Ne Olacak Bu Memleketin Hali

Memleket Manzaralarına Bir Bakış:

Hangi taşı kaldırsak altından hortum, yolsuzluk, soygun ve rezalet çıkıyor. Türk tarihinde belki de şimdiye kadar böyle kötü bir dönem yaşanmamıştır. Osmanlı’da bile böyle devirler çok kısa sürer ve bu işe bulaşanlar kellelerinden olurlar ve mallarına devletçe el konurdu.

Teokratik de olsa; işleyen yasalar vardı. Aksi halde koskoca bir imparatorluk 600 sene nasıl ayakta kalabilirdi?

80’li yıllarda devlet büyüklerimiz tarafından atılan “Ben zenginleri severim/ Benim memurum işini bilir/ Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz” gibi, sakat tohumların, etrafı ayrık otları gibi sardığını görüyoruz. Ülkemiz şu anda bir ayrık otu tarlasına dönüşmüş durumda.

50’li yıllarda parmakla gösterilen birkaç tefeci ve üçkağıtçının yerini, giderek örgütlenip milletimizi soyup soğana çevirmeye çıkan ve ülkenin parasını, ormanını, denizini, kıyılarını, toprağını ve giderek geleceğini çalan çeteler aldı. Bu çeteler devlet erkini de arkalarına alarak, halkın son kanadını da kırdılar. Artık ulusumuz adaletten, güvenden, sevgi ve saygıdan yoksun bir halde, rüzgara kapılmış yaprak misali oradan oraya savrulup gider oldu.

Namık Kemal‘in vatanın acı halini “Ah yaktık şu mübarek vatanın her yerini/ Saçtık eflake kadar dudunun ateşlerini/ Kapadı gözde olanlar çıkası gözlerini/ Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini/ Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?” mısralarıyla dile getirdiği devirden, bu gün daha beter durumdayız. Bu seferki düşmanlarımız vatanın bağrına değil, daha yakınımıza gelerek hançerlerini gırtlağımıza dayadılar. Bu düşmanlar dışarıdan gelen kefereler değil bizleri temsil etsinler diye içimizden seçip çıkardığımız vekillerimiz ve onların avaneleri. Bunlar bize nefes aldırmıyorlar, kıpırdadıkça hançer daha derinlere doğru iniyor ve acımız daha da büyüyor. Artık çıkışı olmayan çıkmaz bir yoldayız. Doğan her gün bizlerden bir şeyler alıp götürüyor: Kimimiz ortalığı kasıp kavuran vurgunun, adaletsizliğin ve yönetimdeki zafiyetin doğurduğu kederden, kimimiz depremle açığa çıkan çürük bina rezaletinden, kimimiz de büyüklerimiz diye bağrımıza bastığımız kimselerin çare bulmakta aciz kaldıktan trafik canavarından. Ve ölüme doğru yolculuğumuz gittikçe hızlanıyor.

Hakkını aramak için ufak bir protestoda bulunan kör, topal herkesi, açlıktan çaresiz kalıp birkaç ekmek çalan çocukları, ağır cezalara çarptırıp senelerce hapislerde süründüren devlet, hakkı olmadığı ve yetkisinde bulunmadığı halde, ulusu soyanlara, katillere, ırz düşmanlarına ve namussuzlara af çıkarıyor.

Artık hak aramak için bu vatanda makam bulmak mümkün değil. İnsanlarımız çaresizlikten kefere dediğimiz Avrupa’nın adalet kuramlarının kapısını çalıyor.

Efendiler niyetiniz nedir? Bu milletten ne istiyorsunuz?

Bari hepimizi bir vuruşta öldürebilecek bir kanun hükmünde kararname çıkarın da, bu acılarla dolu yavaş ölüm bir son bulsun.

Gemi batıyor ve siz de bu geminin içindesiniz. Nasıl olsa birkaç saat sonra dalgalar sizin bulunduğunuz lüks kamaralara da ulaşacak ve birlikte siz de dibi boylayacaksınız. Birkaç saatlik kısa bir sefa için gemiyi delip batmaya mahkûm etmeğe değer mi?

Siz içeride halkımızı soyup soğana çevirip zavallı duruma düşürürken, eloğlu boş durmuyor. Önce olmayan Kürt yarasını kaşıyarak bizi yıllarca uğraştırdılar. Bu yolda zavallı halkımız on binlerce evladını kaybetti. Yüzlerce milyar dolar maddi zarara uğradı. Şimdi de bu karanlık güçler, sizlerin de yardımıyla soykırım denilen yeni bir oyun başlattılar.

