1xbet betist jasminbet

Browsing: FİKİR DÜNYASI

Kim Korkar Tarihten – Tarih Öğrenmenin Önemi

Tarih Öğrenmenin Faydası – Kısaca:

Çoğu insan günlük hayatın koşuşturmacası içinde geçmişi ve geleceği, hele milletinin geçmişini yani tarihi fazla düşünmez. Tarihte olup bitenleri bilmeyi fazla mesele etmez; bildiklerini de eskilere ait uzak masallar gibi görme eğilimindedir.

Öğrenci arkadaşlar da tarihi çoğunlukla sadece sınavları verilip geçilmesi gereken bir ders olarak görür, tarihin içindeki dersleri, ders içindeki dersleri edinmeyi pek önemsemez. Tarih bize ne öğretir? Yalnızca, belli mekân ve zaman içinde ortaya çıkan olayları, belli insanların, ülkelerin, devletlerin yapıp ettiklerini mi? Yüzeysel olarak baktığımızda evet. Buradan bakınca da uzmanı olmadığımız, bize işimiz dolayısıyla mutlaka gerekmediği sürece tarihin fazla bir işe yaradığını söyleyemeyiz. Günlük hayatta ve işlerimizi yürütürken tarihe zaten pek başvurmayız.

Ne var ki, insan sadece günlük edimlerinden ve özel hayatından ibaret değildir. Toplumsal bir bilince, daha temelde de bir varlık bilgisine, kendisinin ne olup olmadığı bilgisine sahiptir. Bu bilgiyi oluşturan şeylerden biri de milli ve tarihi bilinçtir. Başka deyişle, tarih konusundaki bilgilerimiz ne düzeyde olursa olsun aslında bir tarih bilincine zaten sahibizdir. Bir insanın, ister öğrenci olsun ister yetişkin, tarih bilgisi zayıfsa, pek bir şey bilmiyorsa bilinci de eksik, yüzeysel, kendi iradesi dışında gelişen yönlendirmelere açık olacaktır. Oysa, tarih bilgisi sağlam olan bir birey, bilincini de buna göre serbest iradesi yönünde oluşturabilecektir.

Tarih bilgisi sadece gündelik olarak nasıl bir yerde bulunduğumuzu, somut anlamda kim olduğumuzu değil, daha derinlikli anlamda, daha geniş bir çevre içinde sahip olduğumuz kimliği ve soyut anlamda da nasıl varlıklar olduğumuzu anlamamıza yardım eden bir temel bilgidir.

{ Add a Comment }

Ahmet Cevdet Paşa’nın Özel Okullar Raporu

Ahmet Cevdet Paşa’nın Özel Okullar ile İlgili Raporu:

Medresenin son güneşi olarak tavsif edilen Ahmet Cevdet Paşa malî, idarî, hukukî, askerî, tarihi, diplomasi, maârif, ilim ve sanat alanlarında 19. yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran ve hemen her bakımdan etkili olmuş bir simadır. Üç defa Maârif Nazırlığı yapmış, onlarca ders kitabı yazmış ve yeni okullar açmıştır.

Ahmet Cevdet Paşa II. Abdülhamit saltanatının ilk yedi-sekiz senesinde aktif olarak görev yapmıştır. 1885-86’dan sonra aktif devlet hizmetinden geriye alınıp danışman olarak görev yapmaya başlamıştır. Bu süreçte kendisinden farklı konulara ilişkin raporlar istenmiş, görüşleri sorulmuştur. Bunlardan biri de yabancı ve özel okulların durumu hakkında 26 Temmuz 1893 tarihli rapordur.

Ahmet Cevdet Paşa tarafından Sadarete verilen raporda iki hususun üzerinde dikkatle durulduğu görülür:  Bunlardan birinde Ahmet Cevdet Paşa, Padişahın kendisinden “mekâtib-i husûsiye” ile ilgili bir lâyiha istediğini söylemekle beraber, lâyihasında yalnızca özel öğretim ile sınırlı kalmamış, Tanzimat dönemi eğitim politikası ve uygulamalarından ve yanlışlarından da genel olarak bahsetmiştir.

Burada özellikle devletlerarası antlaşmaların eğitim alanında sağladığı imtiyazlar ve ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinde durulmuştur. Ahmet Cevdet Paşa‘nın raporuna bir bütünlük içinde bakıldığında üzerinde durduğu ikinci nokta: “özel öğretimdeki ve Tanzimat eğitimindeki gelişmelerin esas olarak, Osmanlı Devlet adamlarının Avrupa kamuoyuna hoş görünme ve onları kazanma düşünceleridir”. Bu zihniyet bazı Osmanlı aydınları arasında büyük rahatsızlık yaratmıştır. Yeni Osmanlı aydınlarından Ziya Paşa Islahat Fermanı ile verilen imtiyazların akılla izah edilemeyecek zaaflar olduğunu belirtir. Aynı şekilde Ahmet Cevdet Paşa da bu fermanla “Devlet-i Aliye‘nin eski gücünün kalmadığını, yabancı müdahalesinin aleni hale geldiğini ve devletin acınacak hale geldiğini” belirtmiştir.

