Osmanlı İmparatorluğu, XVIII. yüzyılın ikinci yansından sonra, Batı’nın endüstri ve ekonomi alanlarındaki gelişmeleri izleyememişti. Yabancıların ucuza sattıkları fabrika mallan, tezgâha, küçük sermayeye dayanan yerli endüstrinin silinmesine, halkın fakir düşmesine yol açmaya başlamıştı.

Bunlarla birlikte, yiyecek ve içeceklere narh konması; yolların, kara ve deniz taşıt araçlarının yetersizliği; iç gümrük ve kapitülasyonlar, dış ticaretin yabancı ellerde olması, İmparatorlukta, ekonomik bozgunun sebepleriydi.

Osmanlı İmparatorluğunu çöküntüye götüren bu sebepler yanında, Fransız devriminin ortaya çıkardığı milliyetçilik düşünceleri; Sırp, Yunan ve Mısır baş kaldırmaları; Rus – İngiliz – Fransız işbirliği, Rus savaşı, Fransızların Cezayir’i alması… İmparatorluğu yıpratan önemli olaylar arasındaydı.

Daha önceki yüzyıllarda başlayan bu kötüye gidişi, bazı açık düşünceli padişah ve vezirler kavrayarak, durumu düzeltmek istediler ama yaptıktarı birer inkılâp niteliği taşımadığı için köklü sonuçlar doğmadı.

Batı, Ortaçağ’dan sonra Rönesans ve Reform hareketleriyle Doğu’ya karşı her alanda üstünlük sağlamaya başlamıştı. Osmanlı İmparatorluğu, bu üstünlük karşısında, ilk olarak “Lâle Devri”nde, bilim ve sanat alanlarında; daha sonra II. Mahmut’un, yönetim, adalet, maliye, eğitim ve askerlik alanlarında yaptığı düzenlemelerle Batı’ya yöneldi; TANZİMAT’ın ilânı da, bu yönelmede bir dönüm noktası oldu.

1. Mahmut ölünce, tahta on sekiz yaşındaki oğlu Abdülmecit geçti. Abdülmecit, Mısır anlaşmazlığını gidermek, Osmanlı devletine yeni bir düzen sağlamak amacıyla, Londra ve Paris büyükelçiliklerinde bulunarak çağın politik durumunu incelemiş olan Mustafa Reşit Paşa’yı sadrazamlığa getirdi. Gülhane’de Tanzimat-ı Hayriye böylece ilân edildi. Bundan sonra, imparatorlukta yaşayanlar için alınan kararların uygulanmasına geçildi.

Tanzimat ve uygulanışı, tarih önünde, bir yenileşme ve düzenleme olmaktan ileri gidemeyen, Doğu’ya Batı’yı getirme çabası olarak değerlendirilebilir. Yoksa tüm bir “Batılaşma” sayılamaz.

Gerçi Tanzimat’la, yönetim, adalet, maliye, askerlik alanlarında düzenlemeler yapıldı; ilköğretim ve meslek okulları, bilim kurulları açıldı ise de, medreselerin eski karakterini koruması, Batıl görüş ve düşünüşün yerleşmesine engel oldu. Toplumda, Batı’ya özenenlerle, ona düşman olanlar diye iki grubu ortaya çıkardı. Bazı Türk aydınları da, toplum yaşayışı, bilim, sanat ve edebiyat alanlarında Batı’yı benimsemişlerdi.

1860 yılında AGÂH EFENDİ ve ŞİNASİ’nin birlikte çıkarmaya başladıktan TERCÜMAN-1 AHVÂL gazetesi ile edebiyatımız Batı’ya yönelmiş sayılır. TANZİMAT EDEBİYATI adı altında başlayan yeni edebiyatımız günümüze kadar yine toplumsal ve politik değişme ve gelişmelere paralel olarak, aşağıdaki bölümler halinde devam eder:

  1. Tanzimat edebiyatı
  2. Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun edebiyatı)

XX. yüzyıl Türk edebiyatı

a) Fecr-i Âti
b) Millî edebiyat
c) Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatı
ç) 1940’tan Sonraki Yeni Türk edebiyatı.