Etiket: insan

Kim Korkar Tarihten – Tarih Öğrenmenin Önemi

Tarih Öğrenmenin Faydası – Kısaca:

Çoğu insan günlük hayatın koşuşturmacası içinde geçmişi ve geleceği, hele milletinin geçmişini yani tarihi fazla düşünmez. Tarihte olup bitenleri bilmeyi fazla mesele etmez; bildiklerini de eskilere ait uzak masallar gibi görme eğilimindedir.

Öğrenci arkadaşlar da tarihi çoğunlukla sadece sınavları verilip geçilmesi gereken bir ders olarak görür, tarihin içindeki dersleri, ders içindeki dersleri edinmeyi pek önemsemez. Tarih bize ne öğretir? Yalnızca, belli mekân ve zaman içinde ortaya çıkan olayları, belli insanların, ülkelerin, devletlerin yapıp ettiklerini mi? Yüzeysel olarak baktığımızda evet. Buradan bakınca da uzmanı olmadığımız, bize işimiz dolayısıyla mutlaka gerekmediği sürece tarihin fazla bir işe yaradığını söyleyemeyiz. Günlük hayatta ve işlerimizi yürütürken tarihe zaten pek başvurmayız.

Ne var ki, insan sadece günlük edimlerinden ve özel hayatından ibaret değildir. Toplumsal bir bilince, daha temelde de bir varlık bilgisine, kendisinin ne olup olmadığı bilgisine sahiptir. Bu bilgiyi oluşturan şeylerden biri de milli ve tarihi bilinçtir. Başka deyişle, tarih konusundaki bilgilerimiz ne düzeyde olursa olsun aslında bir tarih bilincine zaten sahibizdir. Bir insanın, ister öğrenci olsun ister yetişkin, tarih bilgisi zayıfsa, pek bir şey bilmiyorsa bilinci de eksik, yüzeysel, kendi iradesi dışında gelişen yönlendirmelere açık olacaktır. Oysa, tarih bilgisi sağlam olan bir birey, bilincini de buna göre serbest iradesi yönünde oluşturabilecektir.

Tarih bilgisi sadece gündelik olarak nasıl bir yerde bulunduğumuzu, somut anlamda kim olduğumuzu değil, daha derinlikli anlamda, daha geniş bir çevre içinde sahip olduğumuz kimliği ve soyut anlamda da nasıl varlıklar olduğumuzu anlamamıza yardım eden bir temel bilgidir.

{ Add a Comment }

Fenomenoloji (Görüngübilim) Nedir –Temsilcileri

Fenomenoloji Anlamı – Fenolojik Yaklaşım:

20. yüzyıla damgasını vurmuş olan önemli yaklaşımlardan birisi de fenomenolojidir. Bu yaklaşım fenomenleri ve bilincin verilerini incelemeye tabi tutarak fenomenin içindeki öze ulaşmaya çalışır. Bu yaklaşımı “Ruhun Fenomenolojisi” adlı eseri ile kuran Hegel‘dir. Fakat özü araştıran bir yöntem olarak kuran Edmund Husserl‘dir.

Nesneler dünyasına yönelerek bilgi elde edebilecek olan güç, insan bilincidir. Çevresinde meydana gelen olaylar karşısında insan, bir gözlemcidir. Yalnız insan bu gözlem işlemini yaparken önyargılarından da kurtulmuş olmalıdır. Ancak bunu yapabildiği zaman olguların anlamlarına ulaşma olanağı bulabilir. Öz, bir nesneyi başka bir nesne değil de kendisi yapan temel özelliğidir. Onun anlamıdır. Olayların ve olguların özüne ulaşabilmek için onları duyulardan ve önyargılardan ayıklamak gerekir. Bu ayıklama işlemi “paranteze alma”dır.

Paranteze alma sonucunda bilinç arınmış olur. Arınmış olan bilincin elde ettiği bilgi uzay ve zamandan bağımsız olup, rastlantılardan da kurtulmuştur. Böyle bir bilgi bilimin temelini oluşturur. Bu şekilde felsefe de kesin bir bilgi haline gelmiş olur.

