1xbet betist jasminbet

Browsing: KÜLTÜR

Kıyamet Nedir – İslamiyet’e Göre Kıyamet

Kıyamet Ne Demek:

kıyamet, sözlükteki anlamıyla kalkmak, dikilmek, ayaklanmak, dirilmek anlamına gelir. Bu tabir canlı ve cansız bütün yaratıklar için bir imha ve yeniden dirilme gibi iki safhalı bir olay bildirmektedir. Yani canlı cansız bütün canlıların yok oldukları güne kıyamet dendiği gibi, bütün ölülerin tekrar dirildikleri güne de kıyamet denir.

İslam dininin anlattığı kıyametse, evrenin düzeninin bozulması, her şeyin altüst edüerek yok olması, yok olan ve ölen şeylerin yeniden yaratılıp diriltilerek ayağa kalkması ve mahşere (Yüce Allah’a hesap verilecek olan yer) doğru yönelmesi demektir. Bu durumda kıyamet, genel bir ölümden sonra genel bir dirilişi kapsamaktadır.

kıyametin kopması bütün evrenin düzenini yok edecektir. Bütün canlılar ölecek ve Yüce Allah’ın emriyle yeniden dirileceklerdir. Yani kıyamet, geçici dünya hayatının yok olup, sonsuz ahiret hayatının başlaması olayıdır. Elbette bu da bütün insanların ölmesiyle gerçekleşecek.

Bu genel ölüm yalnızca insanlara mahsus değildir. Geçici olan dünya hayatında, insan gibi “her şey” ölümlüdür. Yüce Allahbize, tüm evrenin içindeki canlılarla birlikte yok olacağı bir günün varlığım, yani “kıyamet gününü” bildirmiştir.

kıyamet günü, imtihanın son bulduğu nihai gündür. O günün gelişini yeryüzündeki her insan pek çok belirtiyle anlayacak ve evrenin ölümüyle sonuçlanacak olaylar gerçekten de tüyler ürpertici olacaktır. Ve en nihayet dünyadaki tüm insanlar, kıyametin gerçekleştiği gün kendilerini bekleyen “yeniden dirilişi” kavrayacaktır.

Böyle bir günle karşılaşmayı ummayanlar karşılarındaki bu apaçık gerçeği reddedemeyecekler ve Allah’ın emrine “isteseler de istemeseler de” boyun eğeceklerdir. Allah, tüm evren için büyük bir son hazırlamıştır, insanların çoğu her ne kadar inkâr etmeye çalışsalar da, kıyamet saati belirlenmiş bir vakitte kendilerini beklemektedir. Ne bir saniye geri, ne de bir saniye ileri alınamaz kıyametin kopuş saati.

Yüce Allahsonsuz merhameti ile bütün insanlığa islamiyeti göndermiş ve ilahi programını tüm insanlığa ilan edip duyurmuştur. o güne hazırlıklı olmamız konusunda bizi defalarca uyarmıştır.

Yüce Allah, büyük bir düzen içinde yarattığı zamanda bütün düzeniyle hayatı, bilemediğimiz bir birlikte sona erdirecektir. O zaman, kıyamet zamanıdır. Yüce Allah’a inanan ve emirlerine uyan Müslümanlar için o dehşetli günde bir korku ya da zorluk olmayacaktır. Çünkü Yüce Allah, o gün inanan kullarına bir zorluk ya da korku olmayacağım vaat ediyor.

Elbette Yüce Allahvaadinden asla dönmez. Yüce Allahkıyameti Kur’an’ı Kerim‘de şöyle haber vermektedir:”kıyamet gününe yemin ederim, kendini kınayan nefse de yemin ederim ki (elbette siz dirileceksiniz.) İnsan kıyamette kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı sanıyor. Elbette biz, parmak uçlarım bile iade etmeye kadiriz. Fakat insan önündekini (o kıyameti), yalanlamak ister. kıyamet günü de ne zamanmış diye sorar. Göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay birleşip karardığı zaman. İşte o gün insan kaçacak yer neresi diyecek. Yok, o gün kaçıla- mayacak, asla sığınacak yer olmayacak. O gün herkesin karargahı (toplanma yeri) ancak Rabbinin huzurudur.”(kıyamet Suresi 1-12),

kıyametten şüphe eden ya da buna inanmayan insanlar o gün korkunç bir azapla karşılaşacaklar. kıyamet günü, inkârcılar için oldukça zorlu ve ürkütücü bir gün olacaktır. Bu nedenle inanmayarak olacakları beklemek yerine, varlığından şüphe duymadan kıyamet ; gününe iman etmeliyiz.Bu davranış, inşam kendisi için çok daha olumlu ve kazançlı bir sonuca götürecektir. Dünya hayatı, kıyamete ve kıyametten sonra başlayalayacak ebedi hayata hazırlıktan ibaret kısa bir hayattır. Çünkü dünyada harcadığı çabaların “boş bir çaba” olduğunu kıyamet saatiyle anlayan bir insanın pişmanlığı tarifi oldukça zor ve çok şiddetli bir pişmanlıktır.