Ahmet Cevdet Paşa, ilgili raporunda genelde eğitim, özelde “özel öğretim ve özel okullar” konusunda değindiği konu başlıkları şunlardır: Devletlerarası ilişkilerde eşitsizlik, kapitülasyonlar ve bunun sağladığı imtiyazlar, sığınmacılar, mülteciler, genellikle Avrupa devletleri ile yapılan antlaşmalar. Raporda özellikle uzun yıllardan beri sadece ticarî alanda kullanılan kapitülasyonların Tanzimat‘la birlikte kültür sahasında da kullanılmaya başlandığından ve bunun büyük zararlar ortaya çıkardığından bahsedilmektedir.

Ahmet Cevdet Paşa doğal olarak bu imtiyazlardan kaynaklanan sorunları eleştirmiştir. Islahat Fermanı ile devlet bünyesindeki bütün azınlıklara kendi okullarını açabilme imkânının sağlanması Osmanlı eğitim sistemini felç eden bir uygulamanın başlamasına sebep olmuştur.

Ahmet Cevdet Paşa eleştirilerine şöyle devam etmiştir: “Umûr-ı maârife dair kapitülasyonlarda bir şey yoktur. Ancak Osmanlı Devletinin kötülüğünü isteyen devletler, gerektiğinde onu yalnız bırakmak amacıyla, Avrupa kamuoyu önünde Türkleri cahil ve eğitimsiz, Osmanlı Devletini de kanunsuz ve düzensiz bir toplum olarak gösterme yolunu tutagelmişlerdir.”  Bu sebeplerle Abdülmecit döneminde Darülfünun’un kurulma teşebbüsüne girişilmiş ve eğitimde yeniliklere gidilmişse de istenilen seviyeye gelinemediği açıktır.

Ahmet Cevdet Paşa, raporunda öncelikle Şubat 1856 tarihinde yayımlanan Islahat Fermanı‘ndaki özel öğretimle ilgili hükümlerini hatırlatmıştır. Bunlar özetle şöyledir: Osmanlı ülkesindeki her toplum genel eğitim, meslek ve sanat okulları açmaya izinlidir. Fakat bu okulların öğretim düzeni ve öğretmenlerinin seçimi, Padişahın tayin edeceği üyelerden oluşan karma (azınlıklardan da üyeler bulunan) bir eğitim meclisinin gözetim ve teftişi altında bulunacaktır. Islahat Fermanı‘ndan sonra ortaya çıkan bozuklukları düzeltmek, eğitime bir düzen ve disiplin getirmek, birliği sağlamak adına ilk olarak 1857’de Maârif-i Umumiye Nezareti (Eğitim Bakanlığı) kurulmuştur.

Daha sonra da Şurâ-yı Devlet‘te tanzim olunan Maârif-i Umumiye Nizâmnâmesi, 1 Eylül 1869 tarihinde ilân edilmiştir. Bu iki gelişme Osmanlı’da özel eğitimin gelişmesi, yaygınlaşması ve faaliyetleri hakkında önemli dönüm noktalarıdır.

Ahmet Cevdet Paşa‘ya göre özel okulların açılmasına ilişkin yönetmeliklerin kuşatıcı bir nitelikten ve derinlikten yoksun olmasından dolayı (ilgili nizâmnâmede özel okullarla ilgili sadece iki madde bulunmakta ve onlar da bir sayfa bile yer tutmamaktadır), azınlıkların eline kendileri lehine istismar edebilecekleri iyi bir fırsat geçmiş oldu. İlginç bir şekilde Osmanlı yetkilileri yabancı ve azınlıkların okul açma ve işletmeleri hususunda derin bir gaflet içinde bulunmuşlardır.Yabancılar bu gafletten her fırsatta yararlanma yoluna gitmiştir ve devlet aleyhine gelişen aksaklıkların giderilmesi zorlaşmıştır. Devlet ipleri eline almak istediğinde ise yabancı devletlerin elçilikleri itiraz etmişlerdir.

Ahmet Cevdet Paşa, özel okullarla ilgili raporunun 12. maddesinde Berlin Antlaşmasının konuyla ilgili bir hükmüne değinmiştir. Söz konusu antlaşmanın 62. maddesine göre, “her milletten Avrupa ve Asya’daki Osmanlı ülkelerine seyahat eden din görevlileri (ruhban) ve ziyaretçiler aynı hukuk ve imtiyazlardan yararlanacaklardır. Osmanlı ülkesinde oturan konsolosların ve politika memurlarının gerek yukarıda sözü geçen şahıslar, gerek kutsal yerlerde vs. bulunan din ve hayır kurumlarını resmen koruma hakları taahhüt olunmuştur.” Bu hayır kurumlan (müessesât-ı hayriye) deyimine okullar da dâhil edildiği için, antlaşma gereğince özel okullar da konsoloslar tarafından özel olarak korunacaktır.” Buradan da anlaşıldığına göre, Osmanlı toprakları üzerine hayır işleriyle meşgul olduğu iddia edilen Avrupa devletlerinin okul açması ve işletmesi garanti edilmiştir.

