Etiket: ilk

Türkler’in Menşei – Türkler’in Kökeni

Türkler’in menşeine ve anayurduna ait tahminler çeşitlidir. Bundan dört bin yıl kadar önce —ki M.Ö. 2000 yıllarına rastlar— Orta Asya’da Türkler’ in atalarının yaşadığı sanılmaktadır. Bu ırka Proto-Türkler denmektedir. Rus arkeologlarının son kazılarına göre Proto-Türkler, beyaz ve brakisefal yani geniş kafalı bir ırktır.

Proto-Türkler’in çevresinde yaşayan kavimlerin ise dolikosefal yani uzun kafalı oldukları kazılarda bulunan iskeletlerden anlaşılmıştır. Proto-Türkler (İlk Türkler), avcı ve savaşçı bir kavimdi. Maden çağına erişmişlerdi. Bakırdan bıçak gibi âletler yapabiliyorlardı, önce sığın, deveyi, Ren geyiğini ve yak öküzünü,-birkaç asır sonra da koyunu evcilleştirmişler, bu hayvanlardan faydalanmayı öğrenmişlerdi.

Kartalı kutsal sayıyorlardı. Mezarlarında kartal pençeleri bulunmuştur. İlk Türkler, bugünkü Çungarya‘da yani Doğu Türkistan’ın kuzeyinde yaşıyorlardı. Tanrı ve Altay Dağlan arasındaki havzada göçebe bir hayat süren bu kavim, çoğalıyor, Savaşçı bir karakter alıyor, dört tarafa doğru yayılmak çabasında bulunuyordu.

Bir diğer Proto-Türk kültürünü temsil ettiği tahmin olunan Anav‘da (Türkmenistan’da Aşkabad yakınları) ilk kültür tabakasına en az 6.000 yıllık bir tarih biçilmiştir. M.Ö. II. Bin’de —yani M.Ö. 2000-1000 yılları arasında— Altaylar’daki medenî tezahürler, canlılaşmakta, şekillenmekte, çeşitlenmektedir. Arkeoloji buluntuları artar.

Bakırın yanında tunç ve altından eşya bulunmakta, bıçağın yanında yüzük ve bilezik gibi lükse delâlet eden süs eşyası da dikkati çekmektedir. Zaten M.Ö. II. Bin’de dünya altın endüstrisinin merkezi, Altaylar’ dır. Bu çağda Proto-Türkler, Altaylar’ ın dışına, Sibirya Ovası’nın güneyine taşarlar. Göçebedirler ve nadiren yerleşik hayata geçmektedirler.

Bu çağ Proto-Türk san’atında esas unsur, hayvan motifleri idi. Bu motifler, ince bir san’atkârlıkla işleniyor ve her türlü eşyada kullanılıyordu. Hayvan üslûbu denen san’at, çok batıya, Karadeniz kuzeyine kadar yayılmıştı.

Bazı bölgelerde Türkler, Moğollarla karışmışlardır. Türk kültürü daha üstün olduğu için, bir kısım Moğollar’ın Türkçe konuşmaya başlayıp Türkleştikleri sanılmaktadır.

{ Add a Comment }

Aziz Sancar Kimdir – Hayatı – Eserleri

Aziz Sancar 1946 yılında Mardin’in Savur ilçesinde sekiz çocuklu bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Anne ve babası okuma yazma bilmiyordu. Ancak eğitime çok önem verdiklerinden oğullarını okula gönderdiler. Aziz Sancar önce memleketinde ilk ve orta öğrenimini tamamladı, ardından tıp eğitimi almak üzere İstanbul’a gitti. Yeniden Savur’a dönerek iki yıl boyunca doktor olarak görev yaptı. Daha sonra doktora çalışması yapmak üzere Amerika Birleşik Devletlert’ne gitti Doçentliğini yine bu ülkedeki Yale Üniversitesinde DNA onaramı üzerine yaptığı tezle aldı. Bunun yanı sıra hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat gibi alanlarda çalışmalar yürüttü. Başarılarla dolu bu meslek yaşantısına rağmen Aziz Sancar’ın ABD’deki ilk yıllan hayli zorlu geçmişti.

Kendisine çok güvenemiyor, laboratuvar çalışmalarında diğer öğrenciler kadar başarılı olamayacağını düşünüyordu. O da tek çarenin çok çalışmak olduğuna karar verdi. Üzerinde çalıştığı problemlerle ilgili basit deneyler hazırlayacak, konusunu en ince ayrıntılarına kadar öğrenecekti. Ama ilk başlarda işler pek de planladığı gibi gitmedi. Deneylerde istediği sonuçları bir türlü alamıyordu. Hatta bir arkadaşı onun bilimsel araştırmadan pek de anlamadığını, yeniden başarılı olduğu doktorluk mesleğine dönmesi gerektiğini söylemişti. Ama o yılmadı ve azimle çalışmalarına devam etti. 30 yıl süren gayretli çalışmalarının karşılığını da Nobel Kimya Odülü’nü 2015’te kazanarak aldı.

