1xbet betist jasminbet

Browsing: EDEBİYAT

Tanzimat Sonrası Edebiyatı Etkileyen Faktörler

Osmanlı İmparatorluğu, XVIII. yüzyılın ikinci yansından sonra, Batı’nın endüstri ve ekonomi alanlarındaki gelişmeleri izleyememişti. Yabancıların ucuza sattıkları fabrika mallan, tezgâha, küçük sermayeye dayanan yerli endüstrinin silinmesine, halkın fakir düşmesine yol açmaya başlamıştı.

Bunlarla birlikte, yiyecek ve içeceklere narh konması; yolların, kara ve deniz taşıt araçlarının yetersizliği; iç gümrük ve kapitülasyonlar, dış ticaretin yabancı ellerde olması, İmparatorlukta, ekonomik bozgunun sebepleriydi.

Osmanlı İmparatorluğunu çöküntüye götüren bu sebepler yanında, Fransız devriminin ortaya çıkardığı milliyetçilik düşünceleri; Sırp, Yunan ve Mısır baş kaldırmaları; Rus – İngiliz – Fransız işbirliği, Rus savaşı, Fransızların Cezayir’i alması… İmparatorluğu yıpratan önemli olaylar arasındaydı.

Daha önceki yüzyıllarda başlayan bu kötüye gidişi, bazı açık düşünceli padişah ve vezirler kavrayarak, durumu düzeltmek istediler ama yaptıktarı birer inkılâp niteliği taşımadığı için köklü sonuçlar doğmadı.

Batı, Ortaçağ’dan sonra Rönesans ve Reform hareketleriyle Doğu’ya karşı her alanda üstünlük sağlamaya başlamıştı. Osmanlı İmparatorluğu, bu üstünlük karşısında, ilk olarak “Lâle Devri”nde, bilim ve sanat alanlarında; daha sonra II. Mahmut’un, yönetim, adalet, maliye, eğitim ve askerlik alanlarında yaptığı düzenlemelerle Batı’ya yöneldi; TANZİMAT’ın ilânı da, bu yönelmede bir dönüm noktası oldu.

1. Mahmut ölünce, tahta on sekiz yaşındaki oğlu Abdülmecit geçti. Abdülmecit, Mısır anlaşmazlığını gidermek, Osmanlı devletine yeni bir düzen sağlamak amacıyla, Londra ve Paris büyükelçiliklerinde bulunarak çağın politik durumunu incelemiş olan Mustafa Reşit Paşa’yı sadrazamlığa getirdi. Gülhane’de Tanzimat-ı Hayriye böylece ilân edildi. Bundan sonra, imparatorlukta yaşayanlar için alınan kararların uygulanmasına geçildi.

Tanzimat ve uygulanışı, tarih önünde, bir yenileşme ve düzenleme olmaktan ileri gidemeyen, Doğu’ya Batı’yı getirme çabası olarak değerlendirilebilir. Yoksa tüm bir “Batılaşma” sayılamaz.

Gerçi Tanzimat’la, yönetim, adalet, maliye, askerlik alanlarında düzenlemeler yapıldı; ilköğretim ve meslek okulları, bilim kurulları açıldı ise de, medreselerin eski karakterini koruması, Batıl görüş ve düşünüşün yerleşmesine engel oldu. Toplumda, Batı’ya özenenlerle, ona düşman olanlar diye iki grubu ortaya çıkardı. Bazı Türk aydınları da, toplum yaşayışı, bilim, sanat ve edebiyat alanlarında Batı’yı benimsemişlerdi.

1860 yılında AGÂH EFENDİ ve ŞİNASİ’nin birlikte çıkarmaya başladıktan TERCÜMAN-1 AHVÂL gazetesi ile edebiyatımız Batı’ya yönelmiş sayılır. TANZİMAT EDEBİYATI adı altında başlayan yeni edebiyatımız günümüze kadar yine toplumsal ve politik değişme ve gelişmelere paralel olarak, aşağıdaki bölümler halinde devam eder:

  1. Tanzimat edebiyatı
  2. Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun edebiyatı)

XX. yüzyıl Türk edebiyatı

a) Fecr-i Âti
b) Millî edebiyat
c) Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatı
ç) 1940’tan Sonraki Yeni Türk edebiyatı.

