, oturması ve cemâat ile birlikte ayağa kalkması d’a menduptur. Bu durumda camiye giren kişinin, ikamet bitinceye kadar ayakta beklemesi uygun değildir.

Bu sayılan davranışların tamamı, namaza gösterilen saygının derecesini gösterir. Her ne kadar bunları terk etmek, yani bunları yapmamak, günah değil ise de, bunları yapmak; faziletlidir, sevaplıdır.

Genellikle şimdiye kadar sayılan davranışlar, namazın içinde olan âdâp veya sünnetlerdir. Namaz ile ilgili olduğu halde, namazın dışında olan bir takım âdâp ve sünnetler de vardır. Namazın daha mükemmel olması için bunlara da dikkat etmek, daha uygun olur.

Namaz dışında bulunan âdâbı ve sünnetleri kısaca şöyle özetlemek mümkündür:

1) Namaz kılınacak yerde, ibadet ciddiyetini takınmak, namaza yakışmayan davranışlardan sakınmak. Çünkü bu durumda insan, Yüce Allah’ın huzuruna çıkmaya hazırlanmaktadır.

2) Cemaatle namaz kılınacaksa; cemaatin ve imamın hazır olmasını sükûnetle beklemek.

3) Açık hava ve benzeri yerlerde namaz kılacak kimse için, önünden geçilmemesini temin bakımından namaz kıldığını belirten bir işareti (sütre) önüne dikmek veya uygun bir şekilde gerçekleştirmek.

4) Vakit namazından sonra ve her zaman teşbih çekerek Allah’ı (c.c) yüceltmek ve duada bulunmak.

5) Dua ederken el içlerini yukarıya doğru açarak parmak aralarım serbest bırakmak ve kollan biraz yükselterek elleri birbirlerine yapıştırmamak.

{ Add a Comment }

Kerahat Vakti Nedir – Kerahat Vakti Neler Yapılmaz

Kerahat Vakti Neden Uyunmaz – Namaz Kılınmaz:

Kerahat vakti nedir? Kerahat, Osmanlıca kökenli bir kelime olup Arapçadan “kerih” yani kötü, sakıncalı ve sıkıntılı gibi birçok anlama gelir. Vakit olarak Kerahat vakti, Güneşin konumuna bağlı olarak İslam dininde özellikle namaz ibadetinin yapılmasının yasak olduğu zamanları ifade eder.  Bunlar Güneş doğarken, güneş tam tepedeyken ve güneş batarken olarak sayabileceğimiz üç vakitten ibarettir.

Kerahat Vakti Namaz Kılmak:

Neden Kerahat vaktinde namaz kılmak yasaklanmıştır? Kerahat vaktinde kılınan namaz İslamiyet’ ten önceki kavimlerin güneşe taptığı vakitlerdi. Onarın Tanrısı olan güneş, doğduğunda selamlarlar tam tepedeyken ve batarken onu yüceltir ve Güneşe kurbanlar adarlardı. Bilirsiniz Hazreti İbrahim Aleyhisselam, temiz kalbiyle rabbini ararken “Rabbim çok büyük bir şey olmalı” demiş ve “güneş olabilir mi?” diye kendi kendine sormuş sonra gün batımında kendisini terk eden bir varlığın ilah olamayacağı kanısına varmıştır. Hazreti İbrahim dönemi ve birçok dönemde güneşe tapmak yaygın bir inançtı.

İşte Allah Hazretleri, Müslümanların onlara benzemesini ve onların ibadetlerini hatıra getiren bu vakitlerde namaz kılınmasını yasak etmiştir. Ancak namazların kazaya bırakılmasından sa kerahat vakti de olsa kılınması eftaldir. Bir bakıma ehveni şer kıstası ile ruhsat verilen bir tercihtir. Fakat bunu alışkanlık haline getirmek kulun elinden ruhsatı alır ve yaptığı ibadeti ifsat eder.