Vücudumuzdaki hücreler genetik yapımızın temel taşı olan DNA’nın kendini kopyalayarak çoğaltması sayesinde yenilenmektedir. Her şey yolunda gittiğinde, yani sağlıklı olduğumuzda yaşamımız boyunca biz farkında olmadan bu iş kendiliğinden sürüp gider. Ancak hücre çoğalması bazen kontrolden çıkar ve sonuçta her yıl tüm dünyada milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olan kanser hastalığı ortaya çıkar. İşte Aziz Sancar’ın hücrelerdeki DNA onanını ve genetik bilginin korunumuyla ilgili çalışmaları bu hastalığın önlenmesinde ve tedavisinde çığır açıcı bir niteliğe sahip.

Ama yine de Aziz Sancar daha çok çalışmak gerektiğini, henüz kansere çare bulunduğunu söylemek için erken olduğunu hatırlatıyor. Ülkemizin gençlerinin Nobel ödülü Kazanabilecekleri çok sayıda çalışma alanı olduğunu söylüyor.

{ 2 Comments }

9. Sınıf Coğrafya – İlk Yerleşmeler ve Değişim

DÜNYA’DA İLK MEDENİYETLER VE YERLEŞİM ALANLARI: Dünya’da ilk büyük kent yerleşmeleri önemli akarsuların çevresinde sulama ve iklim koşullarının gelişmiş olduğu alanlarda ortaya çıkmıştır, özellikle Mısır ve Mezopotamya bunun en güzel örnekleridir.

Mısır Uygarlığı: Nil Nehri
Mezopotamya Uygarlığı: Dicle ve Fırat Irmakları
Hint Uygarlığı: Ganj ve indus Nehirleri
Çin Uygarlığı: Gökırmak (Yangze) ve Sarı ırmak çevresinde gelişmiştir.

Ayrıca ilk yerleşmeler orta kuşağın sıcak kesimlerinde kurulmuştur. Bütün uygarlıkların yerleşme kültürü farklı özellikler taşısa da birbirlerinden, çeşitli şekillerde etkilenmişlerdir.

YERLEŞMELERİN TARİHSEL SÜREÇTE DEĞİŞİMİ: İnsanoğlunun Dünya üzerindeki serüveni yaklaşık 2 milyon yıldır devam etmektedir. Bu uzun dönemde insanoğlunun yerleşim yerleri, teknolojik ve kültürel değişimine paralel biçimde evrim geçirmiştir. Mağara ve ağaç kovuklarından başlayan yerleşme süreci günümüzde gökdelenlere ve akıllı konutlara kadar uzanmıştır.

– Paleolitik Dönemde (Kaba taş çağı) insanoğlu mağara ve kaya sığınaklarında yaşamını kalabalık aile grupları şeklinde sürdürmüştür. Bu dönemde insanlar avcı ve toplayıcı yaşam sürdürmüştür. Ayrıca dönem sonlarında ateş kontrol altına alınmış ve mağara duvarlarına resimler yapılmıştır. Böylece ilk sanat etkinlikleri ortaya çıkmıştır. Ülkemizde bu döneme ait 212 yerleşim yeri bulunmaktadır. Ancak bunlardan en önemlileri İstanbul yakınlarındaki Yarımburgaz Mağarası ile Antalya’daki Karain Mağarasıdır.

– Neolitik (Cilalı taş çağı) dönemde ise insanoğlu mağaralardan çıkarak sulak alanların çevresinde ilk yapay meskenleri kurmaya başlamıştır. Bu dönemin en önemli özelliği buzul çağının sona ermesi ile insanoğlunun büyük topluluklar halinde Dünya üzerinde yayılmasıdır. Ülkemizde bu dönemde ilk köyler kurulmuştur, öyle ki Dünya’nın bilinen ilk köy yerleşmesi olan Çatalhöyük, Konya ilimizde yer almaktadır. Konya Ovasında yer alan Çatalhöyük insanlık tarihi açısından oldukça önemli bir yerleşmedir. Eski Konya Gölünün kenarına kurulmuş bu köyde ilk kerpiç evlere rastlanmıştır.

– Kalkolitik (Maden çağı) dönemde bazı merkezi köyler giderek ticaret merkezi halini almış bu sayede ilk kentler ortaya çıkmıştır. İnsanoğlunun teknik gelişimine bağlı olarak büyük konutlar, yüksek surlar, görkemli tapınaklar inşa edilmeye başlanmıştır, özellikle Mezopotamya, Anadolu, Mısır ve Çin’de bu dönemde büyük kentler ortaya çıkmıştır. Ülkemizde günümüzde, de varlığını sürdüren pek çok kent bu dönemde inşa edilmiştir. Ancak pek çok yerleşme yaşanan savaşlar, istilalar ve çeşitli karışıklıklar nedeniyle ortadan kalkmış, eski kentlerin üzerine yenileri eklenmiştir. Bu şekilde yapay olarak ortaya çıkan tepelere höyük adı verilir.

Bilgi Notu: Ülkemizde binlerce höyük bulunmaktadır. Çorum’da yer alan Alacahöyük Dünya’nın en eski kentlerinden biridir. Erken Hitit döneminde kurulan bu kent binlerce insanın yaşadığı bir merkezdir.

İlk ve Orta çağda insanoğlu daha büyük kentler oluşturmuştur. Bu kentler büyük nüfuslara ulaşmış hatta pek çoğu bir fonksiyon özelliğine sahip olmuştur, örneğin liman kentleri, ticaret kentleri, maden kentleri bu dönemde oluşmaya başlamıştır.