{ Add a Comment }

John Deney ve Eğitim Felsefesi – Sözleri

John Deney ve Pragmatizm:

John Dewey(1859-1950), yirminci yüzyılın eğitiminde çığır açmış olan bir pedagogtur. Dewey, felsefenin değişen dünyaya uyarak yaşamı, siyaseti, yapıp etmeleri konu edinmesi ve düşünceye farklı açıdan yaklaşması görüşündedir. Ona göre bir düşüncenin doğruluğu, söz konusu düşüncenin işe yararlılığına bağlıdır. “Doğru’yu da hayatta karşılaştığımız sorunları çözmede bir araç olarak tanımlar. Bu sebeple öğretisi aynı zamanda enstrümantalizm (araççılık, aletçilik) olarak bilinir.

Dewey bilgi hakkında klasik bilen, bilinen ayrımını reddeder. Ona göre insan zihni, doğanın karşısında, ondan ayrı olan bir şey değildir; doğanın içinde, onun bir parçası, bir bölümü olan şeydir. O halde bilgi dünyanın dönüşü, bir insanın ölümü, herhangi bir deprem, yemek yeme gibi doğanın içinde meydana gelen doğal bir etkinliktir, insan yaşamında bilgi edinme eylemi, insanın, yaşamsal bir sorunla karşılaştığı anda başlar ve bu problemin başarılı çözümü ile sona erer.

Örneğin, ormanda kaybolma gibi bir problemi ele alalım. Ormanda kaybolan insan ondan çıkabilmek için derin ve yoğun bir biçimde düşünmeye başlar. Güneşin durumu, yürüdüğü yön ve arazi hakkında sahip olduğu daha önceki bilgilerle ilgili verileri hesaba katarak ormandan çıkış için bir kuram geliştirir. İşte, eğer bu kuram onun ormandan kurtuluşunu sağlarsa, yani iş görürse doğrudur. Eğer sözü edilen kuram, onun problemini çözmede işe yaramazsa yanlıştır; çünkü başarısızdır.

Dewey, doğru hakkındaki bu düşüncelerini özellikle eğitim alanına uygulayarak işlevsel, problem çözen bir pragmatik eğitim anlayışı geliştirmiştir.

{ Add a Comment }

Immanuel Kant Felsefesi (1724 -1804)

İmmanuel Kant Felsefi Görüşü:

– Kant, felsefede Rasyonalizm ve Empirizm akımlarının bir sentezini yapmıştır. Ona göre, bilgide duyuların, dış dünyayla ilgili deneylerin sağladığı içeriğe ve aklın sağladığı biçime, forma ihtiyaç duyarız. Kant’ın ünlü deyişiyle “deneysiz kavramlar boş, aklın kalıpları olmaksızın deneyler kördür.”

Kant’a göre bütün bilgiler deneyle başlar, fakat deneyle sona ermez, yalnızca deneyden ibaret değildir. Deney bilginin hammaddesini sağlar. Fakat bu durum bilginin deneyden çıktığı anlamına gelmez. Bilgi için deneyin yanında başka bir işleme de gereksinim vardır. Yani deneyin verdiği hammaddenin bir biçime, bir düzene sokulması gerekir. Bu biçimlendirme işi zihinde bulunan bir takım kategoriler (kalıplar) aracılığıyla olur. Bunlar deneyden gelmez, doğuştan bulunurlar. Bu kategoriler sayesinde bilgilerimizi elde etmiş oluruz.

– Fakat Kant’a göre, insan bilgisi sınırlıdır. İnsan zihni nesneleri ve olayları gerçekte oldukları şekliyle bilemez. Nesneler, insan tarafından, yalnızca zihnin imkânlarına, yapısına ve kategorilerine göre, bilinebilir. Bu yüzden bilgilerimiz sınırlı ve insana göredir. Bu durum güneş gözlüğü takan bir insanın, nesneleri, gerçekte kendi renkleriyle değil de güneş gözlüğünün rengiyle görebilmesine benzemektedir.

