Etiket: önemli

Tanzimat Fermanının Önemi – Kısaca

Tanzimat Fermanı Neden Önemlidir:

  • En Önemli özelliği padişahın yetkilerini sınırlandırması ve kanunların her gücün üstünde olduğunun kabul edilmesidir.
  • Tanzimat Fermanı Batılılaşma yolunda önemli bir adımdır. İlk defa anayasacılık ve demokratik devlet anlayışının görüldüğü bir düzenleme olmuştur.
  • Hükümdarın yetkilerinin kısıtlanması bakımından İngiltere’deki Magna Charta‘ya benzer. Fakat Magna Charta halkın istekleri sonucu ortaya çıkarken, Tanzimat Fermanı padişahın kendi isteği sonucunda gerçekleşmiştir.

{ Add a Comment }

İstanbul’un Fethinin Türk ve Dünya Tarihi Açısından Önemi – Sonuçları

İstanbul’un fethi Türk ve dünya tarihi açısından oldukça önemli gelişmeleri de beraberinde getirmiştir. Çünkü İstanbul’un fethi birçok devleti etkilemiş, hatta çağların değişmesine sebep olarak dünya siyasi ve sosyal tarihini yakından etkilemiştir. Böylece dünya tarihi yeniden şekillenmeye başlamıştır.

İstanbul’un Fethinin Türk ve Dünya Tarihi Açısından Gelişmesi:

1- İstanbul’un alınmasıyla Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Dönemi sona ererek, Yükseliş Dönemi başlamıştır.

2- İstanbul’un fethi ile Ortaçağ boyunca 1000 yıla yakın hükümranlık kuran Bizans İmparatorluğu ortadan kalkmıştır. Böylelikle Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Rumeli toprakları arasında Bizans‘ın neden olduğu tehlike de ortadan kalkmış oldu.

3- İstanbul’un Fethi ile Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan ticaret yolları da Osmanlının eline geçmiştir.

4- İstanbul’un fethinden sonra menfaatleri zarar gören Venedikliler ile Osmanlılar arasında düşmanlıklar başlamış ve ikisi arasındaki ilişkiler giderek bozulmuştur.

5- İstanbul’un fethinde savaş sırasında top kullanılmasının ne denli etkili ve önemli olduğu ortaya çıkmış böylece tarihte yapılan önemli savaşlarda top kullanımı yaygınlaşmaya başlamıştır.

6- İstanbul’un fethi, en güçlü kalelerin bile aşılmasının mümkün olduğunu göstermiş böylece Avrupa’da feodalitenin ve derebeyliklerin gücü azaldığından merkeziyetçi devletlerin gelişmesi için uygun şartlar oluşmaya başlamıştır.

7- İstanbul’un fethi sonucunda Osmanlı Devleti’nin Karadeniz, Ege denizi ve Akdeniz’de egemenlik ve ticaret üstünlüğü ele geçirmesi, İpek yolunun kontrolünü ele almasından dolayı Avrupalı Devletler dünya coğrafyasında daha başka ticaret yolları arayışına girmişler ve bunun neticesinde Coğrafi Keşifler başlamıştır.

8- İstanbul henüz kuşatılırken İstanbul’dan kaçan önemli bilim adamları, başta İtalya olmak üzere batıda başkaca Avrupa ülkelerine göç ederek yerleşmiş böylelikle doğu İslam medeniyetinden esinlenerek elde ettikleri bilgi ve deneyimleri oralara taşımışlardır. Bu ise Rönesans hareketlerinin başlamasında etkili olmuştur.

9- Fatih sultan Mehmet fetihten sonra İstanbul’un geliştirilmesi için birçok çalışmalar yaptırmış, bu da İstanbul dünyada bir kültür, ticaret ve medeniyet merkezi haline gelmesini sağlamıştır.

10- Osmanlı Devleti’nin alınamaz denilen İstanbul’u ele geçirmesinden sonra büyük ve önemli bir devlet konumuna gelmiş, itibarı daha da artmış bu ise Avrupalı devletlerin ilk defa Osmanlı içinde sürekli görev yapacak temsilcilikler oluşturmasına sebebiyet vermiştir.

11- Savaş kural ve kaideleri bakımından ele aldığımızda; başarı sağlanmasında deniz ve kara kuvvetlerinin bir bütün olarak koordineli hareket etmesinin, savaşın gidişatına tesir ederek derecede önemli sonuçları ortaya çıkaracağı görülmüştür.

12- İstanbul ele geçirildikten sonra, Osmanlı Devleti’nin başkenti yapılmış ve II. Mehmed’e “ülke alan, ülke açan” anlamına gelen ‘Fatih’ ünvanı verilmiştir.

13- İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı Devleti’nin Ortodoks Patrikhanesi’nin faaliyetlerini sürdürmesine karar vermesi, kendi yönetiminde bulunan Hıristiyanlara hoşgörülü davranması; Hıristiyan ittifaklarını bölerek Katolik Kilisesine karşı güç kazanılmasını sağlamıştır.

14- İstanbul’un fethi Ortaçağ sonu, Yeniçağın ise başlangıcı olmuştur.

15- Osmanlı Devleti’nin İslâm Alemindeki prestiji artmıştır.

16- Bu fetihle burada faaliyet gösteren Fener Rum Patrikhanesi Osmanlı Devletinin himayesine girmiştir.

{ 1 Comment }

Okul Öncesi Eğitim Kurumları ve Önemi

Anaokullarının Eğitimdeki Önemi:

Günümüzde hayat şartlarının getirdiği zorunluluklar sebebiyle, babanın yanı sıra anne de çalışmak zorunda kalmaktadır. Anne ve babanın çalışması durumunda çocuk henüz okula gitmiyor ise, bir büyüğün yanına bırakıldığı gibi çocuklara daha iyi eğitim vereceği ve evde kazanamadığı bir takım alışkanlıkları daha kolay edineceği düşüncesi ile çocuklar üç yaşından itibaren anaokulu, çocuk yuvası, çocuk evi gibi isimlerle kurulan eğitim kurumlarına gönderilmektedir.

Okul öncesi bu eğitim kurumlan çocuklar için yeni bir arkadaş çevresi, zengin bir oyun ortamı ve çeşitli deneyimler kazanacağı bir yer olması nedeniyle oldukça önemlidir. Çocukların bu yaşlarda bir hayli hızlı öğrendiği göz önünde bulundurulursa, bu eğitim kurumları evde sağlanamayan birtakım imkânları takviye etmesi açısından büyük önem taşır.

Çocuk böyle bir yerde, evde yeterli düzeye gelmeyen birtakım zorunlu alışkanlıkları -ki bunlar yemek yeme, tuvalet, temizlik gibi alışkanlıklardır- öğrenme konusunda önemli gelişmeler gösterir. Çocuğun kendi yaşıtları ile bir arada olması birbirlerinin haklarına saygı göstermeyi, paylaşmayı ve birbirleri için bir şeyler yapabilme gibi davranışları öğrenmesini sağlar.

Bu kurumlar kendilerine özgü birtakım kurallar çerçevesinde faaliyetlerini gerçekleştirirler. Çocuk burada belirli bir düzene göre programlanmış faaliyetleri, belli bir zaman içinde yaparak zaman kavramını ve bunun önemini öğrenmede büyük gelişme gösterir.

Çocukların burada birlikte yemek yemeleri, bu yemek sırasında birbirlerine hizmet etmeleri, oyuncakları paylaşmaları, birbirlerinin sırasını ve hakkını korumaları gibi alışkanlıkları kazanarak ileride kuracakları insan ilişkileri konusunda olumlu bir altyapı oluştururlar.

Okul öncesi kurumların verimli bir şekilde hizmet sağlayabilmesi, eğiticinin niteliğinin yanı sıra kurumun çocuklar için ayırdığı malzemenin niteliği ve niceliği de önemli bir konudur. Kurumda bulunan çocuklar için kaliteli ve yeterli miktarda oyuncak ve uğraşı malzemelerinin bulunması göz önünde bulundurulması gereken bir husustur. Bu malzemelerin yeterli miktarlarda sağlanmış olmasının yanı sıra, oyun alanlarının da rahat hareket imkânını sağlayacak kadar geniş olması gerekir. Bu sayededir ki, çocuklar arasında doğabilecek sürtüşme ve tatsız olaylar çok daha kolay çözüme kavuşturulabilir.

Masal ve hikâye anlatımı türünden sözlü faaliyetler bu gibi kurumlarda önemli yer tutar. Çocuklar bu yaşlarda hikâye masal dinlemekten ve anlatmaktan büyük zevk duyarlar. Bu yüzden renkli resimli kitaplar ve eğitici, eğlendirici filmler hoşça vakit geçirebilmeleri için idealdir.

Yine bu kurumlarda müziğin de önemli bir yeri vardır. Çocukların birlikte şarkı söylemeleri, çeşitli basit melodileri öğrenmeleri eğitimleri açısından aşılması gereken bir adımdır. Bu gibi faaliyetlerin yanı sıra okula hazırlık amacıyla renklerin, sayıların, şekillerin, gündelik hayattaki ve doğadaki değişmez olayların oyunla karışık olarak öğretilmesi gerekir.

Okul öncesi kurumlar, çocuğun eğilimlerini ve yeteneklerini belirlemede çok iyi bir gözlem ortamı oluştururlar. Okulda ve evde verilen eğitimin birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olması bu bakımdan büyük önem taşır.