– Sanayi devrimi ile birlikte yerleşmeler bambaşka özellikler kazanmıştır. Geçmişte kırsal bölgelerde yoğunlaşan nüfus zamanla buraları terk ederek sanayinin gelişmiş olduğu merkezlerde toplanmıştır. Bu sayede kentlerin nüfusu milyonlarca kişiye ulaşmıştır. Bu ani büyüme kentlerde pek çok sorunun ortaya çıkmasına yol açmıştır, önceleri Batı Avrupa’da büyük kentler ortaya çıkmış, daha sonra Dünya’nın diğer ülkelerinde de nüfusu bir milyonu geçen kentler oluşmuştur. Günümüzde artık bazı kentler yüzlerce kilometre genişliğinde ve milyonlarca insanın yaşadığı dev metropoller halini almıştır. New York, Tokyo, Meksiko City ve İstanbul bu tip yerleşmelere örnek olarak gösterilebilir.

Bilgi Notu: Görkemli gökdelenleri ve 20 milyonu aşan nüfusuyla Tokyo Dünyanın en büyük kentlerinden biridir.

{ 1 Comment }

Aile Toplumun Temelidir – Din Kültürü

Aile, evlenmelerinde yasalar açısından bir engel bulunmayan bir erkekle bir kadının kendi özgür iradeleriyle evlilik akdini şahitler huzurunda kabul etmeleriyle kurulur. Aile, genelde anne, baba ve çocuklardan oluşur. Büyük ailede büyük anne ve büyük baba da yer alır. İnsanlığın başlangıcı aile ile olmuştur. Dinimize göre aile, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın evlenmeleriyle kurulmuştur.

O günden beri bütün insanlar evlenmekte, aile hayatı oluşturup nesillerini devam ettirmektedir. Bu yüzden İslam, aileye büyük önem vermiş, onu bütün sosyal kurumların, grupların üstünde tutmuştur. Aileye, güven ve istikrarın kaynağı olarak bakmıştır. Ailenin varlığını devam ettirebilmesi için eşler birbirine sevgi, saygı göstermeli, hoşgörülü davranmalıdır. Çocukların eğitimine, iyi yetiştirilmesine önem vermelidir. Çünkü çocuklar düzenli yaşamayı burada öğrenir, inançlarına ait ilk bilgileri, toplumsal hayata ait maddi ve manevi değerleri aile içinde kazanırlar.

{ Add a Comment }

İslamiyet’in Doğuşu ve Yayılışı

Hz Muhammed, 571 yılında Mekke’de dünyaya geldi. Babası Abdullah Kureyş kabilesinin Haşimoğullari kolundan, annesi Amine ise Beni Zühre kolundandır. Hz. Muhammed çok küçük yaşlarda anne ye babasız kalmıştır. Babasını doğmadan öncey annesini ise 6 yaşında kaybetmiştir. Bu tarihten sonra Önce dedesi Abdultalip, onun ölümünden sonra da amcası Ebu Talip ile birlikte yaşadı.

Amcası Ebu Talip ile birlikte ticaretle meşgul olmaya başlayan Hz. Muhammed Suriye ve Yemeh taraflarına gitmekteydi. Bu dönemde ahlaki, yönden üstünlüğü ile dikkat çekmeye başlamıştı. Doğruluğu ve dürüstlüğünden dolayı kendisine “Muhammed’ül Emin” denilmekteydi.

Yirmibeş yaşında Hz. Hatice ile evlendi. Hz. Hatice de ticaret yapmaktaydı. Hz. Muhammed bu dönemde Arap toplumunun yaşadığı ahlaki çöküntüden oldukça üzüntü duymaktaydı. Yalnız kalabilme ve bir nevi tefekkür etme düşüncesi ile sık sık Hira Dağındaki mağaraya çekilmekteydi. Bir yönüyle gelecekte üsteleneceği ağır göreve hazırlanmaktaydı.

Bu halde iken Hz. Muhammed’e 610 senesinde ilk vahiy gelmiştir. Bu şekilde başlayan İslamiyet dinine ilk giren kişiler Hz. Hatice, Hz. Ali, Hz. Zeyd bin Harise ve Hz. Ebu Bekir olmuştur.

İslamiyet’in Mekke’de yayılmaya başlaması üzerine zenginliklerini ve ekonomik çıkarlarını kaybedeceğinden korkan Mekkeliler, Müslümanlara karşı baskılarını artırdılar. Bunun üzerine 615 tarihinde bir grup Müslüman Habeşistan’a göç ettiler. Mekkelilerin bir diğer baskısı, üç yıl süren Müslümanları boykot olmuştur. Müslümanlarla alış-veriş kesilmiş ve müslümanlar Mekke’nin dışına çıkarılmışlardır.

Hz Muhammet (SAV) Sonrası İslamiyet’in Yayılması

– Hz. Muhammed’in vefatından sonra Hz. Ebubekir halife olmuştur. Onun zamanında yalancı peygamberler  ortaya çıkmış ve zekat vermek istemeyen kabileler itaat ettirilmiştir. Kur’an -ı Kerim ilk defa onun zamanında kitap haline getirilmiştir.

– Ondan sonra halife olan Hz. Ömer döneminde Irak, İran, Suriye ve Mısır alınmıştır.