Ahmet Cevdet Paşa özel okullar raporunun 13. ve son maddesinde Kırım Savaşı’ndan sonra devletin eğitim sorunlarının geriye dönülmez bir yola girdiğinden bahsetmektedir. Hıristiyan tebaadan devlete bağlı ve namuslu bazı kişiler, “biz ticaretle geçiniyoruz, bu sebeple çocuklarımızı yabancı okullara veriyoruz, gerekli bilgi ve bilimleri çocuklarımız Müslüman okullarında öğrenseler, hem Türkçeyi öğrenmeleri hem de daha kolay iş bulmaları için oralara göndeririz. Böylece çocuklarımız Frenkleşip başımıza bela olmazlar” diyerek, ilginç bir değerlendirme yapmışlardır. Ancak raporun devamında Cevdet Paşa “bazı namuslu Hıristiyanların” çocuklarını Frenkleşme belasına karşı koruma derdinde olmalarına karşın bazı Müslümanların çocuklarını yabancı okula göndererek yanlış yola saptıklarını belirtmektedir.

Ancak Ahmet Cevdet Paşa devlete sadık “bazı namuslu Hıristiyanlar” diye bahsini ettiği kişilerin samimi olmadığı görüşündedir. Akyüz bunu şöyle açıklar:”Özetle, bazı ‘namuslu’ Hıristiyanların, Ahmet Cevdet Paşa‘ya Osmanlı okulları hakkında söyledikleri kısmen doğru görünebilir. Başka bir deyişle, devletin gayrimüslim unsuru çocuklarını bir kaç resmî okula gönderdiler, bu tür okullar çoğaltılsaydı onlardan da yararlanmak isteyebilirlerdi. Ancak, Hıristiyan tebaanın gerçek amaçlarına bakmak gerekir: Onlar, Osmanlı eğitiminden yararlansalar da, Osmanlılık idealini benimsemiyor ve ayrılıkçı emellerinden vazgeçmiyorlardı: Bulgar ihtilâlcileri ve liderlerinin çoğu Galatasaray Lisesi‘nde okuyan öğrenciler arasından çıkmamış mıydı? Şu halde, bazı ‘namuslu’ Hıristiyanların Ahmet Cevdet Paşa‘ya söyledikleri samimî değildi.”

Özel okullarla ilgili raporunda ilginç tespitlerde bulunan ancak tevazu göstererek dikkate değer öneriler getirmeyen Ahmet Cevdet Paşa‘ya göre özel öğretim işi, Maârif-i Umumiye Nizâmnâmesinin 129. maddesindeki üç şartın çerçevesi içinde yürütülmeli ve akla gelebilecek sakıncaların giderilmesi çarelerine bakılmalıdır. Ancak yukarıda da değinildiği gibi Maârif-i Umûmiye Nizâmnâmesinin ilgili maddeleri oldukça yüzeyseldir.

BİLGİ NOTU1: Yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran Ahmet Cevdet Paşa Türkiye’de modern eğitimin tesisinde en çok emeği geçenlerden biridir. II. Abdülhamit‘e verdiği yabancı özel okulların yıkıcılığına ilişkin rapor bu gün için de öneminden bir şey kaybetmemiş görünüyor.

BİLGİ NOTU2: II. Abdülhamit, devletin bekasını büyük ölçüde modern eğitimde görmüş ve eğitimli, ekonomik yönden gelişmiş bir Müslüman orta sınıf oluşturmanın yollarından biri olarak Müslüman özel okullarını her bakımdan desteklemiştir. Songül Keçeci Kürtün kitabı, dönemin özel İslâm okullarını özgün kaynaklardan ana hatlarıyla araştıran önemli bir çalışma.

Kaynak: Eğitime Bakış, Eğitim-Öğretim ve Bilim Araştırma Dergisi, Yıl: 12, Sayı: 38, Eylül – Ekim – Kasım – Aralık,  2016.

{ Add a Comment }

Ne Olacak Bu Memleketin Hali

Memleket Manzaralarına Bir Bakış:

Hangi taşı kaldırsak altından hortum, yolsuzluk, soygun ve rezalet çıkıyor. Türk tarihinde belki de şimdiye kadar böyle kötü bir dönem yaşanmamıştır. Osmanlı’da bile böyle devirler çok kısa sürer ve bu işe bulaşanlar kellelerinden olurlar ve mallarına devletçe el konurdu.

