Etiket: felsefi

Felsefi Akımlar ve Filozoflarının Bilgi Anlayışları

Felsefi Ekoller ve Filozofları Kısaca:

1- SENSUALİZM (SEZGİCİLİK): Bilgilerimizin kaynağının duyular olduğunu ileri sürerler. En önemli temsilcileri, Epikürcüler, Hobbes ve Condillac’dır.

2- RASYONALİZM (AKILCILIK): Bilginin kaynağı olarak insan aklını – zihnini – kabul eden felsefi yaklaşımdır. En önemli temsilcileri, Sokrates, Platon, Aristoteles, Farabi, Descartes, Leibniz, Hegel’dir.

a) Sokrates: Sofistlerin felsefesinin etkili olduğu bir ortamda yetişen Sokrates, insan bilgisinin doğuştan geldiğini savunur. Doğuştan gelen bilgiyi, akıl yardımı ile edinebiliriz. Bundan dolayı filozoflar “bilgi doğurtan ebelerdir”. Platon, Menon adlı diyalogunda Sokrates’in matematik bilmeyen bir köle çocuğa konuşma esasına dayanan diyalektik sanatını kullanarak geometri problemini çözdürdüğünü anlatır.

b) Platon (Eflatun): Platonun düşüncesine göre iki evren vardır: Birincisi idealar (gerçekler) evreni, İkincisi de görünüşler (fenomenler) evrenidir. Asıl bilgi, idealar evreninin bilgisidir. Bizler bu evrenin bilgisine ancak akıl yardımıyla ulaşabiliriz. Platon’a göre bilmek, ideaları hatırlamaktır.

c) Aristoteles: Felsefi görüşlerini idealar bilgisine değil, mantığa dayandırmıştır. Ona göre, bireysel olanın bilgisi, genel – tümel olandan çıkabilir. Bu, tümdengelim esasına dayanan bir çıkarsamadır. Hocası Platon’un idealar öğretisini reddetmiş, varlık ve bilgi sorununda realist bir tavır sergilemiştir. Ona göre, gerçeğin bilgisi nesnelerin içinde saklıdır.

d) Farabi: Platon’dan etkilenmiş, fakat Aristoteles geleneğine bağlı kalmıştır. Üç tür bilgi olduğunu öne sürer:

– İlk bilgiler: Doğruluğu herkesçe kabul edilir, diğer bilgileri elde etmek için kullanılır.
– Duyulara ve mantıksal çıkarımlara dayalı bilgiler: Doğruluğundan kesin olarak emin olunamaz.
– Tasdiki bilgiler: Doğrulukları deneyle kanıtlanmış, akla dayalı temel bilgilerdir.

e) Descartes: Yeni Çağ’da Rasyonalizmin kurucusudur. Descartes aynı zamanda ünlü bir matematikçidir. Matematik metoduyla açık, seçik ve mutlak bilgilere ulaşabileceğini savunmuştur. Ona göre, bu hakikate ulaşmak için akıl bir araçtır. Şüphe, düşünmenin, düşünmede var olmanın delilidir. Ve şöyle der; “Düşünüyorum öyleyse varım!”

f) Hegel: Ona göre, insan düşüncesini ve bilinçsiz doğayı idare eden kanun akıl’dır. Düşünmek ise, araştırdığımız ve bilgisini elde etmek istediğimiz nesnenin özünü bilme faaliyetidir. Her nesnenin görüntüsünün ardında bir de “ide” (geist) gizlidir. Düşünmek ve akla tam olarak güvenmek, işte bu nesnenin ardındaki özü – ide’yi (geist) kavramaktır.

g) Leibniz: Ona göre, evrendeki bütün varlıkların temeli, özü, monad (ruhsal atomlar) lardır. Bilgi ise iki esasa dayanır:

– Duyularla elde edilen bilgi
– Akılla elde edilen bilgi

3- EMPİRİZM (DENEYCİLİK): Varlığın bilgisine deneyle varılabileceğini ileri süren felsefi sisteme Empirizm de-nir. Bu akımın en önde gelen düşünürleri:

a) John Locke: Akılda çioğuştan hiçbir şey bulunmadı-ğını ileri sürer: Zihin boş bir levha (tabula rasa)dır. Bütün bilgilerimizin ve fikirlerimizin kaynağı deneydir ya da gözlemdir. Bu gözlem iki şekilde olur.

