1xbet betist jasminbet

Etiket: islâm

Farabi Kimdir – Hayatı – Eserleri – Farabi Sözleri

Farabi’nin Bilime Katkıları:

İslam’da Rönesans Devrini Açan Büyük Türk – İslam Düşünürü FARABİ (870-950) İslam disiplini içinde yetişmiş Türk düşünürlerinin en büyüğü olan Farabi, 870 yılında Türk asıllı bir kale komutanının oğlu olarak Maveraünnehir‘in Farab kentinde doğdu. Aristoteles mantığıma dayanan usçu bir metafizik oluşturmuştur. Amacı, Aristoteles’i biraz da Plotinos‘un yardımıyla, İslam diniyle uzlaştırmaktı. İslam felsefe geleneğinde “ilk öğretmen” sayılan Aristoteles’den sonra “ikinci öğretmen” olarak anılır.

Önceleri Türkistan’da kadılık yaptı, sonra kendisini büsbütün felsefeye verdi. Anadili olan Türkçe kadar Arapça, Farsça. Süryanice ve Yunancayı da biliyordu. Aynı zamanda hekim ve müzisyendi. Yüzden fazla kitap yazmış, Aristoteles. Platon, Zenon, Platinos gibi Yunan düşünürlerini yorumlamış, onların görüşlerine kendi görüşlerini katmıştır. İbni Sina ve İbni Rüşd onun manevi öğrencileridir.

Farabi’ye göre felsefenin amacı, varlıkları var olma özellikleri bakımından bilebilmek ve varlığın ilk nedenlerine (illet-i ula) ulaşmaktı. Felsefe yoluyla bütün varlıkların bilgisine ulaşan insan böylece, bir ölçüde tanrıya benzemiş olurdu. Bilimin üç kaynağı duyu, us (akıl) ve düşünmeydi (nazar) ama her türlü araştırma mantığa dayanmalıydı.

Farabi’ye göre mantığın özü olan kanıtlama, (burhan) yalnızca gerçeği bulmak için bir yol değil, aynı zamanda gerçeğin kendisiydi. Gerçek bilgi, ancak zorunluluk ilkesine dayak bir kanıtlamanın ürünü olabilirdi.

Farabi İslam felsefesine mantığı getirmekle kalmamış, bu felsefenin kapılarını ilk açan da kendisi olmuştur. 0, metafiziğe mantık yoluyla ulaşmış, İslam diniyle felsefe arasında sıkı bir ilişki kurmuştur.

Farabi, insan hareketlerinde ne övgü ve ne de sitem görevi yapan bir sistemin bulunduğunu söyler. Mutluluğa İyi ve Övülecek hareketler yaparak erişilebilir. İnsan iyi harekette özgürdür. Bu, yeteneğe dönüşebilen potansiyel bir ayırıcı niteliktir.

Farabi, “hareketin zamanını, hareketin yerini hesaba katmak, hareketi gerçekleştiren kişiliği, onun amaçlarını, niyetini dikkate almak, bütün bu şartlarla birleşimde araç ve hareketi kullanmak” gerektiğini söyler, övülecek hareketleri gerçekleştirmeye uygun en önemli spesifik nitelikler, sert bir kararlılık ve doğru belirlemedir. Doğru belirleme, insanın algılayabileceği bilgiyi verir.

Farabi’nin dürüst devlet ve bilgili yönetici teorisinin idealist temeli vardı. Bu, erken ortaçağ döneminin sosyolojik ve ahlaki düşüncesinde ileri bir adımdı. Farabi, bu düşüncelere engel olan her şeyi eleştiriyordu. Filozof, hırsla toplumun ruhsal gücünü yıkan, insanların hırs ve yağmacılığında temellenip, kendi devletini kuran feodal yöneticilerin despotluğuna karşı çıktı.

Onun fikrine göre; böyle despot bir devlet, cahil, kaba ve namussuz insanları hırsı yoluyla yönetir. Onlar sadece zenginlik, hâkimiyet ve zevke değer verirler. Böyle insanlar dini düşünceler yoluyla geri kalan halk üzerinde egemenlik kurmayı denerler. Adaletin yıkıldığı namussuz devlette tiran idaresi kurulur, bilimler ve felsefi düşünceler söner, obskurantizm (bilgiyi tekeline almak ve insanların ona ulaşmalarına engel olmak eylemi) kaçınılmaz olarak zafer kazanır. Farabi, kötünün eninde sonunda ezileceğini ve dünyada iyi başlangıçların galip geleceğine inanıyordu.

Küçüklü büyüklü yüze yakın kitap yazan Farabi’nin yapıtlarından bir bölümü İbranice ve Latince başta olmak üzere birçok dile çevrildi. Onun önemli yapıtlarından bazıları şunlardır:

İhsau’l-Ulum (ilimlerin sayımı), es-Siyasetü’l Medeniye, el-Medinetü’l Fazıla, Risale fi lsbati’l Müfarekat, Telhisi Nevamisi Eflatun (Eflatun Kanunlarının özeti)…

Farabi, 950 yılında Şam’da vefat etmiştir.

FARABİ’DEN ÖZLÜ SÖZLER:

  • Bir eylemin ahlâklı olduğunu bilip de ona uygun davranmayan kişi, o eylemin ahlâklı olduğunu bilmeden ahlâklı davranan kişiden daha üstündür.
  • Erdemlerin en büyüğü bilimdir.
  • Hiçbir şey kendi kendinin nedeni olamaz, çünkü nedenin kendisi oluşandan öncedir.
  • Hiçbir şey kendiliğinden yok olmaz, böyle olsaydı var olmazdı.
  • İyi bir insan öldüğünde ona ağlamayın. Asıl onu kaybeden topluma ağlayın.
  • İnsan bazen bir tesadüfle güzel işler yapar. Bazen de bu güzel işleri isteyerek değil, herhangi bir baskı altında yapmış olur. Böylece yapılan işler mutluluk getirmez. ‘
  • Önce doğruyu bilmek gerekir. Doğru bilinirse yanlış da bilinir ama önce yanlış bilinirse doğruya ulaşılamaz
  • Sevginin kurduğu devleti adalet devam ettirir.
  • Uzun konuşanı kısa dinlemek lazım.
  • Yalancı bilge, kalp akçe gibidir.