Yüce Allahbu durumu Kur’an’ı Kerim‘de şöyle haber veriyor: “Ancak o, ‘her şeyi batırıp gömen büyük felaket’ (kıyamet) geldiği zaman. O gün insan, neye çaba harcadığım düşünüp anlar.” (Nazi’at Suresi 34-35).

kıyamet koptuğu zaman, artık cardı yaşamından söz edilemez. En büyüğünden en küçüğüne bütün hayatlar son bulur. Dünya ve içinde bulunduğu evren de yok olur. Yüce Allah, insanlar için kurduğu bu sonsuz evren düzenini, insanlar yok olunca toptan yok edecektir. Çünkü kıyamet kopunca imtihan bitmiş, şıra sonuçların açıklanmasına gelmiştir. Bu mesele de dünyada olacak iş değildir.

Daha önceki “Bana Kur’an’ı Kerim‘i Öğret” kitabında Kur’an’ı Kerim‘in ne güzel bir edebiyat mucizesi olduğunu görmüştük. Şimdi Yüce Allah’ın eşsiz kitabı Kur’an’ı Kerim‘de, hayatı ve ölümü, kıyameti ve tekrar dirilmeyi nasıl sistemli ve ahenk içinde anlattığını görelim. Yüce Allahevrenin ve insanın serüvenini balon ne güzel anlatmış.

“Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü (gençlik) çağınıza ulaşmanız için (sizi) büyütürüz. İçinizden kimi vefat eder; yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz (ihtiyarlık) çağına kadar götürülür. Ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hâle gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir hâlde görürsün; fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çift-ten) iç açıcı bitkiler verir. İşte bunlar gösteriyor ki, Allah şüphesiz haktır. Şüphesiz ölüleri o diriltir ve o her şeye kadirdir. kıyamet ise şüphesiz gelecek ve muhakkak ki Allah bütün kabirlerde olan kimseleri tekrar diriltecektir.” (Hac Suresi 5-6-7)

Sonuç olarak kıyamet, Yüce Allah’ın uygun gördüğü bir zamanda evrenin ve evrendeki bütün varlıkların tümden yok olması ve ahiret hayatı için insanların yeniden diriltilmesi olayıdır.

escort ataköy

{ Add a Comment }

1. Murat (Hüdavendigar) Dönemi Siyasi Olayları

1. Murat Dönemi Hakkında Bilgi:

– Osmanlı Padişahlarının üçücüsü II. Osmanlı Padişahı Orhan Bey’le Yârhisar Tekfurunun kızı Nilüfer Hatunun oğludur. Bursa’da doğdu çocukluğunda babasının çevresinde bulunan Çandarlı Kara Halil ve Lala Şahin Paşalar tarafından yetiştirildi. Gençliği 20 yıl süren barış dönemine rastladığı için, savaş eğitim görmeden babası tarafından İznik sancak beyliğine atandı.

– Ağabeyi Süleyman Paşa ve babasının art arda ölümleri üzerine tahta çıktı. (1362) Orhan Bey zamanında Rumeli’ye geçilmiş olması Bizans’ı ve Balkan devletlerini kuşkulandırmış, kısa zamanda gösterilen büyük gelişmeler Anadolu Beyliklerini de fırsat kollar duruma getirmiştir.

– Şehzadeliğinde, padişah olması düşünülmediğinden devlet yönetiminde tecrübe kazandırıcı çalışmalar yapamadığı halde Bizans İmparatorluğu ile Sırp, Bulgar ve Arnavutlar arasındaki yakınlaşmaları iyi değerlendiren bir politika izledi Bu devletler arasında doğabilecek güç birliğini önlemek amacıyla Edime üzerine yürüme hazırlıklarına girişti. Fakat Batıdaki bu gelişmelerden yararlanmak isteyen Karamanoğlu Ali Bey’in Ankara yöresindeki Ahilerle birleşerek saldırıya geçmesi üzerine 20.000 kişilik güçle önce doğu cephesine gitmek zorunda kaldı.

– Kısa sürede başarı sağlayarak Bursa’ya dönünce, babasının padişahlığı zamanında başlamış olan devlet örgütlenmeleri yönündeki çalışmalara hız kazandırdı. Lala Şahin Paşayı başkomutanlık görevine getirerek Anadolu ve Rumeli askerini ayırdı.Sıkı bir eğitim programı uyguladıktan sonra Rume’ye geçerek Şahin Paşa komutasındaki orduyla Edirne’yi aldı.

– Edirne’nin başkent yapılmasından sonra 1.Murat’ın Batı cephesindeki gösterdiği başarılar Makedonya, Arnavutluk ve Selanik dışında tüm Teselya’nın alınmasıyla sonuçlandı. Osmanlı ilerleyişi karşısında Bulgar Ulah Boşnak ve Macar orduları birleşerek Edime üzerine yürüdüler (1363). Ama Hacı İl Bey komutasındaki bir süvari birliği Sırpsındığı adı verilen yerde bir gece baskını yaparak bir çeşit Haçlı ordusu durumundaki düşman ordusunu perişan etti; Bulgaristan ve Sırbistan’ın önemli bir bölümü alındı.