– Dışa ait gözlemler (Dış deney – duyumlama) : Duyu organlarımız aracılığı ile sağlanır.
– İç deney (Düşünme) : Duyumlarımız yoluyla elde edilen izlenimlerin önermeler biçiminde bilgiye dönüşmesidir.

b) David Hume: Bilgilerimizi algı çeşitlerine dayandıran Hume, onun iki şeklini ayırt eder:

– Fikirler ya da düşünceler : Silik ve zayıf olan algılardır.
– İzlenimler: Duyularla oluşan, şiddetli algılardır.

Ona göre, insan zihni, duyu verilerinden örülmüş bir alışkanlıklar ağıdır. Bu yaklaşımıyla nedensellik ilkesini eleştirmiştir.

c) Condillac: Empirizmi duyumculuğa çekmiştir. Bilgilerimizin kaynağını, duyu organlarımızın faaliyetine (dış duyuma) bağlamıştır.

d) Herbert Spencer: Bilginin kaynağı sorununda deneyin yanında kalıtımın-doğuştan gelen unsurların rolü olduğunu söylemiştir.

4- KRİTİSİZM (ELEŞTİRİCİLİK): Septisisizmle, dogmatizmin sentezini yapmaya, yani bu iki felsefi akımı uzlaştırmaya çalışan görüştür. Temsilcisi Immanuel Kanttır. Ona göre, insan bilgisi deney ile başlar fakat deneyden doğmaz. Deney bilgilerimizin sadece hammaddesini oluşturur. İnsan bu hammaddeleri zihindeki akıl kalıplarına uygulamak suretiyle, esas bilgiyi elde eder. Kant, zihinde var olduğunu kabul ettiği akıl kalıplarına kategori adını vermektedir. Ona göre, a priori (deneyden önce-önsel) olan kategoriler, deneyden gelmeyen bilgi elemanlarıdır. Bilgilerimiz kesindir, zorunludur ve genel-geçerdir.

5- ENTÜİSYONİZM (SEZGİCİLİK): Temsilcisi Henri Bergson’dur. Ona göre, zekâ hayatı kavrayamaz. Zekânın kavrayamayacağı bu hayat hamlesini, ancak sezgi kavrayabilir. Sezgi, hayatın bilgisini kavrar ve bilir. Doğu dünyasında bu akımın temsilcisi Bergson’dan çok daha önce yaşamış olan Gazali’dir.

6- POZİTİVİZM (OLGUCULUK): Auguste Comte’un kurduğu bir felsefi akımdır. Bu felsefi sistem, felsefenin ve bilimin temeline ölçülebilen, görülen, anlaşılabilen olgusal verileri koyar. Metafizik konularla uğraşmayı gereksiz görür. Bunun yerine “pozitif bilimlerle uğraşmayı üs-tün tutmalıyız” anlayışını koyar. Comte’a göre yaşanan çağ, pozitif çağdır, bilim çağıdır. İnsanlık bu çağa üç aşamada evrimleşerek gelmiştir. Kendisi buna “Öç Hal Yasası” diyor:

– Teolojik Aşama : Doğadaki olaylar doğal güçlerle açıklanır. Bu aşamada dinsel düşünce egemendir. Fetişizm, Politeizm, Monoteizm adımlarını içinde barındırır.
– Metafizik Aşama : Nesnelerdeki gizli kuvvetlere inanılır. Soyut düşünceler egemendir.
– Pozitif Aşama : Pozitif bilimler egemendir. Olayların bilgisine doğa yasalarıyla ulaşılır.

7- PRAGMATİZM (UYGULAYICILIK-FAYDACILIK-YARARCILIK): Kurucusu Amerikalı Psikolog W. James, diğer önemli temsilcisi ise J. Devvey’dir. Pragmatizm bir yaşam felsefesidir. Pragma, iş-eylem anlamına gelmektedir. Onlara göre, insan yaşamında işe yarayan, faydalı şeyler, iyi ve doğrudur.

