1xbet betist jasminbet

Browsing: ERGENLİK DÖNEMİ

Ergenlerde Madde Kullanımı – Bağımlılığı

Hepimizin sınırlı bir çevresi var ve tüm yaşamımızı, bu sınırların ötesindeki yaşamın da bizim bu sınırların ötesindeki yaşamın da bizimkiyle aynı olduğuna inanarak geçiniyoruz çoğu kişi için oldukça yabancı bir sorun olan uyuşturucu madde kullanımında bizim sınırlarımızın ötesindeki yasam ile ilgili veriler oldukça ilginç;

ABD istatistiklerine göre 12-17 yaş arası ergenlerin yaklaşık olarak % 25’inde yasa dışı madde kullanımı görülmektedir. Yaklaşık olarak her beş ergenden bir tanesi marihuana (esrar) ya da haşhaş tüketmektedir. 17 yaşına kadar ise her üç ergenden bir tanesinin sigara kullandığı ortaya çıkmıştır. ABD’de ergenler üzerinde yapılan araştırmalarda 13 yaşındaki erkek çocukların üçte birinin, kız çocukların ise en az dörtte birinin hayatlarında en az bir kez içki kullandığı saptanmıştır. Bizim ülkemizde konu hakkında net verilere ulaşma imkanı bulunmasa da her geçen gün uyuşturucu madde kullanımının bir artış olduğunu dile getirmek yanlış olmayacaktır.

Madde kullanımı ve bağımlılığı ile ilgili pek çok farklı riskten bahsedilebilir. Aile içi anlaşmazlıklar, akademik zorluklar, davranım bozukluğu ve depresyon gibi psikiyatrik bozukluklar, aile de ve arkadaş çevresinde madde kullanımının bulunması, dürtüsel (fevri) bir yapıya sahip olmak ve erken yaşta sigara kullanımı bu risk faktörlerinden bazılarıdır.

Yapılan araştırmalar gençlerin yaşadığı psikiyatrik sorunların da bazen madde kullanımına yol açabildiğim göstermektedir. Bu gibi durumlarda gençler bu psikiyatrik rahatsızlığın oluşturduğu sıkıntıyı geçici olarak maddenin erdiği rahatlık ile çözme yolunu tercih etmektedir.

Git gide önemi artan bir konu haine gelen madde bağımlılığı ile ilgili ailelere birçok görev düşmektedir. Bu alanda yapılan çalışmalara göre en uygun yaklaşımın, baskıdan uzak ancak kontrollü bir ebeveyn yaklaşımı olduğu ortaya çıkmıştır. Bu süreçte ailelerin dikkatle üzerinde durması gereken gereken noktalar aşağıda belirtilmiştir:

Madde Bağımlılığında Ebeveynlerin Dikkat Edeceği Hususlar

  1. Madde bağımlılığına engel olmak ilk adım olmalıdır. Çocuğunuzun kendi kontrolünüzde, sizin bildiğiniz ve güvendiğiniz mekânlarda ve alanlarda bulunmasına özen gösteriniz. Bu nevi maddeler ile temasın önlenmesi sonraki aşamalarda ortaya çıkması muhtemel ve telafisi zor süreçlerin oluşmaması adına çözüm olacaktır.
  1. Uyuşturucu maddeye başlama eyleminin çoğu kez arkadaş çevresi vasıtasıyla ile oluştuğunu unutmayınız. Bu nevi maddeleri kullanan kişilerin oluşturduğu bir çevre içinde bulunan çocuğun uyuşturucu madde kullanma olasılığı da yüksek olacaktır. Bu sebeple çocuğunuzun arkadaş ortamını iyi analiz edin. Kimlerle arkadaşlık ettiğini kontrol edin.
  1. Her şeyin başı kuşkusuz ki eğitimdir. Bu nedenle uyuşturucu madde kullanımı hakkında çocuğunuza eğitim verin. Onu madde kullanımına götürebilecek sorunlar için alternatif çözümler sunun.
  1. Çocuğunuzda varsa ani olarak ortaya çıkan değişiklikleri yakından izleyin. Çocuğunuzun ders başarısında ani ve hızlı bir düşme, evvelden olmayan davranışların ortaya çıkması (kavgacılık, hırsızlık vb.), duygu durumunda ani değişimler gibi sonradan ortaya çıkan değişikliklerde, uyuşturucu madde kullanımı riski her zaman akılda tutulmalıdır.
  1. Ümitsizliğe yer vermeyin. Madde kullanımı ile ilgili bir durum tespit edildiğinde ümidinizi her zaman taze tutun. Toplumsal öğretilere göre genellikle madde bağımlılığı tedavi edilemez gibi algılamalar bulunmasına rağmen, uygun müdahaleler neticesinde tedavide başarı şansının oldukça yüksek olduğunu asla unutmayın.
  1. Uzman kimselerden mutlaka yardım alın. Genellikle birçok aile bu tip bir durum ortaya çıktığında sorunu aile içerisinde çözmeye çalışmaktadır. Fakat bu yaklaşım çoğu kez tedavinin gecikmesine neden olmaktadır. Burada en uygun yaklaşım, profesyonel kişilerden yardım alarak sorunu çözüme ulaştırmaktır.

