Browsing: İNKILAP TARİHİ

Atatürk’ün Bütünleyici İlkeleri ve Açıklamaları

Bütünleyici İlkeler Hangi İlkeleri Bütünler:

Atatürk’ün Yardımcı İlkeleri: Atatürk İlkelerini bütünleyen “Bütünleyici İlkeler” vardır. Bunlar sırasıyla: Milli Egemenlik, Milli Birlik – Beraberlik ve Ülke Bütünlüğü, Özgürlük ve Bağımsızlık, Yurtta Sulh Cihanda Sulh, Akılcılık ve Bilimcilik, Çağdaşlaşma ve Batılılaşma, İnsan ve İnsanlık Sevgisidir.

a- Milli Egemenlik: Milli sınırlar içerisindeki bütün vatan topraklarında, milli devlet otoritesinin egemen olmasıdır. Bu gün bazı ülkeler, dünya devletlerince kabul edilen milli topraklarının tamamına egemen değildirler. Egemen olamadıkları topraklarda, bazı başka mahalli otoriteler egemen olmaya çalışmaktadırlar. Bu durum ülkenin bağımsızlığım tartışılır hale getirir. Millî egemenlik; diğer bir deyimle millet iradesinin yönetime egemen olmasıdır. Halkın kendisini yönetmesi, kendi yöneticilerini belirlemesidir. Yönetimde hiçbir kişiye, aileye veya ailelere ayrıcalık ve öncelik verilmemesidir.

b- Milli Birlik, Beraberlik ve Ülke Bütünlüğü: Türk milletinin bölünmez bir vatan fikrine inanç duyması, bunu ortadan kaldırmak isteyen bazı güçlere karşı, birlikte fikir birliği sağlaması, birlikte ülke bütünlüğünü korumak için eylem birliği içersinde olmasıdır. Vatanın bütünlüğünün, bölünmezliğinin her şeyin üzerinde tutulmasıdır. Amaç milli vatan şuurları içersinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti‘nin sonsuza dek yaşamasıdır.

c- özgürlük ve Bağımsızlık: Türk milletinin özgür olmayı benimsemiş olması, özgürlüğünü her şeyin üzerinde tutmasıdır. Bir başka milletin veya bir grup devletin Türk ulusunun özgürlüğünü engelleyici girişimlerine müsaade etmemesidir. Özgür olabilmenin tek yolunun ise; bağımsızlıktan geçtiğini çok iyi bilmesidir. “Ya İstiklal, Ya ölüm” Milli Mücadele’nin başından beri Türk ulusunun bağımsızlık parolasıdır. Mustafa Kemal: “Ben özgür bir ulusun evladı olmasaydım, asla yaşayamazdım/’ demiştir.

d- Yurtta Sulh, Cihanda Sulh: Ne pahasına olursa olsun, yurtta iç barışa inanmak, iç barışı savunmak, barışa taraftar olmak ve bu barış ortamının yaratılması ve korunması için gereken gayreti ulusça göstermektir. Bunun yanında dünya barışına da inanmak ve ona hizmet etmektir. Dünya barışını bozacak davranışlara neden olmamaktır. Dünya barışım bozmak çok kolaydır. Boğazlan dünya ticaret gemilerinin geçişlerine kapamak, dünya barışını bozar. Barışı sağlamak ve devam ettirmek, savaşmaktan çok daha zordur. Barışı sağlarken ülkemizin yararlarım da hep göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Barış uluslararası dengelere dayanır. Buna da çok dikkat edilmelidir.

e- Akilcilik ve Bilimcilik: Akılcı olmak, dogmalara inanmamak, duygusal olmamak, toplumumuzun karşılaştığı bütün sorunları bilimin verilerinden yararlanarak çözmektir, mantıklı olmaktır. Çağdaş bilime karşı çıkmamaktır. “Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir.” sözü bu yardımcı ilkeyi veciz bir şekilde açıklamaktadır. Akılcılık bilimsel verilere güvenmek ve aklı ilmin hizmetine sunmaktır. Duygusal isteklere karşı, bilimsel gerçekleri tercih etmektir.

f- Çağdaşlaşma ve Batılılaşma: Batı insanının hayat standardını ve değer yargılarını kabullenmek, Batının iyi yönlerini almak ve kendi özümüzle sentez yaparak ona yetişmek, hatta onu geçmektir. Batı insanının sahip olduğu bütün imkânlara Türk insanının da sahip olmasını sağlamaktır. Bunun için Batılı devletlerin kullandıkları bütün araçları, bu amacımız için kullanmaktır. İçinde bulunduğumuz çağı yaşamak ve onu yakalamaktır.

