1xbet betist jasminbet

Etiket: çocuğun

Gelişim Nedir – Gelişim ve Büyüme Arasındaki Fark

Gelişim ve Büyümenin Farkları:

Çocuğun doğumdan, hatta doğum öncesinden itibaren çeşitli aşamalarda gelişim sürecine ilişkin görüş sahibi olabilmek için “gelişim” kavramını doğru olarak bilmek gerekmektedir. Gelişim kavramı, genellikle büyüme ve olgunlaşma kavramları ile karıştırılmaktadır. Büyüme, vücudun boy ve ağırlıkça artış göstermesidir. Bu nedenle, fiziksel özellikler için kullanılır. Gelişim ise fiziksel özelliklerle birlikte diğer (zihin, dil, sosyal, duygusal, cinsel) özellikler için de kullanılır. Olgunlaşma, kişinin herhangi bir çaba harcamaksızın, doğuştan getirdiği özelliklerin zaman içinde kendiliğinden ortaya çıkmasını ifade etmektedir. Gelişim, olgunlaşmayı da içine alan bir kavramdır.

Doğum öncesinden başlayarak, yaşamın sonuna kadar kişinin geçirmiş olduğu değişiklikleri açıklayan bir süreçtir. Bu değişiklikler, çocuğun önceki durumu ile karşılaştırıldığında sonuç üç şekilde açıklanabilir: Karşılaştırma yapıldığında daha kötü bir duruma geçiş gözleniyorsa “gerileme”, herhangi bir değişiklik gerçekleşmemiş ise “duraklama”, daha iyi bir duruma geçiş söz konusu ise “gelişme” kavramları, çocuğun mevcut durumunu açıklamaktadır.

Bu nedenle, anne babaların çocuğun gelişim özelliklerini ifade eden olası değişikliklerin neler olduğu, sırası, ne şekilde gerçekleştiği, nelerden etkilendiği ve yapılması gerekenler konularında bilinçlenmeleri, çocuklarının gelecekleri açısından büyük Önem taşımaktadır. Gelişimde, çocuktan çocuğa farklılıklar bulunmaktadır. Ancak burada önemli olan, bütün çocuklardan beklenen, gelişime ilişkin ortak özelliklerin neler olduğunun bilinmesidir. Gelişimde farklılık yaratan durumlar; çocuğun doğuştan getirdiği genetik özellikler ve onu etkileyen çevresel (anne baba ve çocukla ilgili diğer kişilerin tutum ve davranışları, çocuğun yaşadığı ortamın koşulları, temel gereksinimlerinin karşılanma durumu, çocuğa sunulan eğitim materyalleri, okul, öğretmen ve arkadaş çevresiyle etkileşimi vb.) özelliklerdir.

Çocuklarda gelişim farklılıkları başlangıçta büyük ölçüde genetik etmenlere bağlı olmakla birlikte, daha sonraları dış çevrenin etkileri giderek daha büyük önem kazanmaktadır. Çevresel etmenlerin etkisiyle çocukların öğrenme, düşünme, hissetme ve davranma biçimlerinde Önemli değişiklikler yaratmak mümkündür.

Her çocuk, kendisini etkileyen çok çeşitli etmenlere bağlı olarak kendine özgü bir gelişme biçimi göstermektedir. Anne babalar, çocuklarının iyi gelişmesi Fiziksel ve Motor Gelişim ve yeteneklerini en iyi şekilde kullanabilmeleri için en önemli sorumluluğu üstlenmektedirler. Bununla birlikte, çocuğun büyük ölçüde yaşamın çok küçük yaşlarında belirlenen gelişme seyrini değiştirmek için yapılabilecekler sınırlı kalabilmektedir. Bu nedenle, yaşamın ilk yıllan, kritik yıllar olarak adlandırılmaktadır. Özellikle, 0-6 yaşlardaki gelişim ve bu süreci etkileyen etmenler, gerek çocuk, gerek anne babalar, gerekse toplum için son derece önemli görülmektedir.