Ulusumuz, hep içten zayıf düşürüldüğü böyle zamanlarda belalarla karşılaşıyor. Bizi sizler, ey çirkin politikacılar ve onların uşakları, sizler bu durumlara düşürüyorsunuz.

Sizler, etrafınızın zenginleşmesi için rant ekonomisine öncelik verip üretimi unuturken, kefere dediğimiz Avrupalı ve Amerikalılar, gelişmekte olan ülkelerden ve Türkiye’den en parlak beyinleri büyük bir gelecek vaat ederek kendilerine çekiyor ve bilim ve teknolojide dev adımlarla ilerliyorlar. Bize de Arap‘ın yalellisini yeğleyen üçüncü ve dördüncü sınıf kafalar kalıyor. Onlarla alman mesafeler işte ortada ve yürekler acısı. Yakında Batılının sömürgesi durumuna düşersek şaşmayalım. İşte o zaman bizler onların uşağı olurken, bizi bu duruma düşüren sizler de baş uşak olacaksınız.

Bu günkü Türkiye’nin durumu, ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan içler acısıdır.

Gayri safi milli hâsıladan kişi başına düşen yıllık gelir 2015 yılı itibariyle 3OOO $ m altındadır. Bu rakam Yunanistan’da 15000 $, Alanya’da ise 25000 $ ı bulmaktadır.

– Bu gün ülkemizin bütün para ve doğal kaynakları halkının %10’unu geçmeyen bir oligarşinin, başka bir deyişle mutlu bir azınlığın eline geçmiştir. Bir ülkenin bel kemiği olan orta tabaka yok edilmiştir. Bu kapkaççı zümre, ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarıyla insan kaynaklarını da heba etmektedir. Bu zümreye yakın olmayan halk tabakalarına yaşama hakkı bırakılmamıştır.

– İlkokuldan Üniversiteye kadar her kademede eğitim ve öğretim seviyesi yürekler acısıdır. Bütün dünyada araştırma – geliştirme ve deneye dayanan öğrenime hız verilirken, ülkemizde ezbere dayanan bir eğitim sistemi hala yerini korumaktadır.

– Araştırma yapamayan üniversite, ülke alt yapısına ve endüstrisine hiçbir bilimsel katkı sunamamakta ve öğretim üyeleri de birer basit okutmandan ileriye gidememektedirler.

– Üniversitelerimizde artık iyi mühendis, iyi doktor, iyi hukukçu, iyi işletmeci yetiştirmek mümkün değildir, çünkü üniversitelerin sistemleri, alt yapıları ve öğretim kadroları buna müsait değildir.

– Bu gün ülkemizde birçok üniversite ve yüksek okul vardır, ama çoğunun eğitim seviyesi iyi bir lise eğitim seviyesine bile ulaşamamaktadır. Ülkede piramit ters kurulmuş olup, üst kademe elemanları tabanı, teknisyen kadrolar ise tepeyi oluşturmaktadırlar.

– Hem ekonomik, hem sosyal ve hem de manevi yönden zavallı bir duruma düşürülmüş bir ülkeyi kim içine almak ister. Eğer aklımızı başımıza toplayıp kendimizi her yönden yenilemezsek, birinci sınıf yönetici ve siyasetçileri içimizden bulup başımıza geçiremezsek Avrupa’yı geç bir kalem Arap âlemine bile giremeyiz.

– Güneş balçıkla sıvanmaz. Birbirimizi kandırmayalım. Bu günkü durumuyla Türkiye’nin AB’ ye alınması demek AB’nin sosyal, politik, ekonomik ve kültürel açıdan kaybetmesi demektir. Her şeyin ekonomik ve sosyal boyutlarla ölçüldüğü ve demokratik bir yapıya sahip olan AB kaybedeceği bir olaya neden teşebbüs etsin.

– Bugün Nataşalar! diyerek alay ettiğimiz Ruslar bile, çok değil 10-15 sene içinde bizi yarı yolda bırakacaklar. Neden mi? Çünkü alt yapıları var, eğitimli insan kaynakları var, dünya çapında bilim adamları var, kapital problemini de halledince, yine süper devlet olacaklar. Darısı birilerinin başına…

Kaynak: Nurettin KORKMAZ, Geçmişten Geleceğe Parıldayan Işık, Osmanlı Matbaacılık, Ankara, 1. Baskı, Nisan 2015.

Okunma Sayısı: 2509
Sitemizde Toplam 990 yazı bulunmaktadır.









Bunlar da ilginizi çekebilir

Bu Makale İçin Yapılan Yorumlar
  1. ardaberatturan

Bir Mesaj Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*