Çağdaş değerleri Türk milletinin kabul etmesidir. Türk insanının çağın verilerinden yararlanması, çağdaş fikirleri ve yaşayış biçimini benimsemesidir. Osmanlı toplum yapısından, dünyaya açılan, yeni değerleri kabul eden modem bir toplum yapışma geçmektir. Yalnız bu geçiş sürecinde, milli ve manevi değerlerimizden kopmamak ve bu değerlerimizi çağa uygun bir anlayışla kabul ve devam etmesini sağlamaktır.

g- İnsan ve İnsanlık Sevgisi: Bütün bunları yaparken insana verilen değeri en üst seviyede tutmak, toplumumuzun insan ve insanlık sevgisiyle dopdolu olmasını sağlamak ve insan haklarına saygı duymaktır. Kendisiyle daima kavga halinde olan bir fert veya toplum değil, sevgiyle dolu, sevginin gücüne inanmış, çağdaş düşünceli bir fert ve toplum yaratmak her şeyden önde gelmektedir. Bunun içinde insanları ve doğayı seven fertlerin yetiştirilmesi de bir eğitim sorunudur. Eğitimin her aşamasında sevgi ve hoşgörü öğelerine hep öncelik tanımalıyız. Ancak o zaman sevgi yüklü sevecen, hoşgörülü insanlar yetiştirebiliriz.

{ Add a Comment }

Atatürk’ün İnkılapçılık İlkesi

İnkılapçılık İlkesinin Özellikleri:

İnkılap, bir toplumun önde gelen kurumlarının kısa bir zaman dilimi içersinde kökten değiştirilip, yenilenmesi olarak tanımlanabilir. Atatürk yönetimindeki Türk milleti, dünya ve kendi tarihindeki en önemli inkılaplardan bir tanesini gerçekleştirmiştir. Böylelikle bütün kurumlarını çağdaşlaştırma imkânını elde etmiştir. Kuşku yok ki Mustafa Kemal‘in en büyük inkılabı ise, Türkiye Cumhuriyeti‘ dir.

Bu toplumumuzun, köklü bir değişime uğramasıdır. Türk milleti tarihte birçok devletler kurmuştur. Kurduğu Osmanlı Devleti, 1299’dan 1 Kasım 1922’ye kadar yaşamıştır. Fakat bu devlet 20. yüzyıla ayak uydurup çağdaşlaşamamıştır. Atatürk önderliğindeki Türkiye Cumhuriyeti gerekli olan inkılapları hiçbir şeyden çekinmeden yapacak ve çağdaş bir Türk toplumu meydana getirecektir. Nitekim Osmanlı Devleti yerine, yaptığı inkılap sonucu Türkiye Cumhuriyeti’ni meydana getirmiştir.

Türk toplumu, dogmatik olmayacak, bilimsel verilerden yararlanacak, atılımcı ve ilerici olacaktır. Amaç ülkemizi çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmaktır. Mustafa Kemal bu konuda şöyle der: “İnkılabın temellerini her gün derinleştirmek ve takviye etmek lazımdır. Ancak bu takdirde çağımızın gerisinde kalmaz ve uygar ulusların medeniyet seviyesine yetişebiliriz. Tabii ki çok çalışmak şartı ile çağdaşlaşır ve gelişiriz”.

Toplumu geri bırakan ve bunda ısrar eden kurum ve kuruluşları değiştirerek; toplumu çağdaşlaştıracak yeni kurum ve kuruluşları kurmak, inkılapçılığın esas prensiplerindendir, diyebiliriz.