{ Add a Comment }

Ortaçağ İslam Felsefesi Hakkında Bilgi

Orta Çağ’da İslam dünyası farklı bir felsefe – medeniyet- anlayışı geliştirmekte, Batı’nın unuttuğu değerleri yeniden canlandırmaktadır. İslâm felsefesinin ortaya çıkışında birçok kültür topluluğunun etkisi bulunmaktadır. Bunların başında Arap, Türk, Süryani, Pers, Berberi kültürü gelmektedir. İslam felsefesi, farklı kültürel yapılardan etkilense de kendine özgü kavramları, problemleri ve bir sistematiği vardır. Bu açıdan İslâm felsefesi çok zengin bir içeriği sahiptir.

Kur’an ve Sünnette kâinat, insan, yaratılış, ahlak genel anlamda varlıkla ilgili birçok temel probleme yanıtlar verilmiştir. Kuran’ın ve Sünnet’in yanıt oluşturmadığı durumlarda yorum (İçtihad) kapısı açık bırakılmıştır. Bu durum kelâm, fıkıh ve tasavvufun doğuşunu hazırlamıştır.

İslâmın, Yahudilik ve Hristiyanlık gibi farklı dinlerle karşı karşıya gelişi, Allah’ın kâinat ve insan üzerindeki etkisi ve sorumluğuyla ilgili problemlere daha sistemli yaklaşan felsefi düşüncelerin ortaya çıkışını hızlandırmıştır.

Kelâm ilminin doğuşuna ve gelişmesine Mutezile kelamcıları, öncülük yapmışlardır. Kelâm, fıkıh ve tasavvuf çok büyük ölçüde Kur’an ve Sünnete dayalıdır.

M.S. 8. ve 12. yüzyıllar arasında İslam dünyasında çok sayıda mütercim yetişmiş ve Antik Yunan dünyasına ait eserlerden önemli tercümeler yapılmış ve farklı felsefi görüşlerin gelişmesine ortam hazırlanmıştır. Bu dönemde yapılandırılmış olan Beytu’l-Hikme (Hikmet evi) adlı tercüme kurumu, antik dünyaya ait olan birçok düşünürün eserlerinin tercüme edildiği bir merkez haline gelmiştir. Bu çeviri hareketinin önderliğini başlangıçta Hristiyan Süryaniler üstlenmişse de 9.yüzyılın ortalarından itibaren, önce Kindi ve daha sonra Farabi ile birlikte, Müslüman filozofların yetişmesi gecikmemiştir.

Böylece İslam dünyası, kendinden önceki kültür ve düşünce mirasına kendi öz değerlerini katarak yeni bir felsefi düzlem oluşturmuştur. Aslında bu düzlem, karşımıza iki felsefi kol olarak çıkmaktadır: Birincisi Kur’an ve sünnete dayanarak felsefe yapanlar, İkincisi Antik Yunan felsefesine dayanarak felsefe yapanlar.

İslam felsefesi, Antik çağ felsefesine dayanan felsefi akımları ve İslam düşünürlerini kapsadığı gibi kelâm, fıkıh ve tasavvuf geleneğini de kapsar. Arapça yazan ilk İslam filozofu El-Kindi’dir.

İslam felsefesinin en önemli akımları ve filozofları: Meşşailik (El-Kindi, Farabi, Sina, Rüşd vd.), Işrakiyye (Suh- reverdi vd.), Tasavvuf (Gazali, İbn. Arabi, A. Yesevi, Mevlana, Y. Emre, H. Bektaş), İbn Haldun, Ş. Bedrettin’dir.

{ 1 Comment }

İslam’ın Şartları Nelerdir

İmanın şartları olarak bilinen bu İnanç Temellerine kesin inancı olan kimseye “Mü’min”, inanç ile birlikte Yüce Allah’ın diğer bütün emirlerine uyup Allah’a (c.c.) teslîm olan kimseye de “Müslim” ya da “Müslüman” denir. Müslüman, İslâm dîninin şartlarını, Yüce Allah’ın emri doğrultusunda yaşayan insandır. İslâm’ın şartlan beştir ve şunlardır:

1) Şehâdet kelimesini söylemek,
2) Günde beş vakit namaz kılmak,
3) Yılda bir ay, yani Ramazan ayında oruç tutmak,
4) Dînî yönden zengin olanlar için, her yıl zekât vermek,
5) Gücü yetenler için, ömürde bir defa hacca gitmektir.

Namaz, Oruç, Zekât ve Hac şeklinde, her birini tek kelime ile özetleyebileceğimiz İslâm’ın bu şartlan, aynı zamanda İslâm dinindeki ibadetlerin toplamıdır. İşte bizim asıl konumuz, bu ibâdetlerdir.

