Etiket: göre

Doğru Bilginin Mümkün Olduğunu Savunan Görüşler

Doğru Bilginin İmkanını Savunanlar:

Doğru bilginin olabileceğini kabul eden ve farklı kaynakları kabul eden akımlardan ve görüşlerden oluşur. Buna göre;

A) RASYONALİZM:

Rasyonalizme göre doğru bilgi doğuştan ve akıl yoluyla elde edilir. Bundan dolayı bilgi dogmatik olarak kabul edilir. Rasyonalizmin temsilcileri şunlardır:

Sokrates: İlk çağ filozoflarındandır, ona göre bilgiler doğuştan gelir ve bu dünyada hatırlanır. Öğretmen bilgiyi doğrultarak ortaya çıkarır. Sofistlerle mücadele etmiştir.

Platon: Sokrates’in öğrencisidir. Doğru bilgiyi elde ederken bilgi dünyasını ikiye ayırır. Bunlar duyular (doxa = gerçeklik) diğeri ise idea (doğmadan önceki) evrendir. Biz doğmadan önce bilgileri öğrenir doğduktan sonra hatırlarız.

Aristo: Platon’un öğrencisidir. İslam dünyasında muallimi ewel=birinci öğretmen ünvanıyla anılır. Aristo Rasyonalist olmasına karşın doğuştan bilgiye karşı çıkar. Akıl bilginin kaynağıdır. Aristo’ya göre akıl ikiye ayrılır.

1) Edilgen akıl: Duyularımıza dayanarak bilgi içeriği üretir.
2) Etkin akıl: Duyulara dayalı bilgileri üretir.

Farabi: Aristo’nun görüşlerini benimseyen Türk asıllı bir filozoftur. Muallimi Sani (ikinci öğretmen) ünvanı almıştır. Aristo’nun görüşlerini biraz değiştirmiştir. Ona göre bilginin üç kaynağı vardır.

1) Duyular
2) Akıl
3) Düşünce

Descartes: İnsanı doğru bilgiye götüren akıldır. Ancak aydınlanma filozofudur. Bundan dolayı bilgi elde ederken insan kendinden şüphe duymaz. “Düşünüyorum o halde varım.” sözünü söylemiştir. Bilgiyi elde ederken şüpheyi, metodik şüpheyi benimsemiştir. Tümevarım ve tümden gelim metodunu kullanmıştır.

Hegel: O na göre doğada olan biten her şeyin varlığı, başka bir şey yüzündendir. Rastlantısal hiç bir şey meydana gelmez. Bilginin deneye gerek duymadan akıl yoluyla elde edilebileceğini savunur. Aklın yasalarıyla Evren’in yasaları birdir. Hegel dialektik felsefesinin önemli temsilcilerindendir. Evrende sürekli bir değişim içindedir. Bu değişim tez, antitez, sentez’dir.

B) EMPİRİZM:

Rasyonalizme tepki olarak ortaya çıkmış bir akımdır. Doğuştan ve akıl yoluyla bilgi edilmez. Doğru bilgi duyum ve tecrübenin ürünüdür. Empirizim, rasyonalizmin savunduğu doğuştan aklımızda hazır bulunduğunu söylediği bilgilerin birçoğunun deneyle kazanıldığını savunur.

Locke: İngiliz deneyimli filozoftur. İnsanın doğuştan hiç bir bilgisi olamaz “insan zihni doğuştan boş bir levha gibidir.” İnsan zihni “Tabula Rasu” boş bir levhadır. Bu levha duyum ve deneylerle dolar. J. Locke göre deney ikiye ayrılır.

1) Dış deney: Dış dünyayı duyularla tanımamızı sağlar.
2) İç deney: İnsanın kendi zihninde ruhunda olup bitenlerin bilincine varmasını sağlar.

Hûme: J. Locke’un katı emperist görüşlere karşı biraz daha ılımlı yaklaşır.

Ona göre bilgiler;

  1. İzlenimler: Canlı duyumlanmızdır. İşitmek, görmek
  2. Fikirler: İzlenimlerin canlılığını yitirmiş kopyalandır.

C) KRİTİSİZM: (ELEŞTİRİCİLİK):

Alman filozof Kant’ın eleştirel düşünce veya relativizm olarak nitelendirdiği bir görüştür. Kant, bilgide hem m deneyden, hem de akıldan gelen unsurlar olduğuna inanır. Ona göre deneyden gelen, bilginin malzemesidir. Akıl ise bu bilgileri işler. Örneğin Öyle bilgi vardır ki denenmesi mümkün değildir, (örnek: ölüm) öyle bilgilerde vardır ki mutlaka denenmeden bilinemez. (örnek: yemeğin tadı) Doğru bilgi deneyde elde edilen verilerin, akıl yolu ile pekiştirilmesi ile kazanılır. Rasyonalizm ile empirizmi birleştirmeye çalışarak uzlaşmacılığıyla farklı bir anlayış yakalamıştır.