Eğitimin verimliliği açısından okulda oluşturulan gruplar arasında yaş itibariyle fazla fark olmamasına dikkat edilmesi gerekir. Çünkü çocukların dikkat süreleri, anlama kabiliyetleri yaşları ile doğru orantılı olacağından, eğitimin verimliliği de bu ayrımın özenli yapılmasına bağlı olacaktır.

{ Add a Comment }

Türk – İslam Bilginleri ve Eserleri

VII ve XIII. Yüzyıllar Arası Yaşamış Türk-İslam Bilginleri ve Uğraş Alanları: İslam uygarlığı, Arapların, Türklerin ve İslamiyet’i kabul eden diğer ulusların ortak eseridir. Müslümanlar özellikle fetihlerin artması ile birçok farklı millet ve bu milletlerin bilimsel çalışmaları ile tanışmıştır. İslam uygarlığında bilimsel dallar Fen ve Sosyal Bilimler (Akli Bilimler) ile Dini Bilimler (Kalbi Bilimler şeklinde ayrılmıştır. İslam’alimleri bu iki dalın bir birini tamamladığını, birbirinden destek almazlarsa eksik kalacaklarını ifade etmişlerdir. İslam alimlerinin birçoğu bu yüzden kendi ana dalının yanında mutlaka birkaç dalda daha ilerleyerek bu bilginin doğruluğunu göstermişlerdir.

FEN VE SOSYAL (AKLİ) BİLİMLER

Müslümanlar yapılan fetihler sonucunda ulaştıkları coğrafyalarda tıp, matematik, astronomi, felsefe gibi bilim dalları ile ilgili yapılan çalışmaları tanıdılar. Özellikle Abbasiler zamanında yapılan tercümeler sayesinde, Müslüman alimler bu çalışmaları daha da ileri taşıyarak yaklaşık beşyüz yıl dünya kültür ve medeniyetine katkıda bulunmuşlardır.

a) Fen Bilimleri

İslam tarihinde bu alanda en önemli isim İbn-i Sina’dır, İbn-i Sina’nın El Kanun Fi’t Tıp adlı eseri beşyüz yıl süreyle Avrupa’da temel kitap olarak okutulmuştur. Bir diğer önemli isimde Razi’dir. Razi’nin çiçek ve kızamık hastalıklarını konu alan eserleri de Avrupa’da okutulmuştur.

Astronomi: Bu alanda Ferazi Üsturlap adı verilen aleti geliştirerek yıldızların hareketlerini gözlemlemiştir. Ay ve Güneş tutulmaları ile gece ve gündüz sürelerinin uzayıp kısalmasını gösteren düzenekler hazırlamıştır. Bu alandaki bir diğer önemli isim el-Harezmi’ dir. Onunda hazırladığı astronomi cetvelleri vardır.

Matematik: Bu alanda el Harezmi’nin yazmış olduğu Hisabe-i Cebir adlı kitap Avrupa’da ders kitabı olarak okutulmuştur. Müslüman bilim adamları bu dönemde matematik ve geometri alanlarında birçok kural oluşturmuşlardır. İbn-i Çemşid Ondalık sayıları bulmuş, Muhammed İbn-i Musa ise Meridyen dairesini ölçmüştür.

Fizik: Bu alanda en önemli bilim adamı İbnü’l Heysem’dir. Yaptığı optik çalışmaları, ışığın kırılması ve büyüteçler üzerindeki incelemeleri hem Doğu hem de Batı bilim dünyasında etkili olmuştur.

Kimya: Bu alanda bilinen en önemli bilim adamı Cabir’dir. İlk hassas teraziyi bulmuş, yapay altın yapmaya çalışmıştır. Kumaş ve deri boyama yöntemleri geliştirmiştir.

b) Sosyal Bilimler

Tarih: Müslüman bilim adamları tarih alanında önemli çalışmalar yapmışlardır. Sadece İslam tarihini değil dünya tarihini de araştırmışlardır. Bu alanda bilinen bilim adamları arasında Taberi, Mesudi ve İbn’ül Esir vardır.

Felsefe: İslam tarihinde felsefe bilimi ile ilgili çalışmalar Eski Yunan eserlerinin tercüme edilmesi ile başlamıştır. Eski Yunan medeniyetinin eserleri temel alınarak yeni görüşler ortaya konulmuştur. Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşd, Kindi en ünlü İslam Felsefecileridir.

