1xbet betist jasminbet

Anadolu’da Kurulan Uygarlıklar – Medeniyetler

Hititler: M.Ö II. Binin başlarında Kafkaslar’dan Anadolu’ya göç ettikleri tahmin edilen Hititler, Orta Anadolu’da Kızılırmak yayı içerisine (Kapadokya) yerleşmişlerdir. Merkezleri Hattuşaş’tır (Çorum). Başlangıçta feodal beylikler halinde yaşayan Hititler zamanla güçlü bir krallık ve merkezi devlet kurarak Anadolu’nun önemli bir bölümünü hakimiyetleri altına almışlardır.

İmparatorluk döneminde Suriye hakimiyeti için, dönemin güçlü devletlerinden Mısır’la mücadele etmişlerdir. Ancak bu dönemde Asurlular’ın her iki devleti de tehdit etmesi üzerine Mısır’la tarihin ilk yazılı antlaşması sayılan Kadeş Barışı’nı (M.Ö. 1280) imzalamışlardır. Eşit şartlar altında imzalanan bu antlaşmada, taraflar birbirine yardım etme kararı almışlardır. Kadeş Barışı bu özellikleriyle bir dostluk ve ittifak antlaşmasıdır.

Frigler: M.Ö. XII. Yüzyılda Ege Göçleri sonucunda Anadolu’ya gelerek Sakarya nehri civarında yerleşmişlerdir. Merkezleri Polatlı yakınlarındaki Gordion’dur. Başlangıçta beylikler halinde yaşayan Frigler zamanla güçlü bir krallık kurmuş, Midas döneminde Orta Anadolu’nun büyük bölümüne hakim olmuşlardır. M.Ö. 676’da Karadeniz’in kuzeyinden gelen Kimmerler tarafından yıkılan Frig Krallığı daha sonra Lidya hakimiyetine girmiştir. Friglerin kurulduğu coğrafi bölgenin özellikleri, uğraşlarını, hukuk sistemlerini, inançlarını ve sanatlarını etkilemiştir.

Lidyalılar: Hint-Avrupa asıllı bir toplum olan Lidyalılar, Batı Anadolu’da Gediz ve Küçük Menderes nehirleri civarında yaşamışlardır. Önceleri Hitit ve Frig hakimiyeti altındayken M.Ö. 687’de bağımsız bir devlet kurmuşlardır. Başkentleri Salihli yakınlarındaki Sard’tır. M.Ö. 546’da Ege Denizi’ne çıkmak isteyen Persler tarafından yıkılmışlardır. Lidyalıların kısa sürede yıkılmasında orduya yeteri kadar önem vermemeleri ve ordularını paralı askerlerden oluşturmaları etkili olmuştur. Tüccar bir toplum olan Lidyalılar,

• Efes’ten Mezopotamya’ya uzanan Kral Yolu’nu yapmışlardır.
• M.Ö. 700’lerde madeni parayı icat ederek ticari alanda uygulanan değiş-tokuş uygulamasına son vermişlerdir.
• Dünyanın en eski serbest ticaret bölgesini kurmuşlardır.
• Daha çok kara ticaretiyle uğraşıp Ege, Mısır, Mezopotamya ve Fenike ile ticari ilişkiler kurarak doğu-batı etkileşimini geliştirmişlerdir.

İyonyalılar: M.Ö. XII. Yüzyılda Yunanistan’da yaşayan Akalar Anadolu’ya göç etmiş; İzmir ve Büyük Menderes arasındaki kıyı şeridiyle Ege Adaları üzerinde İyon medeniyetini kurmuşlardır. Efes, Milet, Foça, Smyra gibi polisler (şehir devletleri) halinde yaşayan İyonyalılar M.Ö. VII. Yüzyılda Lidya hakimiyetine girmiş, daha sonra da Pers hakimiyetini kabul etmişlerdir.
Herbiri bağımsız devlet halinde bulunan İyon şehirleri önce krallar, sonra asillerin kurduğu oligarşik hükümetler, son olarak da demokratik yönetimler tarafından idare edilmişlerdir.