– 10 yıllık bir barıştan sonra düzenlenen bir sefer sonucunda 1. 1.Murat Sırp ve Bulgar krallarını büyük vergilere bağlayarak Bulgar prensesini sarayına  getirdi.

– Bu başarılardan sonra Anadolu Beylerini Osmanlı egemenliğine bağlama girişimlerinde bulundu. Oğlu Bayezıd’a kızını aldığı Germiyanoğlu ile anlaştı. Bu sırada kendilerini Anadolu Selçuklu Devletinin mirasçısı sayan Karamanoğulları, bu girişimlere engel olmak için, Savcı Bey’in 1.Murata başkaldırmasından yararlanarak sınır şehirlerini yağma ettiler.

– Konya yöresinde yapılan savaşlarda Karamanoğulları Beyliği orduları yenilgiye uğratıldı. Fakat bu kez de Doğudaki savaşlardan yararlanmak isteyen Bosna-Hersek Sup, Ulah ve Bulgar beylikleri birleşip 100.000 kişilik bir orduyla saldırıya geçtiler. Bu cephede yapılan savaşlarda da kısa sürede basan sağlandı. Daha sonra Macar Çek ve Leh ordularının da düşman saflarına katılmasıyla Kosova ovasında yapılan büyük bir meydan savaşında Batılılar Osmanlı’nın Kuruluş devrinin en büyük yenilgisine uğratıldılar (1389). 1.Murat büyük zaferinden sonra Miloş Kabiloviç adında yaralı bir Sırp tarafından savaş meydanında öldürüldü.

1.Murat’ın Ölümü:

1.Murat’m cenazesi, saltanat savı güder gerekçesiyle Kosova’da yeni padişah I. Bayezıd emriyle boğularak öldürülen oğlu Yakup Bey’in cenazesiyle birlikte Bursa’ya getirildi ve Çekirge’deki türbesine gömüldü. Cenazenin sağlıkla nakli için, iç organları otağının bulduğu yerde Kosova’da defin edilmiştir. Turider ve İslam dünyasında 1.Murat a Hüdavendigar  lakabı ile kutsallık derecesinde saygı beslenmesine başlanmıştır Böylece Kosova’da hala bulunan iç organlarının defin edildiği yer “Meşhed-i Hüdavendigar  adı ile Çekirge’de bulunan 1.Murat türbesi birer ziyaıetgah olmuştur.

{ Add a Comment }

Fransız İhtilaline Tepkiler – Fransız Devrimine Tepkiler

Fransız İhtilali Karşısındaki Tepkiler:

Fransa’da İhtilal sonucu yaşanan gelişmeler, özellikle Avrupa’da imparatorlukları ve mutlak krallıkları endişelendirmiştir. Avrupa’nın monarşik devletleri (Avusturya, Prusya, Rusya gibi), Fransa’da ihtilal sonrası kurulan yeni yönetimi tanımadılar. Fransa’da Napolyon’un yönetime gelmesi ile birlikte yeni bir dönem başlamış, yayılmacı bir siyaset izleyen Napolyon, Avrupa’yı ele geçirmeye çalışmıştır.

Bu durum Fransa’ya karşı Avrupa’da milli duyguların ön plana çıkmasına ve Napolyon’un yenilmesine neden olmuştur. Avrupa devletleri Fransa’ya karşı ortak hareket etmek ve Napolyon’un bozduğu Avrupa sınırlarını yeniden belirlemek amacıyla Viyana Kongresi’ni toplamışlardır. (1815)

Viyana Kongresi’nde Avrupa’nın siyasi haritası yeniden çizilmiş, bozulan sınırların düzenlendiği, krallıkların durumlarını gözden geçirdiği bu döneme “Restorasyon (Yeniden Yapılanma) Dönemi” denilmiştir.

{ Add a Comment }

Amerika Hangi Antlaşma ile Nasıl Kuruldu

Amerika’nın Kuruluşu – Amerika’nın Kurucusu – I. Filadelfiya Kongresi:

Kuzey Amerika’da on üç koloni kuran İngiltere, Avrupa’dan getirdiği göçmenleri buralara yerleştirmiştir. İngiliz valilerinin yönetiminden memnun olmayan ve İngiltere parlamentosunda temsil edilmek istenen kolonilerde bir hareketlenme başlamıştır.

Bu sıralarda Fransa ile giriştiği Yedi Yıl Savaşları yüzünden ekonomisi bozulan İngiltere, bütçe açığını kapatmak için, kolonilerden almakta olduğu vergileri arttırmış, böylece savaşın faturası Amerika’daki vatandaşlarına çıkmıştır. Tütün, çay gibi ürünlere getirilen vergilerle zaten tedirgin olan koloniler harekete geçmiş ve birleşerek I. Filadelfiya Kongresi’ni toplamışlardır.