{ Add a Comment }

Okul Öncesi Dönemde Oyun ve Oyuncak

Anaokulu Çocuğunun Oyun Oynaması:

Oyun için oyuncak gerekeceği aşikardır. Ancak oyuncak deyince, muhakkak bizim oyuncak sınıfına soktuğumuz nesneleri anlamamız gerekmez. Basit bir kibrit kutusu ya da okunmuş bir gazete bile çocuğu en pahalı oyuncaktan daha fazla eğlendirebilir. Üç ve altı yaş arasındaki çocuğun hayal dünyası bizim anlayamıyacağımız kadar geniştir. Bir sopayı at olarak tasavvur edebilir; ona biner; onun kişnediğine bile inanabilir. Boş konserve kutularından kuleler yapar. Bu yüzdendir ki, aldığınız oyuncağın, türünün en pahalısı olmasına gerek yoktur. Üstelik böylesi bir oyuncak çocuğun dikkatini çekmeyebilir, hatta aldığınız pahalı oyuncaktan çok onun süslü kurdelesini beğenebilir. Alacağınız oyuncakta en fazla dikkat edeceğiniz özellik, çok değişik biçimlerde kullanıma imkan sağlamasıdır. Oyuncak sökülüp takılabilmeli ve her seferinde çocuğa yeni hayaller kurma imkanı vermelidir. Ayrıca oyuncağın dayanıklı olması da büyük önem taşır. Çocuk sizin ona ne kadar para verdiğinizi bilmez; oyuncağını duvara vurur; yere sürter; sağa sola fırlatır. Alacağınız oyuncağı seçerken bu hususları gözönünde bulunduracak olursanız, küçük afacanın sevincini artırmış olursunuz.

Bu yaşlarda çocuklar resim yapmaktan da büyük zevk alırlar. Bu da bir çeşit oyundur. Çocuk düşüncelerini çizgilerle ifade eder. Bir kutu pastel boya onu bütün gün oyalamaya yeter. Boyaları önüne koyun ve bırakın istediğini çizsin. Onu “şunu veya bunu çiz” diye sınırlamayın; engeller koymayın. Kullandığı sembolleri anlamaya çalışın. Babasını ya da annesini hangi eylemi yaparken çizdiği çok önemlidir. Anne ve babası sürekli kavga eden bir çocuk kargaşa halinde resimler çizebileceği gibi, mutlu bir aile tablosunu da resme dökebilir. Burada çocuk gördüğü değil görmek istediğini resmetmektedir. Çocuğu sınırlayacak olursanız, duygu ve hayallerini kısıtlamış, gelişimini engellemiş olursunuz.

Çocuklar evde oyuncakları ile oynarlarken ister istemez etrafı bir hayli dağıtacaklardır. Bu durumun normal olduğunu inkar edemeyiz. Ancak hem çocuğun rahatça oyun oynayabilmesi ve hem de evin gereğinden daha az dağılmasını sağlamak için onlara ayrı bir oda veya ayrı bir oyun köşesi düzenlemek en iyi çözüm yoludur. Burada önemli olan çocuğun rahatça oyun oynayabilmesinin yanı sıra yavaş yavaş düzenli olmayı da öğrenmeleridir.

Ne yazık ki bu alışkanlığı edinmeleri o kadar kolay değildir. Çocuklar oyun oynarken sürekli değişik değişik oyuncaklarla oynarlar ve bütün bu oyuncaklar da ortalıkta durur. Oyuncaklarını toplaması için sürekli ikazda bulunmak hem gereksiz hem de çocuğun oyuna olan ilgisini dağıtması bakımından sakıncalıdır. Ayrı bir köşede rahatlıkla oynaması en güzelidir. Ancak oyuncakları kendi alanını aştığı zaman ikaz etmek ve ayrıca oyun bittikten sonra da yine kendisinin oyuncaklarını toplaması gerektiğini hatırlatmak, düzenliliği ve sorumluluğu öğrenmesi açısından faydalıdır. Çocuğunuz oyun oynarken yemek veya başka bir iş için oyundan kalkması gerekiyorsa bunu ona önceden söylemek, oyunundan kendi isteği ile ayrılmasını sağlar ve hem bizim için hem de onun için işi kolaylaştırmış olur.