{ Add a Comment }

Anlatmaya Bağlı Edebi Metinleri İnceleme Yöntemi

A) METİN VE ZİHNİYET:

Her metin yazıldığı dönemi gösteren bir ayna gibidir. Edebi veya öğretici metin, yazıldığı dönemin kültür anlayışını ve dilini kullanarak o dönem toplumuna hakim olan zihniyeti yansıtır. Dönemin sosyal, siyasi, dini, ekonomik yapısı ve bunların hepsinin toplamı olan zihniyeti edebi esere siner. Destanlarda, masallarda ve halk hikâyelerinde geçen olağanüstülükler, aslında bu eserlerin oluştuğu dönemdeki insanların fiziksel gücün üstünlüğüne verdikleri önemin bir yansımasıdır. Aynı şekilde, Tanzimat döneminde yazılmış romanlara baktığımızda karşımıza yozlaşmış, çürümüş bir toplum ve insan manzarası çıkar. Bu o dönemin Batı medeniyetine öykünmüş ve ne Batılı ne Doğulu olabilmiş toplum ve insan gerçeğinin bir yansımasıdır.

B) METİN VE YAPI:

Olay çevresinde oluşan edebi metinlerde yapıyı o olayı yaşayan veya o olayın içinde olan kişiler, olayın geçtiği yer ve zaman oluşturur.

a) Olay: Metindeki kişilerden en az ikisi arasında herhangi bir ilgiden dolayı oluşan etkileşimdir. Metindeki kahramanların kişiliği, düşüncesi, gelişmesi ile ilgili çatışmaların belli bir karşıtlık çizgisi boyunca oluşan sistemi ise olay örgüsü olarak adlandırılır. Olay örgüsünde amaç olay anlatmak değildir. Yazar, olayları belli bir düzene sokma gayreti içindedir.

b) Kişi (Kahramanlar): Olay merkezli edebi metinlerde anlatılan olayları yaşayanlar kişi olarak adlandırılır. Bu kişiler, insan olabileceği gibi insan dışındaki canlı cansız birçok varlık veya nesne, eşya da olabilir. Bu metinlerdeki kişiler soyuttur, yalnızca o metinde yaşarlar; o metinle ilgilidirler. Bu metinlerde, kişiler “tip” ve “karakter” olarak karşımıza çıkar.

Tip: Belli bir sınıfı ya da belli bir insan eğilimini temsil eden kişidir. Tip evrenseldir, genel özelliklere sahiptir. Tipler “sevecen tip, alıngan tip, kıskanç tip, sosyal tip” gibi, bireysel olmaktan çok; başkalarında da bulunan ortak özellikler taşıyan ve bu özellikleri en belirgin şekilde temsil eden şahıs veya şahıs grubudur.

Karakter: Romanda olumlu, olumsuz yönleri ile verilen, belirli bir tip özelliği göstermeyen kişilerdir. Karakter, kendine özgüdür. Karakterler geneli temsil özelliği göstermez. Karakterler, birden fazla özelliği belirlenmiş tipik olan birkaç özelliği ile insanın iç çatışmaları ve çıkmazlarını verme görevini yüklenmiş roman şahıslarıdır. Karakterler çok yönlü olup, değişkenliğe sahip kişiler oldukları için bunlara “yuvarlak roman kişisi” de denmektedir.

c) Mekan (Yer): Olay merkezli edebi metinlerde anlatılan olayların geçtiği çevreye denir. İnsanlar gibi, bu metinlerin kişileri de belli bir çevrede yaşar. Bu çevre, okuyucuya betimleme yoluyla anlatılır. Bir anlamda mekân, o metnin vitrinidir.

d) Zaman: Bir metinde olayın geçtiği ve başı sonu belli olan süreye zaman denir. Olay veya olaylar belirli bir zaman diliminde yaşanır. Fakat bu zaman, hayattakinden farklı olarak düzenlenmiş, kurgulanmış bir zamandır. Bundan dolayı özellikle çağdaş romanda insanın hatırlama yeteneğinden yararlanılarak zamanlar arası geçiş yapılır. İç içe değişik zaman dilimlerinden söz edilebilir. Birkaç zaman bir arada kullanılabilir. Bilinç akışı tekniğiyle geriye dönüşler veya ileriye gidişler olabilir.

Öğretici metinlerde yapıyı (plan), ele alınan konu ve bu konuya yönelik olarak yazarın vurgulamak istediği düşünce etrafında oluşturduğu birimler (paragraf) meydana getirir. Bu birimlerin her biri konuya farklı bir yönden yaklaşır. Bu şekilde oluşan bütün, okuyucunun zihninde tamamlanmış bir düşünce ortaya çıkarır.

C) METİN VE TEMA:

Olay merkezli edebi metinlerde tema, yani metnin konusu olay örgüsünü oluşturan parçalar arasındaki çatışmadan hareketle bulunur. Metinlerdeki temel çatışmanın en kısa ifadesi, temadır. Bu metinlerde yazarın, yaşadığı dönemin zihniyeti benliğine ister istemez işleyeceğinden o dönemde yaşanan sosyal ve kültürel durumlar anlatılacaktır.

Öğretici metinlerde yazarın okuyucuya ulaştırmak istediği iletiye ana düşünce denir. Bu tür metinlerde ana düşünce doğrudan verilir, herhangi bir çağrışıma yer verilmez. Bundan dolayı öğretici metinlerde anlaşılırlık ve açıklık önemli bir özellik olarak karşımıza çıkar.

