Browsing: FELSEFE

Bilim ve Felsefe Açısından Varlık – Bilim ve Felsefeye Göre Varlık

Bilim ve Felsefenin Varlığa Bakış Açılarındaki Farklılıklar:

Varlık sadece felsefenin konu alanı içerisinde yer almaz, varlık aynı zamanda bilimlerin de inceleme alanı içerisindedir. Fakat felsefe ile bilimin varlığa bakış açıları birbirinden farklıdır. Bu farklılıkları şöyle sıralayabiliriz.

  • Bilimler varlığın özel bir alanı ile ilgilenirken felsefe varlığın özel bir alanı ile ilgilenmez, varlığa genel olarak bakar.
  • Bilim varlığı neden – sonuç ilişkisi içinde ele alır. Felsefe ise varlığı neden – sonuç ilişkisi içerisinde ele almaz; var olup olmadığını inceler.
  • Bilim varlığın var olduğunu ön kabul olarak kabul eder. Oysa felsefe varlığın var olup olmadığını ön kabul olarak kabullenmez.
  • Bilim için varlık somuttur ve gözlenebilir ya da özel araç gereçlerle gözlenebilir hale gelebilir. Oysa felsefe açısından varlık sadece somut olanla sınırlı değildir.
  • Bilim varlığı bilimsel yöntem ve tekniklerle inceler, yani gözlem ve deneye tabi tutar. Oysa felsefenin varlığı inceleme yolu türkçe porno
    özlem ve deneyden çok düşünsel ve sorgulayıcıdır.
  • Bilim açısından varlık şüphesiz, uzayda yer kaplayan ve hacmi olan nesnelerdir. Ancak felsefede, varlığın üç türlü “var oluş tarzı” bulunur. Gerçek var oluş, kavramsal var oluş, dilsel var oluş.

{ Add a Comment }

Metafizik ve Ontoloji İlişkisi – Kısaca

Metafizik ve Ontoloji Arasındaki farklar:

Metafizik (fizik ötesi) ve ontoloji (varlık felsefesi) aynı alanı konu edinen, ancak anlamları farklı olan iki kavramdır. Metafizik, bilimin sunduğu verilerin dışında kalan alana ilişkin sorgulama yapar ve kendi içinde tutarlı bilgiler ortaya koyar, yani metafizik bilimin ilgi alanına girmeyen, bilimin sınırları dışında kalan varlık alanı ile ilgilenir. Tanrı, melek, ruh gibi.

Metafiziğin Varlıkla İlgili Temel Soruları:

  • Varlık var mıdır?
  • Varlığın kökeni nedir?
  • Varlık değişken midir?
  • Varlığın ana maddesi nedir?
  • Varlık bir midir, çok mudur?
  • Evrende bir düzen var mıdır?
  • Evren sonlu mudur, sonsuz mudur?
  • Evrende ereklilik var mıdır?

Ontoloji ise her şeyin özünü, ilk ilkelerini, tözü (cevheri) araştıran disiplindir. Daha açık bir ifade ile ontoloji ilk unsuru araştıran felsefe disiplinidir.

Ontolojinin Varlıkla İlgili Temel Soruları:

  • Varlık nedir?
  • Varlık var mıdır, yok mudur?
  • Varlık bilinebilir mi?
  • Varlığın özü nedir?
  • Varlık durağan mıdır, değişken midir?
  • Varlık türleri nelerdir?

UYARI: İlk filozoflar öncelikle varlık problemi üzerinde durmuşlardır. Ele alınan temel soru, evrenin kaynağının ne olduğu, var olanların nereden geldiği problemidir.

{ Add a Comment }

Felsefe Açısından Varlık – Varlık Felsefesinin Konusu

Varlık felsefesi varlığı kendine problem alanı olarak seçmiş felsefe dalıdır. Varlık felsefesi varlıkla ilgili sorular üreten, var oluşu anlamaya çalışan felsefe disiplinidir. Aristo’ya göre varlık felsefesi ilk felsefedir. Ona göre felsefe “var olanı var olan olarak, saf olarak ele almaktır.”

