Hindistan’da İslam-Türk Devletini Kuran Hükümdar: Babür Şah, Hindistan’da üç asırdan fazla devam eden İslam-Türk Devletinin kurucusu büyük bir hükümdardır. Son derece hareketli bir ömür sürmüş, bir imparatorluk kurmak için uğraşmış, birbirinden değerli eserler yazmıştır. 14 Şubat 1482 tarihinde Fergene’de doğmuştur. Babası Ömer Şeyh Mirza, annesi Kutlu Nigar Hatunudur. Soyu beş batın yukarıda Büyük Moğol İmparatoru Timur’la birleşir. Babür Şah babasının ani ölümüyle, daha küçük bir çocukken tahta geçmiş amcası ve dayısının bunu kabul etmemesi üzerine pek çok mücadele yapmış, bu arada Özbek Hükümdarı Şıbanî ile uğraşmak zorunda kalmıştır.

Bu tehlikeli ve çileli dönem sonunda Şıbaî’ye mağlup olarak yurdunu terketmiştir. Çevresindeki bir avuç askeri ile geçit vermez Hindukuş Dağlarını aşıp Afganistan’a gelmiş, kan dökmeden Kâbil’i ele geçirmiş ve hükümdarlığım, burada sürdürmeye başlamıştır. (1504) Bu arada Semerkand ve Buhara’yı ele geçirebilmek için çalışmış, hatta Safevî hükümdarı Şah İsmail’in yardımıyla 1511 yılında bu iki büyük şehri fethetmiştir. Ancak bu hakimiyet kısa sürmüş, 1514 de Kâbil’e dönmek zorunda kalmıştır.

1562 yılında Hindistan’a yönelen babür, Osmanlılardan gelen toplar sayesinde, buradaki hükümdar İbrahim Lûdi’nin muazzam ordusunu, 13.000 kişilik küçük bir orduyla bozguna uğratarak Dehli’yi ve Agra’yı ele geçirmiştir. 1527 de putperest Hintlileri’de yenerek Gazi ünvanını almış ve Hind-Türk Devletini kurmuştur. Babür bu hızlı ve hareketli hayatının sonlarına yaklaştığında kurduğu devlet; devrinin en büyük ve en güçlü devletlerinden biri halindeydi. Bu dönem Osmanlı İmparatorluğunun da yükselme devrine rastlıyordu. Babür Şah’ın Hind hükümdarı İbrahim Ludî’yi mağlup ettiği yıl, Kanunî Sultan Süleyman Mohaç zaferini kazanmıştı.

Babür nihayet 26 Aralık 1530 tarihinde Lemne’de vefat etti. Nur Efşan denilen bahçeye defnedildi. Daha sonraları torunlarından Şah Cihan zamanında kemikleri Kâbil’e nakledilerek orada yaptırılan türbeye gömüldü. Yerine büyük oğlu Hümayun Şah hükümdar oldu. Kurduğu Hint-Türk devleti bilhassa torunu Ekber Şah zamanında en parlak dönemlerini yaşadı.

Babür Şah’ın Diğer Özellikleri ve Yönleri

Babür, büyük bir hükümdar olduğu gibi büyük bir şair ve edipti. Bugün dünyaca tanınan Babürmame isimli eserinde kendi hayatım bütün açıklığıyla ve tatlı bir üslupla yazmıştır. O’nun Babümame’den başka, Aruz Risalesi adlı bir kitabı, Hanefi fıkhıyle ilgili Mubeyyen isimli bir risalesi ve şiirlerinin toplandığı bir Divan’ı vardır.

Hanefî mezhebine bağlı dindar ve müslüman olan Babür Şah’ın çok zeki dirayetli, ve azimli bir insan olduğunda, şüphe yoktur. Tarihler O’nu “uzağı gören bir devlet adamı, tecrübeli ve azimli bir kumandan, kılıç kullanmakta, ok atmakta, ata binmekte olduğu kadar, insan ruhunu tanımakta, fertleri ve kitleleri idare etmekte de o kadar mahir biri” olarak tarif etmektedir. Gerçekten O, “En büyük tehlikeleri bile soğukkanlılıkla karşılayan bir devlet adamı idi. Nefsine ve talihine karşı sarsılmaz bir itimadı vardı. Her şeyin kaybolmuş gibi göründüğü en karanlık dakikalarda bile, Allah’ın yardımından ümit kesmezdi.”

Son derece mümtaz ve geniş bir kültürü vardı. Bahadırlık ve yiğitliğe bilgi ve terbiye ilâve etmişti. Harikulâde kılıç kullanırdı. Ok ve yay kullanmada üstüne yoktu. Hem uzunluk hem sürat bakımından inanılmayacak atlı seyahatler yapar, nehirleri yüzerek geçerdi. Bestekâr, hattat, din alimi, şair ve müellifti. Türkçeye olduğu kadar Farsçaya da vâkıf dır.

Babür’ün bedenî faaliyetleri kadar zihni faaliyetleri de harikûladeydi. Daima hareket halindeydi. Savaşmak, seyahat etmek, avlanmak, hayatını temin için dövüşmek, insanları ve kaynakları tanımak maksadıyla ülkeler dolaşmak, camiler, saraylar, kervansaraylar, su depoları ve su yolları yaptırmak kuyular kazmak bahçeleri tanzim etmek ve bu arada fırsat buldukça dünyayı fethetmek ve idare etmek. İşte Babür’ün çocukluğundan beri meşgul olduğu işler.

(Fernand Grenard’dan)