D) METİN, DİL VE ANLATIM:

Bir duygunun, düşüncenin, olayın, hayalin söz veya yazı ile ifadesine anlatım denir. Anlatmaya bağlı metinlerde, bir “anlatıcı” metinde geçen olayı anlatır. Bu anlatıcı soyuttur. Yazar tarafından kurgulanmıştır. Varlığı sadece o metinle ilgilidir. Dolayısıyla, anlatıcı ile yazar aynı kişi değildir. Yazar bir erkek iken, metindeki olayı anlatan kişi bir kadın olabilir.

Olay merkezli edebi metinlerde anlatıcıya 1. tekil ya da 3. tekil kişidir. Bunlardan 3. tekil kişi anlatıcısının da 3 farklı bakış açısı ile olay anlattığı görülebilir: İlahi (hakim) bakış açısı (olay ve kişilerle ilgili her bir ayrıntıyı en ince detaylarına varıncaya kadar bilen, her zaman ve her yerde olabilen bir bakış açısı); kahraman bakış açısı (olayları bir kahramanın gözüyle, onun düşünce ve histeriyle anlatan bakış açısı); gözlemci bakış açısı (anlatıcının olayların dışında, tamamen nesnel, sadece gördüklerini anlattığı ve betimlediği bakış açısı).

Öğretici metinlerde yazarın amacı düşüncesini açık ve anlaşılır bir biçimde ortaya koymaktır. Çünkü bu metinlerin amacı bilgi vermektir. Ama bununla birlikte, metnin türüne göre dilinde de farklılıklar göze çarpar. Bir makalede terimlerle yüklü bir dil varken, mektup veya denemede süslü ve imgesel bir dil kullanılabilir.

E) METİN VE GELENEK:

Bir toplumdaki kültürel değerler, eskiden beri o toplumda varlığını sürdüren yaşantıların bir sonraki nesle aktarılmasıyla yaşar. Bu şekilde, toplumda oluşan değerler toplamına gelenek denir. Bu edebiyat eserleri için de söz konusudur. Edebi eserler de geçmişten geleceğe uzanan bir sürecin halkalarını oluşturur. Hiçbir edebi eser kendinden önceki eser ve dönemlerden ayrı olamaz, düşünülemez.

F) ANLAMA VE YORUMLAMA:

Olay merkezli edebi metinler, bütün diğer sanat metinlerinde olduğu gibi tek ve somut anlamlı değildir. Görünen, anlatılan, gösterilenin arkasında çağrıştırılan bir anlam vardır. Okuyucu, bu anlamı, yazarın kelimelere yüklediği yeni anlamları fark ederek bulur. Bu ise kelimelerin kullanıldığı cümlelerden hareketle belirlenebilir. Okuyucu metni bu şekilde yorumlarken, kimi zaman yazarın da düşünemediği anlamlar çıkarabilir. Bu durum da okuyucunun birikimiyle ilgili bir durumdur.

G) METİN VE YAZAR:

Olay merkezli edebi metinler kurguya dayalıdır. Bu metinlerle bunların yazarı arasında, yazarın duygu ve düşünce dünyası etrafında şekillenen bir ilişki vardır. Başka bir deyişle metnin yazarı, metinde kendini yansıtır. Fakat bu doğrudan bir anlatım değildir. Yazarın gerçekliği dönüştürerek yaptığı bir kurgudur. Dolayısıyla, her metinde yazarın yaşamından izler aramak veya bulmak da mümkün olmayabilir.

{ 1 Comment }

Anlatmaya ve Göstermeye Bağlı Edebi Metinlerin Karşılaştırması

Anlatmaya bağlı eserler ile göstermeye bağlı eserler bazı bakımlardan benzerlikler ve farklılıklar gösterir. Şimdi bu iki türü karşılaştıralım.

Anlatmaya ve Göstermeye Bağlı Edebi Metinler Arasındaki Benzerlikler

– Her iki tür de bir olay çevresinde gelişir. Bu temel olayın etrafında daha küçük çapta gelişen olaylar yer alır,
– Her iki türde de insanların başlarından geçen ya da geçebilecek nitelikteki olaylar gösterilir,
– Olaylar belirli bir zaman diliminde geçer.
– Anlatılan olaylardan etkilenen insanlar ya da varlıklar vardır. Bunlara eserin kahramanları denir. En çok etkilenen varlığa eserin başkahramanı (başkişisi) denir.
– Olayın serim, düğüm ve çözüm bölümleri bulunur. Yani olayın bir başlangıcı, gelişmesi ve sonunda da çözümlenişi vardır.
– Ele alınan olayların anlaşılması için tasvirlere ya da dekorlara yer verilir.
– Metinlerin bir yazarı vardır.