{ Add a Comment }

Atatürk’ün Devletçilik İlkesi

Devletçilik İlkesinin Özellikleri:

Atatürk İlkelerinin biri olan “Devletçilik” bir ekonomi tercihi ve siyasetidir. Bu liberalizmden ayrı bir ekonomik rejim olduğu gibi, bütün üretim araçlarını devletin elinde bulunduran sosyalizmden de ayrı bir rejimdir. Bu devletçilik anlayışı komünizm rejiminin devletçilik anlayışına asla benzemez. Milli özelliklerimize uyan, Türk ulusunun yararını doğrudan ilgilendiren, iktisadi ve sosyal kalkınmasını öngören konularda devleti ilgili kılan, ayrıca özel mülkiyete de yer veren, teşebbüs hürriyetini savunan, gerekli kalkınmayı amaçlayan bir ekonomik modeldir.

O günün ihtiyaçlarından doğmuştur. Türkiye’mizin ekonomik rejimi, devlet ağırlıklı karma ekonomik sistem olarak belirlenmiştir. Diğer bir deyimle, devletimizin ekonomik hayatımızın içerisine ağırlıklı olarak girmesi demektir. Devlet yerine göre teşvik edici, yerine göre piyasanın düzenleyicisi, yerine göre yatırımcısı olarak ekonomik görevler üstlenmiştir. Özel teşebbüsün, devletçe belirlenen iş sahalarında yatırım yapmasını kolaylaştırıcı tedbirlerini alır. Böylece devletçiliğimiz, ekonomik yönden kalkınmada tutulacak yolu ve yöntemi belirleyen esaslardan en önemlisi olmuştur. Bu anlayışın zamanla ortaya çıkan yeni durumlara göre esneklik kazanması da kaçınılmazdır.

Devletçilik İlkesinin Amacı;

Türk toplumunun uygarlık, mutluluk ve refah düzeyini yükseltmektir. Bu amaca yönelirken, gelişmiş ülkelerin, bilim ve teknolojik gelişmelerinden yararlanılması da esas fikir olarak benimsenmiştir.

Devletçilik, aynı zamanda diğer ilkelerin gerçekleşmesinin garantisidir. Devletçilik, devletin otoritesini, disiplinini benimsemek demektir. Devlet otoritesindeki boşluk, gevşeklik, diğer ilkelerin uygulanmasını güçleştirir. Devletçilik ilkesi, ayrıca sosyal devlet anlayışının açık ve belirgin bir ifadesidir.

Devletçilik ilkesi Atatürk’te şöyle ifadesini bulmuştur: “Bizim takip ettiğimiz devletçilik, şahsi çalışma ve müessiriyeti esas almakla birlikte, olabildiği kadar az zamanda, milleti refaha ve milleti bayındırlığa eriştirebilmek için, milletin umum ve yüksek menfaatlerinin gerektirdiği işlerine, devleti doğrudan doğruya ilgili kılmaktır”. Yine Atatürk bir başka sözünde de şöyle der: “Şurasını unutmamalı ki bu yönetim biçimi, bir “Bolşevik” sistemi değildir. Çünkü biz ne Bolşevik’iz, ne de komünist, ne biri, ne diğeri olamayız. Çünkü biz milliyetperver ve dinimize karşı saygılıyız. Sözün kısası hükümet biçimimiz tam bir demokrat hükümettir. Dilimizde bu hükümet “Halk Hükümeti” diye anılır”. Atatürk’ün bu sözleri, devletçilik ilkesinin O’nun ağzından çok güzel bir şekilde ifadesidir.

{ Add a Comment }

Atatürk’ün Laiklik İlkesi

Laiklik İlkesinin Özellikleri:

Laikliğin en yaygın tanımı şöyledir: Laiklik, devlet işleriyle din işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Yani devlet düzenini sağlayan hukuki kuralların zamanın ihtiyaçlarına göre belirlenmesidir. Ferdin de dini inançlarında özgür olmasıdır. Laiklik, asla bir dinsizlik demek değildir. Devlet yönetimini, dini kurallara göre düzenlenen şer’i yönetim biçiminden ayırmak ve ihtiyaçların gerektirdiği yeni düzenlemeleri yapmaktır.

Devleti dinin güdümünden çıkarmaktır. Ferdin inancına da saygı duymaktadır. Atatürk İlkelerinin tamamı bir bütündür. Fakat “Milliyetçilik” ve “Laiklik” düşüncede yapılan birer inkılaptır. Bu sebeple uygulanması en zor olan inkılap bu ikisidir.