D) POZİTİVİZM: (OLGUCULUK):

Pozitif bilim; olayı, olayların dışındaki bir sebeple değil, olayla açıklayan bilimdir. Ona göre doğru bilgi mümkündür ve doğru bilgi ancak bilimsel bilgidir. Bilimsel bilgi tek doğru bilgidir. Metafiziğe dayalı bilgiler felsefeden atılmalıdır. Temsilcisi A. Comte’dir. Comte’nin amacı, toplumu düzenlemektir. Düzenleme vasıtası ise bilgidir. O’na göre toplumu düzenlemek için, toplum hakkında bilimsel bilgi edinmelidir.

Pozitivist bilgi üç aşamadan geçer.(Üç hal yasası)

  1. Teolojik aşama; insanlar, teolojik halde iken evreni, keyiflerine göre davranan tabiatüstü varlıklarla açıklamaya çalışmışlardır.
  2. Metafizik aşama; meydana gelen olayların arkasında bir gerçeklik olduğunu ileri sürerek metafizik olarak açıklamışlardır.
  3. Pozitivist aşama; insan zekâsı bilgiyi başka nedenlerde aramaktan vazgeçerek bilimsel gerçekliklere yönelir.

E) ANALİTİK FELSEFE (ÇÖZÜMLEYİCİ FELSEFE):

Dilin sınırları ile gerçekliğin ve düşüncenin sınırlarını aynı gören gerçeğin ancak dille ifade edilen kadar olduğunu savunan görüştür. Temsilcisi Withgenstein’dir.

F) ENTUİSYONİZM (SEZGİCİLİK):

Genel anlamda sezgi, akıl yürütmeye dayalı bir düşünmenin tersi olarak, bir bütün ya da varlığın doğrudan ve birden kavranmasıdır. Daha açık bir dil ile ifade ile varılan ve doğrudan kavranması olan sezgiyi bilgi edinme yolu olarak kabul eder. Sezgiciliğe göre zekânın karşıtı sezgidir. Zekâ maddeyi bilebilir fakat hayatı bilemez. O halde doğru bilgi sezginin bilgisidir. Gerçek bilgiye ulaşabileceğini savunduğu için dogmatiktir.

Bergson (1859-1941 )’a göre zeka bir uyum aracıdır. Zekâ her şeyi mekanik bir tarzda incelediği halde içgüdü, bizzat hayatın özüne nüfus eder. İçgüdü bir sempatidir, sezgidir. Hayati gelişmeyi içinden yakalayan da budur, yani sezgidir.

G) FENOMENOLOJİ (Görüngü Bilim):

Fenomenoloji özün bilinebileceğini ileri sürer. Bu öz duyumlardan arınmış bir temel kavramdır. E. Husserl (1859-1938), ona göre fenomenolojinin konusu özü yakalamaktır. Onun, özden kastı, olayların gerisinde saklı olan ideal anlamdır. Öze ulaşmak için de bilincin arındırılması ve orada ne varsa ortaya çıkarılması gerekir. Bu da ancak duyumsal olmayan sezgi ile mümkündür. O halde fenomenolojide varlık, en son noktada, insanın bilme yeteneğinin kaynağında olan şuurun belirlediği varlıktır.

Fenomenoloji, rasyonalizm ile empirizmi, idealizm ile materyalizmi uzlaştırmaya çalışır. Felsefeyi bilimler bilimî” diyerek savunmuştur.

H) PRAGMATİZM (FAYDACILIK):

Pragmatizm, Amerikan kökenli bir felsefedir. Pragmatizmin çıkışı Kant ve Pozitivizimdir. Metafiziği reddeder. Pragmatizme göre doğru bilginin kaynağı, hakikatin bize sağladığı fayda ile ölçülür. Yaşam koşullan değiştiği gibi hakikat de değişir. Bir bilginin doğruluğu pratikte uygulanabilir olması ve işe yaramasıdır. Eğer bilgi işe yarar değilse her hangi bir anlam taşımaz Temsilcisi J. Dewey ve W. James‘ tır.

{ Add a Comment }

Edmund Husserl Felsefesi – Sözleri

Edmund Husserl Bilgi Anlayışı:

Edmund Husserl (1859-1938)‘in görüşüne göre felsefe bilgi elde etmede özneden yani insandan yola çıkmalıdır. İnsanı temele almalıdır, insanın ise temel özelliği bilinç sahibi olmasıdır. İnsan bu bilinç sayesinde dışa dönük ve nesnesine yönelik bir varlık olarak karşımıza çıkar.

İnsanın bilinci ile bu bilincin yöneldiği nesne arsında iki tür ilişki olabilir. Bunlardan birincisi bilincin nesneyi sezgisel olarak saf anlamları ve mantıksal özleri ile kavramasıdır. İkincisi ise, bilincin boş bir yönelimle, yalnızca nesneyi gözlemleyebilmesidir. Burada nesnelerin sadece duyusal olarak algılanması vardır.

Husserl‘e göre sezgide, yani birinci ilişkide, özler doğrudan ve aracısız olarak elde edilir, işte doğru bilgi bu özlerin bilgisidir. Öz, bir nesneyi, başka bir şey değil de, kendisi yapan şeydir. Fakat bu özün kavranması sanıldığı kadar kolay olamaz. Husserl’e göre nesnenin özünün kavranması için nesnenin özüne ait olmayan tüm unsurların parantez içine alınarak ayıklanması gerekir. Burada önemli olan varlıkla ilgili olmayan özelliklerin değil de önemli olarak görülen özelliklerin açığa çıkarılmasıdır.