Anlatmaya ve Göstermeye Bağlı Edebi Metinler Arasındaki Farklılıklar

– Anlatmaya bağlı türlerde olayın mutlaka bir anlatıcısı vardır. Bu anlatıcı olayı ilahî bakış açısıyla, kahramanın bakış açısıyla ya da gözlemci bakış açısıyla anlatır.
– Göstermeye bağlı eserlerde, sosyal hayatta karşılaşabileceğimiz olaylar sahnede gösterilir.
– Eserdeki olaylar aktör (erkek oyuncu), aktris (bayan oyuncu) adı verilen oyuncular tarafından canlandırılır. Sosyal yaşamın ve insan karakterinin eleştirisi yapılır.
– Bu iki tür arasında kullanılan dil ve anlatım biçimi de birbirinden farklıdır.

Anlatmaya bağlı eserlerde uzun ve kurallı cümleler kullanılırken göstermeye bağlı eserlerde günlük konuşma dili kutlanılır. Cümleler daha açık ve kısadır. Söylenen sözün izleyici tarafından anlaşılması beklenir, bunun için daha açık ve kısa cümleler kullanılır. Konuşma dilinin canlılığı sahnede yansıtılır.

{ Add a Comment }

Olay Çevresinde Oluşan – Gelişen Edebi Metinler

Edebiyat, dille yapılan bir sanattır. Duygu ve düşüncelerin, olay ve durumların etkili bir dille anlatılması edebiyat olarak tanımlanmıştır. Edebiyat eseri özelliği taşıyan metinlere de edebi metin denir. Edebi metinler kurmacadır. Sanatçı, insanı ve tabiatı yeniden yorumlar ve bu yorumunu işlediği konuya uygun bir dille anlatır. Bu şekilde bir edebi metin oluşturur.

Edebiyat alanı içerisinde yer alan metinler kesin çizgilerle olmamakla beraber sanat eserleri ve düşünce eserleri olmak üzere ikiye ayrılır. Sanat eserleri, sanatçıların duygu, düşünceye hayal dünyasından beslenen, imge ve izlenimlerle zenginleşen eseflerdir. Şiir, masal, hikâye, roman, tiyatro, sinema vb. bu grupta yer alan eserlerdir. Herhangi bir konuda bilgi vermek, okuyucuyu aydınlatmak amacıyla yazılan makale, fıkra, deneme, eleştiri, söyleşi gibi eserlere düşünce eserleri denir.

Öte yandan anı, günlük, mektup gibi türler de sanatçının anlatımındaki üslubuna göre sanat eseri ya da düşünce eseri sayılabilir. Bunlardan sanat eserleri bir olay çevresinde gelişirse kendi arasında anlatmaya bağlı sanat eseri ve göstermeye bağlı sanat eseri olmak üzere ikiye ayrılır. Masal destan, hikâye, roman, halk hikâyeleri anlatmaya; komedi, trajedi, dram, Karagöz, meddah, orta oyunu gibi türler de göstermeye bağlı sanat eserlerini oluşturur.

Anlatmaya Bağlı Edebi Metinler: Bu metinlerde bir olayı anlatmak esastır. Destandan romana kadar gelişen bir sürece sahip bu metinlerde dış dünyaya ait olaylar kişi, zaman ve mekâna bağlı olarak anlatılır.

Göstermeye Bağlı Edebi Metinler: Herhangi bir olayı bir topluluk önünde canlandırma esasına dayalı metinlerdir.

{ 1 Comment }

Edebiyat ve Siyasi Hayat İlişkisi

Edebi ürünler, ait olduğu dönemin sosyal, siyasal ve tarihi koşullarından yararlanılarak ortaya konur. Edebiyat, toplumun siyasal hayatını etkilemez; ancak siyasal hayattan, şair ve yazarlar, dolayısıyla edebiyat etkilenir. Edebi metinler yazıldıkları dönemin siyasal düşüncelerinden ve o dönemdeki egemen zihniyetten izler taşır.

Sanatçı da bir insandır, onun da düşünceleri, siyasi görüşü vardır. Sanatçı, yönetimin ya yanındadır ya da karşısındadır. Geçmişteki ya da günümüzdeki edebiyatçılar arasında bu durumun pek çok örneği vardır. Bir edebi metnin amacı, hiçbir zaman birtakım siyasi düşünceleri ya da fikir akımlarını okurlara aşılamak olamaz. Siyasi görüşlerin tanıtıcısı niteliğindeki bir eser, edebi eser olamaz. Elbette sanatçının birtakım düşünce ve görüşleri olacaktır; yazdıkları görüşlerinden izler de taşıyacaktır. Yaşamın içindeki sosyal gerçekler, ideolojik oluşumlar, değişik fikir hareketleri mutlaka edebi eserlerde kendisine yer bulacaktır.