– Bunun gibi dünyayı da zihnimizin yapısına ve sahip olduğu kategorilere göre anlarız ve yorumlarız. Bu durumda nesneleri gerçekte oldukları biçimiyle (numen) değil, bize göründükleri şekliyle (fenomen) bilebiliriz. Bundan dolayı diyebiliriz ki: İnsan bilgisi, fenomenlerle sınırlanmıştır. İnsan zihni bu fenomenleri aşmaya kalkışırsa çelişkilere düşer. Çünkü fenomenlerin ötesi duyularla algılanamaz. Durum böyle olunca bilginin duyusal öğesi oluşamaz. Sonuçta da akıl algılamadığı konularda sınırsızca konuşur ve yanlışa düşer.

{ Add a Comment }

Descartes Kimdir – Descartes Felsefesi (1596-1650)

René Descartes Hakkında Kısaca Bilgi:

Modern felsefenin kurucusu sayılır. Ayrıca analitik geometriyi de kurmuştur. Bilginin temelinde yalnızca aklın olduğunu ve insan zihninde doğuştan düşünceler bulunduğunu savunur.

Ona göre insan zihninin iki temel gücü vardır: Sezgi ve tümdengelim. Sezgi insan zihninde hiçbir kuşkuya yer bırakmayan ve en yüksek derecede açık olan bir kavrayış etkinliğidir. Tümdengelim ise, sezgi yoluyla, açık seçik olarak bilinen doğrulardan, tam bir kesinlikle bilinen olgulardan sonuç çıkarmadır. Ona göre matematik insan zihninin bazı doğruları açık seçik kavrayabileceğinin bir kanıtıdır. Çünkü matematikte insan zihni bildiği doğrulardan hareket edip başka doğrular türetebilmektedir.

Descartes’e göre akıl, basit ve mutlak bir biçimde açık olan bir doğrudan hareket etmeli ve yol boyunca açıklık ve seçikliği hiç kaybetmemelidir. Açıklık ve seçikliğin olmadığı hiçbir şey kabul edilmemelidir.

Descartes’in rasyonalizmi, iyi yönlendirilen her zihnin kesin, genel – geçer bilgiye ulaşabileceği görüşüne dayanır. Felsefesinin temeline koyacağı doğruyu ararken kuşkuyu yöntem olarak kullanır. Kendilerinden kuşku duymak için bir nedenin bulunduğu tüm bilgileri reddeder.

Düşünüyorum Öyleyse Varım

Descartes’a göre, kuşku duymakta olan birisi, kuşku duymakta olduğu sürece, tek bir şeyden kuşku duyamaz. O da kuşku duymakta olduğundan kuşku duyamamasıdır. Kuşku duymak bir düşünce etkinliğidir. Buradan da başlangıç doğrusuna ulaşır. “Düşünüyorum öyleyse varım.” Buna göre bir insanın kuşku duyabilmesi ya da düşünebilmesi için, öncelikle var olması gerekir.

Sonuç olarak eriyebiliriz ki, Descartes, duyulardan ve deneyden değil akıl ve düşünceden işe başlamıştır. Bu nedenle rasyonalist bir filozoftur.

{ Add a Comment }

Farabi Kimdir – Farabi Felsefesi (870-950)

Farabi Hakkında Kısaca Bilgi:

Türk asıllı bir filozoftur. Türkistan’ın Farabi şehrinde doğduğu için bu adla anılmıştır. Bağdat’ta mantık, felsefe, matematik öğrenimi görmüş, müzikle de yakından ilgilenmiştir. Felsefede Aristoteles ve Plotinos’un görüşlerinden yararlanarak kendi özgün düşüncelerini ortaya koymuştur.

Bilgiyle ilgili görüşlerinde mutlak bir rasyonalist olarak karşımıza çıkar. Diğer rasyonalist filozoflar gibi akılda bir sezgi gücü bulunduğunu, insan zihninde doğuştan gelen, düşünceler olduğunu kabul eder. Farabi’ye göre bilgilerimizin üç kaynağı vardır. Bunlar duyu, akıl ve nazardır. Duyular yoluyla dış dünya algılanır. Akıl yoluyla kendi iç dünyamızda olup biteni, kendi zihin durumlarımızı gözlemleriz. Nazar ise doğuştan getirdiğimiz bilgilere karşılık gelir.