{ Add a Comment }

Çocuklarda Kekemelik – Kekemelik Nasıl Geçer

Çocuklarda Görülen Kekemelik:

Zaman zaman yerine göre erişkin insanlar bile kekemelik çekebilirler. Kimisi bazı özel hallerde heyecanlanır, kimisi de bazı sözcüklere takılır. Çocuklarda ise kekemelik daha çok 7 yaşının altında görülür. Bir yaşa kadar düzgün konuşan çocuk birden kekelemeye başlayabilir. Kimi çocuk aynı yetişkinler gibi bazı sözcüklerde takılırken, kimi çocuk da cümleye başlarken zorlanır. Bazıları ise genelde düzgün konuşurken, korku ve heyecan gibi durumlarda kekelemeye başlar.

– Kekemelik de tırnak yeme, parmak emme gibi ruhi bir rahatsızlığın ifadesidir. Çocuğun şahit olduğu bir cinayet vakası ya da atlattığı bir trafik kazası kekemeliğe neden olabilmektedir. Bunun dışında aile içerisinde sürekli gerginlik ve huzursuzluk ya da anne veya babadan yoksunluk gibi sürüp giden sebepler de sözkonusudur.

– Kekeleyen çocuğun toplum içerisindeki uyumu da zorlaşmaktadır. Kekelediği zaman alay edilir ve alay edildikçe korkusu yerleşir. Bu, tam bir kısır döngüdür.

– İki üç yaş civarındaki çocuklarda görülen kekemelik geçicidir ve anne-babayı ürkütmemelidir. Anne ya da baba büyük bir yanlışlık yapmadığı takdirde yerleşme ihtimali düşüktür.

– Anne-babanın yapabileceği en büyük yanlışlık, çocuğu sürekli eleştirerek ona: “Doğru konuş” demesidir. Böyle davranmakla korkusunu pekiştirmiş olursunuz. Konuştuğunda sabırsızlık gösterilmemeli ve kekelemesinden ötürü üzgün bir tavır içerisine girilmemelidir.

– Yapabileceğiniz en yararlı davranış, özellikle hangi durumlarda kekelediğini araştırmak ve bu gibi durumların tekrarının önüne geçmektir. Her şeyden önemlisi kekelemesi sizin ona olan sevginizi azaltmamalı ve bu sevgi ona hissettirilmelidir. Ayrıca kekelediği için kardeşleri arasında özel bir muameleye tabi tutulmamalıdır. Çünkü bunu hissettiği takdirde ilginizi çekmek için kekelemeyi sürdürebilir.

halkalı escort
beylikdüzü escort
bayan escort

{ Add a Comment }

Parmak Emmek Nasıl Engellenir – Nasıl Bırakılır

Çocuğun Parmak Emmesi Nasıl Bıraktırılır:

Parmak emmek özellikle bebeklerde sıklıkla görülür, çünkü bu onun en kuvvetli refleksidir. Tamamiyle zararsızdır, ancak dört yaşına doğru kaybolması gerekir. 5 yaşını geçmiş bir çocuğun hâlâ parmak emiyor olması ise bizi düşündürmelidir. Bu durum, dişlerde bozukluklara neden olabilmektedir.