Şair ve yazarlar, eserlerinde siyasi görüşlerini farklı biçimlerde yansıtır. Bir roman kahramanı, yazarın düşüncelerini yansıtmak için kullanabileceği en iyi araçtır. Yazar, düşüncelerini, kahramanına söylettiği sözlerle açıklamış olur. Kimi zaman ise kahramanın karşılaştığı olay ve durumlar karşısındaki tepkisi, yazarın görüşlerine ayna tutar. Bir şair, düşüncelerini, aracıya ihtiyaç duymaksızın, doğrudan dizelerinde ortaya koyabilir.

Her sanatçı, içinde yaşadığı toplumdan etkileneceği gibi, yaşadığı dönemdeki fikir hareketlerinden de etkilenecektir. Onun; toplumun yönetim biçimi, siyasi sistem, hükümet… gibi kavramlarla ilgili birtakım düşünceleri olacaktır. İdarenin taraftarı ya da muhalifi olacaktır. Bu durum bazı sanatçıların eserlerinde çok açık biçimde ortaya konur; bazıları ise düşüncelerini açıklamak istemez. Onların fikirleri, eserlerinde ancak satır aralarından çıkarılabilir.

Her edebi eser, az ya da çok, yazıldığı dönemin sosyal ve siyasi yaşamından, fikir hareketlerinden etkilenir. Hatta kimi zaman şair ya da yazarlar dönemin siyasi ve düşünce hayatına yön veren kişiler olabilir. Birinci dönem Tanzimat edebiyatı sanatçıları, Ziya Gökalp gibi bazı isimler bu durumun en güzel örnekleridir.

Dönemin siyasi ve sosyal şartlarından edebiyatın dışında tiyatro, resim, müzik, sinema, mimari, heykel gibi sanatlar da etkilenir. Mimariyi ele alalım. Her çağın kendine özgü bir mimari tarzı vardır. Ülkemizdeki tarihi eserleri inceleyecek olursak Selçuklu dönemine ait eserler ile Osmanlı döneminde yapılan eserler arasında çok önemli farklılıklar olduğunu görürüz. Hatta Osmanlı’nın 15. yüzyıla ait eserleri ile 16-17. yüzyıla ait eserleri arasında dikkat çekici farklılıklar vardır. Osmanlı’nın son dönemi ise büsbütün farklı özellikler taşır; mimaride Avrupa hayranlığı ve özentisi başlamıştır. Sanat eserlerinin ait olduğu dönemin şartlarından izler taşıması durumu yalnız mimaride görülmez. Tiyatro da, resim de, müzik de dönemin hayat tarzından, sosyal ve siyasi hayatından etkilenir.

{ Add a Comment }

Edebiyat ve Sosyal Hayat İlişkisi

Edebiyat çok farklı biçimlerde tanımlanabilen bir kavramdır. Türkçe Sözlük (TDK)’de edebiyatın tanımı şöyledir: “Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı, yazın.” Bu tanımdan yola çıkılırsa, edebiyatın konusunun “olay, düşünce, duygu ve hayaller” olduğu anlaşılır. Bu kavramlardan “duygu ve hayallerin kişisel, ferdi olduğu söylenebilir. “Olay ve düşünce” ise bireyin dışında toplumda, yaşamın içinde ortaya çıkan, gelişen kavramlardır. Demek ki edebiyatın ferdi yönünün yanında toplumla ilgili yönü ya da yönleri de vardır.

Yukarıdaki tanımdan edebiyatın asıl malzemesinin, aracının dil olduğu anlaşılıyor. Buradaki kullanımıyla dil; kelimeler aracılığıyla duygu ve düşünceleri anlatma sistemidir. Dil; duygu ve düşüncelerin taşıyıcısı, yani aracıdır. Duygu ve düşünceler zaman içinde değişir, yenilenir; buna bağlı olarak dilde de yenilenmeler, gelişmeler gözlemlenir. Dinleyende ya da okuyanda güzellik duygusu, estetik beğeni uyandırmak amacıyla oluşturulan edebi eserler şair ya da yazar diye adlandırılan sanatçılar tarafından ortaya konur.

Çevresindeki insanlardan birtakım farklı ve üstün yönleriyle ayrılan sanatçı, her şeyden önce insandır. Öteki insanlar gibi o da toplumun içinde bir ferttir. Sanatçının çevresindeki insanlarla, toplumla, kurum ve müesseselerle ilişkileri vardır. Telefon kullanır, trafiktedir, yemek yer, pazara çıkar, kendisine kıyafet seçer, sinemaya ya da tiyatroya gider. Hiçbir insan yalnız başına yaşayamayacağı gibi, hiçbir şair ve yazar kendisini toplumdan büsbütün soyutlayarak yaşayamaz.