Ayrıca, insan zihninde sezgi adı verilen bir güç vardır. Bu sezgi apaçık ve kendisinden şüphe edilemeyecek bilgilere ulaşma aracıdır. İki tür sezgi vardır. Bunlardan birincisi duyulara ve akla aittir. Bu sezgi insana dış dünyayı algılama olanağı verir. İkinci tür sezgi ise nazara ait olup, insanın var olan nesnelerin ilk ilkelerini kavramasını sağlar. Farabi’ye göre insan akıl ilkelerine ve mantığın kurallarına dayanarak ele aldığı her konuyu çözümleyebilir.

{ Add a Comment }

Astroloji ve Kader İnancı

Astroloji, Kader ve Özgür İrade:

Sağlıklı bir kader bilincine sahip olmayan günümüz insanı, kendisini sağır bir gök altında, anlamsız ve gereksiz bir varlık olarak görmenin tedirginliği içindedir.

Her şeyden önce insanlar bugün önlerinde kaotik bir gelecek görmekte ve huzursuz olmaktadırlar. Arkalarından kendilerini iten aile, toplum ve çevre ise, çok büyük beklenti içerisindedir. Bu durumdaki genç, her tarafını rekabet ve baskı ile çevrilmiş bulmakta ve bunalmaktadır. İşte bu bunaltının içinde, “acaba benim bu dünyada bir yerim ve payım olacak mı?” endişesi en büyük sorunlardan biridir.

Bu sırada karşısına çıkan ve “senin doğum haritanda…” diye söze başlayan bir astrolog bazen bir insana umut ışığı olabilmektedir. Kendisi için belirlenmiş bir kaderin olması, kişinin bütün bir geleceğinin kaotik olmadığını, ona da var oluştan belli bir pay ayrıldığını ve görevler düştüğünü hissettirmektedir.

Bütün bunların yanında hemen her insan, kaderinin iyimser beklentileri kadar kötümser yönlerini de öğrenmek ve belki bunlara karşı önlemler almak istemektedir. Her ne kadar birçok insan cevabını duymaktan korksa da, yine de dayanamayıp, “kaderimde hastalık, boşanma, iflas gibi bir felaket görünüyor mu?” diye sormaktadır.

İnsanoğlunun kaderinin iyi veya kötü yanlarını bir an önce öğrenme merakı, çağlar boyunca önüne geçilememiş tırmalayıcı bir hisse neden olmuştur. Çoğu zaman astrologlar bu konuda haksız olarak suçlanmaktadır, çünkü birçok kişi astrolojiye inanmasa bile en azından bir kahve falı baktırarak da olsa gelecekten bir haber duymaya can atmaktadır.

Üstelik falcılar ve medyumlar, astroloji gibi, objektif bir gözlem, hesap yapma yöntemlerine başvurmadan, içlerine doğan, ya da belki akıllarına geleni söyledikleri halde…

Bu dünyada en azından rüya tabirnamesine başvurmamış hiç kimse yoktur. Hele de sıkıntılı yıllar geçirirken, “acaba bu günleri geride bırakıp huzurlu ve güzel günlere kavuşabilecek miyim” diye merak etmeyen yoktur.

Hatta bir derdi olmasa bile, her insan geleceği merak eder; çünkü her insanın ihtiyaçları vardır. İnsan bekârsa “evlenebilecek miyim?” işsizse, “iş bulabilecek miyim?” öğrenciyse, “sınavda iyi bir fakülte kazanabilecek miyim?”

Sanatçı adayı ise, “meşhur olabilecek miyim?” diye düşünmeden edemez. Umutlarını güçlendirecek iyi bir haber duymaya hemen herkes ihtiyaç duyar. Kültürümüzde, böyle dertli ve ihtiyaçlı kişilere bir umut vermek maksadıyla fe’l” yani uğur bildirmek, iyi haber vermek pek sakıncalı görülmemiştir. “Fala inanma falsız da kalma” sözü, aslında buradan gelmektedir. Burada kastedilen fal, eskilerin tefeül dediği, bir işareti iyi sayma ve umut besleme anlamındadır. Mesela bir rüyayı hayra yormak gibi…

Kültürümüzde kehanete, yani geleceği okuduğunu ileri sürerek, bir takım iddialarda bulunmaya hoş bakılmamışken, umut aşılayan bir rüya tabiri, bir rastlantı veya belirtiyi hayra yormak insani bir ihtiyacın karşılanması gibi görülmüştür.

