İslam’ın ilk yıllarında Müslümanlar, dinî konularla ilgili problemlerini doğrudan Hz. Peygambere götürüyorlar ve onun söylediklerine göre hareket ediyorlardı. Çünkü Allah onu, İslam’ı insanlara anlatmak için görevlendirmişti. Bu nedenledir ki Hz. Peygamber, sağlığında Müslümanların sorunlarını bizzat kendisi çözüyordu. Hz. Peygamberin vefatından sonra İslamiyet, Arap Yarımadası’nın dışında çeşitli toplum ve milletlerce de kabul edilip çok geniş bir coğrafyaya yayıldı. Böylece Müslümanlar farklı kültür, örf ve âdetlerle karşılaştılar. Bu durum, Müslümanlar için İslamiyet’in anlaşılmasında ve yaşanmasında sorunlar ve anlayış farklılıktan ortaya çıkardı.

Kur’an ve sünneti yorumlarken karşılaşılan bu yeni sorunlara çözümler üretilmesi gerekiyordu. Bunun sonucunda bölgelerin kültürleri, gelenekleri, örşeri dikkate alınarak yeni yorumlar ve anlayışlar geliştirildi. Bu bağlamda dinî konularda farklı görüşler ve yorumlar ortaya çıktı. Ancak ortaya çıkan bu farklı anlayış ve yorumlar dinin kendisi değil, farklı anlayış biçimleridir.

İslam düşüncesinde ortaya çıkan yorum farklılıklarının birçok sebebi vardır. Bu sebeplerin başlıcaları; insanın yapısı, sosyal, siyasi, kültürel ve coğrafi sebepler ile dinî metinlerdir. İslam düşüncesinde yorum farklılıklarının oluşmasına etki eden faktörlerin başında insanın yapısı gelir. İnsanların fiziksel özelliklerinin yanı sıra görüşleri, düşünceleri de birbirinden farklı olabilmektedir.

İnsanların bilgi düzeyi ve birikimleri de din anlayışlarında etkilidir. Çünkü Kur’an milliyeti, cinsiyeti, sosyal konumu ne olursa olsun tüm insanlara hitap eder, hepsine mutlu olmanın yollarını gösterir. Gerek dinin kaynağı olan Kur’an’ı gerekse Hz. Peygamberin davranış ve uygulamalarını inceleyen insanların anlayış düzeyi ve bilgi birikimleri birbirinden farklıdır. Din konusunda çeşitli anlayışların ortaya çıkması da bunun sonucudur.

İslamiyet evrensel bir dindir. Sevgili Peygamberimizin vefatından sonra farklı milletlere mensup, değişik dilleri konuşan insanlar İslam’ı benimsemiştir. Toplumların örf ve âdetleri, gelenekleri, kültürel özellikleri birbirinden farklıdır. Bu durum, toplumların din anlayışlarında da farklılıkların oluşmasına yol açmıştır. Çünkü Müslümanlığı kabul eden toplumlar kendilerine ait birçok kültürel değeri de yaşatmaya devam etmiştir. Müslüman olmadan önceki kültürel değerlerinden kısa sürede kopamamışlardır.

Coğrafi şartlar insanların yaşam biçimlerini, fiziksel özelliklerini etkilediği gibi düşünceleri, anlayışları ve olaylara bakış açılan üzerinde de etkili olmuştur. Kayalık, sert, dağlık bölgelerde zor şartlar altında yaşayan insanlarla; bol yağışlı, ılıman bölgelerde yaşayan kişilerin görüş ve anlayışları birbirinden farklılık göstermektedir. Yaşama şartlarının güç olduğu yerlerde ikamet eden insanlar olaylara daha katı ve tavizsiz yaklaşabilmektedir. Buna karşın sıcak iklimde, ılıman bölgelerde ve dışa açık yerlerde hayatını sürdürenler hayata daha iyimser, kolaylaştırıcı bir anlayışla yaklaşabilmektedir. Bu gibi farklılıklar, dini anlama biçimlerini de etkilemektedir.

Kur’an’ın ifadesine göre bazı ayetlerin manalan kesin olduğu hâlde, bazıları değişik manalara gelebilmektedir. Vahyin üslubu ve Kur’an’da bulunan “müteşabihler” adı verilen ve ancak Kur’an’ın bütünlüğü içinde anlaşılabilecek olan bazı ayetlerde din anlayışında farklı yorumlara sebebiyet vermiştir. Din anlayışındaki farklılıklar, dinin özünü değiştirmeye yönelik olmadığı, çatışma ve kutuplaşmaya yol açmadığı sürece birer kültürel zenginlik olarak görülmelidir. Çünkü doğru kararlar ve görüşler ancak farklı anlayışların karşılıklı olarak ortaya konması ve doğruyu bulma isteğiyle oluşur.