Bu önemli özellikleri ise sadece bilinç ortaya çıkarabilir. Örneğin insanın özü akıldır, akıllılıktır. Bunu yalnızca bilinç ortaya çıkarabilir. Bunu elde edebilmek için duyusal bilgiden ve her şeyin var oluşundan vazgeçmek gerekir. Bunun için, günlük yaşam, din, bilim ve tarihin sağladığı tüm görüşler ve önyargılar parantez içine alınır, böylece nesneye ait olmayan bu özellikler yok sayılarak nesnelerin özüne ulaşılır.

Husserl’e göre ancak bu yolla duyularla algılanan nesnelerin ötesinde bulunan “ideal özler”e ulaşılabilir ve nesnelerin özü kavranır.

{ Add a Comment }

David Hume Felsefesi (1711-1776)

David Hume ve Nedensellik İlkesi Hakkında Bilgi:

İnsan zihnini düzenleyen bütün ilkelerin deneyden geldiğini savunur. Ona göre “doğa yasaları” gibi düşüncenin de yasaları” insanın alışkanlıklarından başka bir şey değildir.

Ona göre zihnin içindekiler, fikirler (ideler) ve izlenimler (duyumlar) olmak üzere ikiye ayrılır. İzlenimler, duyum ve duygulanımlardır, idelerse, izlenimlerden daha az canlı olan hatırlama ve hayal gücü unsurlarıdır. Düşünme duyularla edindiğimiz malzemeyi birleştirmek, değiştirmek, genişletmek ya da daraltabilmektir. Böyle bir düşünme etkinliğinin sonucunda, daha karmaşık düşünceler ve bilgi ortaya çıkar.

Bütün bilgilerimiz, özellikle de dış dünyaya ilişkin bilimsel bilgilerimiz nedensellik ilkesine dayandığından, bunlardan neden-sonuç ilişkisi özellikle önem taşır. Hume, bu ilkenin bilinemeyeceğini ve temellendirilemeyeceğini savunarak, bilimsel bilgiye bir darbe indirmiştir.

Ona göre neden-sonuç ilişkisinde sadece bir öncelik-sonralık ilişkisi vardır. Her neden sonuç ilişkisi ruhsal çağrışımlara indirgenebilir. Çünkü olayları göre göre, onlar ruhta alışkanlıklar yaratır; güneşin her gün doğudan doğduğunu, ateşin üstüne konan suyun kaynadığını göre göre, alışırız. Tencereyi ateşin üzerinde görünce kaynayacağını hemen biliriz. Yani ateşi görünce kaynama olayını hatırlarız. Fakat bu bilgi akılcı bir kesinlik taşımaz, ama deneye dayanan açıklığı taşır.

Bundan dolayı olaylar arasındaki nedensellik bağı “alışkanlık” ya da “çağrışımın” doğurduğu zihinsel ve öznel bir bağdır. Olaylar arasında, zihnimizden bağımsız objektif bir nedensellik bağı yoktur. Hume böylece doğa bilimlerinin dayandığı “nedensellik ilkesi”ni bir sübjektif ilgiye, başka bir deyişle bir kabule indirgemiştir.

konya escort

{ Add a Comment }

Hegel Kimdir – Hegel Felsefesi (1770-1831)

Hegel Hakkında Kısaca Bilgi:

Hegel, Alman idealizminin ve rasyonalizminin en büyük filozof olarak kabul edilir. Rasyonalizmi onunla zirve noktasına ulaşmıştır. Çünkü ona göre, insan var olanlar hakkında, duyularını hiç kullanmadan, yalnızca akıl yoluyla gerçek ve kesin bilgiye ulaşabilir. Onun savunduğu görüşe göre, akıl ilkeleriyle varlığın ilkeleri’ birbirleriyle aynıdır. Bu görüşünü de “akla uygun olan gerçektir, gerçek olan da akla uygundur” formülüyle ifade etmiştir.

Bundan dolayı Hegel’e göre temel bilim mantıktır. Doğru bilgiye ancak mantık ile ulaşılabileceğini savunur. Mantık ilkeleriyle elde edilen bilgi, varlıklara tıpa tıp uyar. Daha doğrusu dış dünyadaki Varlıkların yapısı ve işleyişi mantıksal düşünülenler ile aynıdır. Mantık hakikatin çırılçıplak göründüğü alandır. Düşünceyle varlık arasına tam bir özdeşlik bulunduğundan, akıl, kendi yasalarına göre düşünürken, gerçekliğin yasaları hakkında mutlak ve kesin bir bilgi sahibi olur. Bu yüzden Hegel‘in sistemine panlojizm (tüm mantıkçılık) denir.

Hegel’in felsefedeki önemi, her şeyin değişme ve hareket halinde ve birbirine bağlı olduğunu düşünmesi ve diyaletik yöntemi geliştirmesinden kaynaklanır. Burada Hegel; her tür düşüncenin temelinde bulunan özdeşlik ilkesine karşı çıkar ve bunun yerine çelişmeyi geçirir. Ona göre her tür yaşamın ve hareketin temelinde değişme ve çelişme yardır. Her şey karşıtı aracılığıyla gelişir.