{ Add a Comment }

Haçlı Seferlerinin Sonuçları Nelerdir

Haçlı Seferleri ortaya konan gaye bakımından başarıya istenileni verememişse de Avrupa’da birtakım önemli gelişmelerin doğmasına neden olmuştur. Böylelikle Haçlı Seferleri, Avrupa’da yeni bir dönemin başlamasını sağlamıştır. Haclı Seferlerinin ortaya çıkardığı genel sonuçları maddeler halinde şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Doğu medeniyetine ait mallar daha yakından tanınmış ayrıca Doğu-Batı ticareti hız kazanmış, İpek ve Baharat Yolu ile Suriye ve Anadolu limanlarına ulaşan mallar, Venedik ve Ceneviz tüccarları vasıtasıyla gemiler kullanılarak Avrupa’ya getirilmiş; böylelikle de Akdeniz limanlarının önemi ön plana çıkmıştır.
  • Papa ve ona bağlı kilisenin yalancılıkları ortaya çıktığından Papalığa ve Katolik kilisesine karşı duyulan itimat temelinden sarsılmıştır.
  • Haçlı Seferlerine katılan derebeylerinin bu seferlerden geri dönmemesi Avrupa’da bulunan kralların işene yaramıştır. Çünkü derebeylerinin geri dönmemesi krallıkların yeniden güç kazanmasına zemin hazırlamıştır.
  • Haçlı Seferleri esnasında, İslam devletlerinin kültür ve medeniyeti Avrupa devletleri tarafından tanınmış, bu sayede pek çok yenilik, Avrupa’ya gitmiştir. Kağıt, pusula, barut, matbaa vs. bunların önde gelenleridir.
  • Coğrafya Keşifleri
  • Rönesans
  • Reform, gibi önemli hadiselerin de alt yapısı oluşmaya başlamıştır.
  • İslam ülkeleri, özellikle de Anadolu, Haçlı Seferleri sonucunda çok büyük tahribata uğramıştır.
  • Haçlı Seferlerinin Türkler açısından önemli bir neticesi de olmuştur. Zira bu akınlara karşı başarılı mücadeleler sergileyen Türklerin İslam dünyasındaki prestiji ve önemi yükselmiştir.

{ Add a Comment }

İslam Kültür ve Uygarlığı

Muhammet bir peygamber olduğundan dini liderdi. Aynı zamanda bir devlet başkanı idi. Onun ölümünden sonra devletin başına geçenlere halife denildi. İlk dört halife, seçimle işbaşına geldiğinden bu döneme “Cumhuriyet Dönemi” de denilir. Ancak, Muaviye ile birlikte, halifelik babadan oğula geçince saltanat şekline dönüşmüştür. Bu uygulama diğer İslam devletlerinde de devam etmiştir.

  • Ömer zamanında devlet, ilk defa yönetim birimlerine ayrılmış ve valiler görevlendirilmişti. Bu uygulama, Emeviler döneminde genişletilerek eyalet sistemi kurulmuştur.
  • Halifelerin yanında devlet yönetiminde etkili olan vezirlik uygulmasını Abbasiler başlatmışlardır.
  • Ordu komutanlarına “Emir’ül Ümera”, donanma komutanlarına ise, “Emir’ül Ma”
  • İslam sanat ve mimarisi, komşu uygarlıkların etkisiyle gelişmiş, ortaya yeni bir anlayış çıkmıştır. Emeviler döneminde Batı (Bizans) ile yarışabilecek seviyeye gelmiş, Abbasiler döneminde ise çok büyük gelişme göstererek, Bizans sanat ve mimarisini geride bırakmıştır.
  • Resim ve heykelciliğe İslam uygarlığında (Putperestliği hatırlattığından dolayı) pek hoş bakılmamış, bu yüzden gelişmemiştir. Ancak, süsleme, hat (güzel yazı sanatı), çinicilik gibi sanatlarda ilerleme sağlanmıştır.
  • Dini bilimler kurulmuş, bu bilimlerde büyük âlimler yetişmiştir. Tefsir (Kur’an’ı açıklayan), Hadis (Hz. Muhammet’in sözlerini araştıran), Kelam (İslam felsefesi), Fıkıh (İslam hukuku), Akaid (İslam dinin esasları) gibi yeni bilim dalları doğmuştur.
  • İslam uygarlığı, komşu uygarlıklardan etkilenerek gelişmiş, ancak taklitçi olmamıştır. Ayrıca, Müslüman olan bütün toplulukların katkılarıyla sürekli gelişmiş ve ortaya yepyeni bir uygarlık çıkmıştır.

Bilimsel gelişmelerin sağlanmasında Eski Yunan ve Helenizm kültürünün öğrenilmesinin de etkisi olmuştur.

  • Talaş Savaşı sonucunda Çinlilerden kağıt, matbaa, pusula gibi buluşlar öğrenilmiş ve kullanılmıştır

{ Add a Comment }

Emeviler Devleti Özellikleri – Hakkında Bilgi

Muaviye’nin halifeliği ile İslam tarihinde yeni bir dönem başlamış oldu. Emevi ailesinin saltanatı şekline dönüşen bu dönemde, Müslümanlar arasındaki iç karışıklıklar devam etti. Daha önceden Şam valiliği yapmakta olan Muaviye, Medine’ye dönmeyerek devlet merkezini Şam’a taşıdı. Muaviye’nin ölümünden sonra oğlu Yezit Halife oldu.

  • Böylece halifelik, babadan oğula geçen “Saltanat” haline getirildi.

Yezit’in Halifeliği’ne karşı çıkanlar, Hz. Ali’nin oğlu Hüseyin’in halifeliğini desteklediler. Mekke’den Kufe’ye gitmek üzere yola çıkan Hz. Hüseyin, Kerbela denilen yerde Yezit’in ordusu tarafından katledildi. İslam Tarihine “Kerbela Olayı” (680) olarak geçen bu katliam, Müslümanlar arasındaki ayrılığı kesinleştirdi. Bu olaydan sonra Müslümanlar;

  • Şii
  • Sünni

olmak üzere kesin olarak ikiye ayrılmıştır.

Bütün Müslümanlar arasında çok büyük üzüntüye sebep olan Kerbela Olayı’nı unutturmak için, Emeviler fetihlere ağırlık verdiler. Türkistan bölgesini ele geçirmek amacıyla Türgişlere yoğun savaşlar yapıldı. Bizans ile mücadeleye devam edilerek, Anadolu içlerine akınlar başlatıldı. En önemlisi Kuzey Afrika’nın fethi tamamlandı. İslam Devletinin sınırlan Atlas Okyanusu’na kadar uzandı. Halife Abdülmelik zamanında çok geniş sınırlara ulaşan Emeviler, aynı zamanda tam bir Arap devleti haline geldiler.

  • Arapça resmi devlet dili haline getirildi.
  • İlk defa Arap İslam parası bastırılarak kullanılmaya başlandı.

Abdülmelik’ten sonra halife olan oğlu Velid zamanında:

  • Tarık Bin Ziyad komutasında bir İslam ordusu Cebeli Tarık Boğazı’nı geçerek İspanya’ya çıktı. Burada Vizigotlarla yapılan “Kadiks Savaşı” (711) Müslümanların zaferiyle sonuçlanınca, İspanya, İslam devletinin sınırları içine alınmış oldu.