İleri yaştaki bir çocuğun parmak emmesi bizi ruhsal ihtiyaçları konusunda düşünmeye sevk etmelidir. Aile içi ilişkilerdeki gerginlikler veya kardeşleri ile uyumsuzlukları bu türden bir rahatsızlığa yani çocukluğa, bebekliğe geri dönme ihtiyacı doğurabilmektedir. Böylece sorunlardan kaçmakta ve her şeyin kendi istediği gibi olduğu bebekliğine özenmektedir. Hele yeni gelen bebeğin kendisinden çok daha fazla ilgi topladığını gördüğünde bu tepkisi bayağı şiddetli olacak ve adeta sizin gözünüze sokarcasına parmağını emecektir.

Onu asla suçlamayın ve gereksiz yere cezalandırmayın. Her şeyden önce neye tepki gösterdiğini öğrenmeye çalışın. Sevdiğinizi belli edin. Konuyu gerekli gereksiz her yerde konuşarak onu tedirgin etmeyin; onu bu davranışı nedeniyle arkadaşlarının ya da kardeşlerinin yanında küçük düşürmeyin. Baskı yapmak yerine dikkatini başka alanlara yöneltmeyi deneyin. Sevin ve sevdiğinizi uygun bir dille ve davranışlarınızla açıkça belirtin.

{ Add a Comment }

Çocuklarda Korku – Çocuğun Korkusu Nasıl Yenilir

Çocukların hayal dünyalarının geniş olması, hayalle gerçeği birbirinden ayırabilme yeteneğini henüz kazanmamış olmaları sebebiyle bir çok olay onların korku duymalarına neden olur. İzlediği korkunç bir filmin, anlatılan devli, perili bir masalın etkisinden günlerce kurtulamazlar. Gerçekte var olmayan birçok şeyi zihinlerinde hayal edip bundan korkarlar.

3-4 yaşındaki çocuklar karanlık bir odaya girmekten ya da karanlık bir odada yatmaktan huzursuz olurlar; anne-babanın yanında yatmak isterler. Yalnız kaldıklarında odada birtakım şekiller gördüklerini söylerler; bunun da ne olduğunu tam olarak açıklayamazlar. ilk defa karşılaştıkları hayvanlardan korkarlar; bir yerleri çizilip kanadığında korkup ağlarlar. 3- 6 yaş arasındaki çocuklar anne-babalarıyla birlikte olduklarında kendilerini güven içinde hissederler. Onlar için en büyük korku nedeni özellikle anneden ayrı kalmaktır. Eğer anne çocuğunun yaramazlıkları ve huysuzlukları karşısında onu bırakıp gitmekle ya da annesi olmamakla korkutarak sindirmeye ve yatıştırmaya kalkıyorsa, çocuk bu korkuyu daha yoğun olarak hisseder. Bu yaşlarda çocuklar kendilerine söyleneni hep gerçek olarak düşünürler ya da gördüklerini ürkütücü varlıklara benzeterek korku duyacakları sonuçlar çıkartırlar.

Çocuğun hayal dünyasının genişliğinden doğan veya aileden kaynaklanan korkuların yanısıra bir de çocuğun gerçek hayatta karşılaştığı olaylar sonucu ortaya çıkan korkular da olabilir. Mesela bir köpeğin saldırıp ısırmasından, yüksek bir yerden düşmekten korkabilir. Yaptığı bir hatadan dolayı cezalandırılmaktan korkar. Anne ve baba kendi korkularını çocuklarının yanında açıkça ifade ediyorlarsa, çocuğun da aynı korkuları duymasına neden olurlar.

Çocukta korkunun oluşmasındaki bir başka neden de, aşırı koruyucu davranışlardır. Sürekli olarak “düşersin”, “yapamazsın”, “korkarsın” gibi uyarılar çocuğa çevresinin tehlikelerle dolu olduğu izlenimini verir. Sürekli yanında bulunan birisi tarafından kollanan çocuk neyin tehlikeli, neyin tehlikesiz olduğunu öğrenmeye fırsat bulamaz. Sonunda her şeyden korkan, ürken biri olup çıkacaktır. Hele çocuk korkusunu pekiştirecek bazı olaylar yaşamışsa korkuları daha da yerleşmiş olacaktır. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, çocuğu tehlikelere karşı aşırı şekilde koruyup kollamak, onun korkak yetişmesine, olaylardan daha fazla etkilenmesine ve izlerin daha derin olmasına sebebiyet verir.