Tez, antitezini gerektirir. Bu ikisi daha yüksek bir düzeyde senteze ulaşır. Örneğin çiçek (tez), çiçeğin yok olması (antitez) meyve (sentez). Çiçek meyvenin meydana gelmesine yol açar; ama meyvenin ortaya çıkması için çiçeğin yok olması gerekir. Demek ki her olmakta olan şey, hem var olan hem yok olan şeydir.

{ 2 Comments }

Descartes Kimdir – Descartes Felsefesi (1596-1650)

René Descartes Hakkında Kısaca Bilgi:

Modern felsefenin kurucusu sayılır. Ayrıca analitik geometriyi de kurmuştur. Bilginin temelinde yalnızca aklın olduğunu ve insan zihninde doğuştan düşünceler bulunduğunu savunur.

Ona göre insan zihninin iki temel gücü vardır: Sezgi ve tümdengelim. Sezgi insan zihninde hiçbir kuşkuya yer bırakmayan ve en yüksek derecede açık olan bir kavrayış etkinliğidir. Tümdengelim ise, sezgi yoluyla, açık seçik olarak bilinen doğrulardan, tam bir kesinlikle bilinen olgulardan sonuç çıkarmadır. Ona göre matematik insan zihninin bazı doğruları açık seçik kavrayabileceğinin bir kanıtıdır. Çünkü matematikte insan zihni bildiği doğrulardan hareket edip başka doğrular türetebilmektedir.

Descartes’e göre akıl, basit ve mutlak bir biçimde açık olan bir doğrudan hareket etmeli ve yol boyunca açıklık ve seçikliği hiç kaybetmemelidir. Açıklık ve seçikliğin olmadığı hiçbir şey kabul edilmemelidir.

Descartes’in rasyonalizmi, iyi yönlendirilen her zihnin kesin, genel – geçer bilgiye ulaşabileceği görüşüne dayanır. Felsefesinin temeline koyacağı doğruyu ararken kuşkuyu yöntem olarak kullanır. Kendilerinden kuşku duymak için bir nedenin bulunduğu tüm bilgileri reddeder.

Düşünüyorum Öyleyse Varım

Descartes’a göre, kuşku duymakta olan birisi, kuşku duymakta olduğu sürece, tek bir şeyden kuşku duyamaz. O da kuşku duymakta olduğundan kuşku duyamamasıdır. Kuşku duymak bir düşünce etkinliğidir. Buradan da başlangıç doğrusuna ulaşır. “Düşünüyorum öyleyse varım.” Buna göre bir insanın kuşku duyabilmesi ya da düşünebilmesi için, öncelikle var olması gerekir.

Sonuç olarak eriyebiliriz ki, Descartes, duyulardan ve deneyden değil akıl ve düşünceden işe başlamıştır. Bu nedenle rasyonalist bir filozoftur.

{ Add a Comment }

Septisizm (Şüphecilik, Kuşkuculuk) Nedir

Septisizm Nedir, Septisizmin Özellikleri ve Temsilcileri Kısaca:

Duyuların duruma ve koşullara göre farklı bilgiler verdiği gözleminden yola çıkmışlardır. Herhangi bir şeyin bilgisinin elde edilemeyeceği anlayışını benimsemişlerdir. Gerçekliğin duyularla kavrayamayacağı (akatalepsia) hiçbir şey hakkında bir yargıda bulunmamak (epokhe) gerektiği sonucuna varmışlardır. Yargıda bulunulmadığında ruhun huzura (ataraxia) kavuşacağını belirtmişlerdir. Pyrrhon ve Timon en önemli iki temsilcisidir.

PYRRHON: Pyrrhon‘a göre bir konuda nasıl bir görüş ortaya atılırsa atılsın, bu yargıyı aynı şekilde başka bir yargı ile çürütmek mümkündür. Örneğin, ortaya atılan bir önermenin hem kendisi hem de çelişiği savunulabilir. Bundan dolayı da hiçbir şey için belli bir şey diyemeyiz.

Hiçbir şey bilinemez; bu nedenle sonuna kadar her şeyden kuşku duymak gerekir. Hiçbir filozofun nesnelerle ilgili yargısı kanıtlanamaz. Bu konular hakkında susmak ve yargıda bulunmamak en doğru olan davranıştır.

TİMON: Hem duyulara hem de akla karşı güvensizlik duymaktadır. O’na göre algılarımız ve bilgilerimiz ne doğru ne de yanlıştır. Öyleyse ne duyularımıza ne de aklımıza güvenilmelidir. Timon’un görüşlerini üç başlık altında toplamak mümkündür:

Birincisi, “kavranamazlık”tır. Nesnelerin gerçek yapısı kavranamaz. İkincisi, “yargısızlık”tır. Nesnelere karşı alınacak tavır yargıdan uzak durmak olmalıdır. Üçüncüsü, “iç huzuru”dur. İnsan, kavranamaz konularda yargıdan kaçınırsa, ruh dinginliğine, yani mutluluğa ulaşır.