Teokratik de olsa; işleyen yasalar vardı. Aksi halde koskoca bir imparatorluk 600 sene nasıl ayakta kalabilirdi?

80’li yıllarda devlet büyüklerimiz tarafından atılan “Ben zenginleri severim/ Benim memurum işini bilir/ Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz” gibi, sakat tohumların, etrafı izmir escort bayan
ayrık otları gibi sardığını görüyoruz. Ülkemiz şu anda bir ayrık otu tarlasına dönüşmüş durumda.

50’li yıllarda parmakla gösterilen birkaç tefeci ve üçkağıtçının yerini, giderek örgütlenip milletimizi soyup soğana çevirmeye çıkan ve ülkenin parasını, ormanını, denizini, kıyılarını, toprağını ve giderek geleceğini çalan çeteler aldı. Bu çeteler devlet erkini de arkalarına alarak, halkın son kanadını da kırdılar. Artık ulusumuz adaletten, güvenden, sevgi ve saygıdan yoksun bir halde, rüzgara kapılmış yaprak misali oradan oraya savrulup gider oldu.

Namık Kemal‘in vatanın acı halini “Ah yaktık şu mübarek vatanın her yerini/ Saçtık eflake kadar dudunun ateşlerini/ Kapadı gözde olanlar çıkası gözlerini/ Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini/ Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?” mısralarıyla dile getirdiği devirden, bu gün daha beter durumdayız. Bu seferki düşmanlarımız vatanın bağrına değil, daha yakınımıza gelerek hançerlerini gırtlağımıza dayadılar. Bu düşmanlar dışarıdan gelen kefereler değil bizleri temsil etsinler diye içimizden seçip çıkardığımız vekillerimiz ve onların avaneleri. Bunlar bize nefes aldırmıyorlar, kıpırdadıkça hançer daha derinlere doğru iniyor ve acımız daha da büyüyor. Artık çıkışı olmayan çıkmaz bir yoldayız. Doğan her gün bizlerden bir şeyler alıp götürüyor: Kimimiz ortalığı kasıp kavuran vurgunun, adaletsizliğin ve yönetimdeki zafiyetin doğurduğu kederden, kimimiz depremle açığa çıkan çürük bina rezaletinden, kimimiz de büyüklerimiz diye bağrımıza bastığımız kimselerin çare bulmakta aciz kaldıktan trafik canavarından. Ve ölüme doğru yolculuğumuz gittikçe hızlanıyor.
escort izmir
Hakkını aramak için ufak bir protestoda bulunan kör, topal herkesi, açlıktan çaresiz kalıp birkaç ekmek çalan çocukları, ağır cezalara çarptırıp senelerce hapislerde süründüren devlet, hakkı olmadığı ve yetkisinde bulunmadığı halde, ulusu soyanlara, katillere, ırz düşmanlarına ve namussuzlara af çıkarıyor.

Artık hak aramak için bu vatanda makam bulmak mümkün değil. İnsanlarımız çaresizlikten kefere dediğimiz Avrupa’nın adalet kuramlarının kapısını çalıyor.

Efendiler niyetiniz nedir? Bu milletten ne istiyorsunuz?

Bari hepimizi bir vuruşta öldürebilecek bir kanun hükmünde kararname çıkarın da, bu acılarla dolu yavaş ölüm bir son bulsun.

Gemi batıyor ve siz de bu geminin içindesiniz. Nasıl olsa birkaç saat sonra dalgalar sizin bulunduğunuz lüks kamaralara da ulaşacak ve birlikte siz de dibi boylayacaksınız. Birkaç saatlik kısa bir sefa izmir escort
için gemiyi delip batmaya mahkûm etmeğe değer mi?

Siz içeride halkımızı soyup soğana çevirip zavallı duruma düşürürken, eloğlu boş durmuyor. Önce olmayan Kürt yarasını kaşıyarak bizi yıllarca uğraştırdılar. Bu yolda zavallı halkımız on binlerce evladını kaybetti. Yüzlerce milyar dolar maddi zarara uğradı. Şimdi de bu karanlık güçler, sizlerin de yardımıyla soykırım denilen yeni bir oyun başlattılar.

Ulusumuz, hep içten zayıf düşürüldüğü böyle zamanlarda belalarla karşılaşıyor. Bizi sizler, ey çirkin politikacılar ve onların uşakları, sizler bu durumlara düşürüyorsunuz.

Sizler, etrafınızın zenginleşmesi için rant ekonomisine öncelik verip üretimi unuturken, kefere dediğimiz Avrupalı ve Amerikalılar, gelişmekte olan ülkelerden ve Türkiye’den en parlak beyinleri büyük bir gelecek vaat ederek kendilerine çekiyor ve bilim ve teknolojide dev adımlarla ilerliyorlar. Bize de Arap‘ın yalellisini yeğleyen üçüncü ve dördüncü sınıf kafalar kalıyor. Onlarla alman mesafeler işte ortada ve yürekler acısı. Yakında Batılının sömürgesi durumuna düşersek şaşmayalım. İşte o zaman bizler onların uşağı olurken, bizi bu duruma düşüren sizler de baş uşak olacaksınız.