Felsefe Açısından Varlık Nedir

Felsefede varlık bir bütün halinde ele alınır ve onun ilk nedeni, oluşu ve gerçekliği akılla temellen- dirilmeye çalışılır. Dolayısı ile felsefede “varlık” bir problem olarak sorgulanır. Varlık hakkında ortaya çıkmış olan felsefe disiplinleri metafizik ve ontoloji adını alır.

Birçok düşünür felsefenin “Varlık nedir?” sorusu ile başladığına inanır. Felsefenin varlığı açıklama çabası bilinen ilk filozof olan Thalesle başlar. Felsefenin babası sayılan, ilk filozof olan Thales “Her şey sudan, sıvı olandan türemiştir ve yine suya dönecektir.” der. Bu durum felsefenin varlığın kaynağını açıklama girişimi ile başladığını göstermektedir. Yine Thales’i izleyen filozoflar da felsefe öğretilerinin temeline varlık konusundaki görüşlerini koymuşlardır. İlk Çağ doğa filozofları varlık hakkında, (ana madde, Arkhe) şunları söylemişlerdir.

THALES : Thales için temel töz, yani “arkhe” sudur. Her şey sudan türemiştir ve yine suya dönecektir. Düz bir tepsi gibi olan yeryüzü su üstünde, sonsuz okyanusta yüzmektedir.

ANAKSİMANDROS: Bilinen bir nesne kesinlikle sonludur. Ama Temel töz, sonsuz ve tükenmez olmalıdır. Su gibi nicel açıdan sınırlı bir maddeden, evreni meydana getiren sonsuz varlık kütlesi doğamaz. Sonsuz sayıda evren olduğunu öne süren Anaksimandros’a göre, sonsuz miktarda maddenin mevcudiyeti gereklidir. Bu yüzden ana maddeyi, “aperion” (sınırı olmayan madde) olarak isimlendirmektedir.

PYTHAGORAS: Ona göre ilk unsur yani ilk varlık sayılardır.

HERAKLELTOS : Ona göre ilk varlık ateştir; her şey ateşten ortaya çıkmıştır.

Parmenldes’e göre “Yalnız var olan vardır; ancak var olan düşünülebilir. Var olmayan yoktur; bu nedenle de düşünülemez.” Bu var olana Parmenldes bir, bir olan der. Empedokles, Parmenides’in “varlık meydana gelmez, yok olmaz” düşüncesini dünyanın “oluş”, “yok oluş”, “değişim” görünümüyle uyumlu kılar. Empedokles doğanın dört temel ana maddeden oluştuğunu, bu ana maddelerin Parmenides’in “bir”in özelliklerini taşıdığını düşünür. Çok küçük parçalar olan, “meydana gelmemiş”, “yok olmaz”, “değişmez” bu ana maddeler toprak, su, hava, ateştir.

Felsefe açısından varlık “töz” anlamına gelir. Töz ise var olmak için kendisinden başka bir şeye ihtiyaç duymayan varlıktır. Ancak ontoloji adının kullanılması o kadar eski değildir.

Felsefe açısından varlık üçe ayrılır:

1- GERÇEK VARLIK

İnsan bilincinden bağımsız olarak, reel, ger-çek dünyada var olandır. Gerçek varlıkları duyu organlarıyla algılamak olanaklıdır.

Gerçek varlıklar;

* somuttur,
* olgusaldır,
* özellikle bilimlerin ilgi alanına girerler. Örneğin; araba, tebeşir, sandalye…

2- KAVRAMSAL VARLIK

İnsan bilincinde soyut biçimde var olan varlıklardır. Kavramsal biçimde var olan varlıklar,

* duyu organları ile algılanamazlar,
* olgusal ve deneysel değildir, örneğin; özgürlük, sayılar, değerler.