Bu durum İyonya’da siyasi birlik kurulmasını ve merkeziyetçi yönetim oluşmasını engellemiştir. Lidya tehlikesinin baş gösterdiği sıkıntılı dönemde İyonyalılar Tiran denen geniş yetkilere sahip, otoriter liderler tarafından yönetilmişlerdir.

Urartular: M.Ö. IX. Yüzyılda, Van Gölü çevresinde, Asya kökenli Hurriler tarafından kurulmuştur. Başkentleri Tuşpa’dır. Yaklaşık iki yüzyıl Doğu Anadolu’da etkili olan Urartular, Kimmer ve İskit akınlarıyla sarsılmış M.Ö. 600’ler de İranlı Medler’in istilası sonucunda yıkılmışlardır. Başlangıçta feodal bir yapıya sahip olan Urartular sonradan krallık kurmuşlardır. Urartu ülkesi illere ayrılmış ve bu iller merkeze bağlı valiler tarafından yönetilmiştir.

{ Add a Comment }

Türkiye’nin Tarih Öncesi Dönemlerini Aydınlatan Merkezler

Helenistik dönemlerden itibaren Türkiye topraklarına Anatolia (güneşin doğduğu yer) denilmiştir. Anadolu, iklimi, jeopolitik konumu, tarım, hayvancılık ve ticarete uygunluğu, zengin doğal kaynaklara sahip olması gibi özellikleri nedeniyle tarihin en eski dönemlerinden itibaren insan topluluklarının ilgisini çekmiş, birçok göç ve istilaya uğramıştır. Anadolu’da Hititler, Frigler, İyonyalılar, Lidyalılar, Urartular, Persler, Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar ve Türkler çeşitli devletler kurmuşlardır.

Paleolitik (Eski Taş ) Devir: İnsanların hayatlarını avcılık ve toplayıcılıkla sürdürdükleri bu döneme ait en eski kalıntılar, Antalya yakınlarındaki Karain, Beldibi, Belbaşı bölgelerinde bulunan, çakmak taşından yapılan basit eşyalar, kemik olta ve zıpkınlarla, mağara duvarlarına çizilen resimlerdir.

Mezolitik (Orta Taş) Devir: İnsanların avcılık ve toplayıcılıktan üretim ekonomisine geçiş için köprü olan bu döneme ait en önemli merkezler Beldibi (Antalya), Baradiz (Göller Bölgesi), Macun çay (Ankara) ve Tekkeköy’dür. (Samsun)

Neolitik (Yeni Taş) Devir: İnsanların tarımsal üretim yapıp yerleşik hayata geçtikleri bu dönem Anadolu’da geniş bir alanda yaşanmıştır. Bu döneme ait en önemli merkezler Diyarbakır Çayönü, Gaziantep Sakçagözü ve Konya Çatal-höyük’tür. Orak, bıçak ve tahıl öğütme taşlarının bulunduğu gelişmiş bir köy yerleşmesine sahip bulunan Çayönü, Güneydoğu Avrupa ve Türkiye’de üretim yapılan en eski merkezdir. Tarım, ticaret ve sanayiye dayalı bir ekonomik güce sahip olan Çatalhöyük ise insanlık tarihinin ilk şehir yerleşmesidir.

Kalkolitik (Taş – Bakır) Devir: Taş devirlerinden Maden devirlerine geçiş yapılan bu dönemde Anadolu’da avcılık ve toplayıcılığın önemini kaybettiği, tarımsal faaliyetlerin yaygınlaştığı görülür. Eşya yapımında madenlerin de kullanılmaya başlandığı bu döneme ait en önemli yerleşim merkezleri Çanakkale Truva, Denizli Beyce Sultan, Burdur Hacılar, Yozgat Alişar, Çorum Alacahöyük, Van Tilki tepe’dir. Truva’da Priamos hâzineleri adı verilen değerli süs eşyaları, Alacahöyük’te prens mezarları, elbiseler, süs eşyaları, boğa ve geyik heykelleri, topraktan ve madenlerden yapılmış kaplarla güneş kursları bulunmuştur.