Bu günkü Türkiye’nin durumu, ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan içler acısıdır.

Gayri safi milli hâsıladan kişi başına düşen yıllık gelir 2015 yılı itibariyle 3OOO $ m altındadır. Bu rakam Yunanistan’da 15000 $, Alanya’da ise 25000 $ ı bulmaktadır.

– Bu gün ülkemizin bütün para ve doğal kaynakları halkının %10’unu geçmeyen bir oligarşinin, başka bir deyişle mutlu bir azınlığın eline geçmiştir. Bir ülkenin bel kemiği olan orta tabaka yok edilmiştir. Bu kapkaççı zümre, ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarıyla insan kaynaklarını da heba etmektedir. Bu zümreye yakın olmayan halk tabakalarına yaşama hakkı bırakılmamıştır.

– İlkokuldan Üniversiteye kadar her kademede eğitim ve öğretim seviyesi yürekler acısıdır. Bütün dünyada araştırma – geliştirme ve deneye dayanan öğrenime hız verilirken, ülkemizde ezbere dayanan bir eğitim sistemi hala yerini korumaktadır.

– Araştırma yapamayan üniversite, ülke alt yapısına ve endüstrisine hiçbir bilimsel katkı sunamamakta ve öğretim üyeleri de birer basit okutmandan ileriye gidememektedirler.

– Üniversitelerimizde artık iyi mühendis, iyi doktor, iyi hukukçu, iyi işletmeci yetiştirmek mümkün değildir, çünkü üniversitelerin sistemleri, alt yapıları ve öğretim kadroları buna müsait değildir.

– Bu gün ülkemizde birçok üniversite ve yüksek okul vardır, ama çoğunun eğitim seviyesi iyi bir lise eğitim seviyesine bile ulaşamamaktadır. Ülkede piramit ters kurulmuş olup, üst kademe elemanları tabanı, teknisyen kadrolar ise tepeyi oluşturmaktadırlar.

– Hem ekonomik, hem sosyal ve hem de manevi yönden zavallı bir duruma düşürülmüş bir ülkeyi kim içine almak ister. Eğer aklımızı başımıza toplayıp kendimizi her yönden yenilemezsek, birinci sınıf yönetici ve siyasetçileri içimizden bulup başımıza geçiremezsek Avrupa’yı geç bir kalem Arap âlemine bile giremeyiz.

– Güneş balçıkla sıvanmaz. Birbirimizi kandırmayalım. Bu günkü durumuyla Türkiye’nin AB’ ye alınması demek AB’nin sosyal, politik, ekonomik ve kültürel açıdan kaybetmesi demektir. Her şeyin ekonomik ve sosyal boyutlarla ölçüldüğü ve demokratik bir yapıya sahip olan AB kaybedeceği bir olaya neden teşebbüs etsin.

– Bugün Nataşalar! diyerek alay ettiğimiz Ruslar bile, çok değil 10-15 sene içinde bizi yarı yolda bırakacaklar. Neden mi? Çünkü alt yapıları var, eğitimli insan kaynakları var, dünya çapında bilim adamları var, kapital problemini de halledince, yine süper devlet olacaklar. Darısı birilerinin başına…

Kaynak: Nurettin KORKMAZ, Geçmişten Geleceğe Parıldayan Işık, Osmanlı Matbaacılık, Ankara, 1. Baskı, Nisan 2015.

Kaynak:
şirinevler escort
beylikdüzü escort
ataköy escort

{ 1 Comment }

Batı’ya Rağmen Çağdaşlaşma Maceramız ve Günümüz

Sigara alkol ve cinsellik. Aslında tiryaki ve alemci bir adamın hayatından asla atmak istemeyeceği üç şey. Fakat sağlık uzmanları bu üçünün bir arada olamayacağını söylüyorlar. Hangisini tercih edeceksiniz. Alkol ve sigaranın hızlı bir şekilde tüketilmesi ve alemci bir hayat tarzı mı? Yoksa ikisini de bırakıp porno oyuncuları kadar yüksek bir cinsel performans ve elbette sağlıklı bir yaşam mı? Aslında yanıt kolay olmasına rağmen bağımlı bir erkek için bunlar arasında bir seçim yapmanın zor olduğunu biliyorum. türk porno
Sigara ve alkol cinselliği nasıl etkiler. Cinsel performansı düşürür mü? Cinsel hormonlara zarar verir mi bunu konuşalım. İçerisindeki kimyasal maddelerden bağımsız olmak üzere vücuda çok sayıda karbondioksit girişine neden olan sigara kan akışının yavaşlamasına neden olur. Biliyorsunuz ki vücudumuzdaki kan akışını hızlandıran etkenler arasında kandaki oksijen oranının yüksek olması vardır. Ne kadar çok oksijen o kadar hızlı kan taşınımı.