– Hz Osman döneminde İslam orduları Türklerle ilk defa karşı karşıya gelmiştir. Bu dönemde İlk İslam donanması kurulmuş böylece Kıbrıs alınmıştır. Fakat Hz. Osman’ın son dönemlerinde ortaya çıkan kaos ortamı Hz. Ali döneminde de artarak sürmüştür. Böylece İslam toplumu bölünmüş ve bu yüzden de fetihler durmuştur.

– İslam ordularının fetihleri sonraki yıllarda ise Emeviler döneminde (661-750) yeniden hız kazanmış ve Kuzey Afrika’nın fethi tamamıyla sağlanmıştır. Bu arada İspanya da fethedilmiştir. Horasan ve Maveraünnehir bölgeleri alınmış ve.İstanbul kuşatılmıştır.

– Abbasiler zamanına gelindiğinde ise fetihler durmuştur. Çünkü Abbasiler fetihlerden çok islam dininin yayılması adına gayret sarfetmişlerdir; bilim, sanat ve edebiyatla uğraşmışlardır. Türkler ve İranlılar gibi Arap milletinden olmayan milletlere devlet ve ordu içinde yer vermişlerdir.

{ 1 Comment }

3 – 6 Yaş Arası Çocuğun Gelişim Özellikleri

İlk iki sene, bebeğin çok hızlı geliştiği çağdır; üçüncü yaştan itibaren bu gelişme yavaşlar. Çocuk aile içerisinde kendisine bir yer edinmiştir ve dertlerini, arzularını sizin dilinizle ifade edebilmektedir. ilk iki sene içerisinde edindiğiniz tecrübelerin ışığında bilgi edinmenizin çocuğunuzun eğitimini ne kadar kolaylaştırdığını bilmektesiniz.

İlk yıllardaki hızlı büyüme hatırınızdadır. Çocuğunuz bu dönemde de büyümesini sürdürmektedir, ancak ilk yıllara göre büyüme daha yavaştır. Boy uzar; kilo artar; kol ve bacaklardaki boğumlar kaybolur. Küçük afacan kol ve bacaklarını daha bilinçli kullanmaktadır. Yürümesi emin adımlarladır. Merdivenlerden ürkmez, hatta birer ikişer atlayarak bile çıkabilmektedir. Enerji doludur. Koşar, zıplar, tırmanır, atlar; kısacası oynar. Bundan da büyük bir zevk alır.

Eskiden su içmek için bardağı iki elle tuttuğunu hatırlarsınız. Artık tek eliyle bile bardağı kaldırabilmekte, bardağı kulpundan tutabilmektedir. Sofrayı kurarken size yardımcı olur. 5 yaş civarında el becerileri iyice artar; Kağıttan şekiller kesebilir, resim yapabilir ve bunu da severek yapar. Üç tekerlekli bisiklete biner, top oynar…

Bu yaşlarda artık kavramlar oluşmaya başlar. Eskiden de sıcak bir şeye elini dokundurmaktan kaçındığını bilirsiniz. Sıcağın el yaktığını bilmekte, ama bunu adlandırmayı becerememekteydi. Artık bu aşamaya gelmiştir. Tatlıyı, ekşiyi öğrenmiştir. Yiyecek seçer ve beğendiği şeyleri yemek ister. Kulağı da yaşına paralel olarak gelişir. 5 yaş civarında müzik parçalarını seçebilir. Sevdiği müziği duyunca mutlu olur. Bütün bu gelişmeler sizi mutlu etmelidir ve etmektedir. Artık yüzünü tek başına yıkayabilmekte, size yardımcı olmaktadır, bundan da son derece mutludur.

Duygusal Gelişim: 

Çocuk devamlı yeni arayışlar içerisindedir; her şeyi denemek ister; kurcalar, araştırır… İstekleri engellendiğinde gerginleşir, tepki gösterir, yüzü buruşur; oynamak istediği nesne elinden alındığında ağlar. Bu özellikler, çocuğun geçirmekte olduğu olumsuz dönemin tipik belirtileridir. Doğal karşılamak gerekir. Çocukla inatlaşmaktansa dikkatini başka yöne çekmeye çalışmak daha akıllıcadır. Üç yaşına doğru bu çağın aşıldığını gözlemleyebilirsiniz.

Bu dönem ilginç bir dönemdir. Yemek yedirmek istediğinizde: “Yemiyeceğim”, diye tutturabilir. Oysa masaya oturtursanız gayet sakin yemek yemeye başlar; söylediğini unutmuştur bile.

Üç yaşından itibaren çocuğunuz duygularını daha kolay denetim altına alabilecektir. Sadece öfke ve kızgınlığını değil, mutluluğunu da mimik ve sözleri ile ifade edebilmektedir. Büyükler arasıdaki gerginliklerden aşırı derecede etkilenir. Sözle ifade edilmeyen gerginlikleri kolayca sezebilir. Buna karşılık sevgi ortamını da gayet iyi özümser ve bu ortama kendisi de katkıda bulunmayı sever. Anne ve babasına bir arada sarılmak, ikisini birbirine kaynaştırmak onun için çok büyük bir duygusal tatmin vesiledir.

ikinci bir kardeş gelmesi çocuk için bir şoktur. Sahip olduğu yerin sarsıldığını hissetmek onu üzer, gereksiz endişelere sevk eder. Buna kesinlikle mahal vermemelidir. Yeni doğan kardeş çocuğa sevdirilmeli ve bir rekabet ortamının doğması kesinlikle önlenmelidir. Çocuk mutlaka ona olan sevginizin azalmadığını hissetmelidir. Kardeşinin bakımı konusunda ondan yardım isteyebilirsiniz. Örneğin biberonu eline verip süt içirmesini isteyin ve bunu severek yapacağından emin olun. Aslında o da kardeşine yakın olmak istemektedir.