Ernest Hemingway, “Çanlar Kimin İçin Çalıyor”da bir kahramanına şunları söyletir: “Hiç kimse kendi başına bir ada, kendi başına bir bütün değildir. Her insan kıtanın bir parçası, bütünün bir bölüğüdür.” Sanatçı da toplumun bir üyesidir. Davranışlarını, duyuş ve düşünüşünü toplum içindeki yerinden alır. Toplumdan aldıklarını eserleri aracılığıyla yine topluma yansıtır. Her sanatçının en önemli ve en zengin kaynağı yaşadığı çevredir, toplumdur. Toplumu anlatmaktan özellikle kaçındığını belirten yazarların eserlerinde dahi yaşadığı toplumdan kaynaklanan etkilenmeler vardır.

Edebiyat toplumun anlatımıdır. Yüzyıllar boyunca, edebiyat toplumsal yaşamı yansıtan bir ayna olarak görülmüştür. Edebiyatın toplumun aynası olması, kullandığı aracın dil olmasından kaynaklanır. Çünkü dil, toplumun yaşam tarzındaki değişimden doğrudan etkilenir. Eski yaşam biçimine ilişkin sözcükler yok olur; onların yerini, yeni yaşam koşullarını yansıtan sözcükler alır.

Ulusun toplumsal yapısı, yaşam tarzı ile edebiyatı arasında sıkı bir ilişki vardır. Toplumsal yapıda ve yaşamda ortaya çıkan değişimler etkisini edebiyatta da gösterir. Toplumun yaşama biçiminin, toplumdaki ilişkilerin o toplumun edebiyatında yansıdığı bir gerçektir. Bir bakıma edebiyatın gelişim serüveni toplumsal düzenlerin de gelişim öyküsüdür.

{ Add a Comment }

Metin – Edebi Metin Nedir

Bir yazıyı şekil, anlatım ve noktalama nitelikleri ile meydana getiren kelimeler toplamına “metin” denilmektedir. (TDK, Türkçe Sözlük) Metin, sözcüklerin cümleyi, cümlelerin paragrafı ve paragrafların bir araya gelmesiyle, oluşan bir örgü sistemidir. Sözcükler, cümleler ye paragraflar bir metni oluştururken tesadüfen bir araya gelmezler. Bu sitemin temelinde mantıksal ve anlamsal bir oluşum şırası bulunmaktadır. Sözcük cümle ve paragraflar topluluğunun bir metin olabilmesi için iki temel ölçütü yardır: Bağlaşıklık ve bağdaşıklık.

Bağlaşıklık: Metinde kullanılan dilin uyumlu olması diğer bir ifadeyle metni oluşturan cümlelerin dil bilgisi kurallarına Uygun olmasıdır. Tümleç eksikliği, özne – yüklem uyuşmazlığı gibi kusurlar bağlaşıklık ilkesine uymadığını ve metnin bağlaşıklık ilkesine ters düştüğünü göstermektedir.

Bağdaşıklık: Metni oluşturan sözcük ya da, cümleler dizisinin anlam bakımından tutarlı ve uyumlu olmasıdır. Gereksiz ya da yanlış sözcük kullanımı bağdaşıklık ilkesine uyulmadığını göstermektedir.

Bağlam: Sözcük, söz öbeği ya da cümle düzeyindeki birimlerin kullanıldıkları yere göre farklı anlam kazanmalarına bağlam denir.

Metinleri Gruplandırma

Metinler manzum ve mensur olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Vizelerden (mısralardan) oluşan yazı biçimine “manzum’ nesir yani düz yazıdan oluşan yazı biçimine ise “mensur” denir. Ayrıca metinler, gerçeklikle İlişkileri yazılış amaçları ve işlevleri bakımından sanatsal metinler ve öğretici metinler olmak üzere ikiye ayrılır.

Öğretici Metinler: Sözcüklerin gerçek anlamlarından faydalanıldığı, açıklamaya, bilgi yermeye ya da herhangi bir şeyi anlatmaya dayalı metinlerdir.

Sanatsal Metinler: İmge ve söz sanatlarının da yardımıyla sezdirme, belirli bir duygu uyandırma amacı taşıyan metinlerdir.