Bir annenin zor bir sınava hazırlanan çocuğuna “rüyamda gördüm, istediğin yeri kazanmışsın.” “İçime doğuyor, bu sene kazanacaksın.” Demesi gibi şeyler, faydalı fe’l çeşitlerindendir. İyi niyetle ve abartısız bir şekilde yapılırsa bu tip niyet çekme, pembe haberlerle umut aşılama gibi fallar, depresyona ve kaygı bozukluklarına iyi gelebilecek bir terapi bile sayılabilir.

{ Add a Comment }

Sofistler Kimdir, Sofistler Hakkında Kısaca Bilgi

Sofistlerin Özellikleri ve Temsilcileri, Kısaca:

İnsanın doğru bilgiye, herkes için geçerli olabilecek bilgiye ulaşılamayacağını, bilginin kişiden kişiye değiştiğini ileri süren filozoflardır. Bu filozoflar elde edilen bilgilerin göreceli olduğunu, bilgi konusunda tek ölçütün insanın kendisi olduğunu savunurlar. İnsanın bilgi kaynağının duyular olduğunu, duyuların ve algıların göreceli olduğunu, bundan dolayı da bilgilerin öznellik taşıyacağını savunmuşlardır. Bu anlayış Protagoras ve Gorgias tarafından temsil edilmiştir.

PROTAGORAS: “İnsan her şeyin ölçüsüdür.” der. Protagoras‘a göre tüm bilgilerimiz duyumdan gelir. Duyum, insandan insana değişir. Bir şey bana nasıl görünüyorsa benim için öyledir; sana nasıl görünüyorsa senin için de öyle; rüzgâr üşüyen için soğuk, üşümeyen için soğuk değildir. Protagoras, bu görüşleriyle Relativizm (görecelik)in öncülüğünü yapmıştır.

GORGİAS: Gorgias sadece bilginin olanağını reddetmemiş, aynı zamanda varlığın kendisini ve insanlar arasındaki her türlü iletişimi reddetmiştir. Aşırı kuşkucu görüşleri birbirini izleyen şu üç cümlesinde görülebilir:

  • Hiçbir şey yoktur.
  • Olsaydı da bilemezdik.
  • Bilseydik de başkalarına iletemezdik.

{ Add a Comment }

Bilgi ve Yaşam İlişkisi Nedir

Yaşam ve Bilgi Arasındaki İlişki:

Bilgi, insanın yaşam rehberidir. Eşyayı, insan ve evreni tanımayan, özelliklerini bilmeyen insan ne onlardan yararlanabilir ne de yaşamını sürdürebilir. İnsanın merak duygusu ve varlık karşısındaki hayret ve şaşkınlığı onu, varlığı bilmeye ve anlamaya zorlamıştır.

Geçmiş uygarlıkların yaşamını incelediğimizde bilginin bir şekilde kullanıldığını görmekteyiz. Yapılan arkeolojik çalışmalarda eski uygarlıklara ait eşya kalıntı vb. bir bulgu bize onların yaşam ve bilgi düzeyleri hakkında bilgi vermektedir. Bilgi her dönemde var olmuş, insanlar bu bilgilerle yaşamını düzenleyip sürdürdüğü gibi kendisi de yeni bilgiler ekleyerek daha geliştirmiş ve bir sonraki uygarlıklara miras olarak bırakmıştır.

İlk uygarlıkların yaptıkları araç ve gereçler, bilginin gelişmesi ile daha karmaşık, daha fonksiyonel araçlara yerini bırakmıştır. Örneğin, insan avlanmada taş, sopa kullandı, sonra ok yay kullandı daha sonra silah kullanmaya başladı.

Bilgi her çağda biraz daha artarak gelişmiştir. İlk yerleşim yeri olan Mezopotamya ve Mısır’da astronomi, tıp, eczacılık, geometri gibi bilimlere kaynaklık eden bilgiler üretilmiş ve kullanılmıştır.