8- ANALİTİK FELSEFE (ÇÖZÜMLEYİCİ FELSEFE- MANTIKÇI EMPRİZM YA DA NEOPOZİTİVİZM): Kurucusu L. Witt- genstein’dır. Ona göre, gerçeğin bilgisine dilsel çözümlemelerle ulaşılabilir. Felsefenin görevi, dilin mantıksal çözümleriyle uğraşmaktır. Dilin belirlediği sınırın ötesinde kalanlar saçmadır.

9- FENOMENOLOJİ (ÖZ BİLİMİ – GÖRÜNGÜBİLİM): Edmund Hussel’e göre, nesnelerin bilgisine ancak öznelerden varılır. Fenomenler (olaylar) bütün yönleriyle anlatılıp, açıklanabilirşe nesnelerin özüne ulaşılabilir. Örneğin, bilinmeyen fenomenlerin başında insan gelmektedir. Husserl’in ifadesiyle, tüm insanları ortadan kaldırmış olsak, ortada görünenden (fenomenden) başka hiçbir bilgi kalmayacaktır.

10- İDEALİZM (DÜŞÜNCECİLİK): Düşüncenin, bilgimizin konusunu oluşturduğunu kabul eden felsefi akımdır. Dış alem, madde, zihnin (düşüncenin) bir mahsulüdür. İdealizm (metafizik) dış alemi inkar etmekte; dolayısıyla bu akım, dış alemi hakiki varlık olarak kabul eden realizmin zıddıdır. İdealizmin metodu saf ve a priori düşüncedir. Temsilcileri: Elea’cılar, Platon, Descartes vd.

11- REALİZM (GERÇEKÇİLİK): İdealizmin zıddı olan realizm, bilinç dışında nesnel bir dünyanın var olduğunu savunan felsefi düşüncenin adıdır.

12- RÖLATİVİZM (GÖRECİLİK – İZAFİLİK): Bilgilerimizin bize, ölçülerimize ve duyularımıza göre, göreceli- izafi- olduğunu, bizim mutlak ve gerçek bilgiye ulaşamayacağımızı, ancak fenomenleri ve onlar arasındaki ilişkileri bilebileceğimizi ileri süren felsefi akımdır. Doğmatizme ve rasyonalizme karşıdır. Kristisizmi, septisizmi, pozitivizmi ve fenomenolojiyi içerir. En önemli temsilcisi Sofist Gorgias’tır.

{ 1 Comment }

Ortaçağ İslam Felsefesi Hakkında Bilgi

Orta Çağ’da İslam dünyası farklı bir felsefe – medeniyet- anlayışı geliştirmekte, Batı’nın unuttuğu değerleri yeniden canlandırmaktadır. İslâm felsefesinin ortaya çıkışında birçok kültür topluluğunun etkisi bulunmaktadır. Bunların başında Arap, Türk, Süryani, Pers, Berberi kültürü gelmektedir. İslam felsefesi, farklı kültürel yapılardan etkilense de kendine özgü kavramları, problemleri ve bir sistematiği vardır. Bu açıdan İslâm felsefesi çok zengin bir içeriği sahiptir.

Kur’an ve Sünnette kâinat, insan, yaratılış, ahlak genel anlamda varlıkla ilgili birçok temel probleme yanıtlar verilmiştir. Kuran’ın ve Sünnet’in yanıt oluşturmadığı durumlarda yorum (İçtihad) kapısı açık bırakılmıştır. Bu durum kelâm, fıkıh ve tasavvufun doğuşunu hazırlamıştır.

İslâmın, Yahudilik ve Hristiyanlık gibi farklı dinlerle karşı karşıya gelişi, Allah’ın kâinat ve insan üzerindeki etkisi ve sorumluğuyla ilgili problemlere daha sistemli yaklaşan felsefi düşüncelerin ortaya çıkışını hızlandırmıştır.

Kelâm ilminin doğuşuna ve gelişmesine Mutezile kelamcıları, öncülük yapmışlardır. Kelâm, fıkıh ve tasavvuf çok büyük ölçüde Kur’an ve Sünnete dayalıdır.

