TOPRAK İDARESİ VE TARIM: Osmanlı nüfusunun önemli bir bölümü kırsal alanda yaşadığından ekonomik hayatın temelini tarımsal faaliyetler oluşturmuştur. Bu nedenle toprak yönetimine ve tarımsal üretime önem verilmiştir. Üretim kaybını önlemek için önlemler alınmış ve toprağın üç yıldan fazla boş bırakılması yasaklanmıştır.

Osmanlı Devleti’nin klasik döneminde, topraklar devlet tarafından her ailenin geçimini sağlayacak miktarda çiftçilere dağıtılmıştır. Ancak XVII. yüzyıldan itibaren sosyoekonomik nedenlerin etkisiyle toprak yönetimi bozulmuş, köyden kente göçler hızlanmış ve topraklar devletin kontrolünden çıkarak hukuki olmasa da fiilen ayan, eşraf denen güçlü kişilerin eline geçmeye başlamıştır. 1858’de çıkarılan Arazi Kanunnamesi ile topraklar mülkiyete dönüşmüş, yani uzun süre toprağı elinde bulunduranlar onun sahibi olmuşlardır. Devlet bu topraklardan arazi vergisiyle onda bir oranında ürün vergisi (Müslümanlardan öşür gayrimüslimlerden haraç) almıştır.




Miri Arazi: Fetihler, sonucunda alınan topraklar tahrir defterine kaydedilerek devletin mülkiyetine alınırdı. Devlet bu toprakları istediği gibi kullanır, önemli bir bölümünü de üretim yapılması için çiftçilere dağıtırdı. Toprağı kullanma hakkına sahip bir çeşit kiracı durumunda bulunan çiftçiler işlediği araziyi satamaz, miras bırakamaz ve başkalarına devredemezdi. Miri arazi gelirlerine ve kullanım şekline göre bazı bölümlere ayrılmıştır.

Dirlik: Vergi gelirleri hizmet karşılığı devlet adamlarına ayrılan topraklardır. Bu sistemde toprağın mülkiyeti devlete, kullanım hakkı çiftçiye, üreticinin devlete ödemesi gereken vergi ise dirlik sahibine aittir. Bu topraklar devlet adamlarına görev süreleri boyunca, maaş karşılığı verilirdi. Dirlik sahiplerinin,

– Toprak gelirleriyle atlı asker (cebelü) besleyip savaş zamanı orduya katılmak

– Reayanın toprağı işlemesini sağlamak

– Üretimde artışı ve sürekliliği sağlayıcı tedbirler almak

– Bölgelerindeki vergileri toplamak

– Bulundukları bölgenin güvenliğini sağlamak gibi önemli görevleri vardır.

Dirlik topraklan gelirine göre, Has, Zeamet ve Tımar olarak ayrılmış, rütbe ve derecelere göre maaş karşılığı olarak yöneticilere verilmiştir.

Geliri 100.000 akçeden fazla olan haslar üst düzey devlet adamlarına, 20.000-100.000 akçe arası olanlar (zeamet) eyalet askerlerinin subaylarına ve ikinci derecedeki devlet adamlarına, geliri 20.000-3.000 akçe arası değişen tımarlar ise tımarlı sipahilere, saray görevlilerine verilenine hizmet tımarı, din görevlilelerine verilenine mustahfaz tımarı, savaşlarda yararlılık gösterenlere verilenine eşkinci tımarı denilir.

Dirlik sisteminin uygulanmasıyla;

  • Üretimde süreklilik ve denetim sağlanmıştır.
  • Devamlı savaşa hazır bir ordu bulundurulmuştur.
  • Devlet vergi toplama yükünden kurtulmuştur.
  • Ülke bayındır hale gelmiştir.
  • Devlet otoritesi ve iç güvenlik sağlanmıştır.

Vakıf: Geliri medrese, cami, imarethane, kervansaray ve hastane gibi toplumun ihtiyaçlarını karşılayan kurumların işletilmesi için bırakılan topraklardır.

Paşmaklık: Gelirleri hanedanın bayan üyelerine (padişah annesi, eşi ve kızı gibi) bırakılan topraklardır.

Malikâne: Üstün hizmetleri nedeniyle bazı devlet adamlarına verilen topraklardır.

Yurtluk: Geliri sınır boylarındaki hizmetlerine karşılık askeri yöneticilere ve akıncı beylerine bırakılan topraklardır.

Ocaklık: Geliri kale muhafızlarına ve tersane giderlerine ayrılan topraklardır.

Mukataa: Geliri doğrudan hâzineye bırakılan topraklardır. Bu toprakların vergileri iltizam sistemiyle toplanmıştır.

HAYVANCILIK: Osmanlı ekonomisinin tarıma dayalı oluşu hayvancılık faaliyetlerini de geliştirmiştir. Osmanlı Devleti’nde savaş, ulaşım, taşımacılık ve üretim alanlarında hayvanlardan yararlanılmıştır. Ayrıca halkın ve ordunun ihtiyacı olan birçok ürün hayvanlardan elde edilmiştir.

MADENCİLİK: Osmanlı ülkesi maden yatakları bakımından oldukça zengindir. Osmanlı madenleri devlet ve özel sektör tarafından işletilmiş, çıkarılan madenler ihtiyaç sahiplerine verilmiş, ihtiyaç fazlası da hammadde olarak dışarıya satılmıştır. Maden gelirlerinin beşte biri Osmanlı hâzinesine bırakılmıştır.

SANAYİ: Osmanlı Devleti’nde, XVII. yüzyıla kadar her türlü araç-gereç el tezgâhlarında üretilmiştir. Askeri sanayi ise devletin elindedir. Osmanlı ülkesinde dokumacılık, dericilik boyacılık, halıcılık, çinicilik, bakırcılık, demircilik ile tuğla ve kiremit sanayi gelişmiştir.

– Bursa, Denizli, Selanik, Ankara gibi yerler dokumacılık, Kütahya ve İznik çinicilik, Uşak halıcılık, Halep, Şam ve Antep kumaşçılık alanlarında ilerlemiştir.

– Maden işleme sanayi ordunun ve tarımın ihtiyacını karşılamaya yöneliktir. XVI. yüzyılda tophane, demirhane ve saraçhane gibi önemli imalathaneler kurulmuştur.

– XIX. yüzyılda Avrupa mallarının Osmanlı pazarlarını istila etmesi üzerine devlet, fabrika diye anılan büyük imalathaneler açmıştır. Bu yüzyılda İstanbul’da feshane ve bez, Hereke’de dokuma, Yalova’da kağıt imalathaneleri kurulmuştur.

– 1860’ta kurulan Islah-ı Sanayi Komisyonu esnafın şirketler bünyesinde teşkilatlanmasında rol oynayarak sanayinin canlanması için çalışmıştır.

– Osmanlı Devleti’nde ürünlerin standartları ve fiyatları belirlenip, bölgelerin özellikleri, üretici ve tüketici göz önüne alınarak ihtisab Kanunnameleri denilen kuralarla açıklanmıştır. Devlet ve lonca teşkilatı fiyatları birlikte tespit etmiştir. Buna narh vermek denilmiştir. Esnafı kadılar, muhtesip adı verilen görevlilerle birlikte kanunnamelere uygun şekilde denetlemişlerdir.