Felsefi Ekoller ve Filozofları Kısaca:

1- SENSUALİZM (SEZGİCİLİK): Bilgilerimizin kaynağının duyular olduğunu ileri sürerler. En önemli temsilcileri, Epikürcüler, Hobbes ve Condillac’dır.

2- RASYONALİZM (AKILCILIK): Bilginin kaynağı olarak insan aklını – zihnini – kabul eden felsefi yaklaşımdır. En önemli temsilcileri, Sokrates, Platon, Aristoteles, Farabi, Descartes, Leibniz, Hegel’dir.

a) Sokrates: Sofistlerin felsefesinin etkili olduğu bir ortamda yetişen Sokrates, insan bilgisinin doğuştan geldiğini savunur. Doğuştan gelen bilgiyi, akıl yardımı ile edinebiliriz. Bundan dolayı filozoflar “bilgi doğurtan ebelerdir”. Platon, Menon adlı diyalogunda Sokrates’in matematik bilmeyen bir köle çocuğa konuşma esasına dayanan diyalektik sanatını kullanarak geometri problemini çözdürdüğünü anlatır.

b) Platon (Eflatun): Platonun düşüncesine göre iki evren vardır: Birincisi idealar (gerçekler) evreni, İkincisi de görünüşler (fenomenler) evrenidir. Asıl bilgi, idealar evreninin bilgisidir. Bizler bu evrenin bilgisine ancak akıl yardımıyla ulaşabiliriz. Platon’a göre bilmek, ideaları hatırlamaktır.

c) Aristoteles: Felsefi görüşlerini idealar bilgisine değil, mantığa dayandırmıştır. Ona göre, bireysel olanın bilgisi, genel – tümel olandan çıkabilir. Bu, tümdengelim esasına dayanan bir çıkarsamadır. Hocası Platon’un idealar öğretisini reddetmiş, varlık ve bilgi sorununda realist bir tavır sergilemiştir. Ona göre, gerçeğin bilgisi nesnelerin içinde saklıdır.

d) Farabi: Platon’dan etkilenmiş, fakat Aristoteles geleneğine bağlı kalmıştır. Üç tür bilgi olduğunu öne sürer:

– İlk bilgiler: Doğruluğu herkesçe kabul edilir, diğer bilgileri elde etmek için kullanılır.
– Duyulara ve mantıksal çıkarımlara dayalı bilgiler: Doğruluğundan kesin olarak emin olunamaz.
– Tasdiki bilgiler: Doğrulukları deneyle kanıtlanmış, akla dayalı temel bilgilerdir.

e) Descartes: Yeni Çağ’da Rasyonalizmin kurucusudur. Descartes aynı zamanda ünlü bir matematikçidir. Matematik metoduyla açık, seçik ve mutlak bilgilere ulaşabileceğini savunmuştur. Ona göre, bu hakikate ulaşmak için akıl bir araçtır. Şüphe, düşünmenin, düşünmede var olmanın delilidir. Ve şöyle der; “Düşünüyorum öyleyse varım!”

f) Hegel: Ona göre, insan düşüncesini ve bilinçsiz doğayı idare eden kanun akıl’dır. Düşünmek ise, araştırdığımız ve bilgisini elde etmek istediğimiz nesnenin özünü bilme faaliyetidir. Her nesnenin görüntüsünün ardında bir de “ide” (geist) gizlidir. Düşünmek ve akla tam olarak güvenmek, işte bu nesnenin ardındaki özü – ide’yi (geist) kavramaktır.

g) Leibniz: Ona göre, evrendeki bütün varlıkların temeli, özü, monad (ruhsal atomlar) lardır. Bilgi ise iki esasa dayanır:

– Duyularla elde edilen bilgi
– Akılla elde edilen bilgi

3- EMPİRİZM (DENEYCİLİK): Varlığın bilgisine deneyle varılabileceğini ileri süren felsefi sisteme Empirizm de-nir. Bu akımın en önde gelen düşünürleri:

a) John Locke: Akılda çioğuştan hiçbir şey bulunmadı-ğını ileri sürer: Zihin boş bir levha (tabula rasa)dır. Bütün bilgilerimizin ve fikirlerimizin kaynağı deneydir ya da gözlemdir. Bu gözlem iki şekilde olur.

– Dışa ait gözlemler (Dış deney – duyumlama) : Duyu organlarımız aracılığı ile sağlanır.
– İç deney (Düşünme) : Duyumlarımız yoluyla elde edilen izlenimlerin önermeler biçiminde bilgiye dönüşmesidir.

b) David Hume: Bilgilerimizi algı çeşitlerine dayandıran Hume, onun iki şeklini ayırt eder:

– Fikirler ya da düşünceler : Silik ve zayıf olan algılardır.
– İzlenimler: Duyularla oluşan, şiddetli algılardır.

Ona göre, insan zihni, duyu verilerinden örülmüş bir alışkanlıklar ağıdır. Bu yaklaşımıyla nedensellik ilkesini eleştirmiştir.

c) Condillac: Empirizmi duyumculuğa çekmiştir. Bilgilerimizin kaynağını, duyu organlarımızın faaliyetine (dış duyuma) bağlamıştır.

d) Herbert Spencer: Bilginin kaynağı sorununda deneyin yanında kalıtımın-doğuştan gelen unsurların rolü olduğunu söylemiştir.