Kan taşınımı diyorsun ama bu kanlar nereye taşınıyor. Elbette penisinize taşınıyor. Penis nasıl erekte olur sanıyorsunuz. O kalkması ve büyümesi tamamen vücudunuzdan pompalanan kan sayesinde oluyor. Kan alete pompalanıyor ve alet sert dik bir şekilde karşınıza geliyor. Bu yüzden sigaranın bırakılması en azından oldukça azaltılması sadece sağlık açısından önemli değil. Aynı zamanda erken sönümlenmek istemiyorsanız da sigarayı bırakacaksınız. Size başka bir çare göremiyorum şu anda.

Alkol ile ereksiyon arasında da bir etki var elbette. Dikkat ederseniz belli bir yaşa gelmiş erkekler çok alkol içtikleri zaman ereksiyon olamıyorlar. Alkol kana karıştığı zaman kan hızınız neredeyse yok denecek kadar azalıyor. Penise giden damarlara yürümüyor. Bu da iktidarsızlık gibi sorunları beraberinde türk porno izle
getiriyor. Bu gençlere bile olur. Çok içmek aletin düzgün bir şekilde çalışmasını engeller. Bu yüzde ben daha iyi bir cinsel hayata sahip olmak istiyorum. Fantezi porno oyuncuları gibi sevişmek istiyorum ve onlar kadar renkli bir yatak ilişkim olsun istiyorum diyenlere tavsiye veriyorum. Hangi zevk sizin için çok daha ağır basıyor. Porno izleyip sarhoş olmak mı? Yoksa en güzel en seksi kızın altınızda sizin yüksek performansınız ile dudaklarını ısırıp sizi coşturması mı? Karar da hayat da sizin beyler.

türk porno indir

{ Add a Comment }

Türkiye’nin Avrupa Birliği Çıkmazı

Başlık: Rüya Gibi Masöz Escort Bayanlar Gecelik Kalabiliyor

Şehvetli bir güzel rengin artık sizler için açık olduğunu ve canlı tonlarında her renginin güzel bir kıvrımda ve ıslak bir fantezi de bulunduğunu görebilirsiniz. Teşekkür edecek olduğunuz güzel hatunlar sizlere cinselliğin kalitesini sadece samimi ortamlarında sunar. Sadece teşebbüs ederek bunların içinde bulunabilir ve özellikler olduğunda her birinin yaşanacak canlı sınırsız etkilerini gecelik Ankara Escort sunumlarında daha rahat bir şekilde yaşayarak gözlemleyebilirsiniz. Sıradan şeylerin bitmesi ile birlikte yaşanan mucizevi bitkiler sayesinde kısacık bir buluşmada ya da gecelik olan özel sunumlarda bile her şeyin yeri garantili bir şekilde alınacak olan cinselliğin kalitesi ile birlikte ortaya çıkmaktadır.

Yapayalnız geçen durumlardan sonra erkekler renkli yaşamları tercih edecek bu sayede karanlık aydınlanacak ve çapkınlığın gerçek anahtarı avuçlarında sıkı sıkı duruyor alacak. Artık istedikleri kapıyı açmak için yetişkin bir erkek olduğunu ve kendi bütçesine göre ayarlandığı yeni çapkınlıklarda, istenen cinselliğin kaliteli bir şekilde onun karşısına çıktığını görmektedir. Mutlu eden gülümsemeler ve yakınlık duyulan kadınlar artık gecede masöz escort bayanları olarak çok daha özel dokunuşların sahne aldığı bir ortamda bulunabilir. Yepyeni bir dokunuş sihirli parmakların güzelliğini yakalamak için egzotik mesajları ve yeni aromatik ortamlar için de sizlere çok daha özel görünen yeni seksi bedenleri taşımaktadır. Escort Ankara

Artık şarkı söylemek isteyecek olduğunuz güzel bayanlar sizlere aşkın nakaratı içinde çok daha güzel haykıracak olan bir güzelliği getirmektedir. Tahrik edici olan boyutları görmek gerekiyor çünkü at gibi fizikleri ile birlikte roman gibi okunacak bayanlar sayfa sayfa cinsellikleri gecelerdeki yeni Ankara Escort Bayan randevularında gerçekleştiriyorlar. Etkileyici olan bedenleri görmenin yeri artık belirgindir çünkü bunun için interaktif ortamdaki gücü kullanmak ve daha doğru bir sitede bulunmak sizleri mutlu edebilmektedir. Erkeklerin dayanılmaz bir şekilde yeni güzellikleri görebildiği bu ortamlarda filizlenen her şey daha güzel bir şekilde çiçek açacak ve güzel görünüşler artık akıl dolu bir yaşamda mutluluk taşıyan pozisyonlar oluşturacaktır. Ayrıcalıklı seksileri görecek ve nefes kesen yeni bir ortam farkında demleneceksiniz. Kaliteli şeylerin sizi büyülediği bir alanda bulunacaksınız.