Birtakım korkuları olan çocuklar çekingen olurlar. Çevresindeki olaylardan her an bir tehlikenin geleceği endişesi içindedirler. Bu nedenle çevredeki olağan olaylara karşı ilgisiz ve isteksizdirler. Korku duygularından dolayı kendilerini güçsüz ve çaresiz hissederler. Daima kendilerini koruyacak bir yetişkine gereksinim duyarlar. Tek başlarına bir şey yapmak istemezler. Kimi çocuklarda korkular daha başka şekillerde kendini dışa vurur. Korktuklarında hırçınlaşırlar, sert davranırlar, kırıcı ve huysuz olurlar. Kimi zaman da içlerindeki korkuyu bastırabilmek için altını ıslatma, tırnak yeme, yalan söyleme gibi alışkanlıkları da edinebilirler.

Çocuğun Korkusunu Yenmenin Yolları:

Çocuk kendi kendine yetebilecek çağa gelinceye kadar bir koruyucunun verdiği güvenliği hissetmek ister. Sevildiğini,anlaşıldığını, korunduğunu bilen bir çocuk kendini güven içinde duyabilir. Çocuğu devler, öcüler, hortlaklar, iğnecilerle korkutmak yerine ona durumu açıklama yolunu seçmek en doğrusudur. Beğenmediğiniz bir davranışının sakıncalarını mantıklı bir biçimde ortaya koymak çocuğun bize olan inancını kuvvetlendirir. Çocuk herhangi bir nedenden dolayı korkuya kapılmışsa ve korkusunu bize anlatmak istiyorsa onun açılmasına fırsat vermelidir. Korku konusunda sert tepkilerden kaçınmak gerekir. “Erkek çocuk korkmaz”, “kocaman oldun”, “korkulmaz, ayıp” gibi sözler çocuğun bize gelmesini engeller; korkuyu da azaltmaz. Korkusundan dolayı çocuğu ayıplamak, utandırmak, korkusu ile alay etmek yerine çocuğu rahatlatacak çözüm yolları aranmalıdır.

Çocuğun korkularının nedenleri araştırılmalıdır. Öncelikle çocuğun durumunu olağan karşılamak, onun endişelerini anlamak, ciddiyetle dinlemek korku nedenlerinin daha kolay bulunmasına yardım eder. İster yorgun, ister mutsuz olalım, durumumuz ne olursa olsun karşımızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayalım. Şunu bilmek gerekir ki bizim sevgimiz, sıcaklığımız, ilgimiz olmadan çocuk tek başına hiçbir zorluğu yenemeyecektir.

Çocuğun kendine güvenini kazanabilmesi için kendi işlerini kendisinin yapmasına fırsat verin. Çocuğunuzun korkusunu yenmesi için ona zaman tanıyın. Özellikle “çivi çiviyi söker” yöntemi ile korkularım bastırmaya, bir korkuyu başka bir korku ile yenmeye çalışmayın. Köpekten korkan bir çocuğa büyük bir köpeği sevdirmek yerine, işe yavru bir köpekle başlayın.

Çocuğunuza sağlayacağınız, anlayışa dayanan, sıcak, huzurlu bir ortam onun gelecekteki yaşamında daha cesur, daha güvenli hatta daha başarılı bir kişi olmasını sağlayacaktır. Ancak bütün bunlar . sizin çocuğunuzu tanımanıza ve ona nasıl davranmanız gerektiğini bilmenize bağlıdır.