{ Add a Comment }

Felsefi Akımlar ve Filozoflarının Bilgi Anlayışları

Felsefi Ekoller ve Filozofları Kısaca:

1- SENSUALİZM (SEZGİCİLİK): Bilgilerimizin kaynağının duyular olduğunu ileri sürerler. En önemli temsilcileri, Epikürcüler, Hobbes ve Condillac’dır.

2- RASYONALİZM (AKILCILIK): Bilginin kaynağı olarak insan aklını – zihnini – kabul eden felsefi yaklaşımdır. En önemli temsilcileri, Sokrates, Platon, Aristoteles, Farabi, Descartes, Leibniz, Hegel’dir.

a) Sokrates: Sofistlerin felsefesinin etkili olduğu bir ortamda yetişen Sokrates, insan bilgisinin doğuştan geldiğini savunur. Doğuştan gelen bilgiyi, akıl yardımı ile edinebiliriz. Bundan dolayı filozoflar “bilgi doğurtan ebelerdir”. Platon, Menon adlı diyalogunda Sokrates’in matematik bilmeyen bir köle çocuğa konuşma esasına dayanan diyalektik sanatını kullanarak geometri problemini çözdürdüğünü anlatır.

b) Platon (Eflatun): Platonun düşüncesine göre iki evren vardır: Birincisi idealar (gerçekler) evreni, İkincisi de görünüşler (fenomenler) evrenidir. Asıl bilgi, idealar evreninin bilgisidir. Bizler bu evrenin bilgisine ancak akıl yardımıyla ulaşabiliriz. Platon’a göre bilmek, ideaları hatırlamaktır.

c) Aristoteles: Felsefi görüşlerini idealar bilgisine değil, mantığa dayandırmıştır. Ona göre, bireysel olanın bilgisi, genel – tümel olandan çıkabilir. Bu, tümdengelim esasına dayanan bir çıkarsamadır. Hocası Platon’un idealar öğretisini reddetmiş, varlık ve bilgi sorununda realist bir tavır sergilemiştir. Ona göre, gerçeğin bilgisi nesnelerin içinde saklıdır.

d) Farabi: Platon’dan etkilenmiş, fakat Aristoteles geleneğine bağlı kalmıştır. Üç tür bilgi olduğunu öne sürer:

– İlk bilgiler: Doğruluğu herkesçe kabul edilir, diğer bilgileri elde etmek için kullanılır.
– Duyulara ve mantıksal çıkarımlara dayalı bilgiler: Doğruluğundan kesin olarak emin olunamaz.
– Tasdiki bilgiler: Doğrulukları deneyle kanıtlanmış, akla dayalı temel bilgilerdir.

e) Descartes: Yeni Çağ’da Rasyonalizmin kurucusudur. Descartes aynı zamanda ünlü bir matematikçidir. Matematik metoduyla açık, seçik ve mutlak bilgilere ulaşabileceğini savunmuştur. Ona göre, bu hakikate ulaşmak için akıl bir araçtır. Şüphe, düşünmenin, düşünmede var olmanın delilidir. Ve şöyle der; “Düşünüyorum öyleyse varım!”

f) Hegel: Ona göre, insan düşüncesini ve bilinçsiz doğayı idare eden kanun akıl’dır. Düşünmek ise, araştırdığımız ve bilgisini elde etmek istediğimiz nesnenin özünü bilme faaliyetidir. Her nesnenin görüntüsünün ardında bir de “ide” (geist) gizlidir. Düşünmek ve akla tam olarak güvenmek, işte bu nesnenin ardındaki özü – ide’yi (geist) kavramaktır.

g) Leibniz: Ona göre, evrendeki bütün varlıkların temeli, özü, monad (ruhsal atomlar) lardır. Bilgi ise iki esasa dayanır:

– Duyularla elde edilen bilgi
– Akılla elde edilen bilgi

3- EMPİRİZM (DENEYCİLİK): Varlığın bilgisine deneyle varılabileceğini ileri süren felsefi sisteme Empirizm de-nir. Bu akımın en önde gelen düşünürleri:

a) John Locke: Akılda çioğuştan hiçbir şey bulunmadı-ğını ileri sürer: Zihin boş bir levha (tabula rasa)dır. Bütün bilgilerimizin ve fikirlerimizin kaynağı deneydir ya da gözlemdir. Bu gözlem iki şekilde olur.

– Dışa ait gözlemler (Dış deney – duyumlama) : Duyu organlarımız aracılığı ile sağlanır.
– İç deney (Düşünme) : Duyumlarımız yoluyla elde edilen izlenimlerin önermeler biçiminde bilgiye dönüşmesidir.

b) David Hume: Bilgilerimizi algı çeşitlerine dayandıran Hume, onun iki şeklini ayırt eder:

– Fikirler ya da düşünceler : Silik ve zayıf olan algılardır.
– İzlenimler: Duyularla oluşan, şiddetli algılardır.

Ona göre, insan zihni, duyu verilerinden örülmüş bir alışkanlıklar ağıdır. Bu yaklaşımıyla nedensellik ilkesini eleştirmiştir.

c) Condillac: Empirizmi duyumculuğa çekmiştir. Bilgilerimizin kaynağını, duyu organlarımızın faaliyetine (dış duyuma) bağlamıştır.

d) Herbert Spencer: Bilginin kaynağı sorununda deneyin yanında kalıtımın-doğuştan gelen unsurların rolü olduğunu söylemiştir.