Kültür ve medeniyeti ile bu bilgi havuzu biraz daha dolmuş, geometriden fiziğe, biyolojiden astronomiye çeşitli alanlarda yeni bilgiler üretilmiştir. Bu bilgi insan yaşamının daha verimli geçmesine katkı sağlamıştır.

Ortaçağda İslam uygarlığında bilimsel çalışmalar gerçekleştirilmiş. Greklerden alınan bilgi mirası yeni bilgilerin eklenmesiyle daha yükseklere çıkarılmıştır. Bu uygarlık döneminde kimya, astronomi, fizik, cebir, tıp, felsefe alanında kendisini göstermiştir.

Bilgi yeni yol ve yöntemlerin keşfiyle daha sonraki dönemlerde Rönesans’la başlayıp günümüze kadar geçen sürede baş döndürücü bir hızla gelişmiş evrenin, insanın sırları önemli ölçüde çözülmüş, elde edilen bilgiler teknolojiye dönüştürülerek insan yaşamında daha etkili ve daha geniş yer almaya başlamıştır.

Ulaşım ve haberleşme araçlarının gelişmesi üretilen bilginin dünyanın dört bir yanına hızla yayılmasına ve insanların bu bilgilerden yararlanmasına olanak sağlamıştır. Örneğin, biyoloji alanında gen mühendisliğinin gelişmesi insanın birçok sağlık sorununa çözüm üretilmesini sağlamıştır. Bilgi her çağda insan yaşamının merkezinde yer almış ve onu etkilemiştir.

{ 1 Comment }

Felsefi Akımlar ve Filozoflarının Bilgi Anlayışları

Felsefi Ekoller ve Filozofları Kısaca:

1- SENSUALİZM (SEZGİCİLİK): Bilgilerimizin kaynağının duyular olduğunu ileri sürerler. En önemli temsilcileri, Epikürcüler, Hobbes ve Condillac’dır.

2- RASYONALİZM (AKILCILIK): Bilginin kaynağı olarak insan aklını – zihnini – kabul eden felsefi yaklaşımdır. En önemli temsilcileri, Sokrates, Platon, Aristoteles, Farabi, Descartes, Leibniz, Hegel’dir.

a) Sokrates: Sofistlerin felsefesinin etkili olduğu bir ortamda yetişen Sokrates, insan bilgisinin doğuştan geldiğini savunur. Doğuştan gelen bilgiyi, akıl yardımı ile edinebiliriz. Bundan dolayı filozoflar “bilgi doğurtan ebelerdir”. Platon, Menon adlı diyalogunda Sokrates’in matematik bilmeyen bir köle çocuğa konuşma esasına dayanan diyalektik sanatını kullanarak geometri problemini çözdürdüğünü anlatır.

b) Platon (Eflatun): Platonun düşüncesine göre iki evren vardır: Birincisi idealar (gerçekler) evreni, İkincisi de görünüşler (fenomenler) evrenidir. Asıl bilgi, idealar evreninin bilgisidir. Bizler bu evrenin bilgisine ancak akıl yardımıyla ulaşabiliriz. Platon’a göre bilmek, ideaları hatırlamaktır.

c) Aristoteles: Felsefi görüşlerini idealar bilgisine değil, mantığa dayandırmıştır. Ona göre, bireysel olanın bilgisi, genel – tümel olandan çıkabilir. Bu, tümdengelim esasına dayanan bir çıkarsamadır. Hocası Platon’un idealar öğretisini reddetmiş, varlık ve bilgi sorununda realist bir tavır sergilemiştir. Ona göre, gerçeğin bilgisi nesnelerin içinde saklıdır.

d) Farabi: Platon’dan etkilenmiş, fakat Aristoteles geleneğine bağlı kalmıştır. Üç tür bilgi olduğunu öne sürer:

– İlk bilgiler: Doğruluğu herkesçe kabul edilir, diğer bilgileri elde etmek için kullanılır.
– Duyulara ve mantıksal çıkarımlara dayalı bilgiler: Doğruluğundan kesin olarak emin olunamaz.
– Tasdiki bilgiler: Doğrulukları deneyle kanıtlanmış, akla dayalı temel bilgilerdir.