3- DİLSEL VARLIK:

İnsan iletişim Kurarken dili kullanır; doğal olarak da insanın dil üzerine kurulmuş bir dünyası vardır. Bu dünyada gerçek varlıklar ve kavramsal varlıklar aynı zamanda dilsel olarak da var kabul edilir.

Örneğin; ağaç ve denizkızı kavramlarını ele alalım. Ağaç duyu organlarımızla algılayabildiğimiz bir varlığa sahiptir ve bu özelliği ile de “gerçek var oluş”tur. Ağaç, aynı zamanda insan zihninde soyut olarak da vardır; bu özelliğiyle “kavramsal var oluş”tur. Ağaç kelimesi dilsel alanda da vardır. Bundan ötürü “dilsel var oluş”a sahiptir. Denizkızı mitolojik bir ifadedir, gerçek varlığa sahip değildir. Fakat kavramsal olarak ve dilsel olarak vardır.

Uyarı: Gerçek var oluşa sahip varlıklar hem kavramsal olarak hem de dilsel olarak vardır. Ancak kavramsal olarak var olanlar, yalnızca düşüncede ve dilde vardır.

{ Add a Comment }

Varlık Felsefesi Nedir – Kısaca – Varlık Felsefesi Kavramı

Varlık Felsefesini Açıklayınız – Kısaca:

Varlık felsefesi, varlığı konu edinir. Varlığı belirli bir yönüyle değil, genel olarak ele alır. Varlığın nedenlerini, ilk ilkelerini araştırır. Varlık var olan her şeydir ve aynı zamanda varlık evrende bulunan her şeyin genel adı olarak ifade edilebilir. Bundan dolayı varlık, insan bilincinin dışında, dış dünyada, ondan bağımsız olabileceği gibi, insan bilincinin içinde, yani insanın düşüncesine bağlı da olabilir.

Bu bakımdan varlıkları gerçek varlıklar ve düşünsel varlıklar olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Gerçek varlıklar, dış dünyada bulunan ve duyularımızla algılanan varlıklardır. Örneğin ev, ağaç, otomobil, uçak gibi varlıklar gerçek varlıklardır.

Düşünsel varlıklar, uzay ve zaman dışıdırlar, duyularla algılanmaları söz konusu değildir, somut gerçeklikleri yoktur ancak hayal edilebilir, düşünülebilir varlıklardır. Kaf dağı, deniz kızı, zümrüdü Anka kuşu, sayılar, geometrik şekiller düşünsel varlıklara örnek olarak verilebilir.

{ Add a Comment }

Doğru Bilginin Mümkün Olduğunu Savunan Görüşler

Doğru Bilginin İmkanını Savunanlar:

Doğru bilginin olabileceğini kabul eden ve farklı kaynakları kabul eden akımlardan ve görüşlerden oluşur. Buna göre;

A) RASYONALİZM:

Rasyonalizme göre doğru bilgi doğuştan ve akıl yoluyla elde edilir. Bundan dolayı bilgi dogmatik olarak kabul edilir. Rasyonalizmin temsilcileri şunlardır:

Sokrates: İlk çağ filozoflarındandır, ona göre bilgiler doğuştan gelir ve bu dünyada hatırlanır. Öğretmen bilgiyi doğrultarak ortaya çıkarır. Sofistlerle mücadele etmiştir.

Platon: Sokrates’in öğrencisidir. Doğru bilgiyi elde ederken bilgi dünyasını ikiye ayırır. Bunlar duyular (doxa = gerçeklik) diğeri ise idea (doğmadan önceki) evrendir. Biz doğmadan önce bilgileri öğrenir doğduktan sonra hatırlarız.

Aristo: Platon’un öğrencisidir. İslam dünyasında muallimi ewel=birinci öğretmen ünvanıyla anılır. Aristo Rasyonalist olmasına karşın doğuştan bilgiye karşı çıkar. Akıl bilginin kaynağıdır. Aristo’ya göre akıl ikiye ayrılır.