4- KRİTİSİZM (ELEŞTİRİCİLİK): Septisisizmle, dogmatizmin sentezini yapmaya, yani bu iki felsefi akımı uzlaştırmaya çalışan görüştür. Temsilcisi Immanuel Kanttır. Ona göre, insan bilgisi deney ile başlar fakat deneyden doğmaz. Deney bilgilerimizin sadece hammaddesini oluşturur. İnsan bu hammaddeleri zihindeki akıl kalıplarına uygulamak suretiyle, esas bilgiyi elde eder. Kant, zihinde var olduğunu kabul ettiği akıl kalıplarına kategori adını vermektedir. Ona göre, a priori (deneyden önce-önsel) olan kategoriler, deneyden gelmeyen bilgi elemanlarıdır. Bilgilerimiz kesindir, zorunludur ve genel-geçerdir.

5- ENTÜİSYONİZM (SEZGİCİLİK): Temsilcisi Henri Bergson’dur. Ona göre, zekâ hayatı kavrayamaz. Zekânın kavrayamayacağı bu hayat hamlesini, ancak sezgi kavrayabilir. Sezgi, hayatın bilgisini kavrar ve bilir. Doğu dünyasında bu akımın temsilcisi Bergson’dan çok daha önce yaşamış olan Gazali’dir.

6- POZİTİVİZM (OLGUCULUK): Auguste Comte’un kurduğu bir felsefi akımdır. Bu felsefi sistem, felsefenin ve bilimin temeline ölçülebilen, görülen, anlaşılabilen olgusal verileri koyar. Metafizik konularla uğraşmayı gereksiz görür. Bunun yerine “pozitif bilimlerle uğraşmayı üs-tün tutmalıyız” anlayışını koyar. Comte’a göre yaşanan çağ, pozitif çağdır, bilim çağıdır. İnsanlık bu çağa üç aşamada evrimleşerek gelmiştir. Kendisi buna “Öç Hal Yasası” diyor:

– Teolojik Aşama : Doğadaki olaylar doğal güçlerle açıklanır. Bu aşamada dinsel düşünce egemendir. Fetişizm, Politeizm, Monoteizm adımlarını içinde barındırır.
– Metafizik Aşama : Nesnelerdeki gizli kuvvetlere inanılır. Soyut düşünceler egemendir.
– Pozitif Aşama : Pozitif bilimler egemendir. Olayların bilgisine doğa yasalarıyla ulaşılır.

7- PRAGMATİZM (UYGULAYICILIK-FAYDACILIK-YARARCILIK): Kurucusu Amerikalı Psikolog W. James, diğer önemli temsilcisi ise J. Devvey’dir. Pragmatizm bir yaşam felsefesidir. Pragma, iş-eylem anlamına gelmektedir. Onlara göre, insan yaşamında işe yarayan, faydalı şeyler, iyi ve doğrudur.

8- ANALİTİK FELSEFE (ÇÖZÜMLEYİCİ FELSEFE- MANTIKÇI EMPRİZM YA DA NEOPOZİTİVİZM): Kurucusu L. Witt- genstein’dır. Ona göre, gerçeğin bilgisine dilsel çözümlemelerle ulaşılabilir. Felsefenin görevi, dilin mantıksal çözümleriyle uğraşmaktır. Dilin belirlediği sınırın ötesinde kalanlar saçmadır.

9- FENOMENOLOJİ (ÖZ BİLİMİ – GÖRÜNGÜBİLİM): Edmund Hussel’e göre, nesnelerin bilgisine ancak öznelerden varılır. Fenomenler (olaylar) bütün yönleriyle anlatılıp, açıklanabilirşe nesnelerin özüne ulaşılabilir. Örneğin, bilinmeyen fenomenlerin başında insan gelmektedir. Husserl’in ifadesiyle, tüm insanları ortadan kaldırmış olsak, ortada görünenden (fenomenden) başka hiçbir bilgi kalmayacaktır.

10- İDEALİZM (DÜŞÜNCECİLİK): Düşüncenin, bilgimizin konusunu oluşturduğunu kabul eden felsefi akımdır. Dış alem, madde, zihnin (düşüncenin) bir mahsulüdür. İdealizm (metafizik) dış alemi inkar etmekte; dolayısıyla bu akım, dış alemi hakiki varlık olarak kabul eden realizmin zıddıdır. İdealizmin metodu saf ve a priori düşüncedir. Temsilcileri: Elea’cılar, Platon, Descartes vd.

11- REALİZM (GERÇEKÇİLİK): İdealizmin zıddı olan realizm, bilinç dışında nesnel bir dünyanın var olduğunu savunan felsefi düşüncenin adıdır.

12- RÖLATİVİZM (GÖRECİLİK – İZAFİLİK): Bilgilerimizin bize, ölçülerimize ve duyularımıza göre, göreceli- izafi- olduğunu, bizim mutlak ve gerçek bilgiye ulaşamayacağımızı, ancak fenomenleri ve onlar arasındaki ilişkileri bilebileceğimizi ileri süren felsefi akımdır. Doğmatizme ve rasyonalizme karşıdır. Kristisizmi, septisizmi, pozitivizmi ve fenomenolojiyi içerir. En önemli temsilcisi Sofist Gorgias’tır.

