Sanat, güzeli yaratan, gerçekliği simgelerle dile getiren bir etkinliktir. Hoşa giden, düşündüren şekilleri yaratma gayretidir. Sanattaki yaratma etkinliği, insanlar için yararlı araçlar üretmeyi değil, güzellik yaratmayı amaçlar. Müzik, resim, heykel, edebiyat, seramik, tiyatro, mimarlık başlıca sanat dallarıdır.

Sanatta, hayatı ve varlığı derin bir şekilde kavrama gücü vardır. Bu kavrama, gücü, bilimden ve felsefeden farklıdır: Akla dayanmaz, duyguya, coşkuya ve sezgiye dayanır. Sanatçı olayların gerçekliğini bireysel duyuşla ifade eder. Bu ifadeye, insanın ruh dünyasının zenginliğini katar. O, varlığın bir kesimini sezgi gücüyle kavrar; eseri ile varlığın ele aldığı kesimini ifade eder. Öyleyse sanat bilgisi, sanatçı ile yöneldiği nesne arasındaki ilgiden doğan bir bilgidir.

Sanatçı ifade aracı olarak terimlerin yanında sesi, rengi ve maddenin çeşitli biçimlerini (taş, ağaç, toprak, alçı vb. gibi) de kullanır. Sanatta söz konusu olan bilgi, kişiden kişiye, sanatçıdan sanatçıya değişen öznel (sübjektif) bir bilgidir. Bu durum güzellik yaratma sürecinde sanatçı hangi araçları kullanırsa kullansın, değişmez. Çünkü sanatçı yöneldiği nesneyi kendi bakış açısından görür, kendisine göre ifade eder.

Sanatçı çoğu kez aklın sınırlarını zorlayarak, onun dışına çıkar. Onu, ne zaman ne de mekân sınırlayabilir. Bu yüzden sanat bilgisi belirli bir yönteme bağlı değildir. Sanat bilgisinin ortaya koyduğu sanat yapıtı tektir. Yani aynı yapıt ikinci kez yapılamaz. Örneğin, Leonardo da Vinci yaşasaydı bile Mona Lisa tablosunu İkinci kez yapamazdı.