İspanya’ya “Endülüs” ismini veren Müslümanlar Avrupa içlerine ilerlemelerine devam ettiler. Franklarla yapılan “Puvatya Savaşı” (732), Müslümanların yenilgisiyle sonuçlanınca, Avrupa’daki İslam ilerleyişi durdu. Bundan sonra sadece, İspanya bölgesinde İslam egemenliği devam etti.

  • Emeviler, kendi soylarını ön planda tuttular.
  • Arap olmayan Müslümanları ikinci sınıf görerek, devlet görevlerine getirmediler, ağır vergiler uyguladılar.
  • Irkçı bir politika izleyerek, İslamiyet’i kılıç zoruyla yaymaya kalktılar. Bu da özellikle Türklerin, İslamiyet’e uzak kalmalarının en önemli nedeni oldu. İslamiyet’i tam anlayamayan Kuzey. Afrika kavimleri (Berberiler) sık sık ayaklandılar.
  • Sınırlar çok genişlediğinden dolayı, merkezi yönetim güçleşti. Bu ise vilayetlerde keyfi uygulamaların ve ayaklanmaların görülmesinde etkili oldu. Bazı valiler merkeze karşı ayaklandılar.
  • Ali taraftarlarına ve ailesine karşı girişilen katliamlar, Emevilere karşı tepkileri arttırdı.

Bütün bu nedenlerden dolayı zor durumda kalan Emeviler güçlerini kaybettiler. Ülkede iç karışıklıklar iyice arttı.

  • Emevi ailesinin saltanatına karşı olanlar “Halifenin, Peygamber soyundan gelmesi gerektiği” iddiasını ortaya attılar ve Hz. Muhammet’in amcası Ebul Abbas’ın soyundan gelen “Abbasiler”i desteklediler.

Emevilere karşı ayaklanan Horasan valisi Ebu Müslüm, Abbasilerden Ebul Abbas Abdullah’ı halifeliğe getirdi. Böylece İslam tarihinde Emeviler Devri sona ererek, Abbasiler Devri başlamış oldu.

  • Ancak Emevi ailesinden Abdurrahman, Endülüs’e kaçarak halifeliğini ilan etti. Böylece Emevi ailesinin halifeliği Ispanya’da (Endülüs) devam etti.
  • Endülüs Emevi Devleti, İspanya bölgesinde siyasi varlığını uzun süre devam ettirmiş, askeri ve siyasi gücünden daha çok kültürel zenginliği ile bulunduğu coğrafyaya damgasını vurmuştur. Endülüs, bu dönemde tam bir bilim kültür merkezi olmuş, Avrupa’dan gelen öğrenciler burada yetişerek, Avrupa’da Rönesans’ın yaşanmasına büyük katkı sağlamışlardır.
  • Siyasi kargaşalar yaşayan Endülüs Emevi Devleti bölgede egemenliği kaybedince, siyasi parçalanmalar yaşanmış, Beni Ahmer, gibi küçük devletçikler ortaya çıkmış, ancak bu dönemde de kültürel canlılık bütün görkemiyle sürmüştür. Endülüs, bu dönemdeki uygarlık merkezi olma özelliğini, Müslümanların siyasi egemenliği sona erince kaybetmiştir.
  • Endülüs’te Müslüman egemenliği sona erince burada yaşayan Yahudiler de baskı ve zulüm yaşamışlar, hatta buradan ayrılarak Osmanlı Devleti’ne sığınmışlardır.

{ Add a Comment }

Küreselleşen Dünyada Dinler Arası İlişkiler

Küreselleşen dünyada, dinler arası ilişkiler son derece ihtiyaç duyulan önemli bir konu hâline gelmiştir. Günümüz dünyasında gelişen teknoloji, ulaşım ve haberleşme alanındaki gelişmelerle birlikte her din, dil ve ırktan insanlar iktisadi, kültürel ve siyasi amaçlarla bir araya gelerek pek çok konuda ortak iş birliğinde bulunmaktadırlar. Hristiyan, Yahudi, Budist ve ateist demeden her kesimden insanla iyi ilişkiler kurmak ve anlaşma zemini aramak hem insani ve hem de dinî bir sorumluluktur.

Dinlerin temel amacı, insanların bir arada barış ve huzur içerisinde yaşamalarını sağlamaktır. Bütün dinlerde vurgulanan adalet, eşitlik, sevgi, saygı, doğruluk ve hoşgörü gibi kavramlar, tüm insanlığın ortak değerleridir. Adam öldürme, hırsızlık, zina, yalan söyleme, yalan yere şahitlik yapma, ana babaya itaatsizlik, zulüm ve iftira gibi davranışlar, bütün dinlerde günah kabul edilmektedir. Bu değerlerin hayata geçirilmesinde dinlerin etkisi önemlidir.

İslam dini, tüm inançlara saygıyı öngörmektedir. Değişik din ve mezheplerin huzur ve barış içerisinde yaşamalarının mümkün olabileceği bir ortamı savunmaktadır. İslam diğer inançları ortadan kaldırmak için değil, doğruları göstermek için Peygamberimize gönderilmiştir. Allah’ın gönderdiği vahyin insanlara iletilmesi, hikmetle ve güzel tavsiye ile yapılmalıdır. Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygambere, “(Resulüm!) Sen, Rabb’inin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabb’in, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve o, hidayete erenleri de çok iyi bilir.” buyurarak bunu tavsiye etmektedir.

{ Add a Comment }

İslam Medeniyetinde Estetik Anlayışı – Konusu

İslam’a göre en büyük sanatkâr Allah’tır. Allah, olağanüstü güzelliklerle dolu olan kâinatı yaratmış, bu evreni de “en güzel bir biçimde” yarattığı insanın kullanımına sunmuştur. İnsan, kendisine ve evrene sanatkâr gözüyle bakınca en büyük sanatı görür. Bu güzellikler karşısında gözleri kamaşan insan, onların yaratıcısı olan “mutlak güzel”i arama duygusuna kapılır ki İslam medeniyetinin temelini işte bu duygu oluşturur.