{ 1 Comment }

İslam Düşüncesinde Siyasi – İtikadi Yorumlar

İslam düşüncesinde ortaya çıkan başlıca yorumlardan biri de siyasi – itikadi yorumlardır. Bu düşünce ekollerinin ve yorumların oluşmasında sosyal, ekonomik, siyasi, coğrafi, tarihî vb. sebeplerin etkisi büyüktür. Böylece belirli fikirler, belirli şahısların etrafında oluşmaya başlarken her grup da farklı bir isim altında bir araya gelmiştir. Bunlardan bir kısmı inançla ilgili oluşumlardır, inançla ilgili oluşumlara itikadi mezhepler denir. İslam dünyasında oluşan başlıca farklı itikadi düşünce ekollerini Haricilik, Şia, Mu’tezile, Maturidilik ve Eş’arilik olarak sayabiliriz.

1) HARİCİLİK: Haricilik, Dördüncü Halife Hz. Ali ve Şam Valisi Muaviye arasında yaşanan Sıffin Savaşı sonunda gerçekleşen Hakem Olayı ile tarih sahnesine çıkan bir siyasi mezheptir. Hz. Ali’yi destekleyen bir grup, Sıffin Savaşı sırasında Hz. Ali ile Muaviye arasındaki halifelik sorununun hakem tayini yoluyla çözülmesi anlamına gelen Hakem Olayı (tahkim) ile birlikte Hz. Ali’nin şaşarından ayrılmışlardır. Bu kişiler, Hz. Ali ve taraftarlarını, Kur’an dururken insanların hakemliğine razı oldukları için dinden çıkmakla itham etmişlerdir. Başlangıçta Hz. Ali’nin yanında yer alan ancak daha sonra siyasi sebeplerle ondan ayrılan bu kişilere “ayrılanlar, dışarıda kalanlar” anlamında Hariciler denilmiştir.

2) ŞİA: Şia kavramı sözlükte yardımcı, taraftar, birine uyanlar, fırka, bölük vb. anlamlara gelmektedir. Dinî bir terim olarak Şia, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in vefatından sonra halifelik için Hz. Ali ve onun soyundan gelenlerin en layık kişiler olduğuna inanan, bu inancı savunan kişi ve gruplara verilen genel addır. Şia mensupları, Peygamberimiz sağ iken Hz. Ali’nin halifeliğinin nas (dinî metinlerle) ve tayinle belirlendiğini savunurlar. Şia, imametin kıyamete kadar Hz. Ali ve onun soyuna ait olduğunu ileri süren toplulukların müşterek adıdır.

Günümüzde yaşayan en eski siyasi-itikadi yorumlardan biri olan Şia’ya göre halifelik verasetle yani miras yoluyla geçer. Bu makama seçimle gelinemez. Şia’ya mensup olanlar halifenin yani imamın masum olduğuna, günah işlemeyeceğine inanırlar. Onlara göre gizli olan masum imamın sözleri, Hz. Peygamberin hadisleri ve Kur’an ayetleriyle eş değerdir, imama itaat, imanın gereğidir. On ikinci imam el-Murtaza ölmemiş, kaybolmuştur. O, bir gün geri dönecek ve bütün dünyayı adaletle dolduracaktır. Şia’da buna, Mehdi Muntazar (Beklenen Kurtarıcı) inancı denir.

3.MU’TEZİLE: Mu’tezileye göre insanlar davranışlarından tamamen sorumludur. Allah’ın, bu fiillerin yaratılmasında müdahalesi yoktur. Eğer insanın Şiflerinin yaratıcısı Allah olsaydı Allah’ın insanı cezalandırması anlamsız olurdu. Büyük günah işleyen kişi ne mümin ne kâfirdir, ikisi arasında bir yerdedir. Bu kişi tövbe etmeden ölürse ebediyen cehennemde kalır. Mu’tezile mezhebine göre Allah’ın zatıyla sıfatlan aynıdır. Onun sıfatlannı zatından ayrı düşünmek mümkün değildir.

4.MATURİDİLİK: Maturidilik anlayışına göre iman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibarettir. Diliyle inandığını söyleyen fakat bunu kalbiyle tasdik etmeyen kişi mümin değildir. İnsanın herhangi bir özrü, engeli yoksa inandığını mutlaka diliyle ifade etmesi gerekir. Maturidiliğe göre iman bir bütündür, artmaz ve eksilmez. İman ettiğini açıkça belirten kişi, işlediği günah her ne olursa olsun küfürle itham edilemez, imam Maturidi’ye göre insan, gücü dâhilindeki Şillerinde tam bir irade hürriyetine sahiptir. Bu sebeple de akıl sağlığı yerinde olan her insan, eylemlerinden sorumludur. Büyük günah işleyen kimse dinden çıkmaz. Böyle bir kişi tövbe ederse Allah tarafından bağışlanabilir. Çünkü bu itikadi ekole göre iman amelden yani insanların fiillerinden ayrı ele alınır.