M.S. 8. ve 12. yüzyıllar arasında İslam dünyasında çok sayıda mütercim yetişmiş ve Antik Yunan dünyasına ait eserlerden önemli tercümeler yapılmış ve farklı felsefi görüşlerin gelişmesine ortam hazırlanmıştır. Bu dönemde yapılandırılmış olan Beytu’l-Hikme (Hikmet evi) adlı tercüme kurumu, antik dünyaya ait olan birçok düşünürün eserlerinin tercüme edildiği bir merkez haline gelmiştir. Bu çeviri hareketinin önderliğini başlangıçta Hristiyan Süryaniler üstlenmişse de 9.yüzyılın ortalarından itibaren, önce Kindi ve daha sonra Farabi ile birlikte, Müslüman filozofların yetişmesi gecikmemiştir.

Böylece İslam dünyası, kendinden önceki kültür ve düşünce mirasına kendi öz değerlerini katarak yeni bir felsefi düzlem oluşturmuştur. Aslında bu düzlem, karşımıza iki felsefi kol olarak çıkmaktadır: Birincisi Kur’an ve sünnete dayanarak felsefe yapanlar, İkincisi Antik Yunan felsefesine dayanarak felsefe yapanlar.

İslam felsefesi, Antik çağ felsefesine dayanan felsefi akımları ve İslam düşünürlerini kapsadığı gibi kelâm, fıkıh ve tasavvuf geleneğini de kapsar. Arapça yazan ilk İslam filozofu El-Kindi’dir.

İslam felsefesinin en önemli akımları ve filozofları: Meşşailik (El-Kindi, Farabi, Sina, Rüşd vd.), Işrakiyye (Suh- reverdi vd.), Tasavvuf (Gazali, İbn. Arabi, A. Yesevi, Mevlana, Y. Emre, H. Bektaş), İbn Haldun, Ş. Bedrettin’dir.

{ 1 Comment }

Felsefi Düşüncenin Özellikleri – Maddeler Halinde

Felsefi Düşüncenin Nitelikleri:

1- Süreklilik Gösteren Düşüncedir: Evrende olup biten şeyler, düşünebilen ve merak duygusuna sahip olan insanlar için inceleme konusu olmuştur. Bu merak duygusu filozofların bulduğu cevaplarla hiçbir zaman tam olarak giderilememiştir. Dolayısıyla felsefe; Thales’le başlamış ama Thales’le bitmemiştir. İlkçağ filozofunu uğraştıran bir sorun günümüz filozofunu da uğraştırabilir. Çünkü filozof hiçbir konuda son sözü söylemez. Sorulara verilen cevapların her dönemde ve her filozofta değişmesi ise yeni bir felsefi sistemi meydana getirir. Eğer, cevaplar da değişmeseydi felsefe olmazdı.

2- Öznel Bir Düşüncedir: Felsefede filozofun kişiliği önemli rol oynar. Filozoflar farklı zaman ve kültürlerde, farklı felsefi sistemler üretmişlerdir. Aynı görüşü çok sayıda kişi benimsemiş olsa bile, her felsefi görüş belli bir filozofa aittir. Varlık konusunda öğretmen öğrenci ilişkisine sahip Platon ile Aristoteles’in görüşleri birbirinden farklıdır. Biri gerçekliği duyusal alanın dışında görürken, diğeri duyusal alanın içinde tek tek varlıklarda görmektedir.

3- Kesinlik Taşımayan Düşüncedir: Felsefe, akıl ve mantık ilkelerine dayanan bir bilgidir. Bundan dolayı felsefede birbirinden farklı birçok düşünce sistemi söz konusudur. Dolayısıyla felsefede kesinliğe ulaşmak söz konusu değildir. Bir felsefe tarihçisi “Hegel” tarihi keşfeder, Schopenhauer ise ondan vazgeçer. Onların bu uyuşmazlığı hâlâ çözüm bekliyor.” sözleriyle felsefede kesin bir doğruya ulaşılamayacağını vurgulamıştır. Felsefi bilginin doğruluğu, bilimlerde olduğu gibi kesin değildir. Çünkü felsefi bilgi herkesi bağlayan, genel – geçer bir bilgi değildir. Dolayısıyla aynı konuda aynı noktadan hareket eden ve aynı verileri kullanan iki filozof bile farklı sonuçlara ulaşabilir.