Türkler, Orta Asya’dan Anadolu’ya gelinceye kadar çok çeşitli kültürlerin egemen olduğu bölgelerden geçmişlerdir. İslamiyet’i kabul ettikten sonra ise daha önceki sanat anlayışlarını İslam’ın sanat anlayışıyla birleştirerek kendilerine özgü bir sanat meydana getirmişlerdir. Bu yüzden, kurdukları Karahanlı, Gazneli ve Selçuklu devletleri, dönemlerinin en önemli sanat ve uygarlık merkezleri hâline gelmiştir. Müslüman Türkler, daha önceki birikimleri sonucunda, Osmanlı gibi büyük bir devleti kurarak sanat anlayışının zirvesine ulaşmışlar, sanatın hemen hemen her dalında önemli eserler meydana getirmişlerdir.

MİMARİ: Dinimizde ilme verilen önemin gereği olarak Müslümanlar medreseler inşa etmeye yönelmişlerdir. İslam’ın temizliğe verdiği önem sebebiyle de çeşme, hamam mimarisinin ortaya çıkıp gelişmesi sağlanmıştır. Ayrıca dinimizin ilkelerinin de etkisiyle hastaların tedavisi için darüşşifalar, yaşlı ve kimsesizlerin bakımı, barınması için darülacezeler, fakirlerin beslenebilmesi için aşevleri, yolcuların konaklaması için hanlar, kervansaraylar yapılmıştır.

Selçuklular Döneminde, türbelerde ve camilerde, İslam mimarisinde daha önce benzeri görülmeyen yeni estetik değerler ortaya çıkmıştır. Bu dönemde camiler dikdörtgen şeklinde, çok sütunlu ve düz tavanlı olup süsleme yoğunluktadır. Süslemeler, daha çok, caminin ana giriş kapısında yapılmıştır. Minareler ise kısadır.

Türkler, Müslüman olduktan sonra İslam dini, onların hayatının her alanında etkisini göstermiştir. Bu dönemde özellikle Ahmet Yesevi, halk kitlelerinin çabuk anlayıp kolayca söyleyebileceği sade şiirlerle İslam’ı anlatmış ve “Tasavvufi Halk Edebiyatı”nın doğuşuna öncülük etmiştir.

Ahmet Yesevi’nin “Divan-ı Hikmet” adlı eseri ile doğan tasavvuf halk edebiyatı, 13. yüzyılda en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu yüzyılda, Mevlânâ, Yunus Emre ve Hacı Bektaş Veli’nin eserleri, Türk toplumunu önemli derecede etkilemiştir. Mevlânâ, yazdığı eserlerle İslam’ı coşkulu bir şekilde anlatmış, bu dinin hoşgörü anlayışını tüm insanlığa göstermiştir. Yunus Emre, yazdığı Türkçe şiirlerle fedakârlığı, barışı, hoşgörüyü ve doğruluğu dile getirmiş, Hacı Bektaş Veli de Türk diline canlılık kazandırmış ve Türkçe dua edilmesine öncülük etmiştir.

MUSİKİ: İslam medeniyetinde musikinin temelleri Hz. Muhammed’in içinde yaşadığı toplum tarafından atılmıştır. Bu dönemde Hz. Muhammed güzel sese büyük önem vermiş ve ezanı da sesi güzel olduğu için Bilali Habeşi’ye okutmuştur. Hz. Muhammed, Kur’an’ın güzel sesle ve güzel bir makamla okunmasını istemiştir. İslam medeniyetinin ilk dönemlerinde El-Kindî, musiki ve nota yazım çalışmaları yapmış, Türk İslam Flozofu Farabi de “Kitabü’l – Musıki’l Kebîr” isimli eseriyle musikiyi bir sanat dalı olarak bilimsel bir temele oturtmuştur.

HAT, TEZHİP, EBRU VE MİNYATÜR: Hat, kamış kalem ve is mürekkebi ile yapılan bir çizgi sanatıdır. Harşerin süslü olarak yazılması biçiminde uygulanan bu sanatın İslam kültür ve medeniyetinde önemli bir yeri vardır. Müslüman Türkler, özellikle Kur’an-ı Kerim’i güzel yazı ile yazmaktan büyük haz duymuşlardır. Bundan dolayı, “Kur’an, Mekke’de indirildi, Mısır’da okundu ve İstanbul’da yazıldı.” sözü meşhur olmuştur. Tezhip, bir çeşit kitap süslemeciliğidir. Genellikle el yazması kitapların ve yazı levhalarının kenarlarına altın tozu ile boya karıştırılarak yapılan süslemedir. Tezhip sanatçısına “müzehhip” denir.

Tezhip sanatının kökeni Orta Asya’ya kadar uzanır. Selçuklu Türkleri Döneminde hayli ilerlemiş olan bu sanat, Osmanlı zamanında mükemmelliğe ulaşmıştır. Ebrusu üzerine serpiştirilen sıvı boyanın rastgele bezendiği şekillerin ve bu şekillere müdahale edilmesiyle meydana gelen figürlerin kâğıda aktarılarak yapılmasıdır. Ebru, birçok eski eserde süsleme amacıyla yapılmıştır. Günümüzde ise daha çok çerçevelenip duvar süsü olarak kullanılmaktadır. Ebru sanatında son devrin piri Mustafa Düzgünman’dır.

Minyatür, kâğıt veya deri üzerine sulu boya ya da altın suyu ile çok ince fırçalar kullanılarak ışık, gölge ve derinliği olmayan resim yapma sanatıdır. Bu sanat dalının kitaplarda kullanılmasının temel amacı, işlenen konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Minyatür, el yazması eserlerde, boya ve yaldızla yapılır. Bu sanatta kâğıt, deri, sulu boya, altın tozu ve çok ince fırçalar kullanılır. Minyatür sanatının ilk örnekleri Orta Asya medeniyetinde görülür. Selçuklu Döneminde Türkler arasında önemli bir yeri olan minyatür sanatı, Osmanlı Türkleri Döneminde ise en parlak devrini yaşamıştır.