  1. Filadelfiya Kongresi’nde;
  • Vergilerin ödenmemesi,
  • İngiltere ile bağların koparılması,
  • İngiltere’ye karşı birlikte mücadele edilmesi kararı alınmıştır.

Bu gelişme üzerine İngiltere, Amerika’ya asker göndererek kolonileri itaat altına almaya çalışmıştır. Koloniler II. Filadelfiya Kongresi’ni toplayarak Amerika bağımsızlık bildirisini ilan etmişlerdir. İngiltere ile arasında bir rekabet olmasından dolayı, Amerika Kıtasındaki İngiliz etkinliğinin son bulması için kolonilerin bağımsızlık savaşını Fransa desteklemiş, silah, cephane yardımında bulunmuştur. Amerikan bağımsızlık savaşı İngiltere’yi zor durumda bırakmış, sonunda Amerika’nın bağımsızlığını tanımak zorunda kalmıştır.

Yapılan Versay (Versailles) Antlaşmasına (1783) göre;

  • Amerika’nın bağımsızlığı İngiltere tarafından kabul edilmiştir. Bağımsızlığını kazanan Amerika’da bu defa da iç savaşlar çıkmış, koloniler arasındaki savaş 1787’de Amerika Birleşik Devletleri anayasası kabul edilerek sona ermiştir. Böylece Kuzey Amerika Kıtası’nda Amerika Birleşik Devletleri adında, bir konfederasyon devlet kurulmuştur. Bu devlete George Washington başkan seçilerek, ilk ABD Başkanı olmuştur.
  • Bağımsızlık Savaştan sırasında ilan edilen İnsan Hakları Bildirisi, Fransız İhtilalı’nın çıkmasında etkili olmuştur.

{ Add a Comment }

Fransız İhtilali Nasıl Gelişmiştir

Fransız İhtilalinin Gelişim Aşaması:

Fransa’da halkın şikayetlerini, isteklerini dinleyen ve krala bildiren Etejenaro Meclisi bulunmaktaydı. Bu mecliste asillerin üstünlüğü bulunmakla beraber, burjuvalar da temsil ediliyordu. Ancak asillerin bir oyuna karşılık, burjuvaların iki oyu gerekiyordu. Burjuvalar, Etejenaro Meclisi’nde oylamada eşitlik istemiş ve bir ayaklanma başlatarak kendilerini Milli Meclis ilan etmiştir.

Kral, burjuvaların oluşturdukları bu meclisi dağıtmak için zor kullanınca, tepki içerisinde olan halk, burjuvaların yanında yer alarak krala karşı ayaklandı. Bu ayaklanma kısa sürede ülkenin her tarafına yayıldı.

Ayaklanma sonucunda bir kurucu meclis oluşturulmuştur. Bu meclis, derebeyliği kaldırarak, İnsan Hakları ve Vatandaşlık Beyannamesi’ni hazırlamıştır. (1789)

Kurucu Meclis döneminden sonra oluşturulan Yasama Meclisi (1791 -1792) zamanında krallık kaldırılmıştır. İhtilalin bundan sonraki aşamalarında Konvansiyon Meclisi (1792-1795), Direktuvar Devri (1795- 1799) ve Konsüllük Devri (1799-1804) yaşanmıştır.

{ Add a Comment }

Fransız İhtilalini Hazırlayan Nedenler

Fransız İhtilali Neden ve Nasıl Ortaya Çıktı:

Avrupa’nın düşünce yapısında Rönesans ve Reform Hareketleri sonucunda meydana gelen değişiklikler. Avrupa Devletleri arasında başlayan mezhep savaşları (Otuz Yıl Savaşları) Westfalya Antlaşması (1648) ile sonuçlanmış, bundan sonra Avrupa’da Aydınlanma Devri denilen bir dönem başlamıştı.

Aydınlanma dönemi özellikle Fransa’da etkili olmuş, toplumun düşüncelerinde, görüşlerinde aklın ön plana çıkmasını sağlamıştı. Monteskiyo, Jan Jak Russo, Volter gibi düşünürler insani değerlerin üstün tutulduğu, insan haklannı, eşitlik, adalet, özgürlük, laiklik gibi ilkeleri yaymışlardır.

SOSYAL SINIFLAŞMA: Avrupa’da asiller ve rahipler Ortaçağ’ın egemen sınıflarıydı. Devletin yönetimi bunların elindeydi. Coğrafi Keşiflerden sonra zenginleşip, ekonomik gücü artan burjuvalar, şimdi yönetimde de söz sahibi olmak istiyorlardı. Burjuvaların, devlet yönetiminde etkili olmak için giriştikleri mücadele ihtilalin önemli bir gelişmesi olmuştur.

MUTLAKİYET İDARESİ: Fransa’da kral, keyfi bir idare sürdürüyor, halk ise yoksulluk içinde bulunuyordu. Asillerin sürdüğü yaşayış ile halkın yaşayışı arasında büyük bir fark vardı.