Laiklik, vatandaş inancının en sağlam güvencesidir. Çünkü inanç özgürlüğü devletçe sağlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti‘nin laikliğini, resmi politikası dinsizlik olan rejimlerdeki anlayıştan kesinlikle ayrı tutmak gerekir. Politikası gereği dinsizliği benimseyen rejimlerde devlet dine karşıdır. Eğitimini vermez. Devlet, vatandaşlarını din tanımaz olarak yetiştirmek için gayret gösterir. Bunun propagandasını yapar, vatandaşlarını ateist olarak yetiştirmek ister. Bizde ise durum tamamen farklıdır. Devletimiz, vatandaşların dini ihtiyaçlarım karşılamak için elinden gelen gayreti gösterir. Bu konuda, açılan eğitim kuramlarını örnek olarak gösterebiliriz. Camilerimizin yapımı, bakımı, tamiri, din adamlarımızın aylıklarının genel bütçeden verilmesi ve din adamlarımızın eğitilip, yetiştirilmesi, devletimiz kurumlan tarafından yapılmaktadır. Kimsenin inancından dolayı kınanmaması devletimizin çağdaş din politikasının bir ifadesidir.

Türk milleti ve Türk devleti, varlığını, inanç özgürlüğü içerisinde, çağın gereği olan akıl ve bilim prensiplerinin yolunda, insancıl yaklaşımlarla ve laikliği benimseyerek sürdürebilir. Bunun aksi bir düşünce, toplumumuzun çağın gerisinde kalmasına yol açar.

Atatürk: “Din,, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz, düşünüşe ve düşünmeye muhalif (karşı) değiliz. Biz sadece din işlerini devlet ve millet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz. Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse, hiçbir kimseyi, ne bir din ne de bir mezhep kabulüne icbar edemez (zorlayamaz), din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.” der. İşte laikliğin en güzel ifadesi budur.

Açıklama1:  Laik kelimesi dilimize Fransızca’dan geçmiştir. Kelimenin aslı Yunanca olup, Laikos sıfatından türetilmiştir. Yunanca Laos, halk, kalabalık, kitle demektir. Laikosta, halka, kalabalığa, kitleye ait demektir.

Açıklam2:  Fransa’da 1789’da kabul edilen insan Hakları Beyannamesinin 17. maddesinde: ‘Hiç kimse kanunlarla belirlenmiş, kamu düzenini bozmadıkça, dini düşünce ve inançlarından dolayı kınanamaz.” denilmektedir.

{ Add a Comment }

Atatürk’ün Halkçılık İlkesi

Halkçılık İlkesinin Özellikleri:

Belirli bir vakitte o ülkede oturan, o ülkeyi vatan olarak kabul eden, kaderini mutluluğunu o ülkede bulan, çeşitli meslek ve sosyal gruplara ait olan insanlara halk adı verilmektedir. İşte buradan“Halkçılık” ilkesi doğmuştur.

Halkçılıktaki gaye, imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir halk idealidir. Kişinin kendisini Türk halkının hizmetinde kabul etmesine, kendisini Türk halkına adamasına “Halkçılık” adı verilmektedir. Bu ilke “Cumhuriyetçilik” ve “Milliyetçilik” ilkelerinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Türk milletine yani Türk halkına hizmet etme düşüncesidir. Burada bahsettiğimiz Türk halkı, bütün vatandaşlarımızı kapsar. Bunun zaten aksi kabul edilemez. Halkçılık, millet içindeki tüm insanların çıkarına ve yararına bir siyaset takip edilmesidir. Bütün halkın kendi kendisini yönetmeye alıştırılmasıdır. Halkın sadece bir kesimine hizmet etme düşüncesi, Atatürk’ün “Halkçılık” ilkesine tamamen tezat bir anlayıştır. O’na göre Türk halkı tam bir bütündür.

Halkçılık, “Cumhuriyetçilik” ve “Milliyetçilik” ilkelerinin tabii bir sonucudur, demiştik. Cumhuriyet halkın kendisini yönetmesi, yöneticilerini milli iradesi ile seçmesidir. Böylece cumhuriyet rejimi bir “Halk rejimidir” demektir. Her ferdin, devletin her kademesinde görev ve sorumluluk alması demektir. Millet halktan oluştuğuna göre, halkçılık da esas olan ise Türk halkının mutluluğu için çalışmaktır, diyebiliriz.