{ Add a Comment }

Müslümanların Bilim ve Medeniyete Katkıları

Müslüman bilginler; fizik, kimya, biyoloji, astronomi, matematik gibi alanlarda çalışmalar yapmış ve eserler yazmışlardır. İslam bilginleri Peygamberimizin, “ilim Çin’de de olsa gidip alınız.” hadisini kendilerine ilke edinmişler, yabancı kültürlere ait bilimsel eserleri inceleyerek analiz etmişlerdir. Bu eserleri yazan bilim adamlarının görüşlerini öğrenmişler, onlara katkıda bulunmuşlar, çeşitli bilim dallarındaki bazı yanlış bilgileri düzeltmişlerdir.

POZİTİF BİLİMLER

Matematik: Müslümanlar arasında önem verilen pozitif bilim dallarının başlıcalarından biri matematiktir. İslam dünyasında matematik bilimi; aritmetik, geometri, astronomi gibi bilim dallarıyla iç içe gelişmiştir. Kur’an-ı Kerim’de miras bölüşümü ve ticaret hayatına ilişkin ayetlerin yer alması; namaz, oruç gibi ibadetlerin vakitlerinin belirlenmesine ihtiyaç duyulması, Müslümanları matematik alanında çalışmalar yapmaya yöneltmiştir. Bunun sonucunda birçok Müslüman bilgin matematik alanında çalışmış, araştırmalar yapmış ve eserler yazmıştır.

Müslüman bilim adamları trigonometrideki tanjant, kotanjant, sinüs, kosinüs kavramlarını bulmuşlar; bazı maddelerin özgül ağırlıklarını gösteren cetveller düzenlemişlerdir. Müslümanların matematik alanındaki en önemli katkıları, günümüzde kullanılan rakamları bulmalarıdır. Bu rakamlardan önce dünyada Romen rakamları kullanılıyordu. Ancak Romen rakamları kullanışsızdı ve bunlarla hesap yapmak çok zordu. Avrupalılar ve tüm dünya, zamanla Romen rakamlarını terk ederek Müslüman bilginlerin bulduğu rakamlan kullanmaya başladı.

Bilim alanında bir deha olan Harezmî, bilimsel bilgiyi sisteme kavuşturmuş, matematikteki ondalık sistemi bulmuştur. Logaritmayı sistemleştiren Harezmî, bu nedenle Batı’da Algorismus adıyla tanınmıştır. Bugün matematiğin bir dalı olan logaritma, adını, Batılıların Harezmî’ye verdiği lakaptan almıştır.

Astronomi: Müslümanlar arasında kısa zamanda birçok astronomi bilgini yetişmiş, bu bilginler önemli buluşlar yapmıştır. Batlamyus’un hazırlamış olduğu astronomi cetvelindeki yanlışlıklar giderilmiş, zîc adı verilen yeni ve mükemmel astronomi cetvelleri hazırlanmıştır. Zerkali (öl. 1087) Güneş’in ve yıldızların hareketlerini incelemiş, astronomi alanında araştırmalar yapmıştır. Maraga’daki rasathanenin başkanı olan Nasreddin Tusi (öl. 1274) ûklid geometrisi üzerinde çalışmıştır. İslam dünyasının önemli bilginlerinden Uluğ Bey (öl. 1449), Semerkant’ta bir rasathane kurmuş ve astronomi ile ilgili ansiklopedik bir eser hazırlamıştır.

Tıp ve Eczacılık: Avrupa’da Doğu’nun Calinus’u olarak tanınan Ebu Bekir Razi (öl. 925) tıp alanında elliye yakın eser yazmıştır. O, dünya tarihinde ilk kez çiçek ve kızamık hastalığı hakkında araştırmalar yapan ve bunların nasıl tedavi edileceğini gösteren bilim adamıdır. Razi, böbrek taşlarını ameliyatla almayı denemiş ve ameliyat tekniği üzerinde çalışmalar yapmıştır. Onun tıp alanında en önemli eseri “Hâvi” adını taşır. Tıp tarihinin en büyük bilginlerinden biri olan ibni Sina (öl. 1037), Batıda Avicenna adıyla tanınmıştır. Bu alandaki en önemli eserleri “eş-Şifa” ve “el-Kanun fit Tıp”tır. İbni Sina’nın kitapları defalarca Batı dillerine çevrilmiştir. Müslüman bilginlerden Biruni (öl. 1051) de tıp ve eczacılık alanında önemli çalışmalar yapmıştır.

Fizik – Kimya: Fizik alanında çalışmalar yapan bilginlerden biri de İbnül Heysem’dir. ibnül Heysem, cisimlerin düşme hızı ile zaman ve mesafe arasındaki ilişkiyi biliyordu. Kaldıraçlar ve atmosferin kalınlığı ile ilgili çalışmalar yaptı. Cabir bin Hayyan, Müslümanlar arasında kimyanın kurucusu kabul edilir. Cabir, yazdığı kitaplarda damıtma, kristalleştirme, metalleri sertleştirme gibi konularda önemli bilgiler vermiştir.

DİNÎ İLİMLER

Tefsir: İlk yazılı tefsir 723 yılında ölen Mücahit isimli âlime aittir.

Hadis: Hadis, Hz. Muhammed’in genel kural niteliği taşıyan söz ve davranışlarına denir. Hadis âlimleri tarafından, Hz. Muhammed’in hadislerinin toplandığı birçok eser oluşturulmuştur. Bunların en meşhurları Kütüb-i Sitte olarak adlandırılır.