4- Evrensel Bir Düşüncedir: Felsefi bilgi, varlığın herhangi bir alanına ait olmaktan çok onun bütününe ilişkin genel bir bilgidir. Örneğin; biyoloji canlı varlığı, psikoloji ruhsal varlığı, sosyoloji ise sadece sosyal varlığı ele alan bir disiplindir. Felsefe ise varlığı bir bütün olarak ele alan ve inceleyen bir bilgidir. Felsefe belli bir insanı ve onun değerlerini ve bilgisini incelemez. O genel olarak insanı, değerleri, bilgiyi ve varlığı inceler, onları anlamaya ve açıklamaya çalışır.

5- Akla Dayanan Bir Düşüncedir: Felsefe bilgisi varlık, bilgi ve değerler hakkında düzenli ve mantık ilkelerini temel alan bir bilgidir. Açıklamaları kendi içinde tutarlı ve akla dayalı olduğundan çelişki içermez. Felsefi sistemler kuran filozoflar bir başka filozofla aynı düşünmek zorunda değildir. Ancak her filozof kendi içinde çelişkiye düşmekten kaçınması gerekmektedir. Felsefede esas olan sistemin tutarlılığıdır. Doğruluk kişiye özgüdür. Bilime benzer bir doğruluk anlayışı aranmaz.

6- İlerleme Göstermez: Bilimde, Galileo gelince Aristoteles’in harekete ilişkin açıklama ve formülünün yanlış olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak felsefede Hegel gelince, Platon’un veya Marks ortaya çıkınca Hegel’in görüşlerinin yanlış olduğu ispat edilememiştir. Dolayısıyla felsefede bilimde olduğu gibi bir birikimden, ilerlemeden söz edilemez. Filozoflar bize dünya, doğa, iyi, güzel hakkında farklı görüşler, farklı perspektifler ve sistemler sunarlar. Böylece bu farklı alternatifler bizim daha doğru veya başarılı olduğunu düşündüğümüzü seçmemizde önümüzde bulunurlar.

7- Eleştirici ve Sorgulayıcı Düşüncedir : Felsefi bilgi, kendisine konu aldığı her alanda ve önüne çıkan her türlü bilgiyi, görüşü, inancı eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmesi sonucu ortaya çıkar. Her şeyi olduğu gibi kabul eden ve merak etmeyen bir tavır sonucu felsefe bilgisine ulaşılamaz. Bazı insanlar dünya görüşlerini dinsel veya geleneksel yolla edinirler. Oysa felsefi bir dünya görüşünü amaçlayan kimse, kendi aklına dayanma cesaretini göstermelidir. O, alışılagelen bütün kanıları kuşkuyla karşılamak ve kendince açık-seçik temellendirilemeyen hiçbir düşünceyi kabullenmemek zorundadır.

8- Sorular Cevaplardan Daha Önemlidir: Felsefe sorularıyla vardır. Bu sorulara kesin bir cevap vermek olanaksız olsa da bir cevap verilir. Bu cevaplar filozoflara göre değişir. Cevapları değişen sorular yeniden kurgulanınca konuya bir derinlik ve genişlik kazandırır. Bu özelliği ile felsefi etkinlik devamlılık kazanır.

9- Refleksif Bir Düşüncedir: Felsefe, önceden kazanılmış bilgiler üzerine bir bilgidir. Akıl adeta elde etmiş olduğu bilgiler üzerine yeniden dönerek, onları bir tenkit ve değerlendirme süzgecinden geçirir. Örneğin; Kant’ın, bütün felsefesi dünyayı, doğayı değil; dünyayı ve doğayı bilmeye çalışan insan zihnini konu alır. O, insan aklının ne olduğunu, nasıl çalıştığını ve bilgiyi nasıl elde ettiğini araştırır.

10- Çözümleyici ve Kurucu Bir Düşüncedir: Filozof ele aldığı bir konuyu anlamak ve kavramak için her türlü bilgi, deney, algı ve sezgi sonuçlarından oluşan düşünceyi çözümleyerek açıklığa kavuşturur. Filozof işi burada bırakmaz analiz edilmiş bilgiden hareketle yeniden dünyayı inşa eder ve onu bütünlüğe kavuşturur. Bir bütünlüğe kavuşturma durumu sentezdir.

11- Temellendirilmiş Bir Düşüncedir: Temellendirme ortaya atılan bir görüş ya da ileri sürülen bir sav için bir dayanak göstermektir. Dayanak açıklayıcı akıl ve mantık ilkelerine uygun ve yeterli bir düzeyde olmalıdır. Her filozof öncelikle sistemini temellendirmeye çalışır. Belli bir dayanağı olmayan düşünceye itibar edilmez.