FRANSA’NIN EKONOMİSİNİN BOZULMASI: Fransa, özellikle Ingiltere ile sürdürdüğü savaşlar nedeniyle oldukça zor durumda kalmış, ekonomik yönden büyük bir çöküş yaşamıştı. Son olarak Amerikan bağımsızlık savaşlarında, kolonilere yapılan yardımlar Fransa maliyesini iyice bozmuştu. Yönetim, bozulan maliyesini düzeltmek amacıyla halka ağır vergiler koymuştu. Zor durumda olan halk bu vergiler karşısında iyice sıkıntıya düşmüştü.

AMERİKAN BAĞIMSIZLIK SAVAŞLARININ ETKİSİ: Amerika’da kolonilerin başlattıkları özgürlük hareketi, Fransa tarafından da desteklendiği için, bu olaya Fransa halkı da ilgili olmuştu. Fransa’nın kendi siyaseti açısından, İngiltere’ye karşı desteklediği bu hareket, Fransız halkını özgürlük duygularının kabarması açısından etkilediği için ihtilale zemin hazırlamış, böylece Fransız yönetimine olumsuz etkisi olmuştur.

Amerika’da bağımsızlık savaştan sırasında yayınlanan İnsan Haklan Bildirisi, Fransız İhtilali’nin oluşmasında rol oynamıştır.

{ Add a Comment }

Namazı Bozan Şeyler – Durumlar Nelerdir – Maddeler Halinde

Namaz Hangi Durumlarda Bozulur – Namaz Hangi Hallerde Bozulur – Namazı Nasıl Bozarız :

Başlanmış olan namazı bozan şeyler kısaca şunlardır:

1) Gusül veya abdest almayı gerektiren bir durumun olması.

2) Namaz için necasetten tahareti gerektiren bir durumun olması. Yani, namaz kılan kimsenin elbisesine, bedenine veya namaz kıldığı mekana bir necasetin bulaşması.

3) Namazın farzlarından herhangi birisinin yapılmaması. Meselâ; iftitah tekbiri almamak, kıraat farzını yerine getirmemek, rükû veya sucûd yapmamak, ya da namazın sonunda teşehhüd miktarı oturmamak; başlanmış olan namazı bozan hallerdendir.

4) Her ne şekilde olursa olsun (bilerek, bilmeyerek, yanılarak, unutarak, uyuklayarak v.s.) namaz kılarken, namazla alakası olmayan dünya sözü konuşmak, birisine selâm vermek, ya da verilen selâmı almak.

5) Bilerek veya bilmeyerek, namazda bir şey yemek, içmek, sakız çiğnemek, ağza şeker alıp eridikçe onu yutmak.

6) Namazda kişinin kendi işiteceği derecede gülmesi. Dünyalık bir sebepten dolayı ağlamak da namazı bozar. Fakat Allah korkusundan dolayı veya cennet ve cehennemi hatırlama sonucu ağlamak, namazı bozmaz.

7) Namaz kılan kişinin, bilerek göğsünü kıbleden çevirmesi. Sadece yüzü kıbleden çevirip namaz kılmak ise, mekruhtur.

8) Gerekli bir sebep olmaksızın namazda yürümek.

9) Özürsüz olarak imamın hizasından öne geçmek.

10) Namazda “Amel-i Kesîr – Çok hareket” yapmak.

11) Herhangi bir rahatsızlıktan dolayı ağızdan harfler çıkararak inlemek ve özürsüz olarak öksürmek.

12) Namazın bir rüknünü kılacak kadar bir süre avret yerinin açık olması.

13) Mânâyı bozacak derecede âyetleri yanlış okumak. Bunun için namazda okunan yerlerin doğru okunmasına dikkat edilmelidir. Meselâ; Fâtiha sûresi okunurken, “Yevmi’d-Dîn” kelimesini, fazla bastırarak “Yevmi’t-Tîn” şeklinde okumamak gibi. Zira birincisi; Kıyâmet Günü, İkincisi ise; İncir Günü anlamındadır. İşte bu şekilde, okunan Kur’ân âyetlerinin mânâsını bozacak kadar harfleri yanlış okumak, namazı bozar. Bu sebeple, Kur’ân-ı Kerîm’in bütün harfleri, aynı şekilde özel yerlerinden (mahreçlerinden) çıkarılarak okunmalıdır.

14) Tekbir getirilirken “Allahu Ekber” sözünün ilk harfini çekerek okumak. “Âllahu Ekber” demek gibi. Burada “Allah, en büyüktür” anlamı yerine, “Allah mı daha büyüktür?” anlamı ortaya çıkacağı için bu şekilde bir okuyuş, namazı bozar.

15) Su bulunmadığı için teyemmüm eden bir kimsenin, namaz kılarken suyu görmesi ve suyu kullanma imkânına kavuşması ya da mest üzerine mesheden bir kimsenin mesh süresinin sona ermesi veya namazda iken mestin, ayağından çıkması, namazı bozar.