Kaynak : http://www.escortankaratr.com

{ 1 Comment }

Batı Nasıl Zengin Oldu

Batı’nın Zenginleşme Sebepleri:

1453’te Türkler İstanbul‘u aldıktan sonra. Batının Doğu ile olan ticaretinin kontrolünü kesin olarak ellerine geçirdiler. Bu durum Portekiz Prensi Heinrich‘in Hindistan’a Afrika kıtasını denizden dolaşarak ulaşma teşebbüsünü hızlandırdı ve 1498’de Vasco de Gama bunu gerçekleştirdi. Bu tarihten itibaren deniz yolu ulaşımı kara yolu ulaşımından daha ekonomik duruma geldi ve İtalya’nın ticareti bundan ölümcül yara aldı.

1492 de Genovalı Kristof Kolomb Kastilya kraliçesi İsabella‘nın destek ve yardımı ile Amerika’yı keşfe gitti. Asıl gayesi hep batıya giderek Çin ve Hindistan’a varmaktı. Bu yolun Afrika’yı dolaşmaktan daha kısa ve daha ekonomik olduğunu düşünüyordu. Avrupa ile Çin arasında başka bir kıta olabileceğinden haberi yoktu. 12 Ekim 1492’de ilk olarak Orta Amerika’daki Karibik Adaları’ndan San Salvador‘a vardı ve burasını Batı Hindistan zannetti.

Ünlü İtalyan Medici ailesi tarafından görevlendirilen Amerigo Vespucci 1497’de Amerika ana kıtasına ulaştı. Oradan gönderdiği mektuplar ve haritalar incelenmek üzere Freiburg’ta kozmoğrafya profesörü Martin Waldseemüller’e gönderildi.

Profesörün yaptığı incelemeler, varılan bu yerin yepyeni bir kıta olduğunu ortaya çıkardı. VValdseemüller yeni dünyanın Amerika olarak adlandırılmasını önerdi. Bu öneriyi o zamanın ünlü haritacısı Gerhard Mercator yeni yaptığı haritaya işleyerek hayata geçirdi ve bundan sonra Amerika’da yaşayan yerlilere de Amerikalı dendi.

Yenidünyayı bir İtalyan keşfetti, ismini bir Alman koydu. Keşif macerasının finansmanı ise, İspanyollar tarafından karşılandı. İspanyollar ve Portekizliler yeni kıtanın ilk hâkimleri oldular ve Yeni Dünya’da hemen fetihlere giriştiler. İşte o andan itibaren İber Yarımadasından Amerika’ya doğru her tabakadan ve her meslekten kalabalık insan toplulukları akın etmeğe başladı.

Bunlar misyonerler, yol yapımcıları, her türlü kanun kaçakları, altın arayıcıları, spekülatörler, mülteciler vb.leri idi. Bu yeni gelenlerin altın hırsı, dini baskısı, yarattıkları kriminal olaylar ve beraberlerinde getirdikleri grip virüsü yerli halkın hayatını felç etti.

Yerli halk, İspanyollara göre dinsiz sayıldığından, bunlara karşı yapılacak hırsızlık, soygun, şantaj, ölüm gibi her türlü kriminal olay serbestti. Böylece İspanya’da Yahudi ve Müslüman Araplara karşı başlatılan ve 1492’de henüz sona eren korkunç katliamlar, hiç ara verilmeden yenidünyada devam ettirildi. Kilisenin infazcılan çok gaddardılar ve katliam yapmaya çok yatkındılar. Milyonlarca masum ve zavallı yerli insan İspanyollar tarafından hunharca katledildi.

1521’de Hernando Cortez bu günkü Meksika’daki Aztek ülkesini fethetti. Kısa bir aradan sonra Francisco Pitarro bütün Peru’yu yakıp yıkarak İnka ülkesini ele geçirdi. Pedro de Alvarado Texas‘i keşfetti ve aldı. De Soto Florida’yı ele geçirdi. Francisco de Coronado Kansas‘a ulaştı.

İngilizler ve Fransızlar, kuzeydeki soğuk ve ormanlık bölge ile yetinmek zorunda kaldılar ve buzlar ülkesi Kanada’dan yüzyıllar boyunca boşuna Çin‘e giden bir kuzeybatı geçidi bulmağa çalıştılar.