{ Add a Comment }

Çocuklarda ve Ergenlerde Özgüven Gelişimi

Kişilik kuramcıları ilk çocukluk dönemini 2-6 yaş arası dönem olarak belirtmektedir. Oysaki kişilik gelişiminin ve öz güven oluşumunun bebeğin daha anne rahmindeyken gelişmeye başladığı kabul edilmektedir.

Öğrenme sürecindeki bir bebek duyduğu her sesi anlamlandırmasa da onları kaydeder ve ilerleyen zaman dilimlerinde benzer yaşantılarla karşılaştığında bilinçaltına kaydedilmiş olan bu bilgileri davranış biçimlerine dönüştürmeye başlar. Bunun farkında olan bazı anneler bu yüzden hamilelik süresince bebekleriyle konuşur, kimi anneler de onlara Kur’an okur hatta klasik müzik dinletmek gibi faaliyetlerde bulunur.

Çünkü çocuk doğduktan sonra bu sesleri tanır ve bu sayede öğrenmesi daha kolay olur ve zihin dünyası gelişmeye başlar. Bu sebeple 0-6 yaş kişilik gelişimi ve özgüven açısından en önemli devredir. Çocuk bu dönemde edindiği temel bilgiler sayesinde sahip olduğu tutumlarla ve oluşturmaya başladığı kişilik yapısıyla yaşamının ileri dönemlerine yön vermektedir.

Ebeveyinler, bebekle kurdukları sevgi temelli ilişki ile, sağlıklı bir güven duygusunun oluşumu için ilk aşamayı kat etmiş olurlar. Yine annelerin gebelik döneminde bebeğiyle duygusal iletişim kurabilmesi için, eliyle karnınını okşaması, bebek ile konuşması ve sesiyle ona güven vermeye çaba göstermesi özgüven oluşumunda faydalı olacaktır.

Ayrıca annenin sağlıklı ve huzurlu bir hamilelik süreci geçirmesi, bebeğin ruh dünyasını olumlu olarak etkilemektedir. Doğumdan sonra da annenin bebekle tensel teması, onu kucaklaması, gebelik döneminde olduğu gibi onunla konuşması bebeğin güven duygusunun oluşmasında önemli bir faktördür.

Bebek daha önceden duyduğu ve tanıdık sesler işittiğinden yeni ortama adapte olmakta daha az güçlük çekecektir. Bebeklerin ilk zamanlarda işitme duyuları görme duyularına oranla daha iyi geliştiğinden seslere karşı daha duyarlı olurlar. Ayrıca anne sesinin de bebeğe güven verdiği gerçeğini unutmamak gerekir. Görme duyusunun gelişmeye başlamasıyla beraber (ilk iki aydan sonra) bebek kişileri tanımaya başlar. Bu dönemde bebeğin ebeveynleri tanıma safhasına gelmesinden dolayı anne ve babanın bebek ile göz teması kurması oldukça önemlidir zira bu bebeğin güven gelişimi için oldukça önemlidir.

Çocuğun dilinin gelişmeye başladığı dönemlerde ebeveynlerin sorulan meraklı sorulara büyük bir sabırla ve mantıklı cevaplar vermeleri çocukta bir birey olarak kendine önem verildiği hissinin oluşması sağlar elbette ki bu da öz güven duygusunun gelişimine katkıda bulunacaktır.

Diğer bir taftan ebeveynlerin özellikle, çocuklarının boy hizasına yaklaşmak suretiyle ve de göz teması kurarak, çocuklarını dinlemeye ve anlamaya çalışması iletişim kurmada bir başka yöntemdir. Bu surette çocuk, anne ve baba arasında sağlıklı bir bağlılık oluşur.