16) Namazda “Ka’de-i Ahîra-Son Oturuş” farzı yerine getirilmeden, kalkılıp namaza bir rek’at daha eklemek, namazı bozar. Fakat Ka’de-i Ahîre’den sonra yanılarak kalkıp bir rek’at daha kılmak, namazı bozmaz. Ancak bu durumda ek rek’ata da bir rek’at daha ekleyip selâm verilmelidir. Böylece son iki rek’at, nafile kabul edilir. Çünkü son ka’de ile zâten namaz bitmiş sayılır.

17) Sorulan bir soruya namazda iken cevap vermek. Bu cevap, âyet ile de olsa namazı bozar.

18) Namaz sırasında bayılmak, cinnet getirmek.

19) Aynı cemaatte bulunan bir kadının yanında veya arkasında olmak. Bu, erkeğin namazını bozar.

20) Farz olan kıraati, Kur’ân-ı Kerim’e bakıp okumak. Sabah namazı kılınırken güneşin doğması, Cuma namazı kılınırken ikindi vaktinin girmesi, Bayram namazı kılınırken zevâl vaktinin olması da, başlanmış olan bu namazları bozan hallerdendir.

{ Add a Comment }

Namazın Sünnetleri Nelerdir – Maddeler Halinde

Namazın içindeki sünnetleri kısaca üç ana bölümde toplamak mümkündür. Bunlar da;

a) Kıyam halindeki sünnetler,
b) Rükû ve secdeler ile ilgili sünnetler,
c) Ka’de (oturuş) hali ile İlgili sünnetler

A) Kıyam Halindeki Sünnetler:

Kıyam halindeki sünnetler, namaz kılarken yapılan iftitah tekbiri, kıyam ve kıraat ile ilgili sünnetlerdir.

1) İftitah tekbiri getirilirken;

a) Erkeklerin, ellerini kulak seviyesine kadar yükseltmeleri,
b) Kadınların, ellerini göğüs seviyesine kadar kaldırarak tekbir getirmeleri,

2) İftitah tekbiri için kaldırılan ellerin parmaklarını normal bir açıklıkta bulundurmak.
3) Tekbir alınırken, el ve parmak içlerini kıbleye döndürmek,
4) İmam olan kişinin tekbiri, cemaatin duyacağı bir sesle getirmesi.
5) İmama uyan kişinin, iftitah tekbirini imamdan hemen sonra getirmesi.
6) İftitah tekbirinden hemen sonra ellerin bağlanması da sünnettir. Namazda el bağlamak;

a) Erkekler için; sağ el, sol elin üzerine gelecek şekilde, sağ elin küçük ve baş parmaklan ile sol el bileğini kavrayacak ve sağ elin diğer üç parmağı sol elin üzerinde rahat olacak biçimde tutup göbek altında bağlanmasıdır.
b) Kadınlar için ise; sağ eli sol elin üzerine rahatça koyup, göğüsleri üzerinde tutmalarıdır.

7) Namazların başında Fatiha’dan önce gizli olarak “Subhaneke” duasını okumak sünnettir.
8) İlk rek’attaki Subhaneke duasından sonra, sessizce “Eûzu-Besmele” çekmek, diğer rek’atlarda ise yalmz Besmele çekmek, Fâtiha’nın sonunda da gizlice “Âmîn – Duâmızı kabul buyur” demek.
9) Mukîm olanlar için; zamm-ı sûre’yi sabah ve öğle namazlannda uzun, ikindi ve yatsı namazlarında orta, akşam namazında ise kısa okumak.
10) Namaz rek’atlannda kıraati, Kur’ân-ı Kerîm’in sûre ve âyet dizilişine uygun bir sıra ile okumak. Meselâ; ikinci rek’atta okunacak âyet veya sûrenin birinci rek’atta okunan âyet ve sûreden sonra olması sünnettir. Ancak, her rek’atta ayn bir küçük sûre okunacak olursa; bu durumda ya her iki sûrenin arka arkaya gelen sûrelerden olmasına veya arada birden fazla sûrenin bulunmasına özen gösterilmelidir.
11) Kıyam’da dururken, bir özür olmadıkça ayak aralarını dört parmak kadar açık bulundurmak.
12) Kıyam’da iken secde yerine bakmak. Bu, namazın âdâbında da zikredilmektedir.
13) Uç ve dört rek’atlı namazlarda ilk iki rek’attan sonraki rek’atlarda Fâtiha’yı okumak.