1) Edilgen akıl: Duyularımıza dayanarak bilgi içeriği üretir.
2) Etkin akıl: Duyulara dayalı bilgileri üretir.

Farabi: Aristo’nun görüşlerini benimseyen Türk asıllı bir filozoftur. Muallimi Sani (ikinci öğretmen) ünvanı almıştır. Aristo’nun görüşlerini biraz değiştirmiştir. Ona göre bilginin üç kaynağı vardır.

1) Duyular
2) Akıl
3) Düşünce

Descartes: İnsanı doğru bilgiye götüren akıldır. Ancak aydınlanma filozofudur. Bundan dolayı bilgi elde ederken insan kendinden şüphe duymaz. “Düşünüyorum o halde varım.” sözünü söylemiştir. Bilgiyi elde ederken şüpheyi, metodik şüpheyi benimsemiştir. Tümevarım ve tümden gelim metodunu kullanmıştır.

Hegel: O na göre doğada olan biten her şeyin varlığı, başka bir şey yüzündendir. Rastlantısal hiç bir şey meydana gelmez. Bilginin deneye gerek duymadan akıl yoluyla elde edilebileceğini savunur. Aklın yasalarıyla Evren’in yasaları birdir. Hegel dialektik felsefesinin önemli temsilcilerindendir. Evrende sürekli bir değişim içindedir. Bu değişim tez, antitez, sentez’dir.

B) EMPİRİZM:

Rasyonalizme tepki olarak ortaya çıkmış bir akımdır. Doğuştan ve akıl yoluyla bilgi edilmez. Doğru bilgi duyum ve tecrübenin ürünüdür. Empirizim, rasyonalizmin savunduğu doğuştan aklımızda hazır bulunduğunu söylediği bilgilerin birçoğunun deneyle kazanıldığını savunur.

Locke: İngiliz deneyimli filozoftur. İnsanın doğuştan hiç bir bilgisi olamaz “insan zihni doğuştan boş bir levha gibidir.” İnsan zihni “Tabula Rasu” boş bir levhadır. Bu levha duyum ve deneylerle dolar. J. Locke göre deney ikiye ayrılır.

1) Dış deney: Dış dünyayı duyularla tanımamızı sağlar.
2) İç deney: İnsanın kendi zihninde ruhunda olup bitenlerin bilincine varmasını sağlar.

Hûme: J. Locke’un katı emperist görüşlere karşı biraz daha ılımlı yaklaşır.

Ona göre bilgiler;

  1. İzlenimler: Canlı duyumlanmızdır. İşitmek, görmek
  2. Fikirler: İzlenimlerin canlılığını yitirmiş kopyalandır.

C) KRİTİSİZM: (ELEŞTİRİCİLİK):

Alman filozof Kant’ın eleştirel düşünce veya relativizm olarak nitelendirdiği bir görüştür. Kant, bilgide hem m deneyden, hem de akıldan gelen unsurlar olduğuna inanır. Ona göre deneyden gelen, bilginin malzemesidir. Akıl ise bu bilgileri işler. Örneğin Öyle bilgi vardır ki denenmesi mümkün değildir, (örnek: ölüm) öyle bilgilerde vardır ki mutlaka denenmeden bilinemez. (örnek: yemeğin tadı) Doğru bilgi deneyde elde edilen verilerin, akıl yolu ile pekiştirilmesi ile kazanılır. Rasyonalizm ile empirizmi birleştirmeye çalışarak uzlaşmacılığıyla farklı bir anlayış yakalamıştır.

D) POZİTİVİZM: (OLGUCULUK):

Pozitif bilim; olayı, olayların dışındaki bir sebeple değil, olayla açıklayan bilimdir. Ona göre doğru bilgi mümkündür ve doğru bilgi ancak bilimsel bilgidir. Bilimsel bilgi tek doğru bilgidir. Metafiziğe dayalı bilgiler felsefeden atılmalıdır. Temsilcisi A. Comte’dir. Comte’nin amacı, toplumu düzenlemektir. Düzenleme vasıtası ise bilgidir. O’na göre toplumu düzenlemek için, toplum hakkında bilimsel bilgi edinmelidir.