Ancak diğer bir taraftan toplumsal yapımızda sıklıkla karşılaştığımız yanlışlardan biri ise annelerin çocuklarının kendilerine sevgi ile bağlı olmaktan çok bağımlı olmalarını tercih ediyor oluşlarıdır. Bu tip anneler çocuklarına, herhangi bir şeyi başaramadıkları anda müdahale etme eğilimindedirler. Aslında bu durum bebeğin, daha ilk adımlarını atmaya başladığı zamanlarda onun düşeceğini hisseden annenin onu hemen tutma eğilimiyle başlayan bir süreçtir.

İşte bu nedenle bağımlı ve güvensiz nesiller yetişmektedir. Böyle yapmak yerine ona zor zamanlarında ve sadece gücünün yetmediği bir noktada ebeveynlerinin desteğinin arkasında olduğu hissinin verilmesi gerekmektedir. Bu sebeple yukarıdaki bahisten hareketle ani bir düşme durumunda düşmeyi önlemek yerine, bebeğin zarar görmeyecek şekilde düşüş yapması için bir elinin tutulması ona güven verecektir. Aynı zamanda bu davranış şekli başarısız oluşu başarma azmini güçlendirecektir. Ancak bu şeklide çocuk sağlıklı güven ve kişilik gelişimine ulaşmayı başarabilir.

Ergenlerde Özgüven Gelişimi

Ergenlik dönemi kişiliğin, tutumların ve davranışların büyük ölçüde şekillendiği 0-6 yaş dönemini tamamlayıcı bir dönemdir. Ergenlik: bireyin yaşamında fiziksel ve ruhsal olarak değişikliklerin ortaya çıktığı, büyüme ve gelişmenin hız kazandığı 2 veya 3 yıllık bir süreci kapsayan bir dönemdir.

Ergenlik çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemidir. Bu sebeple bu evre aile içinde tıpkı diğer dönemler gibi normal karşılanmalıdır. Çoğu ebeveyn -bilhassa bu dönemde – çocuklarını başkalarının çocukları ile kıyas etmektedirler. Ancak ebeveynler şunu unutmamalıdırlar ki her birey kendi içinde bir dünya, bir âlemdir, tektir ve de bu şekilde değerlendirilmelidir. Bu sebepledir ki ergenlik dönenini yaşayan her birey, bu dönemi aynı şekilde geçirmez. Kimisi daha fevri ve saldırgan olurken, kimisi de daha içene kapanık ve sakin olabilir.

Bu dönemde, ergenin ilgi duyduğu şeyler değişebilir, aileye eleştirel bir nazarla yaklaşabilir, dikkatini toplama konusunda ve özellikle ders çalışmakta zorlanabilir, en önemlisi artık bir fert olduğunun, çocuk olmadığının anlaşılmasını ister.

Ebeveynler sırası geldiğinde “Sen büyüdün artık bunu yapmamalısın” derken, bazen de “Sen daha çocuksun” diyerek, ergenin ikilemde kalmasına sebep olmaktadır. Bu arada Ergen birey “Ben çocuk muyum? Yoksa yetişkin miyim?” çelişkisi içinde kalmaktadır. Burada ailelerin asıl görevi, ergeni bu ikilem içinde bırakmak yerine zaten içinde bulunduğu dönem itibariyle bu çelişkinin odak noktasında bulunan bireyi bu bocalamadan kurtarmak olmalıdır, ona yetişkin bir birey olmaya çalıştığı hatırlatılmalı ve kendisine bu konuda yardımcı olunmalıdır.

Her şeyden evvel anne ve baba, çocuklarını yargılamak yerine ona saygı gösterip, onu anlamaya çalışmalı, aynı dönemlerden kendilerinin de geçtiklerini asla unutmamalıdır. Ayrıca ergenlere karşı davranış şekillerini belirlerken olayları ve durumları kendi ergenlik dönemlerini geçirdikleri toplumsal ve kültürel yapının şartları açısından değil; içinde bulunulan dönemin şartları açısından değerlendirerek karar vermeleri onlara karşı tutum ve davranışlarını bu kriterleri göz önünde bulundurarak belirlemeleri ergenin sağlıklı bir ergenlik dönemi geçirmesi bakımından yerinde olacaktır.