Coğrafya: İslam dünyasında sınırların genişlemesi ile ele geçirilen yeni coğrafyaları gezen bilim insanları ve seyyahlar izlenimlerini kitap- laştırmışlardır. Mesudi, İbn-i Batuda, İbn-i Fadlan, İdrisi bu seyyahların en meşhurlarıdır. Bunlardan İbn-i Fadlan X. yüzyılda yaşamış bir Arap din bilgini ve seyyahdır. Seyahatnamesinde, Volga Bulgarları’nın ülkesi ve halkına ilişkin gözlemlerinin yanı sıra, yolculuğu sırasında gördüğü yerler ve halkları ile ilgili önemli bilgiler de aktarmıştır. Bunlar arasında Oğuzlar, Başkırtlar, Peçenekler ve Tatarlar da vardır.

c) Dini (Kalbi) Bilimler

Kaynağı Kur’an -ı Kerim ye Efendimizin hadisleri olan ve İslam dininin doğru anlaşılması için yapılan çalışmalar sonucunda ortaya çıkan bilimlerdir.

Tefsir: Kur’an ayetlerinin açıklanmasına dair bilim dalıdır. Tefsir ilmi ile uğraşan kişiye müfessir denir. Tefsir dersleri eskiden medreselerde günümüzde İse İlahiyat Fakültelerinde okutulmaktadır. İslam tarihindeki en bilinen ve eserleri günümüzde de okutulan müfessirler şunlardır: Muhammed bin Cerir et Taberi, J. Zevmahşeri, İsfahani

Hadis: Bir rivayet zinciri ile Hz. Muhammed’e dayandırılan. Hz- Muhammed’in değişik ve sorunlar karşısında veya Kur’an ayetlerini açıklamak için söylediğine inanılan söz ve uyguladığı fiillerdir. Hadis ilmiyle uğraşan kişiye muhaddis denilmiştir. En ünlü muhaddisler; Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn -i Mace ve Nesai’dir.

Fıkıh: İslam hukukudur. İsmam’da peygamber döneminde Kur’an ve bunun uygulaması ile ortaya çıkan hükümlerin sonraki dönemlerde, günün şartlarına göre ulema tarafından verilen fetvaların da katkılarıyla genişletilmesi ve Müslümanların hayatını düzenlemek amacıyla açıklanması çabalarıdır. Fıkıh ile ilgilenen kişiye fakih denir. İslâm tarihindeki en bilinen fakihler aynı zamanda mezheplerin de kurucusu olan Ebu Hanife, İmam Şafi, İmam Malik ve İmam Ahmed B. Hanbel’dir.

Kelam: İslam dininin inanç kurallarını irdeleyen Allah’ın birliğini, sıfatlarını, peygamberlik ve ahiret gibi konuları akıl ve mantık yoluyla ispat eden bilimdir. İslam tarihinin en ünlü kelamcıları İmam Maturidi ve İmam Eş’ari’dir.

Tasavvuf: İslam inancında Allah’ı tanıma ve ona yakınlaşmanın yollarından birisi de kalp ile bir nevi manevi basamaklara yükselmektir. Bu şekilde oluşan bilim dalına tasavvuf denir. İslam tarihindeki en önemli mutasavvıflar arasında Muhyiddin İbn-i Arabi ve İmam Gazali bulunmaktadır.

{ Add a Comment }

Abbasilerde Bilim ve Sanat

– Bu dönemde Müslümanlar Hint, Çin ve Eski Yunan, uygarlıklarından faydalanmaya başlamışlardır.

– Hintlilerden onlu sayı sistemini almışlar ve astronomi cetvellerinin hazırlanmasını öğrenmişlerdi. Çinlilerden kağıt yapımını öğrenmişler ve kurdukları kağıt atölyelerinde kağıt üretimi başlatmışlardır.

– Eski Yunan ve Helenistik dönemden önemli eserleri Arapçaya tercüme etmişlerdir.Özellikle Abbasi; Halifesi Harun Reşid Urfa, Harran, Antakya ve İskenderiye gibi kentlerde bulunan Süryanice ve Eski Yunan eserleri toplatmış ve Arapça’ya çevirtmiştir.

– Tercüme faaliyetleri sonucunda eski medeniyetlere ait önemli bilgiler İslam dünyasına, girmiş ve Müslüman bilginler, bu bilgilere kendi bilgilerini de katarak yeni ve daha gelişmiş bir bilim seviyesi ortaya çıkarmışlardır.

– Halife Harun Reşid ve oğlu Memun zamanında Bağdat’ta Beyt’ül Hikme (Bilgi Evi) adıyla bir merkez kurularak bu faaliyetler daha kurumsal hale getirilmiştir. Abbasi halifelerinin bilime ve bilim adamına verdiği değer sonucu Bağdat şehri bu dönemde dünyanın bir çok bölgesinden bilim adamlarının akın ettiği bir merkez haline gelmiştir. Bağdat şehrinin bu dönemde “Bin bir Gece Masalları’nı konu olacak kadar refah düzeyi artmıştır.