Pozitivist bilgi üç aşamadan geçer.(Üç hal yasası)

  1. Teolojik aşama; insanlar, teolojik halde iken evreni, keyiflerine göre davranan tabiatüstü varlıklarla açıklamaya çalışmışlardır.
  2. Metafizik aşama; meydana gelen olayların arkasında bir gerçeklik olduğunu ileri sürerek metafizik olarak açıklamışlardır.
  3. Pozitivist aşama; insan zekâsı bilgiyi başka nedenlerde aramaktan vazgeçerek bilimsel gerçekliklere yönelir.

E) ANALİTİK FELSEFE (ÇÖZÜMLEYİCİ FELSEFE):

Dilin sınırları ile gerçekliğin ve düşüncenin sınırlarını aynı gören gerçeğin ancak dille ifade edilen kadar olduğunu savunan görüştür. Temsilcisi Withgenstein’dir.

F) ENTUİSYONİZM (SEZGİCİLİK):

Genel anlamda sezgi, akıl yürütmeye dayalı bir düşünmenin tersi olarak, bir bütün ya da varlığın doğrudan ve birden kavranmasıdır. Daha açık bir dil ile ifade ile varılan ve doğrudan kavranması olan sezgiyi bilgi edinme yolu olarak kabul eder. Sezgiciliğe göre zekânın karşıtı sezgidir. Zekâ maddeyi bilebilir fakat hayatı bilemez. O halde doğru bilgi sezginin bilgisidir. Gerçek bilgiye ulaşabileceğini savunduğu için dogmatiktir.

Bergson (1859-1941 )’a göre zeka bir uyum aracıdır. Zekâ her şeyi mekanik bir tarzda incelediği halde içgüdü, bizzat hayatın özüne nüfus eder. İçgüdü bir sempatidir, sezgidir. Hayati gelişmeyi içinden yakalayan da budur, yani sezgidir.

G) FENOMENOLOJİ (Görüngü Bilim):

Fenomenoloji özün bilinebileceğini ileri sürer. Bu öz duyumlardan arınmış bir temel kavramdır. E. Husserl (1859-1938), ona göre fenomenolojinin konusu özü yakalamaktır. Onun, özden kastı, olayların gerisinde saklı olan ideal anlamdır. Öze ulaşmak için de bilincin arındırılması ve orada ne varsa ortaya çıkarılması gerekir. Bu da ancak duyumsal olmayan sezgi ile mümkündür. O halde fenomenolojide varlık, en son noktada, insanın bilme yeteneğinin kaynağında olan şuurun belirlediği varlıktır.

Fenomenoloji, rasyonalizm ile empirizmi, idealizm ile materyalizmi uzlaştırmaya çalışır. Felsefeyi bilimler bilimî” diyerek savunmuştur.

H) PRAGMATİZM (FAYDACILIK):

Pragmatizm, Amerikan kökenli bir felsefedir. Pragmatizmin çıkışı Kant ve Pozitivizimdir. Metafiziği reddeder. Pragmatizme göre doğru bilginin kaynağı, hakikatin bize sağladığı fayda ile ölçülür. Yaşam koşullan değiştiği gibi hakikat de değişir. Bir bilginin doğruluğu pratikte uygulanabilir olması ve işe yaramasıdır. Eğer bilgi işe yarar değilse her hangi bir anlam taşımaz Temsilcisi J. Dewey ve W. James‘ tır.