Peygamber Efendimiz, kerahat vakitlerinde uyunmamasını tavsiye etmiştir. Özellikle ikindi namazı ve akşam namazı arasındaki kısa vakitte uyumanın sakıncalarını belirtmiştir. Bu vakitte uyuyup sağlıkla uyananların Allah‘a şükretmelerini tavsiye etmiştir. Peki, neden kerahat vaktinde uyumak kötüdür? Ve neden hepimizin bildiği gibi bu vakitlerde uyuduğumuzda kalktığımızda kendimizi çok kötü hissederiz?

Kerahat Vakti Uyumak:

İkindi vaktinde uyumak, akla ve bedene büyük bir yük getiriyor. Bilim adamları, güneşin manyetik ışımasındaki en zararlı ışık huzmelerinin bu vakitte dünyaya ulaştığını keşfetmişlerdir. Zannedildiği gibi biz öğlen vakitlerindeki ultraviyole ışınlarının cilde verildiği zararlar gibi bir etkiden bahsetmiyoruz. Bu manyetik akım olarak dünyada gelgitlerin oluştuğu bir zamandır. Toprağın ve suyun soğuması ile direk sudan ve topraktan yaratılan insanın bünyesinde meydana gelen akıl almaz olumsuz değişikliklerden bahsediyoruz. Kendiniz de şahit olmuşsunuzdur. Kerahat vaktinde uyuyup uyananların uyandıkları yeri geç hatırlamaları hatta vaktin sabaha yakın ya da güneş doğmak üzere olduğunu zannetmeleri gibi kısa bir beyin travması geçirdikleri oluyor.

Demek, Peygamberin bahsettiği “aklını yitirmeden ve delirmeden “ bu vakitte uyananların çokça şükretmesi gerekiyor.

{ 2 Comments }

Teravih Namazının Faziletleri Nelerdir

Teravih Namazının Gün Gün Faziletleri ve Önemi:

Her yıl Ramazan ayına özel kılınan teravih namazının faziletleri oldukça fazladır. Ancak araştırıp öğrenenin bu güzel hakikatlere ulaşabileceği muhakkaktır. Bizler de Ramazan ayının mübarek günleri içinde eda edilen teravih namazının fazileti nedir? Sorusunun cevaplarını derledik. Ancak Teravih namazının faziletleri konusunu gün gün açıklamadan önce genel olarak Teravih namazının neden önemli olduğundan kısaca bahsedelim:

  1. Ramazan ayının sünnet dereceli her gecesi kılınan teravih namazı ile kılan kişi için cennette yakuttan saray inşa edilir.
  2. Her gecesi için bin yedi yüz sevap yazılır.
  3. Ramazan ayında af ve mağfiret kapıları sonuna kadar açılmıştır. Bundan dolayı teravih namazı günahların affına vesiledir.

Şimdi de sözü fazla uzatmadan teravih namazının faziletleri konusuna açıklık getirelim. Ramazanı Şerif’e  has bu güzel namazın fazileti ve biz insanlara katkısı her güne özel ve ayrıdır. Aşağıda yazılanları teravih namazını kılan kişiler hak eder ve mükâfatlara nail olur. Teravih namazının faziletleri gün gün şöyledir:

  1. Gün: Bütün günahlar bağışlanır.
  2. Gün: Teravih namazı kılanın kendisinin ve anne ve babasının günahları affolunur.
  3. Gün: Allah-u Teala’nın kulunu umduğuna nail edeceğine dair melekler teravih namazını kılan kişiyi müjdeler.
  4. Gün: Tümü hak ve kutsal kitap olan Tevrat, Zebur, İncil ve Kuran-ı Kerim’i okumuş gibi sevap kazanılır.
  5. Gün: Allah-u Teala Kabe’de kılınan namazın sevabı kadar sevap verir.
  6. Gün: Kabe’nin üst hizasında bulunan yeri ifade eden Beyt-i Mamuru tavaf etmiş sevabı verilir.
  7. Gün: Hz Musa’ya yetmiş Firavun’a karşı yardım etmiş sevabı verilir.
  8. Gün: Hem dünya hem ahiret hayatı nasip olur.
  9. Gün: Hem dünya hem ahiret hayrı nasip olur.
  10. Gün: Yapılan ibadetler Hz Muhammed’in ibadeti gibi kabul edilir.
  11. Gün: Şayet kişinin ölümü yakınsa annesinden doğmuş gibi vefat eder.
  12. Gün: Kıyamet günü bütün kötülüklerden korunur.
  13. Gün: Kıyamet günü kişinin yüzü ayın on dördü gibi parlak olur.
  14. Gün: Teravih namazı melekler şahitliğinde kılınır.
  15. Gün: Melekler teravih namazı kılanın bağışlanması için salat getirirler.
  16. Gün: Allah-u Teala teravih namazı kılanın cehennemden kurtulduğuna dair beraat fermanını yazar.
  17. 17. Gün: Peygamberlerin sevabına karşılık gelecek kadar sevap yazılır.
  18. Gün: Bu gün teravih kılan bir melek şöyle hitap eder “ Allah senden, annenden ve babandan razı oldu”
  19. Gün: şehitler ve salih kulların sevapları kadar sevaba nail olunur.
  20. Gün: kişinin Firdevs Cennetindeki derecesi yükseltilir.
  21. Gün: Hak Teala kendisi için cennette nurdan bir bina inşa eder.
  22. Gün: Herkes için korkulu meydan kıyamet meydanında Allah onu kötülüklerden korur.
  23. Gün: Hak Teala kendisi için cennette bir şehir kurar.
  24. Gün: Teravih kılanın yirmi tane kabul edilmiş duası vardır.
  25. Gün: Kişi kabir azabından azat edilir.
  26. Gün: Kırk yıllık amel sevabı vardır.
  27. Gün: Sırat köprüsünü kolaylıkla geçme ihsanı verilir.
  28. Gün: Allah-u Teala kişinin cennetteki derecesini bir kat arttırır.
  29. Gün: Kişi hac sevabına nail olur.
  30. Gün: artık ayın son günü gelmiştir ve Yüce Yaratıcı kuluna şöyle seslenir “Cennetteki meyvelerden ye, Selsebil suyu ile iç ve Kevser şarabından iç. Ben senin Rabbinim, sen de benim kulumsun”

Görüldüğü üzere teravih namazını eksiksiz olarak eda eden Mümin kişi teravih namazının faziletleri mucibince ibadet ayı olan Ramazan ayından günahlarından temizlenmiş bir halde çıkar. Ve hayatına huzura kavuşmuş bir şekilde devam eder.

{ Add a Comment }

Deprem, Sel ve Fırtına Gibi Doğal Afetler Kader midir

Yaşanan Felaketlerle Kader Arasındaki İlişki Nedir – Afetlerin Kaderle İlişkisi Nedir – Doğal Afetlerin Kader ile İlgisi Var mıdır:

“Yeryüzünde ve kendilerinizde meydana gelen bir musibet yoktur ki, Biz onu uygulamaya koymadan önce bir kitapta yazılı olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır!” Hadid Suresi-22

Deprem bir oluştur ve her oluş gibi o da bir yaratıcının var olduğunu gösteriyor. Dünyayı yoktan var eden, onu güneşin etrafında döndüren, büyük bir sistem hâlinde mevsimleri değiştiren, yeryüzünde bitkileri, hayvanları, insanları halk eden Yüce Allah’tır. O, kendi mülkünde meydana gelen ve insanları yakından ilgilendiren deprem gibi bir olayı bilmesin, başıboş bıraksın ve tesadüfe havale etsin. Buna imkân yoktur.

Dünya da bir varlıktır ve her varlığın da bir kaderi vardır. Bu da dünyanın da önceden belirlenmiş bir kaderi olduğunu göstermektedir. Kâinattaki her olay gibi deprem, sel ve diğer doğal afetler de Yüce Allah tarafından bilinmekte ve yaratılmaktadır. Deprem nerede ve ne zaman olacak, sonrasında kimler kurtulup kimler ölecek, tüm bu unsurlar, bütün ayrıntılarıyla kaderde mevcuttur. Ancak şunu da önemle belirtelim ki, körü körüne teslimiyetçiliğe “kader” deyip, tedbirler almayı “kaderi değiştirmek” diye ifade etmek yanlış bir anlayıştır.

