Hazret-i Resûlüllah‘ın aziz ömürleri, ancak altmış üç sene devam etmiş, birçok liderlerde görülen yetmiş, seksen, hatta doksan ve yüz yaş gibi uzunca bir ömre mazhar kılınmamıştır.

Halbuki, Cenâb-ı Resûlüllah‘ın hayatları başkaları gibi de değildi. O, yaşadığı her ay ve gün şöyle dursun, her saniye için dünyayı alâkadar eden kanunlar vaz’ediyor, beşeriyeti saadete sevkeden ölçülere vesile oluyordu. Hayatlarının her dakika ve olayı, birer ölçü ve ibret numunesiydi. Buna rağmen daha fazla yaşamadılar, birçok kimselerde görülen bir asırlık ömür onda görülmedi. Yarım asrı on üç sene geçen bir hayatla dünyalarını değiştirdiler.

Hikmet âlimleri, bunun sim üzerinde dururken bizi irşad eden şu gerçeği dikkatimize verirler. Hazret-i Resûlüllah, aziz ömürleri boyunca ümmetinden son derece hürmet ve saygı görmüş, hayatının başından sonuna kadar gösterilen bu saygı ve hürmeti her geçen gün ziyadeleştirecek muvaffakiyetlere de mazhar olmuştur.

Şayet ömürleri altmış üçü de geçip, birçokları gibi daha yaşlanmış, daha çok ihtiyarlık devresine girmiş olsaydı, yaşlılarda görülen ihtiyarlık halleri onda görülür, gösterilen kudsî hürmet ve saygının eksilmesine sebep olabilirdi. Ona sonsuz bir muhabbetle bağlı olan Ashab’ı, yaşlılık sebebiyle gördükleri ihtiyarlık hallerinden dolayı üzülür ve hürmetleri zaafa uğrardı.

Bu yüzden Resûlü’nü ömrü boyunca hayatın en mükemmeliyle yaşatmış olan Rabbimiz, O’nu ihtiyarlatmadan, ihtiyarlık hakkında koyduğu İlâhî kanun hükümlerine maruz bırakmadan huzuruna almış, gösterilen sonsuz muhabbet ve bağlılık zedelenmeden hayatın en aziziyle ömrünü sona erdirmiştir.

Hikmet âlimlerinin bu izahı, bizi düşündürmelidir. Zira Rabbimizin yaşlılar hakkında vazettiği kanundan hiç kimse müstesna kalmıyor. Resûlüllah bile yaşlılığın icabı hallerden istisna edilmiyor ki ihtiyarlık alâmetlerine maruz kalmadan İlâhî huzura alınıyor.

Demek ki yaşlılık devremizde bir takım melekelerimize zaaf gelmesi, gençlik devremizdeki gibi her şeyi gerçek çehresiyle en doğru şekliyle görmemizin imkânsızlaşması bir vakıadır. Bir kanun gereğidir.

Bu İlâhî kanunu bilen gençler, yaşlılarda görecekleri muhakeme zaafını, gerçekleri çıplak olarak idrak edememe halini, eğri ile doğruyu bazen kesin olarak ayıramama durumunu normal görmeli, anlayış ve saygıyla karşılamalıdır.