B) Rukû ve Secdeler ile İlgili Sünnetler:

Bu sünnetler, rukûa ve secdelere varırken, ya da kalkarken yapılması sevap olan sünnetlerdir:

1) Rukûa eğilirken “Allahu Ekber” demek.
2) Rukû’da üç defa “Subhâne Rabbiy e’ 1-Azîm” demek.
3) Rükû halinde iken el içleri ile diz kapaklarını tutmak ve parmaklan açık bırakmak. Kadınlar ise, ellerini dizlerinin üzerine sadece koyarlar ve parmaklarını açmazlar.
4) Rukû’da dizleri ve dirsekleri bükmemek. Kadınlar ise, dizlerini hafifçe bükerler.
5) Rükû halinde iken ayakların üzerine bakmak. Bu namazın âdâbı arasında da zikredilmektedir.
6) Rukû’dan kalkılırken “Semia’l-Lâhu limen Hamideh” demek.
7) Rukûdan kalkıldıktan sonra, ayakta iken; “Rabbenâ leke’l-Hamd” demek.
8) Secdeye inerken ve secdeden kalkarken “Allahu Ekber” dernek.
9) Secdeye inerken, bir özür olmadıkça önce dizleri, sonra elleri, sonra da alnı yere koymak.
10) Secde’de üç defa “Subhâne Rabbiye’l-A’lâ” demek.
11) Secdelerde dirsekleri yere, kamı da uyluklara yapıştırmamak. Kadınlar ise; kollarını içe doğru çekip yere, karınlarını da uyluklarına yapıştırırlar.
12) Secde halinde el içlerini yere yapıştırmak ve parmak aralarım da normal kapalı tutmak.
13) Secde halinde iken başı, fazla ileri ve fazla geri olmayacak şekilde ellerin arasında bulundurmak.
14) Secdeden kalkarken önce alm, sonra elleri, soma da (şayet diğer rek’atı kılmak için ayağa kalkılacak ise) dizleri kaldırmak. İki secde arasında normal oturup duraklamak ve en azından Subhanellah diyecek kadar kalmak. Yani, ta’dîl-i erkân’a uymak. Buna vacip, hatta farz diyenler de vardır.

C) Ka’de (oturuş) Hali ile İlgili Sünnetler:

Ka’de hali ile ilgili sünnetler de, gerek “Ka’de-i Ûlâ-Birinci Oturuş” ve gerekse “Ka’de-i Ahîra-Son Oturuş” esnasında yapılması sünnet olan fiillerdir.

1) Ka’deye geçerken, sol ayağı yere yayıp üzerine oturmak ve sağ ayağın parmak uçlan kıbleye gelecek biçimde sağ ayağı dikmek. Kadınlar ise, her iki ayaklannı sağ tarafa yatınp üzerlerinde otururlar. Onlar için de sünnet, bu şekildir.
2) “Ettehiyyâtu” duasını sessiz okumak.
3) Ka’dede elleri dizlerin üzerine koyup parmaklannı sıkmadan ve fazla açmadan normal şekilde bırakmak.
4) Ka’dede otururken etrafa bakmayıp, kucağa bakmak. Bu, namazın âdâbı arasında da zikredilmektedir.
5) Tahiyyât’m teşehhüdünden sonra “Allahümme Sallî” ve “Allahümme Bârik” duâlannı okumak.
6) Tahiyyât’ta Teşehhüd okunurken; “lâ ilahe” sözüne ulaşıldığı zaman, şehadet parmağını yukan kaldırmak ve “illellâh” sözü okunurken parmağı indirmek. Çünkü bu ifade ile Allah’tan başka hiçbir İlâh olmadığı belirtilirken, tek parmak işareti ile de hareketle aynı inanç belirtilmektedir.
7) Salavât’tan sonra Kur’ân-ı Kerim’den veya hadîs-i şeriflerden alınmış bir duayı okumak.
8) Ondan sonra “Esselâmu Aleykum ve Rahmetullah” deyip, başı önce sağa, sonra sola çevirmek.
9) İmam selâm verirken, sağ tarafa verilen selâm sesini yüksek tutup, sol tarafa verilen selâm sesini de biraz alçaltmak.
10) Selâm verirken, selâm verilen tarafın omuzuna bakmak.
11) İmama sonradan yetişip, selâmdan sonra namaza devam edecek kimselerin, imamın ikinci selâmını bekleyip ondan sonra kalkmaları da sünnettir.

{ Add a Comment }

Namaz Kılanın Önünden Geçmek ve İlgili Hadisler

Namaz Kılanın Önünden Niye Geçilmez – Namaz Kılanın Önünden Geçmenin Hükmü:

Namaz kılan kimsenin önünden geçmek haramdır. Bunun için, özellikle açık havada ve benzeri yerlerde namaz kılan kimse, önünden geçilmemesi için sütre kullanmalıdır. Çünkü namaz kılanın önünden geçmek nasıl günah ise, insanların gelip geçeceği yerde sütre kullanmadan namaz kılıp onların bu günahı işlemelerine sebep olmak da günahtır. Fakat kimsenin gelip geçmemesi halinde sütresiz namaz kılmak günah değildir.

Cemaatle kılınan namazlarda yalnız imamın önünde sütrenin bulunması yeterlidir. Bütün cemaatin önüne sütre koymaya gerek yoktur. Cemaatle kılınan namazlarda öndeki safta bulunan boşluğu doldurmak gibi zorunlu bir sebepten dolayı namaz kılanın önünden geçmekte bir sakınca yoktur. Tıpkı bunun gibi, Kâ’be ziyaretinde Hz. İbrahim’in Makamı adı verilen yerin ön veya arka tarafında Kâ’beyi tavaf eden kimsenin, namaz kılanın önünden geçmesinde de bir sakınca yoktur.