Netice olarak ergenlere verilebilecek en güzel mesaj; “En güzeli evinize ve sevdiklerinize bağlılığınızı sürdürerek, bağımsızlığınızı kazanmanızdır.” Anne ve babaya verilebilecek en güzel mesaj ise; “Çocuğunuzun evine ve kendinize olan bağlılığını pekiştirmeniz ve onun bağımsızlığına saygı duymanızdır.”

{ Add a Comment }

Cinsiyet Rolü Nedir – Cinsel Kimlik Nasıl Oluşur

Çocuğun Cinsel Kimlik Gelişimi:

Cinsiyet rolü denilen şey, kadının ve erkeğin nasıl düşüneceğini hatta nasıl hissedeceğini belirleyen ve de kısmen çevre tarafından bireylere cinsiyetlerine uygun görüldüğü için biçilen roldür. Çoğu kültürde erkek ve kadının farklılıktan, neleri yapıp neleri yapamayacakları açık açık belirlenmiştir. Bebekler daha doğmadan önce erkekler için mavi, kızlar için pembe renkli kıyafetler ve aksesuarlarla ayrım olur.

Bu ayrım daha sonra saç biçiminde, giyilen elbiselerde ve oyuncaklarda devam eder. Bu farklılıklar bireylerin bütün gelişim süreçleri boyunca pekiştirilerek artırılır. Zaten çocuklar da etraftakileri gözlemleyerek onların cinsiyet rollerini taklit ederler. Bu süreçte anne ve babaların görevi ve rolü oldukça önemli bir yere sahiptir. Kız ve erkek çocuklara, arkadaş seçimi, dışında geçirilecek zaman ve giyim kuşam gibi konularda farklı davranılmaktadır.

Aileler belli ödüller ve yasaklamalar kullanarak kızlarına daha kadınca, oğullarına daha erkekçe davranmayı öğretmektedirler. Akranların da mahallede ve okulda aynı cinsten olan arkadaşlarına “erkeksi” ve “kadınsı” rolleri öğretmeleri söz konusudur. Ergenlikteki arkadaş grubunun onaylaması veya onaylamaması, gösterilecek cinsel tutum ve tavır üzerinde önemli bir güçtür. Akranlar kendi cinsiyetlerine uygun davranışlar gösterenleri onaylayarak ve göstermeyenleri onaylamayarak onların uygun cinsel davranışlar göstermelerine katkıda bulunur.

Basın yayın organlarının da ergenin cinsel davranışlar kazanmasında önemli bir etkisi vardır. Özellikle televizyon, kadın ve erkeğin cinsel rollerinin ne olduğu konusunda açık mesajlar verir. Batıdaki televizyon yayınlan 1970’lerden önce kadın ve erkekleri daha geleneksel rol ve mesleklerde tanıtırken, 1990’larda kadınlara televizyonda yüklenen roller ve meslekler erkeklerle daha eşit düzeydedir.

Ülkemizde de benzer bir gelişme vardır. Bir görüşe göre ise kadın televizyonda cinsel bir obje olarak tanıtılmakta ve onun sadece “dişilik” yönü ön plana çıkartılmaktadır. Televizyondaki erkek oyuncular daima kadınlardan baskın, saldırgan, rekabetçi, bağımsız ve girişken olarak gösterilmekte, buna karşılık kadınlar daha edilgen kişilikler sergilemektedirler.

{ Add a Comment }

Ergenlerde Cinsel Gelişim ve Aşamaları

Erinlik sırasında boy ve kilo dramatik bir şekilde artarken, cinsel olgunlaşmanın başladığının işaretini veren aynı derecede önemli diğer değişimler ortaya çıkar. Bunlar birincil cinsiyet özellikleri (erkeklerde penis ve testislerin gelişmesi ve sperm üretimi, kızlarda klitoris, rahim ve vajina gelişmesi ile ilk adet kanaması/menstruasyon) ve ikincil cinsiyet özellikleri’dir (kızlarda göğüslerin gelişimi, erkeklerde ses değişimi ve yüz kılları, her iki cinste de genital bölgede tüylenme). Bu özelliklerin ortaya çıktığı yaşlar bireyler arasında büyük ölçüde değişmektedir. Kızlarda cinsel olgunlaşmanın ilk görünür belirtisi sekiz ile on üç yaşlar arasında göğüslerin belirmeye başlamasıdır. Tamamen gelişmesi üç yıl alır. Genital bölgenin tüylenmesi göğüslerin gelişiminden kısa süre sonra başlar ve bir-iki yıl sonra koltukaltı tüyleri çıkmaya başlar.