Edebi Metin ve Özellikleri

Edebiyat insana özgü özellik ve nitelikleri gerçeğin tam tersi kurmaca bir dünyada dile getirir. Edebiyatın bu temel özelliğinden yola çıkarak edebi metinlerin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

  • Öğretici değildir, bir sanat etkinliğidir ve asıl amacı güzelliktir.
  • Yazıldığı dönemin özelliklerinden ve gerçeklerinden yararlanarak kurmaca bir yapı ortaya koyar
  • Edebi metinlerde bir gerçek olduğu gibi i aktarılmaz, yazarının duygu, düşünce ve hayal gücüne göre farklı biçimlerde aktarılır.
  • Edebi metinlerde ele alınan kişi ya da olay yalnızca o zamana özgü değildir.
  • Edebi metinler bir “yapı’’ yani metnin iskeleti çerçevesinde oluşur. Belirli bir teması vardır.
  • Edebi metinlerde dilin sanatsal (şiirsel) işlevi kullanılır.
  • Sözcüklerin yan anlamları, çağrışımları ve duygu değerlerinden faydalanılır.
  • Edebi metinler onu okuyana göre farklı anlamlar kazanabildiği gibi her okunduğunda da aynı kişide farklı anlamlar uyandırabilir.

{ Add a Comment }

Dilin İnsan ve Toplum Hayatındaki Yeri ve Önemi

İnsanoğlu için yürümek, koşmak, oturmak, kalkmak nasıl ki doğalsa, birbirleri ile iletişim kurmak da o denli doğaldır. İnsanlar kendi arasında iletişim kurarken kullandığı en temel araç dildir. Bütün insanlar en az bir dil kullanırlar ve etrafındakilerle bunu kullanarak iletişim kurarlar.

Kısaca dil, insanların duygu ye düşüncelerini karşılıklı olarak aktarmak için kullandıkları bir iletişim aracıdır. Diğer bir deyişle bir toplumu meydana getiren insanlar arasındaki iletişimi sağlayan gizli bir akit, sistemidir, Dil bir sistemdir ve bu Sistemde yer alan öğelerin, bireylerin istek ve amaçlarına göre bireysel biçimde kullanılmaktadır. Dilin tanımı yapılırken en çok kullanılan ifadelerden birisi de dilin geçmişten günümüze bir kültür taşıyıcısı olduğudur. Peki kültür nedir ve dil ile kültür arasında nasıl bir ilişki vardır?

Kültür: Bir milletin veya bir topluluğun tarihi süreç içinde meydana getirdiği maddi ve manevi ‘ortak değerlerin hepsi kültür olarak tanımlanmaktadır. Maddi değerlere yaşanılan mekânlar, kullanılan eşya ve araçlar, yeme ve içme, giyim ve kuşam; manevi değerlere ise dil, din, gelenek, görenek, örf ve âdetler örnek gösterilebilir. Bütün bu değerler incelendiğinde her milletin kültürünün : farklı öldüğü ve o millete ait olduğu görülmektedir. Milli kültür olarak adlandırdığımız her şey dilin içinde gizlidir. Bir milleti millet yapan maddi ve manevi değerlerin bütünü olan kültürün en önemli unsuru tartışmasız: dildir. Bir milletin kültür değerlerini geçmişten geleceğe yazı veya sözle aktaran, o milleti ayakta tutan, varlığını sağlayan ve devam ettiren de dildir.

Kültürün Unsurları:

  • Dil: Kültürün temel unsurudur. Kültür dil sayesinde aktarılır ve yayılır.
  • Din: Milletlerin inanışları kültürlerine büyük ölçüde yön verir.
  • Gelenek ve Görenek: Yazılı olmayan kurallar sözlü olarak kuşaktan kuşağa aktarılır.
  • Sanat: Sanatçının duygu ve düşünceleri dönemin zihniyeti kültür olarak aktarılır.
  • Dünya görüşü: Bir milletin geneline hakim olan hayat felsefesi diğer kültür unsurlarıyla şekillenir.
  • Tarih: Millet, tarihinden beslenir, tarihine bakarak geleceğini belirler.

Dilin Kullanım Farklılığı: Gündelik hayatta kullanılan dil (ifade) ile metinlerde kullanılan dil arasında farklılıklar da bulunmaktadır. Örneğin bilimde ve bilimsel yazılarda terimler kullanılırken, felsefede kavramlar, sanatta ise imgeler kullanıl maktadır. İletişimde dilin farklı işlevleri şöyledir:

  • ileti ön plandaysa —— göndergesel işlevde
  • Alıcının uyarılması amaçlanmışsa —— alıcıyı harekete geçirme işlevinde
  • Dilin kendi kurallarım anlatmak içinse —— dil ötesi, İşlevde
  • Alıcıda coşku uyandırmak amaçlanmışsa —— şiirsel işlevde
  • Birtakım duygu ve heyecanları anlatmalk içinse —— heyecana bağlı işlevde
  • Alıcının söylenenleri anlayıp anlamadığını görmek amaçlanmışsa —— kanalı kontrol işlevinde kullanılmıştır.