İslami inanç anlayışı hiçbir tedbir almadan sonucu beklemek değil, elden gelen her şeyi yaptıktan sonra sonucu teslimiyetle beklemektir. Sebeplere sarılıp sonucu Yüce Allah’tan istemektir. Çünkü sebepler bir araya gelmekle mutlaka netice meydana gelecek şeklinde bir kural yoktur. Sebepler yaratıcı değil, birer araçtır. Tedbir için her ne yapılırsa yapılsın, yine de neticeleri yaratacak olan Yüce Allah’tır. Tedbir alınsın veya alınmasın, her iki hâlde de olup bitenler “kader” dir.

Kâinatta olan her şey gibi dünyadaki bütün doğal afetler de bir kaderle gerçekleşir. Yüce Allah’ın yazdığı ve takdir ettiği birer tabiat olayıdır bunlar. Hepsi dünyanın genel kaderinin bir sonucudur. Ondan etkilenmekse, o yerde ve zamanda yaşayanların özel kaderidir.

Mesela 17 Ağustos 1999’da Yüce Allah’ın yazdığı kader kaza olarak meydana gelmiş, Marmara Depremi olmuş ve büyük hasar vermiştir. Bu deprem, pek çok insanın ölümüne ve yaralanmasına neden olmuştur. Meydana gelen maddi kayıp da çok büyüktür. Fakat bu depremden o gün doğmayanlar ve o günden önce ölenler; ayrıca diğer bölgeler ve dünyanın başka yerlerindeki insanlar etkilenmemiştir. Kaderinde o depremde ölmek ya da yaralanmak olmayanlar da ciddi şekilde etkilenmemiştir.

Bütün bu meydana gelen olayların en küçüğünden en büyüğüne hepsi Yüce Allah’ın kader defterinde önceden yazılmıştır. Onun kaderinde yazmadıkça değil deprem ya da sel olması, bir yaprağın hafifçe titremesi dahi mümkün olmaz.

{ Add a Comment }

Hz. Muhammed’in Ailesinde İsraftan Kaçınılırdı

İsraf; para, zaman, emek gibi şeylerin gereksiz yere harcanmasıdır. İsrafa “savurganlık” da denir. İslam dini savurganlığı yasaklar. Kur’an’da savurganlığın kötü bir davranış olduğunu belirten ve bundan kaçınılmasını öğütleyen pek çok ayet vardır. Bunlardan birinde şöyle buyrulur: “.. .Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez.”

Peygamberimiz ve ailesi, israf konusunda daima Kur’an’ın, “Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma…” gibi öğütlerini kendilerine ilke edinmişlerdir. Dolayısıyla Hz. Muhammed’in ailesinde her konuda tutumlu davranılmıştır. Yiyecek, içecek ve giyecek başta olmak üzere İhtiyaç duyulan şeylerde israfa gidilmemiştir. Örneğin; artan yemek ve ekmekler dökülüp çöpe atılmamış, değerlendirilmiştir. Hz. Muhammed’in ailesi ihtiyacından fazla giysi ve ev eşyası almamış, sade bir hayat sürmüştür. Hz. Muhammed ticaret yaparak yeterli miktarda para kazandığı hâlde, o ve diğer aile fertleri gereksiz hiçbir harcama yapmamışlardır.

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in evindeki eşyalar da son derece sade idi. Bir gün Hz. Ömer, Hz. Muhammed’in evine geldi. Hz. Ömer evin durumuna şöyle bir baktı; evde bir yatak, hurma lifleriyle doldurulmuş bir yastık, bir köşede yere serilmiş birkaç hasır, oturmak için bir post vardı. Hz.Ömer hüzünlendi. Hz. Muhammed niçin hüzünlendiğini sorduğunda o, “Ey Allah’ın Resulü, niçin hüzünlenmeyeyim? Ufacık bir eviniz ve az bir eşyanız var. Bizans ve İran hükümdarları çok lüks içinde yaşarken sen Allah’ın Resulü seçildiğin hâlde böyle mi yaşayacaksın?” dedi. Hz. Muhammed bunun üzerine, “Ey Ömer, sen benim sade yaşamayı sevdiğimi bilmiyor musun?” cevabını verdi.