Onu kardeşi ile rekabete sürüklememek için gereksiz kıyaslamalardan kaçınmalısınız. Hele, “benim istediğim gibi davranmazsan, kardeşini daha çok severim”, şeklindeki bir yaklaşım çok tehlikelidir. Adil davranın. Anne ve babanın çocuklarına olan sevgisi derindir, paylaşıldıkça artar.

Çocuğunuz ve Oyun Arkadaşları: 

Anne, üç yaşına kadar çocuk için her şeydir. Besler, büyütür, sever; oyun arkadaşıdır; öğretmendir… Çocuk başka hiç kimseyi aramaz, hatta reddeder. Yaşıtlarından pek hoşlanmaz. Onlarla oynamak kendisi için pek bir şey ifade etmez.

Üç yaşından itibaren çocuk artık sosyal kişiliğini kazanmaya başlar. Yaşıtlarını arar. Onlarla oynamaktan hoşlanır. Bir komşu çocuğu ya da akrabasının ziyarete gelmesi onu mutlu eder.

Oyun sırasında anlaşmazlıklar hiç eksik olmaz: Darılırlar, itişirler… Ancak bir bakarsınız, tekrar barışmış ve kaynaşmışlardır. Bu yüzden müdahale etmemeye özen göstermelisiniz. Bırakın kozlarını kendileri paylaşsınlar. Bu yaştaki çocuklar için en önemli şey paylaşmasını öğrenmektir. Bunun yolu oyuncaklarını paylaşmaktan geçer. Almasını öğrendiği kadar vermesini de öğrenmelidir.

{ Add a Comment }

Diğer Türk Devletleri ve Toplulukları

AVARLAR: Asya Hun Devletidir, yıkılmasından sonra ortaya çıkan Avarlar, IV. yüzyılın sonlarında bugünkü Mogalistan’da bir devlet kurdular. Bu devtete Kök Türkler son verince, batıya goç ederek Karadeniz’in kuzeyine geldiler. Daha sonra bugünkü Macaristan’da 562 senesinde bir devlet daha kurdular. Böylece Avarlar hem Asya’da hemde Avrupa’da devlet kuran Türk topluluğu olmuştur.

Balkanlar üzerinde Bizans İmparatorluğu ile mücadele ettiler. Bizans’ı yıllık vergiye bağlamışlardır. En ünlü hükümdarları Bayan Kağan‘dır. Avarlar İstanbul’u kuşatan İlk Türk devleti’ olmuştur. Balkanlarda ve Avrupada iki asırdan fazla devam eden Avar hakimiyetine 805 yılında Franklar son vermiştir.

Avrupa roplulukları üzerinde kültürel ialer bırakmışlardır. Slavları ve Rusları ordu düzenlemesi ve devlet teşkilatı alanların etkilemişlerdir. Hristiyanlığı kabul eden Avarlar, bir süre sonra benliklerini kaybederek Slavlaştılar.

BULGARLAR: Hunlar ile Karadeniz’in kuzeyinde yaşayan Oğuzların kaynaşmalarından oluşmuşlardır. I. Kök Türk Devfeti’nin yıkılmasından sonra Kubrat Han, Bizans’ın da rızasıyla ilk Büyük Bulgar Devleti’ni kurmuştur. Ancak bu devlet Hazarlar tarafından yıkılmıştır. Dağılan Bulgar devletine bağlı kavimler Tuna Bulgarları ve Volga (İtil) Bulgarları devletlerini kurmuşlardır.

Tuna Bulgarları: Bugünkü Bulgaristan topraklarında hüküm sürmüş İstanbul’u kuşatan 2. Türk kavmi olmuş ve din olarak Hristiyanlığı kabul etmişlerdir. Zamanla kalabalık Slav halkı içerisinde benliklerini koruyamamalardır. Bugün Bulgaristan’da yaşayan Türk azınlığı bu Bulgarlardan gelen halk değildir. Bugünkü Bulgaristan Türkleri Osmanlılar zamanında Balkanlara yerleştirilen Türklerdir. Volga (İtil) Bulgarları ise; hükümdarları Almış Han zamanında müslüman olmuşlardır. Bugünkü Kazan Türkleri’nin atalarıdırlar.

HAZARLAR: Köktürk Devteti’nin yıkılmasından sonra Hazar Denizi’nin kuzeyinde bağımsız olarak devletlerini kurdular. Yöneticileri Türk olmakla beraber halk değişik etnik unsurlardan oluşmaktadır. Hazarlar, Hz. Osman döneminde Kafkasya’ya giren İslam orduları ile mücadele ettiler. Müslüman Hazar çatışması Emeviler yıkılana kadar devam etmiştir.