e) Descartes: Yeni Çağ’da Rasyonalizmin kurucusudur. Descartes aynı zamanda ünlü bir matematikçidir. Matematik metoduyla açık, seçik ve mutlak bilgilere ulaşabileceğini savunmuştur. Ona göre, bu hakikate ulaşmak için akıl bir araçtır. Şüphe, düşünmenin, düşünmede var olmanın delilidir. Ve şöyle der; “Düşünüyorum öyleyse varım!”

f) Hegel: Ona göre, insan düşüncesini ve bilinçsiz doğayı idare eden kanun akıl’dır. Düşünmek ise, araştırdığımız ve bilgisini elde etmek istediğimiz nesnenin özünü bilme faaliyetidir. Her nesnenin görüntüsünün ardında bir de “ide” (geist) gizlidir. Düşünmek ve akla tam olarak güvenmek, işte bu nesnenin ardındaki özü – ide’yi (geist) kavramaktır.

g) Leibniz: Ona göre, evrendeki bütün varlıkların temeli, özü, monad (ruhsal atomlar) lardır. Bilgi ise iki esasa dayanır:

– Duyularla elde edilen bilgi
– Akılla elde edilen bilgi

3- EMPİRİZM (DENEYCİLİK): Varlığın bilgisine deneyle varılabileceğini ileri süren felsefi sisteme Empirizm de-nir. Bu akımın en önde gelen düşünürleri:

a) John Locke: Akılda çioğuştan hiçbir şey bulunmadı-ğını ileri sürer: Zihin boş bir levha (tabula rasa)dır. Bütün bilgilerimizin ve fikirlerimizin kaynağı deneydir ya da gözlemdir. Bu gözlem iki şekilde olur.

– Dışa ait gözlemler (Dış deney – duyumlama) : Duyu organlarımız aracılığı ile sağlanır.
– İç deney (Düşünme) : Duyumlarımız yoluyla elde edilen izlenimlerin önermeler biçiminde bilgiye dönüşmesidir.

b) David Hume: Bilgilerimizi algı çeşitlerine dayandıran Hume, onun iki şeklini ayırt eder:

– Fikirler ya da düşünceler : Silik ve zayıf olan algılardır.
– İzlenimler: Duyularla oluşan, şiddetli algılardır.

Ona göre, insan zihni, duyu verilerinden örülmüş bir alışkanlıklar ağıdır. Bu yaklaşımıyla nedensellik ilkesini eleştirmiştir.

c) Condillac: Empirizmi duyumculuğa çekmiştir. Bilgilerimizin kaynağını, duyu organlarımızın faaliyetine (dış duyuma) bağlamıştır.

d) Herbert Spencer: Bilginin kaynağı sorununda deneyin yanında kalıtımın-doğuştan gelen unsurların rolü olduğunu söylemiştir.

4- KRİTİSİZM (ELEŞTİRİCİLİK): Septisisizmle, dogmatizmin sentezini yapmaya, yani bu iki felsefi akımı uzlaştırmaya çalışan görüştür. Temsilcisi Immanuel Kanttır. Ona göre, insan bilgisi deney ile başlar fakat deneyden doğmaz. Deney bilgilerimizin sadece hammaddesini oluşturur. İnsan bu hammaddeleri zihindeki akıl kalıplarına uygulamak suretiyle, esas bilgiyi elde eder. Kant, zihinde var olduğunu kabul ettiği akıl kalıplarına kategori adını vermektedir. Ona göre, a priori (deneyden önce-önsel) olan kategoriler, deneyden gelmeyen bilgi elemanlarıdır. Bilgilerimiz kesindir, zorunludur ve genel-geçerdir.

5- ENTÜİSYONİZM (SEZGİCİLİK): Temsilcisi Henri Bergson’dur. Ona göre, zekâ hayatı kavrayamaz. Zekânın kavrayamayacağı bu hayat hamlesini, ancak sezgi kavrayabilir. Sezgi, hayatın bilgisini kavrar ve bilir. Doğu dünyasında bu akımın temsilcisi Bergson’dan çok daha önce yaşamış olan Gazali’dir.