Tunç (Bronz) Devri: Bu dönemde Anadolu’da üretim iyice artmış ve ticari hayat canlanmıştır. Özellikle Anadolu ve Asur ülkesi arasında görülen ticari ilişkiler sonucunda çivi yazısı Anadolu’ya gelmiş, böylece Anadolu’da Tarihi devirler başlamıştır. (M.Ö 2000 – 1800)

Asurlu tüccarlar, Anadolu’da ticaret kolonileri ve karum adı verilen pazarlar kurmuşlardır. Bu döneme ait en önemli merkez Kayseri Kültepe’dir. Burada yapılan kazılardan ticari – hukuki içerik taşıyan kil tabletlere rastlanmıştır.

{ Add a Comment }

Tarih Öncesi Devirlerin Genel Özellikleri Maddeler Halinde

Bu dönemleri dış etkilere kapalı toplumlar (Mısır gibi) tarihsel gelişmeye uygun, yani sırayla yaşarken, dış etkilere açık toplumlar (Anadolu vb.) savaş, istila, göç ve ticaret gibi gelişmelerin sonucunda birden fazla dönemi aynı anda yaşayabilmiştir. Örneğin, taş devrini yaşamakta olan bir toplum maden devrini yaşamakta olan bir toplumla karşılaşılırsa eşya yapımında madenleri de kullanmaya başlar, böylece taş ve maden devirlerini aynı anda yaşamış olur. Bu dönem yazı kullanılmadığından “karanlık devirler” olarak da adlandırılır.

• İnsanların kullandıkları eşyalara ve araç- gereçlere göre isimlendirilmişlerdir.
• Eşya yapımında sırasıyla taş, toprak ve madenler kullanılmış, giderek daha dayanıklı ve kullanışlı araç-gereçler yapılmıştır.
• İnsan toplulukları arasındaki iletişim yavaş olduğu için bu devirler dünyanın her bölgesinde aynı anda yaşanmamıştır. Örneğin Anadolu’da ve Mezopotamya’da maden devirleri yaşanırken Avrupa taş devrini yaşamıştır.

{ 1 Comment }

Tarihin Devirlere – Çağlara Ayrılması

Tarih bilimciler, insan topluluklarının çok uzun bir zaman diliminde yaşadığı olayların incelenmesini ve öğretilmesini basitleştirmek için tarihi, yazının bulunmasını esas tutarak iki kısma ayırmışlar; yazının bulunmasından önceki devirlere “tarih öncesi” yazıyla başlayan döneme ise “tarih çağları” adı verilmiştir.

Tarih Öncesi Devirler

Yazının bulunmasından önceki bu devirlerle ilgili bilgiler arkeolojik kalıntıların incelenmesi sonucunda öğrenilmiştir. Bu dönem, insanların kullandıkları eşyalara, araç-gereçlere göre taş ve maden devirlerine ayrılmıştır.

Taş Devirleri : İnsanların ilk dönemlerinden, eşya yapımında madenleri kullanmaya başladıkları zamana kadar sürmüştür.

Paleolitik (Eski Taş) Devir:
İnsanlık tarihinin en uzun dönemidir. Kaba ve Yontma Taş Devri de denilen bu dönemde insanların kullandıkları eşyalar çakmak taşından, hayvan kemiklerinden ve ağaçlardan yapılmıştır. Bu dönemde yaşayan insanlar elverişsiz iklim koşulları nedeniyle mağaralar ve ağaç kovukları gibi doğal barınaklarda göçebe bir yaşam sürmüş, geçimlerini avcılık ve toplayıcılık yaparak sağlamışlardır. Bu dönemde mağara duvarlarına çizilen resimler ve hayvan kemiklerinden yapılan süs eşyaları basit anlamda sanat faaliyetleriyle uğraşıldığını gösterir (Paleolitik dönemin sonlarında ateşin kullanılmaya başlanması insanların hayatını kolaylaştırmıştır.)