Halkçılık, bazı sınıf ve zümrelere üstünlük tanımaz. Çünkü toplum bir bütündür. Bugün dünyamızda bazı rejimler kendilerini “Halk Cumhuriyeti” olarak tanımlarlar. Bu yanıltıcıdır. Çünkü devlet daima belli bir kesimin, belli bir sınıfın istek ve düşüncelerine göre yönetilir. Bu ülkelerde toplumun belli bir kesiminin üstünlüğü söz konusudur. Örneğin çalışan kesim veya mollaların egemenliği gibi… Atatürk’ün “Halkçılık” ilkesinde, Türk toplumunun bütün fertleri bir bütün olarak kabul edilmiştir. Sınıf ve zümre farklılığı yoktur.

Atatürk‘e göre, “Halkçılık” milli egemenliğimizin temeli sayılmıştır. Atatürk’ün halkçılığında hiç bir sınıf ve zümre veya şahıs, topluma tek başına egemen olamaz. Kişiler ve gruplar, milli birlik ve bütünlük içersinde, kaynaşarak yaşayacaktır. Kişiler ve toplum böylece gelişip kalkınacaktır. Devlet de toplumun bu amaca ulaşabilmesi için yardımcı olacaktır.

{ Add a Comment }

Atatürk’ün Milliyetçilik İlkesi

Milliyetçilik İlkesinin Özellikleri:

Milliyetçilik; Türk milletini ve onun maddi, manevi değerlerini savunmak ve sevmektir. Milliyetçilik, ilkesinin dayanağı millettin kendisidir. Millet ise bir toplumsal aşamadır. Toplum, millet olma niteliğini kazanıncaya kadar, aşiret ve boy gibi birçok aşamadan geçtikten sonra ulaştığı en son noktadır.

Yani toplumun en son ulaştığı çağdaş duruma millet denmektedir. Bir toplumun millet olma niteliğini özetle şöyle özetleyebiliriz: Aynı acılara ve felaketlere üzülerek, başarı ve iyiliklere sevinerek, aynı hatıralara bağlanarak bir tarih birliği kazanmasıdır. Bu takdirde toplumun fertleri geçmişte bir arada yaşamış, şimdi bir arada yaşayan, gelecekte bir arada yaşama inancında, istek ve kararında olan, aynı vatana ve o vatanın maddi ve manevi değerlerine sahip çıkan, aralarında dil, din, kültür ve duygu birliği olan insanların oluşturduğu toplumdur. İşte bu toplum millet olma niteliğini kazanmış demektir.

Buna göre milliyetçiliği kısaca şöyle de tanımlayabiliriz: Milliyetçilik; millete bağlılık, milleti yüceltme, yükseltme, şimdi ve gelecekte birlikte çalışma, bu çalışma azmini gelecek kuşaklara yansıtma anlayışıdır. Bir toplumun millet olması için, sadece ırk birliği yetmez. Bu, ögelerden sadece birisidir. Bugün ABD’nin, İsviçre ve Belçika’nın milletlikleri tartışılamaz, ama hepsi aynı ırktan değildirler. Sadece dil birliği, din birliği de bir toplumu millet yapmaya yetmez. Bugün İsviçre’de üç ayrı dil konuşulmakta, Pakistan’da hem Urduca, hem de İngilizce resmi dil olarak kabul edilmektedir.

Belçika’da da iki ayrı dil konuşulur. Ama bu toplumlar yine millettir. Din konusuna gelince bugün birçok Batı ülkesi Hristiyan, birçok Doğu ve Ortadoğu ülkesi de Müslüman‘dır. Fakat hepsi ayrı bir millettir. Bu sebeple toplumun millet olması, toplumun uzun süren ortak bir geçmişe, ortak kader birliğine, ortak geleceğe yönelmesiyle mümkün olabilmektedir.

Atatürk, Türk milletini sadece tek din ve tek bir ırk esasına dayandırmasının Üniter bir hukuk devleti kurmuştur. 29 Ekim 1933’te “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünü söylemiştir. Bu söz, meseleyi tamamen çözebilmek için takip edilecek yolu çok açık olarak belirtmektedir. Yeter ki kişi “Ben Türküm” diyebilsin. Türk milliyetçiliğini, yani “Atatürk Milliyetçiliğini” kabul edebilsin. Bu milliyetçilik birleştirici ve bütünleyicidir. Asla parçalayıcı ve bölücü değildir. Atatürk’ün millet anlayışı akılcı ve insancıldır. Atatürk’e göre bir milleti diğer milletlerden ayıran nitelikler vardır. Bunlar, her milletin kendine mahsus, yetenek, duygu, düşünce ve değer yargılandır. Türk milletinin de olumlu nitelikleri sayılamayacak kadar çoktur.