12- Toplumsal Yaşamdan Etkilenir: Filozof, toplumun içinde hayatını sürdürürken aynı zamanda toplumun kültür varlığının özelliklerinden de izler taşır. Böylece belli bir ulusun bireyi olan düşünür, ait olduğu toplumun ortak düşünce özelliklerini de kendi düşüncelerine yansıtmış olur. Örneğin, Fransız düşünürlerin genellikle rasyonalist (akılcı), İngiliz düşünürlerin ise deneyci olması, toplumların ortak düşünce özelliği ile açıklanabilir.

13- Soruları Farklıdır: Felsefenin örgüsünün temelini oluşturan asıl unsurlar, felsefeyi başlatan sorulardır. Sorular bir arayışın, merakın ve hayretin ürünüdürler. Felsefenin soruları sıradan sorulan sorular değildir. Bunlar bireyi düşündürmeye, bir konuya dikkatini çekmeye ve o konuyu açıklamaya yönelik sorulardır. Dolayısıyla felsefi soruların cevapları eylemlerden değil, dil ve düşünceden geçer. Örneğin, Demir paslanır mı? Su kaç derece sıcaklıkta kaynar? gibi sorular felsefi sorular olarak değerlendirilemez. Felsefe soruları bazı özelliklere sahiptir. Bunları kısaca açıklayalım:

a- Filozof Tarafından Sorulur: Filozof ile diğer insanların soru sorma biçimi arasında farklılık vardır. Diğer insanların soruları başkalarına yöneliktir. Fakat filozofun soruları genellikle kendisine yöneliktir. Bir filozof başkasına soru sormuş olsa da, bu soru filozofun kendi kendine sorduğu bir sorunun dışa yansımasıdır. Bir felsefe sorusunu kendisine sormayan, aslında felsefe yapıyor sayılmaz. Çünkü felsefede herkes geldiği noktaya kendi sorularıyla gelmiştir.

b- Cevabı Düşünmeye Dayanır: Evrensel ahlak yasası var mıdır? Mutluluk nedir? Sorularına gözlem ve deney yaparak ya da eyleme geçerek cevap verilemez. Bu sorulara ancak zihin gücüne ve dilin özelliklerine göre cevap verilebilir.

c- Kesin Bir Cevabı Yoktur: Felsefenin soruları diğer araştırma alanlarının sorularından farklıdır. Örneğin, Ankara’ya 25 Şubatta kar yağdı mı? sorusuna metoroloji kuruluşuna sorarak ya da o gün Ankara’da bulunan bir kişiye sorarak kesin bir cevap verilebilir. Ancak İyi nedir? Güzel nedir? Özgürlük nedir? Sorularına mutlak, kişiye göre değişmeyen, cevap verilemez. İşte bu sorular felsefi sorulardır. Zaten bu sorulara felsefenin kesin bir cevap bulma kaygısı da yoktur.

d- Özü Kavramaya Yöneliktir: Herhangi bir insan veya bir bilim adamı, bilinen, kavranılan ve ispat edilen şeylerle yetindiği halde, filozof bununla yetinmez. Onlar hakkında soru sorarak, daha derinliğine düşünerek, ilk nedenlerine iner. Filozof varılan sonuçlarla ve sahip olunan bilgilerle yetinmez. Onlara yeni birtakım problemler ekleyerek daima yeni baştan ve yeni tarzda bir yaklaşım sergileyerek öze ulaşmaya çalışır.

e- Zamanla Değişebilir: Felsefenin sorularını önceden belirlemek bazen güçtür. Felsefe bir araştırmadır. Araştırma sonuçlarını da sık sık yenileyen bir çalışma biçimidir. Her çalışma gibi felsefe de yeni sorulara açıktır. Doğa filozofları, “Varlığın özü nedir?” sorusuna cevap ararken Sofistler, “Bilgi nedir?” sorusunun cevabını bulmayı amaçlamışlardır. Sokrates, . “Erdem nedir?” sorusunu yanıtlamaya çalışırken Descartes, “Bilginin değeri nedir?” sorusuna yanıt aramıştır. Nerede sorular hep aynı kalmışsa, orada felsefe, araştırma olmaktan çıkmış demektir.