Mezolitik (Orta Taş) Devir: Paleolitik dönemden Neolitik döneme geçişin şartlarının hazırlandığı dönemdir. Bu dönemde dünyayı kaplayan buzullar erimeye başlamış ve iklim koşulları insanlar için daha elverişli hale gelmiştir.

Neolitik (Yeni Taş) Devir: Cilalı Taş Devri de denilen bu dönemde insanlar mağaralardan çıkıp toprağı tarıma açmış ve üretim faaliyetlerine başlamışlardır. Neolitik devirde kısmen de olsa göçebelikten kurtulup yerleşik hayata geçen insanlar ilk köyleri kurmuş, koyun, keçi, köpek gibi hayvanları evcilleştirmiş, buğday, arpa, darı, bakla gibi ürünleri yetiştirmişlerdir. Üretim faaliyetleriyle birlikte ticaret ve dokumacılık da yapılmıştır. Bu dönemde pişirilmiş topraktan yapılan çanak ve çömlekler (seramik) ürünlerin saklanmasında da kullanılmıştır.

Kalkolitik (Taş – Bakır) Devir: Eşya yapımında taşın ve toprağın yanı sıra madenlerin de kullanılmaya başlandığı bu devir, taş devirlerinden maden devirlerine geçiş dönemi sayılır. Kalkolitik dönemde insan toplumu daha sosyal bir nitelik kazanmış ve yerleşim yerleri büyümeye başlamıştır.

Maden Devirleri: Altın, gümüş ve bakır gibi madenlerin bulunup eşya yapımında kullanılmasından yazının icat edilmesine kadar geçen dönemdir.

a) Tunç (Bronz) Devri: Maden işleme tekniğini geliştiren insanlar bakırla kalayı karıştırıp daha dayanıklı bir madde olan tuncu elde etmişlerdir. Bu dönemlerde daha dayanıklı eşyalar yapılmış, tekerlek bulunmuş ve insan toplulukları devletleşmeye başlamıştır.

b) Demir Devri: Eşya yapımında demirin kullanıldığı dönemdir. Demirin yüksek ısıda işlenmesi basit anlamda sanayinin gelişmesini sağlamıştır. Bu devirde insan toplulukları arasındaki ilişkiler, ticaret, ulaşım, üretim ve savaş teknolojisi gelişmiştir.

Tarih Çağları Tarihi Devriler

Sümerlerin çivi yazısını bulmasından günümüze kadar geçen dönemdir. Tarihin çağlara ayrılmasında, insan topluluklarını etkileyen önemli olaylar esas alınmıştır. Aslında bir çağı diğerinden kesin hatlarla ayırmak olanaksızdır. Ancak çok geniş bir zaman dilimini kapsayan olayların incelenmesini ve öğretimini kolaylaştırmak ancak bu şekilde mümkün olmaktadır.

• Çağ ayrımında, tarihçiler farklı olayları esas almışlardır. Bu durum her toplumun ulusal tarih anlayışıyla ve tarihi kendi bakış açısına göre değerlendirmesiyle açıklanabilir.
• Yazının kullanılması nedeniyle tarih çağlarına ait bilgilerimiz daha kesin ve daha nettir.
• İlk Çağ’dan günümüze kadar tarih çağlarının sürelerinin giderek kısaldığı görülür. Bu durum toplumlararası etkileşimin giderek arttığının ayrıca bilim ve teknik alandaki gelişmelerin insan topluluklarını daha fazla etkilendiğinin göstergesidir.

{ 2 Comments }

Türklerin Kullandığı Takvimler ve Özellikleri

On iki Hayvanlı Türk Takvimi: Türklerin İslamiyeti kabul etmeden önce kullandıkları güneş yılı esaslı 365 gün 5 saat olarak hesaplanan bir takvimdir. Hun, Göktürk, Uygur gibi Türk devletlerinin yanı sıra Çin, Hint, Tibet ve Moğol toplumları ta-rafından da kullanılan bu takvimde her yıl bir hayvan ismiyle anıl
mıştır. Aylar 1.ay, 2.ay, 3.ay diye adlandırılır.