Hz. Muhammed’in ailesinin israftan kaçındığına güzel bir örnek de Hz. Fatıma’nın düğünü ve çeyizidir. Hz. Fatıma’nın düğünü çok sade bir törenle gerçekleştirilmişti. Çeyizi de çok sade idi. Kızının çeyizinin sadeliğini görünce Peygamberimiz şöyle dua etmişti: “Ya Rabbi, israftan çekinen insanlara bu eşyaları hayırlı eyle.”

Hz. Muhammed’in ailesinde zaman israfından da kaçındırdı. Ailede herkesin bir görevi vardı. Aile bireylerinden her biri, görevini en güzel şekilde yapmak için çaba gösterirdi. Bizler de zamanımızı, paramızı, eşyalarımızı israf etmemeliyiz. Tutumlu olmayı yaşamımızın temel ilkelerinden biri hâline getirmeliyiz. Böyle davranmanın hem kendimiz ve ailemiz hem de ülkemiz açısından yararlı ve gerekli olduğunu unutmamalıyız.

{ 1 Comment }

Hz. Muhammed’in Ailesinde Misafire Cömert Davranılırdı

Hz. Muhammed (s.a.v.), insanlarla iyi ilişkiler içinde olmaya özen gösterirdi, insanları sever ve sayardı. Onlara selam verir, güler yüzle hatırlarını sorardı. Bu tür özellikleri nedeniyle o, çevresindeki insanlar tarafından sevilir ve sayılırdı. İnsanlar Peygamberimizle aynı ortamda bulunmaktan mutluluk duyarlardı. Sık sık Peygamberimizle bir araya gelmeye çalışırlar, zaman zaman da onu evinde ziyaret ederlerdi.

Hz. Muhammed’in ailesi konuklarını en güzel biçimde ağırlamak için ellerinden gelen çabayı gösterirdi. Aile fertleri evlerine gelen konuklarının hâl ve hatırlarını sorarlar, onlara güler yüzle davranırlardı. Hz. Muhammed’in ailesinde misafirlere cömert davranılır, evde bulunan yiyeceklerden onlara ikram edilirdi. Örneğin; bir gün bir kadın, yanında iki kızıyla birlikte Peygamberimizin evine geldi. Peygamberimizin eşi Hz. Ayşe, kadına üç tane hurma verdi. Kadın kızlarına birer hurma verdikten sonra üçüncü hurmayı da aralarında paylaştırdı. Üç hurmayı kadına niçin verdiğini soranlara Hz. Ayşe, “İstedim ki kapıya gelen boş gitmesin.” dedi.

Yine başka bir gün Hz. Muhammed bir grup arkadaşıyla birlikte evine geldi. Eşine yiyecek varsa getirmesini söyledi. O da evde bulunanlardan getirdi. Daha sonra Hz. Muhammed eşine, yiyecek bir şeyler daha getirmesini söyledi. Eşi de biraz hurma ve büyük bir bardak süt getirdi. Peygamberimiz ve ailesi, imkânları kısıtlı olmasına rağmen onları en güzel şekilde ağırladılar. Evlerinde bulunan yiyeceklerden misafirlerine cömertçe ikramda bulundular.

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in evine sık sık konuklar gelirdi. Çevre kabilelerden, yabancı ülkelerden de heyetler gelir, onunla görüşürlerdi. Hz. Muhammed’in ailesinde eve gelen konuklar arasında ayrım yapılmazdı. Hangi ırk, ulus ve dinden olursa olsun hepsine eşit ve iyi davranılır, cömertçe ikramlarda bulunulurdu.

Hz. Muhammed çevresindeki insanlara da misafirlerine cömert davranmalarını öğütlemiştir. O bir hadisinde konu ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Allah’a ve ahiret gününe inanan kişi, misafirine ikram etsin.”

{ Add a Comment }

hemşire seks - gay seks

istanbul escort