– Osmanlı Devleti’nde yönetim, İslam hukukuna dayanıyordu. Bu esaslara ters düşmemek şartıyla eski Türk geleneği ve fethedilen yerlerdeki uygulamalardan faydalanılarak kanunlar yapılmıştır. Ülkenin her köşesinde padişahın otoritesi hâkimdi.

– Hükümdarlık makamına sadece hanedanın erkek çocukları geçebiliyordu. Hükümdarın erkek çocuklarına “Şehzade” adı verilmiştir.

– Her şehzade hükümdar olabilme şansına sahip olduğu için; her zaman tahta geçmeye hazır olmaları gerekiyordu. Bu amaçla şehzadeler, yönetim tecrübesi kazanabilmeleri için sancaklara yönetici olarak gönderilmiştir. Yanlarına yardımcı olarak gönderilen tecrübeli devlet adamlarına “Lala” adı veriliyordu. Bu uygulamaya “sancağa çıkma” adı verilmiştir.




Açıklama: Sancağa çıkan ilk şehzade I. Murat’tır. Sancağa çıkma uygulaması Fatih’ten itibaren kanunlaşmış, I. Ahmet tarafından kaldırılmıştır. Sancağa çıkan son padişah III. Mehmet’tir.

Fatih, yaptığı kanunlar (Kanunname-i Âli Osman‘a temel oluşturdu) ile Türk tarihinde ilk kez tam bir merkeziyetçi yönetim kurmuştur. Tahta çıkan şehzadeye kardeşlerini öldürme yetkisi veren bu kanunname ile padişahlık mutlak bir hükümdarlık haline gelmiştir.

– I. Ahmet döneminde Osmanlı veraset sisteminde değişiklik yapıldı. Buna göre hükümdarlığın babadan oğula değil, hanedanın en yaşlı ve aklı başında üyesine (Ekber ve Erşed) geçmesi kabul edildi. Bu değişiklik sonucunda şehzadelerin kontrol altında tutulabilmesi için, sancağa çıkma uygulaması kaldırılarak; yerine “Kafes usulü” getirilmiştir. Bu uygulama şehzadelerin tecrübesiz ve bunalımlı bir yaşam sürmelerine yol açmıştır. Ekber ve Erşed sistemiyle padişahın ölümünden sonra tahta kimin geçeceği belli olmuş (veliaht) ve ilk dönemlerdeki taht kavgaları görülmemiştir.

– XIX. yüzyılda, Batıdaki gelişmelere ayak uydurmak isteyen Osmanlı Devleti’nde, klasik yönetim modeli dışında yeni kurumlar ortaya çıktı ve padişahın yetkileri sınırlandırıldı. Meşrutiyet döneminde meclis kurulmasına rağmen padişahın yetkileri büyük ölçüde korundu.

– Osmanlı kanunlarının temelini oluşturan İslam hukuku medreselerde okutulurdu. Örf kuralları ise, Osmanlı bürokrasisi adı verilen küttab sınıfı tarafından yazılı olarak saklanır, geliştirilir ve yorumlanırdı. Örf kavramı, yasama ve yürütmeyi içine alıyordu.