Açık havada veya büyük bir camide namaz kılanın önünden geçmenin haram olduğu bölge, namaz kılanın ayaklan ile secde için alnını koyacağı yer arasıdır. Fakat küçük bir camide namaz kılanın, kıble duvarına kadarki önünden geçmek günahtır.

Buna rağmen namaz kılan kimse, önünden geçecek birini fark ettiği zaman “Sübhânellah” diyerek veya namazı bozacak fazla bir hareket yapmamak şartım ile eli, başı ya da gözü ile hafifçe işaret ederek onu önleyebilir.

Namaz Kılanın Önünden Geçmek Hakkında Hadis:

Ebû Cüheym Abdullah İbni Hâris İbni Sımme el-Ensârî radıyallahu anh’ rivayet edilmiştir ki: İslam Peygamberi şöyle buyurdu:

“Namaz kılmakta olanın önünden geçen kimse ne kadar günah işlediğini bilmiş olsaydı, kırk şu kadar zaman yerinde durması onun için daha hayırlı olurdu.” 

{ Add a Comment }

Namazın Âdabı Nelerdir – Namaz İçin Uygun Davranışlar

Namaz Kılarken Nelere Dikkat Etmeli:

Namazın sünnetlerinde bilmeyerek yapılan bir eksikliği sevap yönünden tamamlayan bazı davranışlar vardır ki; bunlara namazın âdâbı, yani namazda yapılması daha uygun olan davranışlar denir. Bunlar da kısaca şunlardır:

1) Namaz kılarken, dikkati namaza toplamaya çalışıp, namaz dışı şeyler düşünmemeye gayret etmek.

2) Kıyam’da iken secde yerine, rukûda iken ayakların üzerine, otururken kucağa, selâm verirken de omuzlara bakmak. Bazı görüşlere göre bunlar sünnettir.

3) Namazda esnerken ağzı kapalı tutmaya çalışmak.

4) Mümkün olduğu kadar öksürüğü tutmaya veya önlemeye çalışmak. Zaruret olmadan öksürmek ise, namazı bozan fiillerdendir.

5) Ceket, palto ve benzeri bir dış elbiseyi giymeden, omuzlara atmış olmamak. Yani, onu giymek; adaptandır.

6) Kendi başına namaz kılanların rükû ve sucût’taki teşbihleri üçten fazla yapmaları.

7) Müezzin’in, “Hayya Ale’l-Felâh” sözü işitilince; namaz için ayağa kalkmak.

8) Müezzin tarafından “Kad Kâmeti’s-Salâh” sözü söylendiği zaman da, imamın tekbir ile namaza başlaması uygun kabul edilmiştir. Bu, mendûpturi ).

9) İkamet alınırken camiye giren kişinin, oturması ve cemâat ile birlikte ayağa kalkması d’a menduptur. Bu durumda camiye giren kişinin, ikamet bitinceye kadar ayakta beklemesi uygun değildir.

Bu sayılan davranışların tamamı, namaza gösterilen saygının derecesini gösterir. Her ne kadar bunları terk etmek, yani bunları yapmamak, günah değil ise de, bunları yapmak; faziletlidir, sevaplıdır.

Genellikle şimdiye kadar sayılan davranışlar, namazın içinde olan âdâp veya sünnetlerdir. Namaz ile ilgili olduğu halde, namazın dışında olan bir takım âdâp ve sünnetler de vardır. Namazın daha mükemmel olması için bunlara da dikkat etmek, daha uygun olur.

Namaz dışında bulunan âdâbı ve sünnetleri kısaca şöyle özetlemek mümkündür:

1) Namaz kılınacak yerde, ibadet ciddiyetini takınmak, namaza yakışmayan davranışlardan sakınmak. Çünkü bu durumda insan, Yüce Allah’ın huzuruna çıkmaya hazırlanmaktadır.

2) Cemaatle namaz kılınacaksa; cemaatin ve imamın hazır olmasını sükûnetle beklemek.

3) Açık hava ve benzeri yerlerde namaz kılacak kimse için, önünden geçilmemesini temin bakımından namaz kıldığını belirten bir işareti (sütre) önüne dikmek veya uygun bir şekilde gerçekleştirmek.

4) Vakit namazından sonra ve her zaman teşbih çekerek Allah’ı (c.c) yüceltmek ve duada bulunmak.

5) Dua ederken el içlerini yukarıya doğru açarak parmak aralarım serbest bırakmak ve kollan biraz yükselterek elleri birbirlerine yapıştırmamak.

{ Add a Comment }

yerli porno izle - sikiş

sakarya escort bayan sakarya escort bayan sakarya escort bayan istanbul escort bayan

kacak iddaa canlı bahis siteleri bahis siteleri bahis siteleri online casino siteleri bahis siteleri canlı bahis siteleri