Hicri Takvim: Hz. Ömer döneminde, Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçünü başlangıç alarak hazırlanan ay yılı esaslı takvimdir. Türkler bu takvimi İslamiyeti kabul ettikten sonra kullanmaya başlamışlardır. Güneş esaslı takvim ile arasında 10-11 gün fark vardır. Hicri Takvim günümüzde yalnız dini günlerin ve ayların belirlenmesinde kullanılmaktadır.

Celali Takvim: Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah döneminde Iran takvimi esas alınarak hazırlanmıştır. Hicri takvim güneş yılı esaslı takvimlerden on bir gün kısa olduğu için ekonomik alanda bazı sıkıntılar ortaya çıkmış bu nedenle Selçuklular mali alanda kullanılmak üzere bu takvimi yapmışlardır. İran’dan etkilenilerek hazırlanan bu takvim her iki toplum arasındaki mezhep farklılığı nedeniyle uzun süre kullanılmamıştır. Celali Takvim, Babürler zamanında Hindistan’da Takvim-i İlahi adıyla bir süre kullanılmıştır.

Rumi Takvim: Osmanlı Devleti, 17. yüzyılın sonlarına kadar Hicri Takvim’i kullanmış, ancak tıpkı Selçuklular’ın yaptığı gibi ekonomik alandaki sıkıntıları aşmak ve dış ticaret alanında zorluklardan kurtulmak için Bizans takvimini örnek alan güneş yılı esaslı Rumi Takvimi hazırlamıştır. Tanzimat döneminden itibaren her alanda kullanılmaya başlanan bu takvim Miladi Takvim’in kabul edilmesiyle birlikte 1926’dan itibaren mali alan dışında kullanımdan kaldırılmıştır. 1982 yılında yapılan düzenlemelerle Rumi Takvim mali alanda da kullanıl- mamaya başlanmıştır.

Miladi Takvim: Güneş yılı esaslı bu takvimin temeli Mısır uygarlığına kadar dayanmaktadır. Mısırlılar güneş yılı esaslı ilk takvimi yapmış, Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar) ve Papa XIII. Gregorius bu takvimi geliştirerek günümüzdeki şekline kavuşturmuştur. Hz. İsa’nın doğumunu (Milat) başlangıç sayan bu takvim 1 Ocak 1926’dan itibaren Türkiye’de kullanılmaya başlanmıştır.

Miladi takvimde, Milattan (O) önceki tarihler büyüdükçe günümüzden uzaklaşılırken, Milattan sonraki tarihler büyüdükçe günümüze yaklaşılmaktadır. Takvimlerin günümüze kadar ulaşmasında değişik kişi ve toplumların katkıları olmuştur. Türklerin çeşitli takvimler hazırlamaları ve kullanmaları, yeniliklere, kültürel gelişmelere açık olduklarını ve astronomiyle uğraştıklarını gösterir. Türklerin farklı takvimler kullanmalarında coğrafi koşullar, inanç değişiklikleri, ekonomik gereksinimleri gibi faktörler etkili olmuştur.

{ Add a Comment }

Takvimin Ortaya Çıkışı ve Tanımı Kısaca

Olay ve olguların gerçekleştiği süreye zaman denir. İnsan toplulukları, zaman kavramını algılamaya başladıklarından itibaren geçmişi daha iyi anlamak geleceği değerlendirebilmek amacıyla zamanı, günlere, haftalara, aylara ve yıllara bölerek hesaplamış böylelikle takvim denilen zaman çizelgelerini hazırlamışlardır. Takvimler güneşin ve ayın hareketlerine göre düzenlenmiştir. Takvim hazırlayan toplumlar Astronomi alanında gelişmiştir.