{ 2 Comments }

Çocuklarda Öfke ve Kontrolü

Öfke Nöbeti Geçiren Çocuğa Nasıl Davranmalı:

Büyüklerin bile zaman zaman sinirlendiği, öfkeye kapıldığı zamanlar olur. Bu yüzden büyüme aşamasındaki çocuğun karşılaştığı değişik olaylar karşısında bazen öfkeye kapılmasını doğal karşılamak gerekir. Daha bebekken en küçük kaprisinde bile isteğini yerine getirmeye çaba gösterirken, çocuğumuz büyüdükçe bu tutumumuzu değiştirmeye başlarız. Sürekli ilgiye alışık olan çocuk bu değişen tutum karşısında bocalamakta ve isteğinin yerine gelmesi için öfkeli davranışlara yönelmektedir. Bu yeni durumu kavrayabilmesi, alışabilmesi elbette ki zaman alacaktır.

Çocuğumuz kendi ihtiyaçları doğrultusunda hareket etme yeteneğine sahip olmadığından ne yapacağına, ne yiyeceğine, nasıl davranacağına biz büyükler karar veririz. Bu koşullandırma ilgi ve sevgi ile desteklendiğinde çocuğu yönlendirmek zor olmayacaktır. Fakat ilgi ve sevgiden yoksun bir istek, direnme ile karşılaşır.

Anne-baba olarak çocuğun davranışlarına çok fazla yasaklar koymamız, bu yasakları koyarken çocuğun o andaki ihtiyaçlarını gözönünde bulundurmamız öfkeli davranışlarıyla sık sık karşılaşmamıza neden olur. Çocuklardaki öfke belirtileri ağlama, kendini yere atma, başını duvara vurma, elindeki oyuncakları etrafa savurma şeklinde olabilir. Bu tür davranışlar bizim tutumumuza bir karşı koyma, kendini savunma ya da sıkıntısını dile getirme biçimidir.

Anne-baba olarak çocuğumuzu etrattan gelebilecek tehlikelere karşı sürekli savunma ihtiyacını hissederiz. Çünkü çocuk henüz etraftan gelebilecek tehlikeleri kavrayamamaktadır. Bu gibi durumlarda çocuğu tamamiyle engellemeden önce, ona niçin yapmaması gerektiğini, anlayabileceği bir şekilde izah etmek gerekir. Hiçbir açıklamada bulunmadan yalnızca azarlamak, yasaklar koymak çocuğumuzu öfkeli ve arsız bir çocuk yapmaktan ileriye gitmez. Anne ve babanın sürekli yasaklar koyması, öfkeli davranışları çocuğa da yansıyacaktır. İsteğini gerçekleştirmenin en iyi yolunun bağırıp çağırmak, öfke göstermek olduğunu sanan çocuk, bu tutumu zamanla benimsemeye başlayacaktır. Artık anne ve babaya isteklerini yaptırabilmek için elinde güçlü bir silahı vardır. O halde bir başka yol denemesine gerek yoktur.

Anne-baba olarak koyduğumuz yasaklarda kararlı olmamız çocuğumuzun öfkesini en aza indirgeyecektir. Ayrıca anne-babanın yasaklar konusunda aynı şekilde hareket etmesi de olumlu netice verecektir.

Çocuğumuzun da bizler gibi duygularının değişeceğini bilmemiz gerekir. Onlar da zaman zaman endişelenirler, öfkelenirler, üzülürler. Bu durumu bilerek hareket etmemiz onların kişiliklerinin gelişiminde olumlu etkiler yapacaktır. Çocuk yanlış yaptığı zaman bile anne-babasının kendisini her zaman bağışlayacağına, seveceğine inanmak ister. Bu duygunun verdiği güvenle büyüyen çocuğun kişiliği daha iyi gelişir. Güvenli bir çocuk geleceğe de güvenle bakacaktır. En sıkıntılı anımızda bile çocuğumuza sevgi ve anlayışla yaklaşabiliyorsak, onu dinleyebiliyorsak sorunu çözümlemek daha kolay olacaktır.

{ Add a Comment }

kacak iddaa canlı bahis siteleri bahis siteleri bahis siteleri online casino siteleri bahis siteleri canlı bahis siteleri