{ Add a Comment }

Doğru Bilginin Mümkün Olmadığını Savunan Görüşler

Doğru Bilginin İmkansız Olduğunu Savunanlar:

Felsefe tarihinde doğru bilginin imkânlı olabileceği görüşü ağır basarken, bazı filozoflar kendine özgü görüşlerle doğru bilginin olmadığını açıklamaya çalışmışlardır. Doğru bilginin olmadığı görüşü ilkçağ filozoflarına kadar dayanır. M.Ö. 5 yüzyıllarda evrenin ana maddesi konusundaki ilk çalışmalar imkânsız bilginin ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Filozofların ayrı görüşleri ortaya çıkarması doğru bilgi hakkında ki görüşlerin farklılaşmasını sağlamıştır.

İlkçağda başta gelen temsilcileri sofistlerdir. Sofistler şehir şehir dolaşarak para karşılığında bilgi satan usta öğreticilerdir. Sofistlerin önde gelenleri şunlardır;

a) Protogoras: İnsanın bilgi yetileri (duyumları) bilgi elde etmede kesin olarak yetersizdir. “İnsan var olan ve var olmayan her mobil porno şeyin ölçüsüdür. Üşüyene göre hava soğuk, üşümeyene göre sıcaktır.”

b) Relativizm: Duyular kişiden kişiye değiştiği için doğru ve sağlam bilgi bize veremez.

c) Septisizm: Doğru bilgiye ulaşmanın mümkün olmadığını savunan kuşkuya temel olan yaklaşımdır. Temsilcisi; Pyrrhon ve Timon’dır. Septik görüşte’zaman içinde ayrılıklar görülmüştür.

b) Nihilizm: Bilgi ve varlığın olmadığını savunan görüştür. Temsilcisi; Gorgias “bilinen ve bilinebilecek” bir şey yoktur.

{ Add a Comment }

Bilgi Felsefesinin Temel Problemi – Kısaca

Doğru Bilginin İmkanı ve İmkansızlığı:

Bilgi kavramı ile ilgili ilk kez soru soran, ve tartışmaya açan Heraklitos, Parmenides ve Demokritos’un bilgi sorununu daha sonra sistematik temellere oturtan Sokrates, Platon ve Aristo’dur.

1. Doğru bilgi mümkün müdür?
2. Doğru bilgi mümkünse kaynağı nedir?

1) Doğru bilgi mümkün değildir.

a) Relativizm
b) Septisizm
c) Nihilizm

1) Doğru bilgi mümkün değildir.

a) Rasyonalizm
b) Empirizm
c) Kritisizm
d) Pozivitizm
e) Analitik Felsefe
f) Entüisyonizm
g) Pragmatizm
h) Fenomenolojizm

{ Add a Comment }

Bilgi Felsefesi – Bilgi Felsefesinin Temel Kavramları

Bilgi Felsefesinin Temel Soruları:

Bilgi felsefesinin konusu, bilgilerin kaynağı ve değeri (doğruluğu) ile uğraşan felsefe dalına bilgi felsefesi (Epistemoloji) denir.

Bilgi felsefesi aşağıdaki sorulara yanıt aramaya çalışır.

1) Bilginin kaynağı nedir?
2) Doğru bilgi mümkün müdür?
3) Bilgi nedir?
4) Bilginin sınırlan var mıdır?

Bilgi Felsefesinin Temel Kavramları:

a) Gerçeklik (Realite): Bir nesnenin, varlığın duyular yoluyla hissedilip algılanmasıdır. Mekan ve zamanda | yer bulmasıdır. Örneğin, ağaç, elma somut bir gerçekliktir.

b) Doğruluk (Hakikat): Kavramın nesne ile olan * topluma ve zamana göre değişir. Zihindeki kavramın anlam kazanmasıdır, örneğin, adalet, hukuk doğruluktur.

c)Temellendirme: Ortaya atılan bilgilerin belli bağlantılarla nesnel gerçeklikte anlam kazanması.

d) Subje: İnsan, bilen varlık öznedir.

e) Obje: Nesne, bilinen varlık maddedir.