– Abbasiler sanatta da özellikle mimari alanında önemli eserler vermişlerdir. Eserlerinde Türk sanatının etkileri görülmektedir. En önemli eserleri 852 senesinde Halife Mütevekkil tarafından Samerra Şehrinde yaptırılan Ulu Camidir. 150 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği bu camiden günümüze yalnızca dış duvarları ve mimarisinin bir kısmı ulaşabilmiştir. Ayrıca Abbasilerde sarayı ve türbeler de önemli mimari eserlerdir.

İslam bilim ve sanatı Emeviler döneminde araştırma safhasını yaşamıştır. Abbasiler döneminde ise daha da geliştirilerek İslam Sanatı bir üslup olma yoluna girmiştir.

{ Add a Comment }

Yunan Medeniyeti – Uygarlığı Hakkında Bilgi

M.Ö. 1200’lü yıllarda Yunanistan’a göç eden Dorlar tarafından kurulmuştur. Dorlar Ege Adalarını da ele geçirerek buralara yerleşmişlerdir. Şehir devletleri halinde yaşamışlardır. En önemli şehir devletleri Atina, Sparta, Teba ve Korint‘dir. Şehir devletlerinin başında krallar bulunuyordu. daha Sonraki zamanlarda soylular kralları yıkarak yönetimi ele geçirdiler. Ancak onlarda ilerleyen dönemde halka karşı baskılarını artırarak toplum üzerinde bir memnuniyetsizlik oluşturdular.

– Soyluların yönetiminden hoşnut olmayan orta sınıf özellikle ticari faaliyetlerle güçlenmiştir. Köylülerinde desteğini alarak soylulara karşı girişilen mücadelede başarılı olmuşlardır. Halk meclisleri kurulmuştur. Drakon ve Solon‘un kanunları ile demokrasi alanında önemli adımlar atılırken, Atina’nın başına geçen Klistehes ise yaptığı kanunlarla halk arasında eşitliği sağlamış ve her vatandaşa oy hakkı tanımıştır.

– Ekonomik alanda ticarete önem vermişlerdir. Kolonicilik faaliyetleriyle gelişmişler Akdeniz ve Karadeniz’de koloniler kurmuşlardır.

– Fenike alfabesini geliştirmişler ve kendilerine özgü yeni bir alfabe oluşturmuşlardır. Edebiyata büyük önem vermişlerdir. Yunan mitolojisinin oluşmasında şair ve destanların önemli rolü vardır. Homeros‘un İlyada ve Odisea destanları en bilinen eserlerdir.

– Çok tanrılı inanışı benimsemişlerdir. Tanrılarını insan gibi düşünmüşlerdir. Tanrılarının ölümsüz olduğuna inanmışlardır.

Günümüzde dört yılda bir yapılan Olimpiyat Oyunları’nın mazisinin Yunan Yıllar öncesinden beri gelen Olimpiyat oyunları için çeşitli bonuslarda verilmiştir. O dönemlere gıda ve toprak olarak ödül veriliyorken, bugünlerde ise bonus olarak ödüller verilmeye devam etmektedir. En yüksek bonus veren bahis siteleri için bonus-veren-bahis-siteleri.com adresine gidin. M.Ö. 776 yıllarında Yunan şehir devletlerinin katıldığı oyunlarda Yunanlılar tanrıların yardımını almak ve onları öfkelendirmemek düşüncesi ile hareket etmişlerdir. Olimpos Dağı çevresinde yapılan spor müzik ve şiir yarışmaları toplumun kaynaşıp ortak bir kültür oluşturmasına katkıda bulunmuştur.

– Yunanistan’da da İyonlarda olduğu gibi düşünce özgürlüğü vardır. Bu durum bilimsel ve sanatsal faaliyetlerin Yunanistan’da da ileri gitmesine zemin hazırlamıştır.

– Yunanlılar felsefej tarih, tıp, matematik ve astronomi gibi alanlarda gelişmişlerdir. Sokrat, Eflatun ve Aristo gibi düşünürler yetişmiştir.

– Tapınak, saray, kütüphane, tiyatro gibi mimari eserleri kendilerine ait “Dor Nizamı” ile yapmışlardır.

{ Add a Comment }

Çin Uygarlığının Özellikleri

Çin uygarlığı dünyanın en eski tarihlerine sahip uygarlıklarından birisidir. Asya’nın doğusunda geniş ve verimli topraklarda varlıklarını sürdürdüler. Çin uygarlığının oluşmasında Çin kültürünün yanında Türk, Moğol, Tunguz ve Tibetlilerin de etkisi vardır.