Ay Yılı : Ayın dünya etrafında on iki defa dönüşü esas alınarak hesaplanmıştır. 354 günlük zaman dilimidir. Ay yılı esaslı ilk takvim Mezopotamya toplumları tarafından hazırlanmıştır.

Güneş Yılı: Dünyanın güneş çevresinde bir yıllık dönüş süresi olan 365 gün altı saatlik zaman dilimidir. Güneş yılı esaslı ilk takvim Mısırlılar tarafından hazırlanmıştır. Toplumlar kendileri için önemli saydığı gelişmeleri takvim başlangıcı saymıştır. Mısır ve Babil’de her saltanat dönemi, Yahudiler’de yaratılış günü, Yunanlılarda ilk olimpiyatların yapıldığı yıl, Romalılarda Roma’nın kuruluş yılı, Hristiyanlarda Hz. Isa’nın doğumu, Müslümanlar’da Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçü gibi olaylar takvim başlangıcı sayılmıştır.

{ Add a Comment }

Tarihin Diğer Bilimlerle İlişkisi

Tarih biliminin yalnız kendi yöntemlerini kullanarak doğrulara ulaşması mümkün değildir. Bu nedenle diğer bilimlerden yardım alınmalıdır. Tarihi olayları anlamamıza yardım eden kaynakların çeşitliliği de bu bilimlerden yararlanmayı zorunlu hale getirmiştir.

– Coğrafya (Yer Bilimi): Tarihi olaylar belirli bir coğrafi mekânda meydana gelmiştir. Bu olayların oluşumunda insan topluluklarının yaşadığı yerle, o yerin ikliminin önemli bir etkisi vardır. Örneğin, Orta Asya’nın coğrafi koşulları Türklerin konar-göçer bir yaşam tarzını benimsemelerinde ve savaşçı bir karakter kazanmalarında etkili olmuştur. Tarih araştırmalarında yer tasviri için fiziki coğrafyadan, sosyo-ekonomik konular için beşeri coğrafyadan yararlanılır.

– Arkeoloji (Kazı Bilimi): Geçmiş dönemlere ait toprak ve su altında kalmış kalıntıları ortaya çıkarıp inceleyerek tarihe yardımcı olur. Arkeoloji bu özelliğiyle daha çok yazının bulunmasından önceki (tarih öncesi) dönemlerin aydınlatılmasında rol oynar. Örneğin, Anadolu’da yapılan kazılarda ortaya çıkarılan Çatalhöyük bölgesi dünyanın ilk şehir yerleşmesi olarak gösterilmektedir.

– Kronoloji (Takvim Bilimi): Olayların gerçekleşme zamanını belirleyip, tarihi olayların sıralanışını yapar. Böylece tarihe yardımcı olur. Tarihi olayları kesintisiz verebilmenin koşulu olaylar arasında neden-sonuç bağlantılarını kurmaktır. Kronoloji bilimi bu bağlantıların kurulmasında önemli rol oynar.

– Etnografya (Kültür Bilimi): Geçmiş dönemlerde yaşayan insan topluluklarının yaşayışlarını, örf, adet ve geleneklerini inceleyerek tarihe yardımcı olur. Örneğin, Türkler’in ahiret inancı-na sahip olmaları nedeniyle, ölen bir kişinin mezarına sevdiği eşyaları koymaları bu bilimin ilgi alanına girer.

– Paleografya (Yazı Bilimi): Tarih araştırmalarında bir milletin dilini bilmek kadar yazısını bilmekte önemlidir. Örneğin Mezotopamya tarihi için çivi yazısını, Mısır tarihi için resim yazısını (hiyeroglif), Türk tarihi için Orhun ve Uygur alfabelerini bilmek gereklidir. Paleografya, insan topluluklarının kullandıkları bu tür yazı ve alfabeleri inceleyerek tarihe yardımcı olur.