{ Add a Comment }

Edebiyatın Diğer Bilimlerle İlişkisi

Her yönüyle insanı ele alan edebiyatın hemen hemen bütün bilim dallan ile ilişkisi vardır. Çünkü edebiyat, insanı konu alan diğer bilim dallarında olduğu gibi dış dünyada var olan nesnelerden, objelerden ve olaylardan faydalanmaktadır. Ancak edebiyatı bu bitim dallarından ayıran en önemli özellik ise bütün her şeyi “güzellik” ve “estetik” açıdan ele almasıdır. Edebiyatın diğer bilimlerden faydalanması, ona bilimsel bir nitelik katmaz. Edebi eserler, üslup ve bakış açısıyla diğer bilimlerden farklı nitelikler taşımaktadır.

Edebiyat-Tarih İlişkisi: Geçmişte yaşanan olayları zaman ve yer göstererek, neden-sonuç ilişkisi üzerinden inceleyen bilim dalıdır. Romanlarda, epik şiir türlerinde tarih-edebiyat ilişkisi daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Halide Edip A divalın Ateşten Gömlek adlı romanı bir edebi metin olmanın yanı sıra tarihi bir olay olan Kurtuluş Savaşı’nı anlatmaktadır.

Edebiyat-Coğrafya İlişkisi: Edebi eserde anlatılan olayın ortaya çıktığı yerle ilişkisi vardır. Çünkü olay, yaşandığı yerin izlerini yansıtır. Gezi yazısı, egzotik roman gibi türler belli bir bölgeyi tanıtmak amacıyla yazılır. Coğrafya da çeşitleri yerlerin veya ürünlerin tanımını yaparken edebiyatın anlatım yöntemlerinden açıklayıcı betimlemeden yararlanır.

Edebiyat-Sosyoloji İlişkisi: Sosyoloji, toplumu ve toplumları inceleyen bir bilim dalıdır. Edebi eserlerde olayların geçtiği sosyal çevre ve bu sosyal çevrenin özelliklerine yaşayış tarzına, kültüre de değinilmektedir. Birçok roman ya da tiyatro eserinde edebiyat ile sosyolojinin iç içe geçtiğini ya da diğer bir ifadeyle yazarın edebi metni oluştururken sosyolojiden yararlandığını görmekteyiz.

Edebiyat-Psikoloji İlişkisi: İnsan davranışlarını ve onu etkileyen süreçleri inceleyen bilim dalına psikoloji denilmektedir. Yazar, edebi metinlerde özellikle roman ve hikâyelerde kahramanların davranışlarını, hâl ve hareketlerini psikolojinin yardımıyla oluşturmaktadır.

Edebiyat-Felsefe İlişkisi: Felsefe bir düşünce bilimidir. Her türlü bilgi ya da bilimin temelini oluşturmaktadır. Bu yönüyle her edebi metnin temelinde bir düşünce ya da dünya görüşünün bulunulabileceğini unutmamak gerekir.

{ Add a Comment }

Sanat ve Zanaat Arasındaki Farklar

Bir duygunun, tasarının veya güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin hepsine ya da hu anlatımın sonucu ortaya çıkan üstün yaratıcılık eylemine sanat denir. Sanat her zaman güzel olanın peşinde koşmuş ve var olan gerçekliği güzelleştirme amacı taşımıştır. Bu nedenle sanatın asıl gayesi güzelliktir. Ustalık ve yaratıcılık gerektiren sanatın amacı bir bilgi vermek ya da bir şey Öğretmek değil; hissettirmek, belirli duygular uyandırmak ve çağrışımlar yaratmaktır. Bu nedenle sanat bilimsel ve nesnel özellikler taşımaz. Sanat özneldir ve sanatçının yorumunu taşır. Sanat ile zanaat arasındaki ayrıma dikkat etmek gerekir.

Zanaat, insanların maddeye dayanan ihtiyaçlarını karşılamak için yapılan, öğrenim ile birlikte tecrübe ve ustalık gerektiren işlerin bütününe denir. Demircilik, ayakkabıcılık marangozluk birer zanaattır. Buradan da anlaşılacağı üzere zanaat, sanattan farklı olarak bir ihtiyacı gidermek için yapılan iştir ve fayda sağlamak amacı taşır. Az önce de belirttiğimiz gibi sanatın kendinden ve güzellik yaratmaktan başka amacı yoktur.

Fayda Sağlayan Eserler (Zanaat) ile Sanat Eserlerinin Farkı

  • Sanatta estetik yön, zanaatta fayda vardır.
  • Sanatta maddi beklenti yokken, zanaatta vardır.
  • Sanat yapıtı eşsizdir, zanaat yapıtı çoktur.
  • Sanat yapıtı değiştirilemez, zanaat yapıtı değiştirilir.
  • Sanat yeteneği doğuştan vardır, zanaatta beceri sonradan kazanılabilir.

{ Add a Comment }

kacak iddaa canlı bahis siteleri bahis siteleri bahis siteleri online casino siteleri bahis siteleri canlı bahis siteleri