Farklı hanedanlar tarafından yönetilen Çin’de ilk uygarlık Çov (Chou) hanedanı tarafından kurulmuştur. Çin M.Ö. III. yüzyıldan itibaren siyasi birliğini tamamlayıp güçlü bir imparatorluk haline gelmiştir. Sosyal hayatın içerisinde halk, soylular ve köleler olmak üzere ayrılmıştır. Ekonomide tarımın önemli bir yeri vardır. Ayrıca ipek üretimi ve ipek böceği yetiştiriciliği yaygındır. Ekonomideki önemli faaliyetlerden birisi de ticarettir. Özellikle İpek Yolu ticaretinde söz sahibi olmak için Türklerle mücadeleler yapmışlardır. İslam öncesi Türklerle ilgili bilgilerin elde edildiği kaynakların başında Çin yıllıkları gelmektedir.

Bu mücadelelerde Türklere karşı önlem almak amacıyla Çin Seddi’ni yapmışlardır. Mimari alanda Budist Tapınakları meşhurdur. Asken alanda Türklerden etkilenmişlerdir.Kendilerine ait yazı ve alfabeleri vardır. Çin’in dünya kültür ve uygarlığına katkılarının başında mürekkep, barut, pusula j kağıt ve matbaa gelmektedir. Bu buluşlar Çin’den Müslüman Türk topulluklarına, onlardan da Avrupalı milletlere yayılarak dünyaya mal olmuştur.

Çin’de görülen yaygın dinler; Konfüçyonizm, Budizm, Taoizm ve Gök Tanrı inançlarıdır.

{ Add a Comment }

Anadolu’daki İlk Yerleşim Yerleri

Anadolu’da insana ait ilk eserlere eski taş devrinde rastlanmaktadır. Bu da gösteriyor ki Anadolu insanlık tarihinin en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Bu nedenle tarihçiler Anadolu’dan “Medeniyetler beşiği” olarak bahsederler.

  • Eski Taş Devri’nde: Anadolu’da en önemli merkezler Antalya çevresindeki Karain, Beldibi ve Belbaşı mağaralarıdır.
  • Orta Taş Devri’nde: Türkiye’deki en önemli yerleşim merkezleri; Antalya, Beldibi, Ankara çevresinde Maçunçay, Samsun yakınlarındaki Tekkeköy, Göller yöresindeki Baradiz’dir. Bu dönemin en önemli eseri mikrolit denilen çakmaktaşından yapılan geometrik biçimli minik aletlerdir.
  • Cilalı (Yeni) Taş Devri’nde: Türkiye’de en önemli yerleşim merkezleri; Diyarbakır’da Çayönü, Gaziantep’te Sakçagözü, Konya’da Çatalhöyük’tür. Çayönü, Anadolu’da ve Güneydoğu Avrupa’da üretim ve yerleşik hayata geçilen ilk merkezdir. (Tarımsal üretim) Ayrıca Çatalhöyük dünya tarihinin bilinen en eski yerleşim yeridir.
  • Bakır (Kalkolitik / Taş-Bakır) Devri: Bu dönemde Türkiye’de en önemli yerleşim merkezleri; Çanakkale Truva, Denizli’de Beycesultan, Burdur’da Hacılar, Yozgat’ta Alişar, Çorum’da Alacahöyük, Van da Tilkitepe‘dir. Truva da yapılan kazılarda Megoran denilen, ortasında ocak bulunan dikdörtgen ev modelleri ortaya çıkarılmıştır. Bu evler Ege’nin ilk ev modelidir.
  • Tunç Devri: Bu devirde Asurlular yazıyı Anadolu’ya taşıdılar. Böylece Anadolu’da tarihi çağlar başladı. (MÖ. 2000- 1880). İlk yazılı belgeler Kayseri yakınlarındaki Kültepe’de bulunmuştur. Kültepe’de yapılan kazılarda Karum denilen Asur pazaryerlerine rastlanmıştır. M.Ö. 3000’lerde Anadolu’ya Hatti kültürü gelmiştir.
  • Anadolu’da demir, MÖ.XIII.Yüzyıldas ilk kez Hitit saraylarında işlenmiştir. Çatalhöyükte ön Asyanın ilk Fresk örneklerine rastlanır. (Fresk duvar yüzeylerindeki sıva henüz kurumadan özel boyalarla yapılan resim). Çatalhöyük mimarisinin özelliği, bitişik düzende yapılan evlerin girişlerinin çatıdan olmasıdır.