– Epigrafya (Kitabe Bilimi): Anıtlar, taşlar ve binalar üzerine yazılan yazıları ince-leyip çözümleyerek tarihe yardımcı olur. Örneğin Kayseri Kültepe’de bulunan çivi yazısıyla yazılan kil tabletlerin okunması Anadolu ile Mezopotamya toplumları arasındaki ilişkileri anlamamızı kolaylaştırmıştır.
Nümizmatik (Para Bilimi) Paraların incelenmesi tarihin bazı bilinmeyen noktalarının aydınlatılmasında etkili olmaktadır. Bir devlete ait çeşitli paraların incelenmesi sonucunda o devletin, ekonomik durumu, bağımsız olup olmadığı, alfabesi, sanat tarzı, hükümdarlarının adı ve kronolojik sırası hakkında fikir sahibi olunabilir.

– Sosyoloji (Toplum Bilimi): Toplumdaki gelişmeleri ortaya koyarak tarihe yardımcı olur. Tarih, geçmiş dönemlerdeki olayları açıklarken bu gelişmelerden yararlanır.

– Filoloji (Dil Bilimi): Bir toplumun dilinin bilinmesi o toplumun tarihinin anlaşılmasında çok önemli bir yer tutar. Filoloji geçmişten günümüze kadar var olan dilleri inceleyip karşılaştırmalar yaparak tarihe yardımcı olur. Toplumlararası kültürel etkileşimin ortaya konulmasında önemli rol oynar.

– Antropoloji: İnsanlığın doğal tarihini ortaya çıkaran bir bilim sayı¬lan Antropoloji insan ırklarının ve kültürlerinin tarihi gelişimini inceler ve insan topluluklarını ırklarına göre sınıflandırır.

– Diplomatik (Belge Bilimi): Geçmiş dönemlerdeki toplumlardan günümüze ulaşan siyasi belgeleri ve yazışmaları inceleyerek tarihe yardımcı olur. Örneğin, dünyanın ilk yazılı antlaşması sayılan Kadeş Barışı’nın incelenmesinde diplomatik biliminden de yararlanılır.

– Felsefe: Felsefe, doğru ve bilinçli düşünmeyi, olayların belirtileri arasında bağlantılar kurmayı öğretir ve insanların dünya görüşlerinin kavranmasına olanak tanır. Olayların doğru olarak tahlil edilebilmesi için o devrin felsefesinin bilinmesi gerekir. Toplumların kısa ve uzun süreli hedeflerini belirlemeye ihtiyaç duymaları, ulusal tarihlerini insanlık tarihi içerisine oturtmalarını ve kazandıkları tecrübeleri, sorunlarının çözümü için yeniden yorumlamalarını sağlamıştır. Bu durum tarih felsefesini ortaya çıkarmıştır.

Tarih bu bilimlerin dışında İktisat (ekonomi), Geneloji (soykütüğü bilimi), İstatistik, Psikoloji, Toponimi (yer adları bilimi), Sicillografi (mühür bilimi), Heraldik (arma bilimi) ve Kimya (belgelerin yaşının saptanması amacıyla) gibi bilimlerden de yararlanır.Paleografya, Epigrafya, Diplomatik ve Nümiz- matik gibi doğrudan yazılı belgeleri inceleyen bilimler tarih öncesi devirlerin (yazıdan önceki dönem) aydınlatılmasında kullanılamaz.

{ 3 Comments }

Tarihin Sınıflandırılması – Tasnifi Kaça Ayrılır

İnsanlığın ortak mirası olan tarih, başlangıcından bugüne bir bütündür. Ancak bu kadar geniş bir süreci bir bütünlük içerisinde araştırmak ve öğretmek mümkün değildir. Bu nedenle tarihi olaylar zamana, mekâna (yer) ve konuya göre sınıflandırılmıştır.