Kütüb-i Sitte’yi oluşturan altı kitap şunlardır: Muhammed bin İsmail Buhâri (öl. 869)’nin Câmius Sahîh’i Müslim bin Haccac (öl. 874)’ın Câmius Sahîh’i Ebu Davud Süleyman (öl. 888)’ın Sünen’i Muhammed bin İsa Tirmizi (öl. 892)’nin Sünen’i Ahmed Nesai (öl. 892)’nin Sünen’i Muhammed bin Mâce (öl. 888)’nin Sünen’i

Fıkıh: Fıkıh, İslam dininin uygulamaya ilişkin esaslarını saptayan, bunları kanıtlarıyla açıklayan ilim dalıdır. Fıkıh bilimiyle uğraşan kimselere fakih adı verilir. En tanınmışları İmam-ı Âzam unvanıyla anılan Ebu Hanife, Muhammed bin İdris eş-Şafii, Ahmed bin Hanbel ve Malik bin Enes’tir.

Kelam: Kelam, Allah’ın varlığını ve birliğini, İslam inançlarının doğruluğunu delilleriyle birlikte savunan ilim dalıdır. Kelam bilginleri Allah’ın varlığı ve birliği, peygamberlik, ahiret, kaza ve kader gibi konuları Kur’an ve sünnet doğrultusunda, akılla temellendirerek ele alıp savunmuşlardır. Bu amaçla birçok eser yazmışlardır. İslam dünyasında yetişen önemli kelam bilginleri arasında Bakıllani (öl. 1012), Gazâli (öl. 1111), Mâturîdi (öl. 944) sayılabilir.

{ 1 Comment }

Türklerde İslam Anlayışının Oluşmasında Etkili Olan Şahsiyetler

1) EBU HANİFE: Türklerin İslam dinini öğrenip doğru bir şekilde yaşamasında etkili olan başlıca kişilerden biri, meşhur âlim Ebu Hanife’dir. O, derin bilgisi, görüşlerindeki isabeti, keskin zekâsı sebebiyle İslam dünyasında imam Âzam (en büyük imam) olarak tanınmıştır.

Ebu Hanife geçimini ticaret yaparak kazanan biriydi. Ticari hayatta edindiği bilgi ve tecrübeler, onun, karşılaşılan sorunlara herkes tarafından kabul edilebilir çözümler üretmesine katkı sağlamıştır. Ebu Hanife, görüşlerini öncelikle Kur’an ve sünnete dayandırmıştır. Sahabelerin görüşleri de onun dayandığı kaynaklardan biridir. O, bu üç kaynakta cevap bulamadığı dinî sorunlara kendi görüşleriyle çözüm getirmiştir.

2) MÂTURİDÎ : Mâturidî ortaya koyduğu görüşlerde Kur’an ve sünneti ölçü alarak İslam dininin inanç esaslarını akli delillerle savunmuştur. Mâturidî, İslam dünyasında yetişmiş olan en büyük kelam âlimlerinden biridir. Kelam; Yüce Allah’ın varlığını, sıfatlarını, İslam dininin inanç esaslarını ele alıp inceler, inanç konularında ortaya çıkan sorunlara çözüm getirir. Mâturidî, kelam alanında birçok eser yazmıştır. Bunların en meşhurları; Kitabü’t Tevhid ve Kitabü’l Makâlât’tır.

3) ŞAFİİ: Şafii’nin asıl adı, Muhammed bir İdris eş Şafii’dir. O, 767 yılında Gazze’de doğmuş, 819 yılında Mısır’da vefat etmiştir. Şafii’nin soyu, baba tarafından Peygamberimizin kabilesi olar Kureyş’e dayanır. İmam Şafii; Kur’an-ı Kerim, fıkıh, hadis ve kelam ilimlerinde geniş bilgi sahibi bir İslam âlimiydi. O, keskin bir zekâya ve etkileyici bir anlatım gücüne sahipti. Özellikle fıkıh alanında ortaya koyduğu görüşler pek çok insan tarafından benimsenmiştir. Görüşleri, Şafii mezhebi adı altında sistemleştirilmiştir. İmam Şafii’nin en meşhur eserleri; er – Risâle ve el-Ümm’dür.

4) EŞ’ARİ: Eş’ari’nin asıl adı, Ebu’l – Hasan Ali bir İsmail el – Eş’ari’dir. İmam Eş’ari, 875 yılında Basra’da doğmuştur. İmam Eş’ari, çalışmalarına öncelikle Allah’ın varlığını ve birliğini savunup ispatlamakla başlamıştır. Kur’an ayetlerinde yer alan Allah’ın varlığına ilişkin vurguları akli delillerle örneklendirerek açıklamıştır. Eş’ari’nin kelamla ilgili görüş ve düşünceleri pek çok insan tarafından kabul görmüştür. Onun, görüşlerini kaleme aldığı ve günümüze kadar ulaşan en nemli eserleri şunlardır: Makalâtûl-lslamiyyîn, el-lbâne an Usûli’d-Diyâne, el-Lüm’a.

5) AHMET YESEVİ: Büyük Türk düşünürü Ahmed Yesevî, XI. yüzyılın sonlarında Batı Türkistan’ın Sayram kasabasında doğmuştur. Ahmet Yesevî, Türk milletinin yetiştirmiş olduğu en büyük manevi önderlerden biridir. O, Türkler arasında İslam dininin yayılmasında ve doğru bir şekilde anlaşılmasında büyük rol oynamıştır. Ahmet Yesevî, insanlara İslam dinini basit ve sade bir dille yazdığı şiirlerle anlatmıştır. Şiirleri içerisinde insanların ilgisini çekecek anlaşılması kolay menkıbelere de yer vermiştir. Onun şiirleri lirik değil, öğreticiydi. Bu nedenle de Ahmet Yesevi’nin şiirlerine “hikmet” adı verilmişti.

6) AHÎ EVRAN: Doğum ve ölüm tarihleri tam olarak bilinmeyen Ahî Evran’ın, XIV. yüzyılın başlarında (1300 – 1317), 93 yaşında vefat ettiği tahmin edilmektedir. Toplumda; işine hile karıştırmayan, verdiği sözde duran, işini zamanında ve iyi bir şekilde yapan, borcunu vaktinde ödeyen insanlara her zaman ihtiyaç duyulur. Esnaf ve tüccar kesiminin bu gibi özelliklere sahip olması toplum için son derece önemlidir. Ahî Evran, kurduğu Ahilik teşkilatıyla Türk toplumunda meslek ve ticaret ahlakının yerleşmesine önemli katkılar sağlamıştır. Ahilik bir meslek kuruluşu olmanın yanı sıra; iman ve ahlak eğitiminin yapıldığı millî kültürün öğretilip benimsetildiği bir okul işlevi de görmüştür.