{ Add a Comment }

14. Yüzyıl Başlarında Anadolu, Avrupa ve Yakın Doğu’nun Siyasi Durumu

Anadolu: Anadolu Selçukluları Devleti, 1243 Kösedağ Savaşı’nda Moğol İlhanlılara yenilerek bu devlete bağımlı hale gelmiş ve yıkılış sürecine girmiştir. Anadolu Selçukluları Devleti’nin 1308’de yıkılması üzerine Anadolu Türk birliğini sağlayan devlet otoritesi de ortadan kalktı. Kösedağ Savaşı’ndan yıkılışa kadar olan süreçte uç bölgeleri Moğol İlhanlı baskısından uzak kaldı. Türk beyleri bulundukları yörelerde bağımsız hareket ederek beylikler kurmaya başladılar. Bu gelişmeler Anadolu’da Türk Beylikleri Dönemi’nin başlamasına ortam hazırlamıştır. XIV. yüzyılda Yakın Doğu’nun en önemli siyasi güçlerinden birisi İlhanlılardı. Moğol İmparatorluğu’nun parçalanması ile ortaya çıkan bir devlet olan İlhanlılar zamanla Moğol-Türk devleti kimliğine bürünmüştür. Hülagü tarafından İran merkezli olarak kurulan İlhanlı devleti, Anadolu Selçuklularını mağlup ederek Anadolu’yu egemenliği altına almış, 1258’de de Bağdat’ı istila ederek Abbasi Devleti’ni yıkmıştır.

Bizans imparatorluğu: VI. yüzyıl itibarıyla Anadolu, Suriye, Mısır ve Balkanları egemenliği altında bulunduran Bizans, özellikle Müslümanların saldırılarına karşı zorlanmış, XI. yüzyılda başlayan Türk akınları, Anadolu’daki Bizans egemenliğini sona erdirmiştir. Bizans, XIV. yüzyıl itibarıyla Anadolu’da Marmara Denizi’nin doğusuna sıkışmış durumdaydı. Merkezi otoritenin yeterince güçlü olmaması, Tekfur olarak bilinen valilerin bağımsız hareket etmelerine yol açtı. İmparatorun emirlerini dikkate almayan tekfurlar, halkları üzerinde baskı kurmaya ve onlardan ağır vergiler talep etmeye başladılar. Tahtı ele geçirmek amacıyla hanedanlar arasında yaşanan mücadeleler, Bizans Devleti’nin etkinliğini yıpratan bir başka unsurdu. IV. Haçlı Seferi’nden sonra kurulan Trabzon Rum İmparatorluğu ise İlhanlılara bağlı olarak yaşıyordu.

Memlükler: Mısır’da kurulan Memlükler, XIV. yüzyılda Yakın Doğu’nun önemli bir devleti durumundaydı. İlhanlıların etkinliklerinin kırılmasında önemli oynamıştır. Abbasi halifeleri, Abbasi Devleti’nin yıkılmasını takip eden dönemde Memlüklerin koruması altında yaşamışlardır.

Altın Orda Devleti: Karadeniz’in kuzeyinde kurulan Altın Orda Devleti, Moğol İmparatorluğu’nun parçalanması ile kurulan diğer bir devletti. Batu Han tarafından kurulan bu devlet, bölgenin Türkleşmesinde önemli görevler üstlenmiştir. Altın Orda Devleti, Timur’un XIV. yüzyılın sonundaki saldırıları sonucunda yıkılmıştır. Bu gelişme Altın Orda Devleti’nin egemenliği altında yaşayan Moskova Knezliği’nin (Rus Prensliği) güçlenerek Karadeniz’e inmesine yol açmıştır. Bu devlet, etrafındaki Türk hanlıklarını ortadan kaldıracak ve zamanla Osmanlı Devleti için sorun haline gelecektir.

Balkanlar: XIV. yüzyılda Balkanlar da siyasi birlikten yoksun idi. Balkanlarda bulunan devletler içinde en kuvvetlisi Sırp Krallığı idi. Bulgar Krallığı, Macar Krallığı, Bosna Beyliği, Hersek Beyliği, Eflak-Boğdan Voyvodalıkları, Arnavut Beyliği, Erdel Beyliği ve Mora Despotluğu bu dönemde Balkanlardaki diğer devletlerdi.

Avrupa: Avrupa devletleri üzerinde Papalık önemli bir etkiye sahipti. Venedik ve Ceneviz, deniz ticaretinde ileri durumda bulunan iki devletti, özellikle Venediklilerin önemli bir donanmaya sahip oldukları görülür. Karadeniz kıyılarında ve İstanbul’da Venedik ve Ceneviz ticaret kolonileri bulunmaktaydı. XIV. yüzyıl, İngiltere ve Fransa’nın Yüzyıl Savaşları ile uğraştığı bir dönemdir. İspanya’da Müslüman şehir devletleri ile Kastilya Krallığı arasındaki çatışmalar, Hıristiyanlar lehine gelişmeye başlamıştır. Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu, bu dönemde Avrupa’daki en güçlü devlet idi. Macaristan ve Lehistan kıtada bulunan diğer önemli devletlerdi.

{ Add a Comment }

Mısır Medeniyetinin – Uygarlığının Özellikleri

Tarihin en eski medeniyetlerinden sayılan Mısır, Afrika kıtasının kuzey doğusunda yer almaktadır. Büyük bölümü çöllerle kaplı Mısır’ın önemli bir medeniyet merkezi olmasında, Nil nehrinin çok önemli yeri olmuştur. Mısır coğrafi özellikleri nedeniyle istila ve göç hareketlerinden çok az etkilenmiştir.