Göğüsler gelişmeye başladığında, âdetin başlangıcı olan ilk ay hâline (menarş) hazırlanmak için rahimde ve vajinada özellikle büyüklüğünün artması biçiminde önemli değişimler ortaya çıkar. Ay hâlinin başlaması bir kızın üremeye hazır olduğu anlamına gelmez. Buna “ergen kısırlığı” da denir. Bir yıl ya da daha sonra yumurtlama faaliyeti başlar. Yumurtlama başladığında, sonraki 35 yıl içinde ortalama 28 günde bir tane olmak üzere yaklaşık 455 yumurta üretilecektir. Türk kız çocuklarında menstruasyon yaşı ortalama 12,4’tür ve ilk ay hâli daima boyca büyüme hızı doruğunu geçtikten sonra olmaktadır. 28 günde bir gerçekleşen ve ortalama 5-6 gün süren bu kanama, menopoz dönemine yani 40-50 yaşlarına kadar sürer. İlk yıl düzensiz olabilen kanamalar daha sonra düzene girer. İlk âdetlerde baş ağrıları, sırt ağrıları, kramplar, kusmalar, karın ağrıları görülebilir.

Bunların etkisiyle kızlar yorgun, huzursuz, sinirli olabilir, psikolojik bir çöküntü yaşayabilirler. Âdetler düzene girdikçe bunlar da kaybolur. Bir kızın bu doğal süreç karşısındaki tutumu, onun bunu ne ölçüde anladığına bağlıdır. Ay hâli, korkutucu ya da sarsıcı bir olay olarak ya da yaklaşan yetişkinliğin olumlu bir Belirtisi olarak alınabilir. Ebeveynler, kaygı, düşmanlık, çöküntü ya da mutluluk eşliğinde ortaya çıkabilecek bu yaşantıya kızlarını özenle hazırlamalıdırlar. Erkek çocuklarda birincil ve ikincil cinsiyet özelliklerinin gelişimi, kızlarınkinden yaklaşık iki yıl daha uzun sürer. Yaklaşan cinsel olgunluğun ilk belirtileri genellikle on bir yaş dolaylarında ortaya çıkar.

Sperm salgılayan bezler olan erbezleri (testisler) ile erbezlerini taşıyan kese olan erbezi torbası’nın (scrotum) büyümesi söz konusudur. Yaklaşık bir buçuk yıl sonra penisin boyu ve çevresi büyür ve bu 14-16 yaşına kadar sürer. Erkek çocuklar çoğu zaman penisin boyunun cinsel güçle ve hazla bağlantılı olduğu saplantısını yaşarlar. Birçok insan büyüdüğünde de bu tür temelsiz düşünceleri sürdürür. Erkeklerde cinsel bölgede tüylenme 12-14 yaşlarında başlar, koltukaltı ve yüzdeki tüyler bir ya da iki yıl sonra ortaya çıkar. Üreme organlarının olgunlaşmasıyla erkek ergenler, gece boşalmalarını yaşamaya başlarlar (uyku sırasında sperm ya da seminal sıvı boşalımı). Eğer buna hazır değilse kendine kötü bir şey olduğundan korkabilir. Onlara ıslak rüyaların normal olduğu anlatılmalıdır. Kinsey’e göre erkeklerin yaklaşık % 83’ü bunu yaşamaktadır. Ancak bu boşalmalar yaklaşık bir yıl boyunca üretken değildir. Sperm daha çok sayıda ve etken olduğunda gebe bırakmaya yeterli olacaktır.

Bunlar ergenlikle ilgili temel belirleyiciler olan ve üreme organlarında gelişen “birincil” gelişmelerdir. İkincil cinsel değişmeler ise, beden yapısındaki değişimler, sesteki değişme, sivilcelerin artması, bıyık ve sakal çıkması, vücuttaki kıllanma, ter bezlerinin sayısındaki artış, gırtlakta kıkırdaklaşma, göğüslerde düğümcüklerime ve ilave cinsel değişiklikler olarak incelenir:

Cinsel Gelişimin Aşamaları

Beden Yapısındaki Gelişmeler: Kız ve erkek çocuklarının bedenlerini ayrı ayrı incelemek gerekir. Kızlarda omuzlar yuvarlaklaşır, göğüs ve kalçalarda deri altında biriken yağ miktarı fazlalaşır, göğüs ve kalçalar büyür, meme uçları dikleşir ve sivrilir. Erkek çocuklarda, ergenlikte kızlardan farklıca, kol ve bacak adalelerinde gelişme ortaya çıkar. Göğüs kafesi ve omuzlar gelişim gösterir, vücut ve yüz erkeksi bir görüntü kazanır.