{ Add a Comment }

Fenomenoloji (Görüngübilim) Nedir –Temsilcileri

Fenomenoloji Anlamı – Fenolojik Yaklaşım:

20. yüzyıla damgasını vurmuş olan önemli yaklaşımlardan birisi de fenomenolojidir. Bu yaklaşım fenomenleri ve bilincin verilerini incelemeye tabi tutarak fenomenin içindeki öze ulaşmaya çalışır. Bu yaklaşımı “Ruhun Fenomenolojisi” adlı eseri ile kuran Hegel‘dir. Fakat özü araştıran bir yöntem olarak kuran Edmund Husserl‘dir.

Nesneler dünyasına yönelerek bilgi elde edebilecek olan güç, insan bilincidir. Çevresinde meydana gelen olaylar karşısında insan, bir gözlemcidir. Yalnız insan bu gözlem işlemini yaparken önyargılarından da kurtulmuş olmalıdır. Ancak bunu yapabildiği zaman olguların anlamlarına ulaşma olanağı bulabilir. Öz, bir nesneyi başka bir nesne değil de kendisi yapan temel özelliğidir. Onun anlamıdır. Olayların ve olguların özüne ulaşabilmek için onları duyulardan ve önyargılardan ayıklamak gerekir. Bu ayıklama işlemi “paranteze alma”dır.

Paranteze alma sonucunda bilinç arınmış olur. Arınmış olan bilincin elde ettiği bilgi uzay ve zamandan bağımsız olup, rastlantılardan da kurtulmuştur. Böyle bir bilgi bilimin temelini oluşturur. Bu şekilde felsefe de kesin bir bilgi haline gelmiş olur.

{ Add a Comment }

Edmund Husserl Felsefesi – Sözleri

Edmund Husserl Bilgi Anlayışı:

Edmund Husserl (1859-1938)‘in görüşüne göre felsefe bilgi elde etmede özneden yani insandan yola çıkmalıdır. İnsanı temele almalıdır, insanın ise temel özelliği bilinç sahibi olmasıdır. İnsan bu bilinç sayesinde dışa dönük ve nesnesine yönelik bir varlık olarak karşımıza çıkar.

İnsanın bilinci ile bu bilincin yöneldiği nesne arsında iki tür ilişki olabilir. Bunlardan birincisi bilincin nesneyi sezgisel olarak saf anlamları ve mantıksal özleri ile kavramasıdır. İkincisi ise, bilincin boş bir yönelimle, yalnızca nesneyi gözlemleyebilmesidir. Burada nesnelerin sadece duyusal olarak algılanması vardır.

Husserl‘e göre sezgide, yani birinci ilişkide, özler doğrudan ve aracısız olarak elde edilir, işte doğru bilgi bu özlerin bilgisidir. Öz, bir nesneyi, başka bir şey değil de, kendisi yapan şeydir. Fakat bu özün kavranması sanıldığı kadar kolay olamaz. Husserl’e göre nesnenin özünün kavranması için nesnenin özüne ait olmayan tüm unsurların parantez içine alınarak ayıklanması gerekir. Burada önemli olan varlıkla ilgili olmayan özelliklerin değil de önemli olarak görülen özelliklerin açığa çıkarılmasıdır.

Bu önemli özellikleri ise sadece bilinç ortaya çıkarabilir. Örneğin insanın özü akıldır, akıllılıktır. Bunu yalnızca bilinç ortaya çıkarabilir. Bunu elde edebilmek için duyusal bilgiden ve her şeyin var oluşundan vazgeçmek gerekir. Bunun için, günlük yaşam, din, bilim ve tarihin sağladığı tüm görüşler ve önyargılar parantez içine alınır, böylece nesneye ait olmayan bu özellikler yok sayılarak nesnelerin özüne ulaşılır.

Husserl’e göre ancak bu yolla duyularla algılanan nesnelerin ötesinde bulunan “ideal özler”e ulaşılabilir ve nesnelerin özü kavranır.

{ Add a Comment }