Amerika kıtasının keşfedilmesi insanlık tarihindeki devrimlerin en büyüğü niteliğindedir. Bu keşiften sonra meydana gelen büyük değişiklikler şöyle sıralanabilir:

-Ticarette ağırlık noktası Akdeniz’den Atlantik’e kaydı. İtalya’nın ticarette önemini kaybetmesiyle onun yerini İspanya, Portekiz, İngiltere ve Hollanda aldı. İspanyollar bu işte ilk olmalarına rağmen zamanla İngiltere ve Hollanda karşısında rekabet edemeyerek yenidünya ticaretinde liderliği bu iki devlete kaptıracaktır. Bu durum ancak Katolik İspanyolların siestaya yatkınlığı, Calvinist rakiplerinin ise iş hastası olmalarıyla açıklanabilir.

-Keşifler yerli halklar için çok korkunç bir felaket olmuştur. Onlar ya Avrupalıların vücutlarıyla beraber getirdikleri grip virüsüne karşı hiçbir savunma mekanizması taşımadıklarından toplu olarak ölüme terk edildiler ya da fanatik Katolikler tarafından dinsiz diye toplu halde katledildiler veya esir olarak dayanamadıkları şartlar altında çalışmaya zorlanarak öldüler.

-Keşiflerin başlangıcında 15 milyon yerli halkın yaşadığı Meksika’da 100 sene sonra yalnız 3 milyon yerli halk kalmıştı.

-Keşifler bir yeni felaketin daha kapısını araladı: Avrupalı emperyalistler, Afrika’da sıcak iklime dayanıklı, tarlalarda ve madenlerde çalışmaya elverişli güçlü kuvvetli ve sağlıklı zenci avına çıktılar. Toplanan bu zavallı siyah insanlar, vatanlarından zorla koparılıp vahşi hayvanlar gibi gemilere yüklendiler ve Amerika’ya götürülerek oradaki yeni toprak ağalarına köle olarak satıldılar.

-1545 de Bolivya‘nın Potosi bölgesinde gümüş madeni işletilmeye başlandı. İşte o tarihten itibaren her sene gümüş yüklü gemilerden kurulu filolar, Avrupa istikametinde Atlantik’i kat etmeğe başladılar. Değerli metal aramaları çok miktarda meraklıyı ateşledi, İspanyolların gümüş filosu İngiliz korsanlarının geçim kaynağı oldu. Zamanla üç köşeli bir ticaret yerleşti. Avrupa’dan boncuk ve değersiz şeyler, köle satın almak veya köle yakalamak için Afrika’ya, oradan köle yüklü gemiler Amerika’daki tarlalara ve madenlere, Amerika’dan şekerpancarı, mısır, pamuk, tütün ve gümüş yüklü gemiler de tekrar Avrupa’ya. Bu şekilde gemiler hiçbir zaman boş kalmadılar ve her sefer de büyük paralar kazandılar.

-Yeni Dünyadan İspanya’ya sürekli bir değerli maden akışı olur. Bu, ülke halkının kültürünün ve ahlakının dejenere olmasına neden olur. Birdenbire gelen bu zenginlik İspanya’da produktif olmayan fütuhatçı ve popülist politikalar yolunda israf edilir. (Askeri seferler, lüks yaşam, görkemli kilise ve hükümet yapıları inşaatları vs.)

Bu politikalar İspanya’nın İngiltere karşısında tekstil sanayinde verdiği rekabet savaşını kaybetmesine neden olur.

Ayrıca bu zenginliğin bu ülkede kalmasını sağlayacak herhangi bir alt yapı çalışması ve düzeni mevcut olmadığından gelen para, İspanya’dan tekrar Hollanda’ya ve soygunda ele geçirdiklerini sarayla paylaşan ve bu paylaşma karşılığında saraydan asalet unvanları alan İngiliz korsanlarının cebine akar. İngiltere ve Hollanda bu paralarla zenginleşerek büyük sömürge devletleri oldular.

-Amerika’nın keşfiyle, Hindistan ve Uzak Doğunun da buna katılımıyla kendine özgü bir koordinasyon içinde tek düze bir dünya ekonomi sistemi ortaya çıkar:

Merkezde (Hollanda, İngiltere, Fransa, Kuzey İtalya ve Almanya’nın Batısı ) farklı bir sanayi gelişmesi ve mono kültür bir tarım sektörü, kırsal alanda kölelik (Doğu Avrupa ve kolonilerde), merkezde ise ücrete dayalı işçilik. Ayni zamanda da askeri ve silah tekniğinde elde edilen üstünlük sayesinde Dünyanın Avrupalılaştırılması devri başlar: Bu devir. Antik çağdan sonra tekrar gelen ve köleliği yeniden getiren sömürgecilik devridir.

Kaynak: Cumhuriyet Bilim ve Teknik 28 Haziran 2003 Sayı 849 da yayımlanmıştır.

{ 1 Comment }

kacak iddaa canlı bahis siteleri bahis siteleri bahis siteleri online casino siteleri bahis siteleri canlı bahis siteleri