Sesin Kalınlaşması: Ergendeki ses, çocukluk zamanlarının aksine kalınlaşmaya başlar. Bu dönemde ergen birey, ses tonunu düzenleyemez. Sesi önceleri çatallı bir şekilde çıkar. Daha sonra ses telleri gelişimini tamamlayınca, ergen bireyin ses tonu da olgun bir nitelik kazanır.

Yüzdeki Sivilcelerin Artması: Derideki yağ bezlerinin yoğun bir şekilde çalışması sonucu salgılanan yağlar ciltteki gözenekleri doldurur bu durum yüzde siyah nokta ve aknelerin oluşmasına neden olur. Yağ birikimi şişer ve ergenlik sivilcelerini ortaya çıkar. Bunlar son derece normaldir fakat bunların sıkılmaması ve bunlarla elle oynanmaması, yüze hijyenine dikkat edilmesi gerekir.

Yüzde Bıyık ve Sakalın Çıkması: Ergenlik döneminde yüzde ortaya çıkan en belirgin değişiklik de erkek çocukta sakal ve bıyıkların kendini göstermeye başlamasıdır. İlk başta bıyıklar belirginleşir, sonra şakak kemikleri altında sakallar çıkmaya başlar. Sakal ve bıyıkların çıkma sürecinde gençler arasında kişisel farklılıklara bağlı olarak değişikliklere rastlanır. Aynı yaştaki iki erkek bireyin sakal ve bıyık büyüme hızı farklılaşabilir. Bu boy ve beden bakımından büyümede ol­duğu gibi, soyaçekime, salgı bezlerinin salgıladığı hormon miktarına ve beslenmeye bağlıdır. Türk erkek çocuklarında yüz kıllanması 14,5 yaşında ortaya çıkmaktadır.

Vücutta Kıllanma: Ergenliğin yeni başladığı dönemlerdeki deği­şikliklerden biri de hipofiz bezinin salgılarıyla ortaya çıkan koltu­kaltı ve üreme organları bölgesindeki kıllanmadır. Türk kız ço­cuklarında kasıklarda görülen kıllanma ortalama 10.3 yaşlarında başla­makta ve gelişme zamanı 3.6 yılı bulmaktadır. Türk erkek ço­cuklarında ise kasıklardaki kıllanma 11.8 yaşında, koltukaltındaki kıllanma ise 13.2 yaşında başlamaktadır.

Ter Bezlerinin Çalışmasının Artması: Ergenlik döneminde koltukal­tı ile kasıklarda ve vücudun diğer yerlerinde bulunan ter bezleri çocuk­luk dönemine oranla daha çok çalışır. Sık terlemeden dolayı ortaya çıkan kirliliği önlemek için vücut hijyenine dikkat etmek erge­nin sağlığı için çok önemlidir.

Vücut Kokusunun Belirginleşmesi: Cinsel gelişimle bera­ber, vücutta her insanda kendine has bir koku gelişir. Bu vücut kokusunun cinsel çekicilikle bir ilgisi vardır.

Gırtlakta Kıkırdaklaşma: Hipofiz hormonunun tesiriyle, er­genlik döneminin ilk zamanlarında, erkek çocuklarda gırtlağın çe­ne altına denk gelen bölgesinde bir kıkırdaklaşmanın ortaya çıktığı görülür. Halk arasında “âdem elması” diye tabir edilen bu bölge giderek sertleşir.

Göğüslerde Düğümcüklenme: Erkek bireylerde ortalama olarak 14-16 yaşları arasında görülen, göğüslerin birinde veya her ikisinde ortaya çıkan ağrılı büyüme ve sertleşme halidir. Tıp dilinde buna jinekomasti adı verilir. Hormon kaynaklıdır. 6 ay ile 3 yıl ara­sında düzelme görülür.