Hazarlar VIII. ve IX. yüzyıllarda bulundukları coğrafyada istikrarı sağlamışlardır. Hazar egemenliğinde yaşayan milletler barış ve huzura kavuşmuştur. Bu döneme “Hazar Barış Cağı” denilmiştir. Hazarların en önemli özelliği 74O’lı yıllarda Museviliği benimsemesidir. Museviliği benimseyen ilk Türk topluluğu olmuşlardır. Hazarlarda Museviliğin yanında,

Hristiyanlık Müslümanlık gibi farklı din ve inançlar da yayılmıştır. Bu durum Hazar ülkesinde dini toleransın (hoşgörünün) yaygın olduğunu göstermektedir.

Hazarlar İslam devleti ve Sasanilerle savaşmışlardır. Hazar Denizi’ne ismini veren Hazarlar Peçeneklerin saldırı ile zayıflamış ve Rus Knezlikleri tarafından yıkılmıştır.

MACARLAR: Ogur, Ugor ve Hunların kaynaşması sonucu Macarlar oluşmuştur. Peçeneklerin baskısıyla bugünkü Macaristan’a göç ettiler, Jermenlerin ve Slavların yayılmasını önleyerek Avrupa tarihinde önemli rol oynadılar. Hristiyanlığı kabul ederek Türklük özelliklerini kaybettiler.

KIPÇAKLAR (KUMANLAR): Galkaş Gölü ve İrtiş i Irmağı arasındaki bölgede yaşarken Moğol kabilelerinin baskısıyla batıya göç ettiler. Peçeneklerle birlikte hareket ederek Rusların Karadeniz’e inmesini engellemişlerdir. Daka sonra Bizans’ın etkisiyle Peçeneklere karşı mücadele ederek yıkılmalarına nedeni oldular Kıpçaklar Karadeniz bölgesinin Türkleşmesinde önemli rol oynamışlardır.

Kıpçaklar, XIII. yüzyılda dağılmaya başlamışlarır. Bir kısmı Macaristan’a göç ederek, Hristiyanlık dinini kabul etmiş ve Türklüklerini kaybetmiştir. Diğer bir kısmı ise Altın Orda Devletinin hizmetine girerek bu devletin Türkleşmesinde önemli rol oynamışlardır. Bu dönemde Müslüman olmuşlardır. Altın Orda Devleti yıkıldıktan sonra çok sayıda hanlık kurmuşlardir.Bunlarin en önemlisi Kırım Hanlığı’dır. Uzun böylu, mavi gözlü, sarışın olmalarıyla Türk soyunun en güzel görünümlü boyudur.

PEÇENEKLER: Seyhan Nehri ile Aral Gölü kıyılarında yaşarken Oğuzların i baskısı sonucu Karadeniz’in. kuzeyine geldiler.Kıpçaklarla bitikte Ruslara karşı mücadele ettiler. Tarihte rol aldıktarı önemli olayların başında Büyük Selçuklu Devleti ile Bizans arasında yapılan Malazgirt Savaşı’nda saf değiştirerek Bizans tarafından Büyük Selçuklu tarafına geçmeleri ve savaşı Selçukluların kazanmasına etki etmeleridir. Bu olay Peçeneklerin ; milli’ Şuura Sahip olduklarını göstermektedir.

Bizans’a karşı kurdukları bir diğer ittifak da ilk Türk denizcisi Çaka Bey ile İstanbul’un kuşatılması için olmuştur. Ancak Bizans Peçeneklere karşı bir diğer Türk boyu olan kıpçakları kışkırtarak Peçenekleri zor durumda bırakmıştır. Bizans ve Kıpçak saldırıları sonucu dağılmıştır. Diğer toplumlar içerisinde erimişlerdir.

BAŞKIRTLAR (BAŞKURTLAR): Ural dağları çevresinde yaşayan Başkurtlar, IV. yüzyıldan , X. yüzyıla kadar değişik Türk boylarının egemenliğinde yaşamışlardır. Daka sonraki zamanlarda Moğol ve Altın Orda Devlet i’ne bağlandılar. Altın Orda Devleti zamanında Müslümanlığı kabul ettiler: Bugün Rusya’ya bağlı özerk bir cumhuriyet olarak yaşamaktadırlar.

TÜRGEŞLER (TÜRGİŞLER): Kök Türkler’in yıkılmasından sonraTürgişler, Kök Türkler’in mirası üzerine devlet i kurmuşlardır. Emevilerle mücadele etmişler.Kartuklar tarafından yıkılmışlardır. İlk Türk parasını Bağa Tarkan kendi adına bastırmıştır.

KIRGIZLAR:Asya Hunları, Kök Türk ve Uygurların egemenliklerinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. 840 yılında Uygurları yıkarak devletlerini kurmuşlardır. 1207 tarihinde Moğolların egemenliğine girmişlerdir. Kırgızlar Moğol egemenliğine giren ilk Türk kavimi olmuştur.

Bugün aynı isimle varlıklarını sürdürmektelerdir. 199 l’de Sovyet.; Rusya’nın yıkılması ile başkent Bişkek  olacak şekilde devletlerini kurdular. 400.000 beyittik Manas Destanı meşhurdur.

KARLUKLAR: Uzun süre II. Kök Türk devleti’ne bağlı yaşamışlardır. Basmilve Uygurlarla birleşerek bu devletin yıkılmasında rol oynadılar. Talas Savaşı’nda Çin’e karşı müslüman Araplara destek olarak Orta Asya’nın Çin egemenliğine girmesine engel olmuşlardır. İslamiyeti topluca kabul eden ilk Türk boyudur. İlk Türk – İslam devleti olan Karamanlıların kurulmasında etkili oldular.