– Zamana Göre Sınıflandırma :Olayların gerçekleştiği zamana göre yapılan kronolojik sınıflandırmadır. Bu sınıflandırmada tarih, kronolojik dilimlere, çağlara, yüzyıllara ya da iktidar dönemlerine bölünmüştür.
– Mekâna Göre Sınıflandırma :Olayların geçtiği yerlere göre yapılan sınıflandırmadır. Bu sınıflandırmada temel unsur coğrafi konumdur. Bu tasnif kıtalara, ülkelere, bölgelere ve şehirlere göre yapılır.
– Konuya Göre Sınıflandırma :İnsan topluluklarının siyasi, dini, kültürel ve sosyo – ekonomik alanlarda gösterdikleri faaliyetlere bakılarak yapılan sınıflandırmadır.

{ Add a Comment }

Tarih Biliminin Yöntemi Maddeler Halinde

Her bilim inceleme yaptığı alanlarda kendine özgü metotlar kullanarak sonuçlara ulaşır. Fen bilimleri genellikle deney ve gözlem yöntemlerini kullanırken sosyal bir bilim olan tarih, geçmişte yaşanmış, sona ermiş ve aynı şekilde tekrarlanamayan olayları incelediğinden bu yöntemlerden yararlanamaz.

Tarihin yöntemi, geçmişten günümüze ulaşan izlerin, kalıntıların ve belgelerin incelenerek değerlendirilmesidir. Bunun için geçmişi aydınlatabilecek belgelerin bulunup (kaynak arama) bunların sınıflandırılması (tasnif), incelenmesi (tahlil) ve birbirleriyle karşılaştırılıp doğru bilgiler verip vermediklerinin değerlendirilmesi (tenkit) gerekir. Ancak bu sayede doğru sonuçlara ulaşılabilir. Tarihi olayları açıklamamıza yardımcı olan sözlü, yazılı, çizili, sesli ve görüntülü her türlü malzemeye belge (kaynak) denir. Bulunan her belge tarihle ilgili bilgilerimizi tamamlar, değiştirir ya da geçersiz hale getirebilir.

Tarih Araştırmalarında Doğru Sonuçlara Ulaşabilmek ve Tarafsızlığı Sağlamak İçin Yapılması Gerekenler

• Kaynak taraması yapılmalı ve farklı kaynaklardan yararlanılmalıdır.
• Olayların birbirine olan etkilerini anlamak için olaylar arasında bağlantı kurulmalıdır.
• Olayın geçtiği yer ve zaman belirtilmeli, olayın geçtiği yerde inceleme yapılmalıdır.
• Tarihi olaylarla ilgili genellemeler yapılmamalı, kurallar konmamalıdır.
• Olayları doğru olarak anlayabilmek için, olayın üzerinden belirli bir zaman geçmesi beklenmelidir.
• Olaylar meydana geldikleri dönemin koşullarına göre değerlendirilmeli, günümüzün ölçüleri dikkate almamalıdır.
• Araştırmacılar kendi değer yargılarıyla, duygularıyla, ulusal ve dini kimlikleriyle hareket etmemelidir.

{ Add a Comment }

Tarih Nedir – Tarihin Konusu Nedir

Tarih, insanların geçmişteki yaşayışlarını, uğraşlarını, birbirleriyle olan münasebetlerini, savaşlarını ve barışlarını yer ve zaman belirterek, neden-sonuç çemberi içinde belgelere dayalı olarak objektif bir şekilde inceleyen sosyal bir bilimdir.

İnsan topluluklarının, zaman içerisinde gerçekleştirdikleri, siyasi, askeri, ekonomik, sosyal, kültürel, bilimsel, dinsel ve sanatsal eylemlerle bu eylemlerin sonuçları tarih biliminin konusunu meydana getirir.Tarih, olaylar ve olgular  zincirinden oluşmuştur. Tarihi süreç içerisinde insan topluluklarını ilgilendirecek şekilde ortaya çıkan kısa süreli gelişmelere olay, bu olayların sonuçlarına bağlı olarak ortaya çıkan uzun süreli gelişmelere ise olgu denir.

{ Add a Comment }

kacak iddaa canlı bahis siteleri bahis siteleri bahis siteleri online casino siteleri bahis siteleri canlı bahis siteleri