{ Add a Comment }

Ergenlik Dönemindeki Yaygın Sorunlar

Ergenlikte Görülen Sorunlar:

1- Hızlı büyümenin etkisi ile sık sık baş ağrısı, bel ağrısı, sindirim bozuklukları gibi bedensel rahatsızlıklar gösterirler.
2- Kalabalıktan kaçarak, yalnız kalabilecekleri köşe bucaklara çekilirler. Yalnız kalmayı arzularlar.
3- Son çocukluk evresinde yorulmadan yaptıkları işlerden çok çabuk yorulurlar.
4- Hareketlerinde beceriksizlik ve organlar arasında eşgüdümsüzlük görülür.
5- Çabuk sıkılırlar, uzun çalışmaya, işlere ve oyuna karşı isteksizdirler.
6- Sık sık başkalarını çekememe, kıskanma davranışları gösterirler.
7- Kendilerine yapılan baskıya karşı koymaya, âdeta “yap” denileni yapmayıp, “yapma” denileni yapmaya başlarlar.
8- Karşı cinse karşı kinci davranır, onları kızdıracak şekilde hareket ederler.
9- Coşkularını denetlemekte yeteneksizleşirler, sık sık öfkelenirler, kavga eder, ağız kavgalarına girerler; korkuları ve üzüntüleri oldukça artar.
10- Kendilerine güvenleri azalır. Daha önce başarıyla yaptıkları işlere girişmekte cesaretsizleşirler.
11- Kendilerini sürekli eleştirirler. Beğenmedikleri yönleriyle daha fazla, ilgilenmeye başlarlar.
12- Sık sık huysuzlaşır, huysuzluklarını denetleyemezler.
13- Hayal kurmaya oldukça yüksek eğilim gösterirler.

Erinin gösterdiği bu davranışlar hoşgörü ile karşılanmadığında ve iyi bir rehberlik yapılmadığında onu yıkıma uğratabilir ve onda yerleşebilir. Ergenlik (ergenlik sonrası) döneminde de bu özellikler gözlenir ancak gelişim ve büyüme hızı yavaşlar. Erinlik sonrası (ergenliğin ortaları ile sonları) ise, 14-15 yaşlarında başlayıp 17- 21 yaşları arasında sona erer. Erinlikle birlikte başlayan ergenlik dönemi boyunca süren bedensel gelişmeyi (büyümeyi) psikolojik gelişim izler. Psikolojik gelişim ergenliğin ortasında ve sonlarında kendini daha fazla belli eder.

{ Add a Comment }

Ergenlikte Büyüme ve Gelişmeyi Etkileyen Faktörler

Büyüme ve Gelişmeyi Etkileyen Etmenler:

Ergenlikte büyüme ve gelişmeyi etkileyen faktörler şu şekilde özetlenebilir:
1- Kalıtım: İnsan organizması yaklaşık 50.000 gen taşır ve bu genler çocuğun büyümesini etkiler. Çocukların boyları ile anne – babalarının boyları arasında uygunluk vardır. Büyüme ve gelişme büyük ölçüde önceden planlanmıştır. Hastalık ve kötü beslenme gibi nedenler olmadığında büyüme ve gelişme hâlindeki insan bedeni âdeta bir hedefe varmaya çalışmaktadır.

2- İç Salgı Bezleri ve Hormonal Denge: Çocuklukta büyüme ve gelişmeyi esas olarak iki hormon belirlemektedir. Bunlar tiroit hormonu ve ön hipofizin büyüme hormonudur. Tiroit hormonu gelişme ve olgunlaşmayı, hipofiz hormonu ise boy uzamasını etkiler. Buluğ döneminde salgılanan androjen ve östrojen hormonları da büyümeye etki etmektedir.

3- Beslenme ve Sağlık Durumu (Müzmin Hastalıklar, Travmalar vs.):  Bir insanın normal olarak büyüyebilmesi için sağlıklı bir bedene ve iyi beslenmeye ihtiyacı vardır. Gelişme çağındaki insan yeterli besin alamazsa büyümesi durur, sonra da dengesiz beslenmenin yan etkileri ortaya çıkar. Mesela karbonhidrat ağırlıklı beslenen çocuklar buluğa daha geç yaşta girerler ve bunlarda gelişme geriliklerine rastlanır.

4- iklim ve Coğrafi Koşullar: Yaşanılan coğrafi çevre ve iklim ortamı ile beden yapısı arasında ilişki bulunmaktadır. Yaşanılan yerin deniz seviyesinde olmasıyla yüksek bir platoda olması, oradaki insanları farklı hava basınçları ve iklim şartlarıyla karşı karşıya bırakır. Yüksek platolarda ve dağlık bölgelerdeki insanlar, bölgelerindeki hava basıncına uygun bir beden yapısı geliştirirler. Sıcak bölgelerde kızlarda menarş (ilk adet kanaması) daha erkendir.