KİMEKLER: İrtiş ırmağı civarında Kök Türkler’e bağlı olarak yaşamışlardır. 2. yüzyıl ortalarında bağımsız olmuşlardır. Kıpçak biriliği içerisinde zamanla varlıklarını kaybetmişlerdir.

AKHUNLAR (EFTALİTLER): VL. yüzyılda Afganistan coğrafyasında devlet kurmuşlardır. İpek Yolu ticaretinden dolayı Kök Türk Devleti ile mücadeleleri olmuştur. Kök Türk ve Sasani devletlerinin ittifakı sonucu yıkılmıştır.

OĞUZLAR: Orta Asya kökenli en kalabalık Türk boyu olan Oğuzlar, 24 boydan oluşmaktadır. VII. yüzyıl civarında könar-göçer bir yapıyla yer değiştirmeye başlamışlar ve coğrafya olarak Balkanlar, Türkiye, Azerbaycan,Türkmenistan, Irak, İran gibi alanlara yayılmışlardır. XI. yüzyılın başlarında İslamiyet’i kabul eden Oğuzlar Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmantı Devleti gibi büyük devletler kurmuşlardır. Bugün yaşayan Türklerin büyük çoğunluğu Oğuzların boyundan gelmektedir.

{ Add a Comment }

Türklerin Tarih Sahnesine Çıkışı Özet

Türk Adının Amamı ve Tarihsel Süreci: “Türk” sözcüğü, tarihsel süreç içerisinde anlam bakımından farklı şekillerde kullanılmıştır. Türklerin çok eski bir geçmişe sahip olması, yazıyı geç kullanmaya başlamaları ve göçebe yaşam tarzından dolayı geniş coğrafyalara yayılmaları Türk adının anlamı ve kökeni hakkında birçok iddianın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Türk adı; değişik kaynaklarda güçlü, kuvvetli, kudretli, çoğalan, kıdemli, nizamlı anlamlarında: kullanılmıştır.

Türk kelimesinin yazılı olarak kullanılması ilk defa M.Ö. 1328 yılında Çin kaynaklarında “Tu-Kiu” şeklinde görülmektedir. M.Ö. I. yüzyılda Romalı yazarlardan biri olan Pompeius Meala Azak Denizi’nin kuzeyinde yaşayan halktan “Turcae” olarak bahsetmektedir.

Türk adı bugün kutladığımız istanbul escort sekli ile ilk kez Kök Türkler (Göktürkler) dönemine ait Orhun Yazıtlarında Türük şeklinde geçmiştir. Kök Türklerin ilk dönemlerinde Türk adı bir devlet olarak kullanılmışken sonraki dönemlerde Türk milletini ifade etmek için kullanılmıştır.

Türk kelimesi coğrafi bir ad olarak ilk defa Bizans kaynaklarında yer almıştır. Abdulhalık Çay Bizans kaynaklarında İdil – Volga nehrinden Orta Avrupa’ya uzanan saha için kullanıldığını ifade eder, Tarihi süreç içerisinde; Orta Asya, Doğu Avrupa, Anadolu ve Mısır için Türkiye adı kullanılmıştır. Tarihçi İlber Ortaylı, Ceneviz ve Venidikli tüccar ve diplomatların XII. yüzyılda, Türkiye’yi, Turchia ve Türkmenia olarak tanımladıklarını belirtir.

İzmir masaj salonu

Aliağa masaj salonu

Balçova masaj salonu

{ Add a Comment }

Orta Asya Kültür Bölgeleri

Türklerin Anavatanı olarak. bilinen, Orta Asya’da Türkler tarafından oluşturulmuş olan çeşitli kültür merkezleri bulunmuştur. Bu kültürleri şu şekilde sıralayabiliriz:

Anav Kültürü: Yerleşik hayat sürdürmüşlerdir, Balıkçılık ve hayvancılıkla uğraşmışlardır. Hazar bölgesinde yapılan kazılarda bu kültüre ait izlere rastlanılmıştır.

Afanesyevo Kültürü: Orta Asya medeniyetinin temelini oluşturdukları sanılmaktadır. Avcilık ve hayvancılıkla uğraşmışlardır savaşçı biri topumdur. Bu kültür kalıntıları Altay Dağları civarında ortaya çıkmıştır.Yapılan kazılarda çeşitli bakır eşyalar, kemikten yapılmış iğneler bulunmuştur.

Andronova Kültürü: Türklerin ilk ataları tarafından oluşturulmuştur. Orta Asya’daki kültürler arasında yayılma alanı en geniş olandır. Afanesyevo kültürüne benzediği için onların devamı olarak kabul edilir. İlk defa tunçtan ve altından yapılmış eşyalara bu kültürde rastlanmiştır.

Karasuk Kültürü: Orta Asya uygarlığında demir madeninin ilk defa görüldüğü kültürdür. Bu kültüre İrtiş ve Yedisu Nehirleri bölgesinde
rastlanılmıştır.

ankarali eskortlar

rus escort

otele gelen escort

{ Add a Comment }

Hititler Hakkında Bilgi

Hitit Uygarlığının Özellikleri Nelerdir: M.Ö. 2OOO’li yıllarda Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya yelerek Kızılırmak’ın çevresinde İç Anadolu’da kuruldular. Başkentleri Yozyat yakınlarındaki Hattuşaş‘tır. Hattuşaş Anadolu’daki yolların kesiştiği bir bölyede olduğundan Hititlerin Anadolu’da kontrolü sağlamasını kolaylaştırmıştır.