6- POZİTİVİZM (OLGUCULUK): Auguste Comte’un kurduğu bir felsefi akımdır. Bu felsefi sistem, felsefenin ve bilimin temeline ölçülebilen, görülen, anlaşılabilen olgusal verileri koyar. Metafizik konularla uğraşmayı gereksiz görür. Bunun yerine “pozitif bilimlerle uğraşmayı üs-tün tutmalıyız” anlayışını koyar. Comte’a göre yaşanan çağ, pozitif çağdır, bilim çağıdır. İnsanlık bu çağa üç aşamada evrimleşerek gelmiştir. Kendisi buna “Öç Hal Yasası” diyor:

– Teolojik Aşama : Doğadaki olaylar doğal güçlerle açıklanır. Bu aşamada dinsel düşünce egemendir. Fetişizm, Politeizm, Monoteizm adımlarını içinde barındırır.
– Metafizik Aşama : Nesnelerdeki gizli kuvvetlere inanılır. Soyut düşünceler egemendir.
– Pozitif Aşama : Pozitif bilimler egemendir. Olayların bilgisine doğa yasalarıyla ulaşılır.

7- PRAGMATİZM (UYGULAYICILIK-FAYDACILIK-YARARCILIK): Kurucusu Amerikalı Psikolog W. James, diğer önemli temsilcisi ise J. Devvey’dir. Pragmatizm bir yaşam felsefesidir. Pragma, iş-eylem anlamına gelmektedir. Onlara göre, insan yaşamında işe yarayan, faydalı şeyler, iyi ve doğrudur.

8- ANALİTİK FELSEFE (ÇÖZÜMLEYİCİ FELSEFE- MANTIKÇI EMPRİZM YA DA NEOPOZİTİVİZM): Kurucusu L. Witt- genstein’dır. Ona göre, gerçeğin bilgisine dilsel çözümlemelerle ulaşılabilir. Felsefenin görevi, dilin mantıksal çözümleriyle uğraşmaktır. Dilin belirlediği sınırın ötesinde kalanlar saçmadır.

9- FENOMENOLOJİ (ÖZ BİLİMİ – GÖRÜNGÜBİLİM): Edmund Hussel’e göre, nesnelerin bilgisine ancak öznelerden varılır. Fenomenler (olaylar) bütün yönleriyle anlatılıp, açıklanabilirşe nesnelerin özüne ulaşılabilir. Örneğin, bilinmeyen fenomenlerin başında insan gelmektedir. Husserl’in ifadesiyle, tüm insanları ortadan kaldırmış olsak, ortada görünenden (fenomenden) başka hiçbir bilgi kalmayacaktır.

10- İDEALİZM (DÜŞÜNCECİLİK): Düşüncenin, bilgimizin konusunu oluşturduğunu kabul eden felsefi akımdır. Dış alem, madde, zihnin (düşüncenin) bir mahsulüdür. İdealizm (metafizik) dış alemi inkar etmekte; dolayısıyla bu akım, dış alemi hakiki varlık olarak kabul eden realizmin zıddıdır. İdealizmin metodu saf ve a priori düşüncedir. Temsilcileri: Elea’cılar, Platon, Descartes vd.

11- REALİZM (GERÇEKÇİLİK): İdealizmin zıddı olan realizm, bilinç dışında nesnel bir dünyanın var olduğunu savunan felsefi düşüncenin adıdır.

12- RÖLATİVİZM (GÖRECİLİK – İZAFİLİK): Bilgilerimizin bize, ölçülerimize ve duyularımıza göre, göreceli- izafi- olduğunu, bizim mutlak ve gerçek bilgiye ulaşamayacağımızı, ancak fenomenleri ve onlar arasındaki ilişkileri bilebileceğimizi ileri süren felsefi akımdır. Doğmatizme ve rasyonalizme karşıdır. Kristisizmi, septisizmi, pozitivizmi ve fenomenolojiyi içerir. En önemli temsilcisi Sofist Gorgias’tır.

{ 1 Comment }


escort mersin
| mersin escort |
mersin escort bayan
| mersin bayan escort |
mersin escort
|
erotik film izle
| mersin escort

escort mersin
| mersin escort |
mersin escort bayan
| mersin bayan escort |
mersin escort
|
erotik film izle
| mersin escort