7) HACI BEKTAŞ VELİ:  XIII. yüzyılda yaşayan, ünlü Türk mutasavvıf ve düşünürlerinden biri olan Hacı Bektaş Veli 1210 yılında doğmuş, 1270 yılında vefat etmiştir. Onun türbesi Nevşehir’dedir. Burası her yıl pek çok insan tarafından ziyaret edilmektedir. Onun düşüncelerine dayanan Bektaşilik tarikatı, Türk toplumunu kültür, fikir ve maneviyat açısından yükseltmeyi amaç edinmiştir.

Hacı Bektaş Veli, insan sevgisine büyük önem vermiştir. Din ve vatan sevgisi üzerinde durmuş, şehitliğin manevi derecesini hadislere uygun olarak övmüştür. Türk töresinin devamı için elinden geleni yapmış, sohbet toplantıları düzenleyerek insanlara öğütler vermiştir. Sohbetlerinde kolay anlaşılır, duru bir Türkçeyle “nefes” denilen ilahiler söyleyerek insanlara İslam dinini öğretmeye ve sevdirmeye çalışmıştır. İnsanların eline, beline, diline sahip olması gerektiğini vurgulamıştır.

Küçüklerin büyüklere saygı göstermesini öğütlemiş, misafirperverlik üzerinde önemle durmuş, başkalarının kalbini kırmanın sakıncalarına dikkat çekmiştir. Hacı Bektaş Veli sohbetlerinde komşu hakkının önemini dile getirmiş; haksızlıklardan uzak durulmasını, küskünlerin barıştırılmasını isteyerek toplumsal dayanışmaya katkı sağlamayı amaçlamıştır.

O, İslamiyet’i eski Türk töreleriyle bağdaştırarak sunmaya çalışmıştır, Kur’an-ı Kerim’in ilkeleri ışığında hareket etmeye önem vermiştir. Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’da Türk İslam düşüncesinin yayılmasında büyük etkisi olmuştur. Hacı Bektaş Veli’nin en önemli eseri, “nefes” adı verilen ilahilerinin toplandığı “Makalat” tır.

8) MEVLANA: Türk – İslam dünyasının en meşhur mutasavvıf ve düşünürlerinden biri de Mevlânâ Celaleddir Rumi’dir. Mevlânâ, 1209 yılında Horasan’ın Belh şehrinde doğmuşur. 17 Aralık 1273’te Konya’da vefat etmiştir. Onun, türbe hâline getirilen mezarını her yıl pek çok insan ziyaret etmektedir.

Mevlânâ, eserlerinde daha çok, Allah ve insan sevgisi üzerinde durmuştur. Ona göre insan son derece değerli bir varlıktır. Çünkü o, yeryüzünde adaleti hâkim kılmak ve İlahî ilkeleri uygulamak için yaratılmış, meleklerin bile sahip olmadığı ilimlerle donatılmıştır. Melekler insana saygı duyup secde etmekle emrolunmuştur.

Büyük düşünür ve mutasavvıf Mevlânâ, bütün insanlara sevgiyle yaklaşılması gerektiğini savunmuştur. İnsanlar arasında din, inanç, düşünce, mezhep veya ırk ayrımı yapılmasına karşı çıkmıştır. İnsanların bir arada, mutlu, huzurlu bir şekilde ve barış içerisinde yaşamasını istemiştir. O, bu konuyla ilgili bir sözünde, “Biz birleştirmek için geldik. Ayırmak için gelmedik.” demiştir.

Mevlânâ, bu ve benzeri konulardaki düşüncelerini “Mesnevi” adlı eserinde hikâyelerle anlatmıştır. Mesnevi’de yer alan hikâyeleri yazarken Kur’an’dan ve sünnetten esinlenmiştir.

9) YUNUS EMRE: Ünlü şair, mutasavvıf ve düşünür Yunus Emre, 1240 yılında, Eskişehir’de doğmuş, 1320 yılında vefat etmiştir. Yunus Emre, ünlü düşünür Mevlânâ ile görüşmüş ve ondan etkilenmiştir. Aynı şekilde Hacı Bektaş Veli’nin dervişlerinden Taptuk Emre’nin dergâhında bulunmuş, Bektaşilik düşüncesinden büyük oranda etkilenmiştir.

Yunus Emre, İslam’ın ilkelerinin ışığı altında insanları sevgiye, birliğe, dostluğa ve kardeşliğe çağırmıştır. İnsanlara kin ve nefretten uzak durmayı öğütlemiştir. O, Allah’ın yarattığı bütün varlıklara sevgiyle yaklaşılması gerektiğini, “Yaratılanı severim, Yaradan’dan ötürü.” şeklindeki sözüyle İfade etmiştir.

10)  HACI BAYRAM VELİ: Hacı Bayram Veli, XIV. yüzyılın sonu ve XV. yüzyılın başlarında yaşamıştır. Onun, 1340’lı yıllarda doğduğu, 1430’lu yıllarda da vefat ettiği tahmin edilmektedir. Hacı Bayram Veli’nin türbesi, Ankara’nın Ulus semtinde, kendi adıyla anılan caminin bitişiğindedir.

Tasavvuf felsefesinden etkilenen Hacı Bayram Veli, bu alanda derinleşerek kendi dergâhını kurmuştur. Hem bir hoca olarak ders verdiği yıllarda hem de dergâhını kurduktan sonra Türk İslam düşüncesinin, özellikle Ankara ve çevresinde yayılmasına katkı sağlamıştır. Sohbetlerinde söylediği Türkçe ilahilerle insanlara İslam’ı sevdirmiştir.

{ Add a Comment }

kacak iddaa canlı bahis siteleri bahis siteleri bahis siteleri online casino siteleri bahis siteleri canlı bahis siteleri