5- Aile İçi iletişim ve içinde Bulunulan Diğer Sosyal Ortamlar: Aslında burada belirtilen faktörlerin tamamı bireylere ilişkin farklılıkların temel kaynaklarını da ifade etmektedir. Bu faktörler tüm yaşam boyunca gelişimi etkileyen, sadece ergenliğe bağlı olmayan etkenlerdir. Bireyin ergenliğe ne zaman gireceği, bu dönemin ne kadar sorunlu/sorunsuz geçeceği, bu döneme özgü gelişim görevlerinin ne şekilde yerine getirileceği ve nihayetinde dönemin ne kadar sürede sonlanacâğı bu faktörlere bağlıdır. Ebeveynler ve eğitimciler açısından önemli olan noktalar, gelişim özelliklerinin farkında olmak, çocuğun her açıdan yeni gelişimlere uyum sağlamasına yardımcı olmak, bireysel farklılıkları gözetmek, baskıdan kaçınmak, uygun iletişim ortamı hazırlamak ve iyi bir model olmaktır. Ebeveynler ve eğitimcilerin ergenle kurdukları iletişim ve bu iletişimin düzeyi çok önemlidir. Ergenlik öncesi döneme gereken önem verilmelidir. Çünkü çocukluk döneminde baskıyla eğitilmeye çalışılan çocuğa ergenlik döneminde demokratik yaklaşmaya çalışmak, beklenen etkiyi göstermez. İletişim açısından kaybedilen çocuğa ergenlik içinde ulaşmak ya çok zor ya da imkânsızdır. Burada bir sloganı hatırlatmakta fayda vardır: “Sorunlu çocuk yoktur, sorunlu ana-baba vardır. ”

{ Add a Comment }

Buluğ Çağı Nedir – Buluğ Çağı Kaç Yaşında Başlar

Erinlik Dönemi Nedir:

Ergenlik dönemi, erinlik (buluğ, ergenliğin başları), ergenliğin ortaları ve ergenliğin sonları olarak üç ana bölümde ele alınabilir. Ancak ergenlik dönemi, alan literatüründe daha çok ergenliğe giriş (buluğ) ve ergenlik dönemi olarak iki başlık altında İncelenmektedir.

Erinlik (Puberte): Erinlik, Latince pubertas (erkeklik yaşı) kelimesinden alınmış olup, ergenlik yıllarının başlangıcında hızlı değişikliklerin meydana geldiği dönemdir. Erinlik (buluğ) dönemi ortalama 12 yaş civarında başlayan ve 12-18 ay kadar süren, çocukluğun sona erdiği, ikincil cinsiyet özelliklerinin görüldüğü ve ergenliğin başlangıcı sayılan bir dönemdir. Bu dönemde boyca ve kiloca artış, özellikle el ve ayaklarda hızlı bir büyüme, erkeklerde sakal ve bıyıkların belirmeye başlaması, kızlarda göğüslerin kabarmaya başlaması, kalça genişlemesi vb. özellikler gösterir. Bu gelişmeleri takip eden ortalama 1-1,5 yıl içinde erkeklerde gece boşalması, kızlarda ise regl olayı gerçekleşir. Bu dönem ergenliğin başlangıcı olarak nitelenmekte ve kızlarda 14, erkeklerde 15 yaşına kadar sürebileceği belirtilmektedir.

Erinlik dönemini ergenlikle özdeş tutmamak gerekir. Her ne kadar erinlik, ergenliğin bir evresini teşkil etmekteyse de erinlik öncesi, erinlik ve erginlik aşamalarını içeren uzun süreli bir dönemdir. Ergenlik tek başına fiziki olgunluğu değil, olgunluğun tüm yüzlerini içeren bir yaşam dilimidir.

Fizyolojik yönden ergenliğin, özellikle üreme organlarıyla ilgili salgı bezlerinin gelişip büyümeleri sonucu işlev kazanmalarıyla tamamlandığı kabul edilir. Bu konuda Bühler, cinsel organların gelişmesiyle davranışlarda meydana gelen değişmeye dikkati çekmiş ve bu yıllardaki bedensel değişmelerin bireyin uyumsuzluğuna sebep olduğunu söylemiştir.

{ Add a Comment }

kacak iddaa canlı bahis siteleri bahis siteleri bahis siteleri online casino siteleri bahis siteleri canlı bahis siteleri