Bu da Mısır’da Tarih Öncesi devirlerin sırasıyla yaşanmasında (tarihi süreklilik) etkili olmuştur. M.Ö. IV. binden itibaren insan topluluklarının yerleşmeye başladığı Mısır’da ilk dönemlerde nom adı verilen şehir devletleri halinde bir yaşantı varken, M.Ö. 3000’lerde siyasi birlik kurulmuş ve imparatorluk M.Ö. 525 yılına kadar varlığını devam ettirmiştir.

Devlet Yönetimi ve Ordu: Mısır, tanrı-kral sayılan firavunlar tarafından yönetilmiştir. Devlet yönetiminde kâtiplerin önemli bir yeri vardır. Bu da yönetimin bürokratik temele dayandığını gösterir. Kendi ülkelerini illere ayırarak yöneten Mısırlılar, fethettikleri ülkelerin kültürlerine ve yönetimine doğrudan karışmamış, onlardan vergi alma yoluna gitmişlerdir. Mısır ordusu büyük çoğunluğunu yaya askerlerin oluşturduğu daimi ve düzenli bir ordudur.

Din ve İnanış: Mısır’da çok tanrılı bir din anlayışı benimsenmiştir. En büyük tanrı güneş tanrısı sayılan Amon-Ra’dır. Tanrılar insan ve hayvan şeklinde düşünülmüş, barınmaları içinde tapınaklar yapmışlardır. Mısır’da dini inançlar güçlüdür ve hayatın ölümle sona ermediğine inanılmaktadır. Bu durum rahiplerin etkinliğini arttırmıştır. Mısır’da güçlü bir ahiret inancının olması mumyacılık, tıp, eczacılık ve mezar yapımı (piramit vb.) gibi alanların gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

Sosyal ve İktisadi Hayat: Mısır halkı, memurlar, din adamları, tüccarlar, çiftçiler ve köleler şeklinde farklı haklara sahip toplumsal sınıflara ayrılmıştır. Memurlar soylular arasından seçilmiştir. Yüksek memurluklar babadan oğula geçmiştir. Mısır’da hiyerogliflerin güçlükle öğrenilmesi kâtiplerin, halkın dindar olması ise rahiplerin önemini artırmıştır. Temel geçim kaynağı tarım olan Mısır’da toprakların büyük bölümü firavunlar adına işlenmiştir. Ancak soyluların da kendilerine ait toprakları vardır. Mısırlılar ayrıca komşularıyla ticari ilişkiler kurarak ekonomilerini güçlendirmişlerdir. Mısır’da adalet işlerinin yürütülmesine özen gösterilmiştir. Ancak yönetim anlayışı nedeniyle (ilah kral anlayışı) Mısır hukuku Anadolu ve Mezopotamya’da olduğu kadar gelişememiştir.

Yazı, Dil ve Edebiyat: Mısır’da M.Ö. 3000’lerden itibaren bir tür resim yazısı (hiyeroglif) kullanılmıştır. Hiyeroglif zamanla 24 harflik bir yazı sistemine dönüşmüştür. Mısır hiyeroglifleriyle yazılan yazıların büyük bölümünü dini eserler oluşturmuştur. Bunların yanında öykü, öğüt ve seyahat türü kitaplar da yazılmıştır.

Bilim ve Sanat: Mısır’da ihtiyaçlar ve inançlar bilimsel gelişmelere öncülük etmiştir. Örneğin, Mısır’da tarımsal üretimin düzenli olarak yapılabilmesi Nil nehrinin hareketlerinin gözlenmesine ve hesaplanmasına bağlıydı. Nil’in taşma zamanının hesaplanması astronomi, Nil’in taşmasıyla bozulan arazi sınırlarının tespiti geometri, tarımsal üretimden alınan vergilerin hesaplanması matematik bilimlerinin gelişmesinde etkili olmuştur. Yine Mısırlılar ölümden sonraki hayatın varlığına inandıkları için ölülerini mumyalamışlardır ki bu da tıp ve ezacılık alanında gelişmelerine etki etmiştir. Mısır’da bir yıl, Nil nehrinin hareketlerine göre, taşma, ekme ve hasat olarak üç mevsime ayrılmıştır. Bu tür çalışmalar Mısırlıların güneş yılı esaslı takvimi bulmalarında etkili olmuştur. Mısır’da inançlar sanatın gelişmesine de etki etmiştir. Örneğin, piramitler, sfenks ve tapınaklarla birçok tanrıya ait resimler ve figürler Mısır sanatının en güzel örnekleridir.

{ Add a Comment }

istanbul escort