5) EŞ’ARİLİK: Eş’arilik, Ebû’l Haşan el-Eşari’nin (873-936) görüşleri etrafında şekillendiği için bu isimle tanınmıştır. Eş’arilik düşüncesine göre iman; bilgi ve kalp ile tasdikten ibarettir. Büyük günah işleyen kimse günahkâr olur ancak dinden çıkmış sayılmaz. Kulun Şillerinin yaratıcısı Allah’tır. Eş’ariliğe göre insan cüzi iradeye sahiptir. O, Şillerini kendi iradesiyle gerçekleştirir. İyi ve kötü akılla bilinemez. Bir şeyin iyi ya da kötü olduğunu ancak din belirleyebilir. Eşari, Ehl-i Sünnet’in savunucusu olan en büyük kelam bilginidir. Malikiler ve Şafiler, itikatta Eş’ariliği seçmişlerdir.

{ 1 Comment }

Rüzgarın Yönünü Etkileyen Faktörler

a)Basınç Merkezlerinin Konumu: Dünyada rüzgârın esiş yönü öncelikle basınç sistemlerinin birbirlerine göre konumlarının bir sonucudur. Yüksek basınç merkezlerinin alçak basınç merkezlerine göre konumu rüzgâr yönü ve hızı üzerinde etkilidir. Basınç merkezlerinin yer değiştirmesi rüzgârın da yön değiştirmesine neden olur.Yüksek basınçtan alçak basınca doğru esen rüzgâr, Dünyanın dönüşünden dolayı (Günlük Hareket) en uzun yolu izler.

b)Yer Şekilleri: Geniş düzlüklerin bulunduğu bir alan ile dağlık ve yüksek bir alanda rüzgâr esme yönleri aynı olmayacaktır. Çünkü dağlar rüzgârın esiş yönünü ve hızını olumsuz yönde etkilemektedir. Rüzgârlar yer şekillerinin uygun koşullara sahip olduğu ova, vadi, boğaz ve geçit gibi alanların uzanış doğrultusuna göre eserler.

c)Dünyanın Dönüşü: Dünyanın kendi eksenindeki dönüşü özellikle rüzgârların saparak yön değiştirmesine neden olmaktadır. Bu güce koriyolis etkisi denilmektedir. Koriyolis gücü Ekvatorda az, kutuplarda fazladır. Bu nedenle kutuplara doğru rüzgârın savrulma miktarı artar. Rüzgâr iki basınç sistemi arasında en uzun yolu izlemektedir. Bu durumun ortaya çıkmasında dünyanın dönüşü etkili olur. Kuzey ve güney yarımkürelerde rüzgârlar farklı yönlere doğru savrulurlar.

{ 1 Comment }

Postmodernizm Akımı – Özellikleri – Temsilcileri

1960’lı yıllardan sonra Batı edebiyatında postmodernizm (modernizm sonrası – ötesi) adını taşıyan yeni bir akım doğmuş, bu akım bizim yazarlarımızı da etkilemiştir. Bu terim; edebiyat, mimarlık, resim, müzik, dans, moda, psikoanaliz, teoloji, tarih, felsefe gibi farklı alanlarda kullanılmaktadır. Postmodernizm, kimilerine göre modernizmden bir kopuştur. Hemen belirtelim ki, postmodernizmin temel amacı; “kitle kültürü’nü” resim, heykel, tiyatro, bale ve klasik müzik gibi anlaması ve tadına varılması belli bir kültür birikimi gerektiren “yüksek sanatlara karşı üstün kılmaktır. Postmodern anlayışa göre bu sanatlar; adı üstünde “yüksek” olduğundan bunlara herkes erişememekte, erişse de çoğu insan bu tür sanattan bir şey anlamamakta ve zevk almamaktadır. O hâlde ne yapılmalı? İnsanları düşündürmek ve eğlendirmek için “kitle kültürü” ön plana çıkarılmalı; bunun sonucunda estetik değerler aşınıyor, sanat metalaşıp “tüketilebilir” bir kavrama dönüşüyor gibi itirazlar gelirse de bunlar dikkate alınmamalıdır.

Bir felsefe olarak postmodernizm, takipçilerine “her şeyi” ve “herkesi” eleştirme (ve hatta aşağılama) hakkı verir. Postmodernist bir akademisyene sorulacak olursa hiçbir şey (ahlaken, hukuken, estetik veya bilimsel olarak) doğru ispatlanamaz. Tabii ki postmodernizmin kendisi bu kuraldan istisnadır. Kısacası postmodernizm; kuralsızlığın kural, ilkesizliğin ilke olduğu bir görüş açısı veya yaşam tarzını ifade eder ve belirsizlik içerir. Edebiyatta Gabriel Garcia Marguez’in, Umberto Eco’nun, Salman Rüşdi’nin romanları postmodernizme örnek oluşturur. Bizde de en çok Hilmi Yavuz, Orhan Pamuk ve Oğuz Atay’ın postmodernliğinden söz edilmektir.

{ Add a Comment }


escort mersin
| mersin escort |
mersin escort bayan
| mersin bayan escort |
mersin escort
|
erotik film izle
| mersin escort

escort mersin
| mersin escort |
mersin escort bayan
| mersin bayan escort |
mersin escort
|
erotik film izle
| mersin escort