Hititler M.Ö. 1800’lerde devletlerini kurmuş M.Ö. 1400’lerde ise Ege’den Güneydoğu Anadolu’ya, Karadeniz’den Suriye’ye kadar uzanan bir imparatorluk haline yetmişlerdir.

M.Ö. 1280 tarihinde Mısırlılar ile imzaladıkları Kadeş Antlaşması tarihte bilinen ilk yazılı antlaşmadır. Ege Göçleri sonunda M.Ö. 12OO’lü yıllarda Hitit İmparatorluğu yıkılmıştır. Bu tarihten M.Ö. 700’lü yıllara kadar Hitit şehir devletleri ortaya çıkmıştır. Bu devletler Asurlular tarafından ortadan kaldırılmışlardır.

Devlet Yönetimi: Hititlerde ilk dönemlerde feodal beylikler şeklinde örgütlenmiş bir yapı vardı. Başlarında Prensler bulunan bu beyliklere daha sonra merkezden atanan valiler yönderilmiştir. Bu sayede merkezi yönetimin yüçlenmesi amaçlanmıştır.

Tanım: Feodalite: Bu tür yönetim anlayışında iç işlerinde serbest hareket eden bir yönetici vardır. (Bey, Prens gibi). Bu yönetici dış işlerinde ise merkeze bağlı hareket etmek zorundadır.

Devletin başında bulunan kral, aynı zamanda başkomutan, başyaryıç ve başrahip olduğundan mutlak yetkilere sahiptir.Ülke yönetiminde asillerden oluşan “Pankuş” meclisi vardır. Bu meclis daha çok bir danışma meclisi olarak yörev yapmıştır. ‘Tavananna” adı verilen kraliçeler yönetimde kraldan sonraki en yetkili kişilerdir.

Ordu: Hititlerde Özellikle imparatorluk olduktan. sonra sürekli ve düzenli bir ordu bulundurulmuştur. Orduda atlı savaş arabaları kullanılmıştır.

Din ve İnanış: Hititler çok tanrılı inanışı benimsemişlerdir. Kayaları düzleştirerek tanrı kabartmaları yapmışlardır. Kendi tanrılarından başka diğer kültürlerin tanrılarını da kutsal kabul edip Anadolu’ya getirmişlerdir. Bu yüzden Hititler zamanında Anadolu “Bin Tanrı İli” olarak adlandırılmıştır.

Sosyal Hayat: Toplumda sosyal sınıflar bulunmaktadır. Bu sınıflar; yöneticiler (soylular), rahipler, özgürler ve köleler olarak ayrılmıştır. Kölelik anlayışı diğer toplamlara göre daha yumuşak bir özelliğe sahiptir. Köleler karşılığını ödeyerek özgür kalabilir ve özgür kadınlarla evlenebilirlerdi. Kölelerin mülkiyet hakları da vardır.

Ekonomik Hayat: Ekonominin temeli tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır.

Yazı, Dil ve Edebiyat:Asur çivi yazısını ve daha sonra da kendilerine ait Hiyeroglif yazısını kullanmışlardır. Mezopotamya’nın Gılgamış Destanı‘nı Hititçeye çevirmişlerdir. Krallar öldükten sonra Tanrılara hesap vermek amacıyla dönemlerine ait olayları yazdırmışlardır. Böylece “Anal” adı verilen Yıllıklar ortaya çıkmıştır. Anallar, bilinen ilk “Tarih Yazıcılığı” çalışmasıdır. Krallar Anallara başarıları kadar başarısızlıklarını da yazdırdıklarından, olayları objektif (tarafsız) bir anlayışla yazdırmışlardır.

Hukuk: Hititler, Sümer kanunlarından etkilenmişlerdir. Aile ve toplumsal hayat ile ilgili kanunlar yapmışlardır. Kanunları Asur ve Babil kanunlarına göre daha insancıldır. Bu kanunlardan bazı örnekler:

“Eğer bir kimse bir temelden bazı taşları çalarsa, iki taş için on taş versin.”

“Eğer biri, (başkasına ait) bir kovanda yaşayan arı topluluğunu çalarsa eskiden üç şekel (Hitit Para Birimi) ceza yeriyordu, şimdi beş şekel ceza versin”

Saraya karşı işlenen suçlara ise oldukça ağır cezalar öngörülmüştür:

“Eğer bir kimse, sarayın kapısından bir bronz mızrağı çalarsa, o ölsün.”

Sanat: Özellikle mimari alanda ilerlemişlerdir. Surlar, saraylar ve tapınaklar inşa etmişlerdir. Heykelcilik ve kabartma sanatında çok gelişmiş olup Yazılıkaya ve İvriz Kabartmaları en önemli eserleridir.

{ Add a Comment }


escort mersin
| mersin escort |
mersin escort bayan
| mersin bayan escort |
mersin escort
|
erotik film izle
| mersin escort

escort mersin
| mersin escort |
mersin escort bayan
| mersin bayan escort |
mersin escort
|
erotik film izle
| mersin escort