f- Bilimsel Sorulardan Farklıdır: Felsefenin sorulan daha çok bilimlerin çözemediği konularla ilgilidir. Bilimlerin soruları daha çok duyusal alanın sınırları içerisinde bulunur. Oysa felsefenin soruları duyusal alanın dışında da olabilir. Örneğin, “ölümden sonra hayat var mıdır?”, “Bilgimiz varlığın doğru bilgisi midir?”, “iyi – kötü nedir?” vb

g- Akla Uygundur: Felsefenin soruları akıl ve mantık ilkelerine uygun olarak tasarlanırlar. Bu soruların belirlenmesinde düşünme ilkeleri ileri derecede kullanılır.

h- Cevaplardan Daha Önemlidir: Felsefe soruları, bu sorulara verilen cevaplardan daha önemlidir. Çünkü sorular merak ve hayretin, dolayısıyla da arayışın belirtisidir. Bu da felsefenin özünü oluşturan temel dinamiktir.

{ 1 Comment }

Felsefi Düşüncenin Nitelikleri – Kısaca

– Akla dayanır. Felsefi önermeler doğrulanamaz ya da yanlışlanamaz. Önemli olan ortaya konan düşüncenin çelişkisiz ve kendi içinde tutarlı olmasıdır.
– Eleştirici ve sorgulayıcıdır.
– Refleksif bir düşüncedir.
– Sorular yanıtlardan daha önemlidir.
– Evrensel bir düşüncedir. (İnsan ve insan yaşantısıyla ilgili her şey felsefenin konusu olabilir.)
– Özneldir. Her felsefi görüş belli bir filozofa aittir.
– Çözümleyici ve kurucudur.

Filozof, dünyayı anlamak ve kavramak için her türlü bilgiyi çözümleyerek açıklığa kavuşturur, bunlardan hareketle dünyayı yeniden inşa eder.

– Temellendirmeye bağlı bir düşüncedir. Temellendirme, önermelerin doğruluğunu gösteren kanıt ve belge gösterme işlemidir.

{ Add a Comment }

Felsefede Tutarlılığın Önemi

Filozoflar çeşitli konularda görüş ortaya koymuşlardır. Bu görüşlerden bazıları günümüze ulaşırken bazıları önemini kaybetmiştir. Bir sistemi günümüze taşıyan sahip olduğu iç tutarlılıktır, birbiriyle çelişen yargılara yer vermemesidir. Örneğin Platon’un idealar öğretisi, Kant’ın bilgi öğretisi vb doğrulukları ya da yanlışlıkları söz konusu edilmeden tutarlılığına dikkat edilir.

Bir filozofun meydana getirdiği felsefi sistemin diğer filozofların felsefi sistemlerine göre daha doğru veya daha yanlış olduğu söylenemez. Çünkü felsefi sistemlerin ortaya koyduğu neticeler bilimde olduğu gibi deneyle desteklenemez ve olgusal olarak test edilmesi ise imkânsızdır. Bir sistem diğer sistemle çelişebilir, ancak hiçbir sistem kendi içinde çelişik bir durumu barındırmamalıdır, aksi halde onun varlığını sürdürmesi mümkün değildir.

Tutarlılık ile doğruluğu birbiriyle karıştırmamak lazımdır. Çünkü tutarlılık, düşüncelerin ortak ilkeleriyle birbirine bağlanması, bütünü oluşturan parçaların unsurları arasında bağlantı ve uyumun olmasına denilmektedir. Doğruluk ise bir düşüncenin veya önermenin gerçeklikle bağdaşmasıdır. Şöyle ki “demir nemli ortamda paslanır” önermesinin doğru olabilmesi için nemli ortamda tutulan demirin paslandığını gözlemiş olmam gerekir. Çünkü ileri sürdüğüm önerme ile gerçek durum örtüşmektedir.

{ Add a Comment }


escort mersin
| mersin escort |
mersin escort bayan
| mersin bayan escort |
mersin escort
|
erotik film izle
| mersin escort

escort mersin
| mersin escort |
mersin escort bayan
| mersin bayan escort |
mersin escort
|
erotik film izle
| mersin escort