Atatürk, 26 Nisan 1926’da yaptığı bir konuşmada: “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz. Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin mesnedi (dayanağı) Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. Türkiye Cumhuriyetinin içinde Türk ülküsünü benimseyiniz, her vatandaş hangi din ve mezhepten olursa olsun Türk’tür.” demiştir. Bu özdeyişe biz de yürekten katılıyoruz.

{ Add a Comment }

Atatürk’ün Cumhuriyetçilik İlkesi

Cumhuriyetçilik İlkesinin Özellikleri:

Cumhuriyetçilik; cumhuriyeti benimsemek ve onu savunmaktır. Cumhuriyet; bir devlet yönetim biçimidir. Cumhuriyetçilik ilkesi buna dayanır. Cumhuriyetçilik, milli egemenliğin ve özgürlüğün temelini oluşturur. Cumhuriyet yönetimi, halkın kendi kendisini yönetmesi, devlet başkanını ve diğer yöneticilerini, millî irade ile bizzat seçmesi gerçeği üzerine kurulmuştur.

Diğer bir ifade tarzı ile milli iradenin, milli egemenliğe sahip olması demektir. Milli egemenlik kavramı, mutlakiyet rejimlerinde görülmez. Meşrutiyet rejimlerinde de özgürlükler oldukça kısıtlanabilir. Demokrasinin en iyi uygulandığı rejim cumhuriyet rejimidir.

Orta Asya Türklerinde, devlet idaresinde bazı kararlara varmak için, kurultaylar toplanırdı. Bu kurultaylar bir nevi danışma meclisi durumunda idi. Bu kurultay kararlarına Kağan’ın uyması gerekirdi. Bu sistem, bir nevi cumhuriyet yönetim biçimidir. Kurtuluş Savaş’ından sonra Türk milletinin tekrar mutlakıyet rejimine dönmesi beklenemezdi. Bu nedenle, insan onuruna en çok yaraşır bir yönetim biçimi seçilmeliydi. İşte bu rejim uygar toplumların uyguladığı cumhuriyet rejimidir.

Çünkü bu rejim, ülke yönetiminde halkı doğrudan doğruya söz sahibi yapıyordu. Atatürk, 1924 tarihinde yaptığı konuşmada, “Türk milletinin tabiat ve şiarına en mutabık (uygun) olan idare cumhuriyet idaresidir.” demiştir. 14 Ekim 1925’de verdiği bir demecinde de: “Cumhuriyet idaresi faziletli, namuskâr insanlar yetiştirir. Sultanlık, korkuya, tehdide müstenit olduğu (dayandığı) için korkak, zelil, sefil, rezil insanlar yetiştirir.” demiştir. Halk kendi yöneticilerini bizzat kendisi seçer.

Cumhuriyet yönetimi, milletle devlet arasında bir kaynaşmayı sağlar. Cumhuriyet rejimimiz herhangi bir biçimde değişmemek üzere, 1923 yılından itibaren bütün anayasalarımıza girmiştir. 6 Kasım 1982’de kabul edilen yeni anayasamızda da; Madde 1: “Türkiye Devleti Bir Cumhuriyettir.” denilmektedir. Atatürk genç cumhuriyetimizi Türk gençliğine emanet etmiştir. “Cumhuriyeti biz kurduk, onu siz yükseltip sürdüreceksiniz.” demesi bu düşüncesini açıkça belirtir. Türkiye Cumhuriyeti‘nde, imtiyazlı bir sınıf yoktur. Cumhuriyet ile halkın yönetime katılımı sağlanmıştır.

{ Add a Comment }


escort mersin
| mersin escort |
mersin escort bayan
| mersin bayan escort |
mersin escort
|
erotik film izle
| mersin escort

escort mersin
| mersin escort |
mersin escort bayan
| mersin bayan escort |
mersin escort
|
erotik film izle
| mersin escort