4- KRİTİSİZM (ELEŞTİRİCİLİK): Septisisizmle, dogmatizmin sentezini yapmaya, yani bu iki felsefi akımı uzlaştırmaya çalışan görüştür. Temsilcisi Immanuel Kanttır. Ona göre, insan bilgisi deney ile başlar fakat deneyden doğmaz. Deney bilgilerimizin sadece hammaddesini oluşturur. İnsan bu hammaddeleri zihindeki akıl kalıplarına uygulamak suretiyle, esas bilgiyi elde eder. Kant, zihinde var olduğunu kabul ettiği akıl kalıplarına kategori adını vermektedir. Ona göre, a priori (deneyden önce-önsel) olan kategoriler, deneyden gelmeyen bilgi elemanlarıdır. Bilgilerimiz kesindir, zorunludur ve genel-geçerdir.

5- ENTÜİSYONİZM (SEZGİCİLİK): Temsilcisi Henri Bergson’dur. Ona göre, zekâ hayatı kavrayamaz. Zekânın kavrayamayacağı bu hayat hamlesini, ancak sezgi kavrayabilir. Sezgi, hayatın bilgisini kavrar ve bilir. Doğu dünyasında bu akımın temsilcisi Bergson’dan çok daha önce yaşamış olan Gazali’dir.

6- POZİTİVİZM (OLGUCULUK): Auguste Comte’un kurduğu bir felsefi akımdır. Bu felsefi sistem, felsefenin ve bilimin temeline ölçülebilen, görülen, anlaşılabilen olgusal verileri koyar. Metafizik konularla uğraşmayı gereksiz görür. Bunun yerine “pozitif bilimlerle uğraşmayı üs-tün tutmalıyız” anlayışını koyar. Comte’a göre yaşanan çağ, pozitif çağdır, bilim çağıdır. İnsanlık bu çağa üç aşamada evrimleşerek gelmiştir. Kendisi buna “Öç Hal Yasası” diyor:

– Teolojik Aşama : Doğadaki olaylar doğal güçlerle açıklanır. Bu aşamada dinsel düşünce egemendir. Fetişizm, Politeizm, Monoteizm adımlarını içinde barındırır.
– Metafizik Aşama : Nesnelerdeki gizli kuvvetlere inanılır. Soyut düşünceler egemendir.
– Pozitif Aşama : Pozitif bilimler egemendir. Olayların bilgisine doğa yasalarıyla ulaşılır.

7- PRAGMATİZM (UYGULAYICILIK-FAYDACILIK-YARARCILIK): Kurucusu Amerikalı Psikolog W. James, diğer önemli temsilcisi ise J. Devvey’dir. Pragmatizm bir yaşam felsefesidir. Pragma, iş-eylem anlamına gelmektedir. Onlara göre, insan yaşamında işe yarayan, faydalı şeyler, iyi ve doğrudur.

8- ANALİTİK FELSEFE (ÇÖZÜMLEYİCİ FELSEFE- MANTIKÇI EMPRİZM YA DA NEOPOZİTİVİZM): Kurucusu L. Witt- genstein’dır. Ona göre, gerçeğin bilgisine dilsel çözümlemelerle ulaşılabilir. Felsefenin görevi, dilin mantıksal çözümleriyle uğraşmaktır. Dilin belirlediği sınırın ötesinde kalanlar saçmadır.

9- FENOMENOLOJİ (ÖZ BİLİMİ – GÖRÜNGÜBİLİM): Edmund Hussel’e göre, nesnelerin bilgisine ancak öznelerden varılır. Fenomenler (olaylar) bütün yönleriyle anlatılıp, açıklanabilirşe nesnelerin özüne ulaşılabilir. Örneğin, bilinmeyen fenomenlerin başında insan gelmektedir. Husserl’in ifadesiyle, tüm insanları ortadan kaldırmış olsak, ortada görünenden (fenomenden) başka hiçbir bilgi kalmayacaktır.

10- İDEALİZM (DÜŞÜNCECİLİK): Düşüncenin, bilgimizin konusunu oluşturduğunu kabul eden felsefi akımdır. Dış alem, madde, zihnin (düşüncenin) bir mahsulüdür. İdealizm (metafizik) dış alemi inkar etmekte; dolayısıyla bu akım, dış alemi hakiki varlık olarak kabul eden realizmin zıddıdır. İdealizmin metodu saf ve a priori düşüncedir. Temsilcileri: Elea’cılar, Platon, Descartes vd.

11- REALİZM (GERÇEKÇİLİK): İdealizmin zıddı olan realizm, bilinç dışında nesnel bir dünyanın var olduğunu savunan felsefi düşüncenin adıdır.

12- RÖLATİVİZM (GÖRECİLİK – İZAFİLİK): Bilgilerimizin bize, ölçülerimize ve duyularımıza göre, göreceli- izafi- olduğunu, bizim mutlak ve gerçek bilgiye ulaşamayacağımızı, ancak fenomenleri ve onlar arasındaki ilişkileri bilebileceğimizi ileri süren felsefi akımdır. Doğmatizme ve rasyonalizme karşıdır. Kristisizmi, septisizmi, pozitivizmi ve fenomenolojiyi içerir. En önemli temsilcisi Sofist Gorgias’tır.