Etiket: ortaya

Osmanlı’da Dağılmayı Önleme Çabaları – Fikir Akımları

Osmanlı Devleti’ndeki Fikir Akımları:

Osmanlı Devleti‘nin dağılmasını önlemek ve siyasal varlığını sürdürmesini sağlamak amacıyla aydınlar arasında bazı düşünce akımları ortaya çıkmıştır.

Osmanlıcılık:

  • Osmanlı Devleti bünyesinde bulunan ve değişik din ve dile mensup milletleri Osmanlı bilinciyle ortak bir noktada birleştirmeyi hedeflemiştir.
  • Genç Osmanlılar (Jön Türkler) tarafından ortaya atılmıştır.
  • Milliyetçilik akımından kaynaklanabilecek azınlık ayaklanmalarının ve Avrupalı devletlerin iç işlerimize karışmasını önlemeyi hedeflemişlerdir.
  • Osmanlıcılık fikri; Tanzimat, Islahat ve 1.Meşrutiyet dönemlerinde etkili olmuştur.
  • Ziya Paşa, Mithat Paşa ve Namık Kemal bu akımın en önemli temsilcileridir.

İslamcılık:

  • Osmanlıcılık fikrine karşı Meşrutiyet‘ten sonra gelişen ve 2. Abdülhamit’in de destek vermesiyle devlet politikası haline gelen akımdır.
  • Ümmetçilik anlayışına dayanan akımda; padişahın halife sıfatından yararlanarak tüm İslam milletlerini birleştirme fikri ortaya atılmıştır.
  • Mehmet Akif Ersoy, Said Halim Paşa ve Ahmet Hamdi Akseki gibi aydınların savunduğu bu fikir akımı, 1.Dünya Savaşı sırasında: Arapların İngilizlerle birlikte Osmanlıya karşı olması yüzünden geçerliliğini kaybetmiştir.

Turancılık (Türkçülük):

  • ( Meşrutiyet döneminde ortaya çıkan bu fikir (Turancılık) bütün Türkleri bir bayrak altında toplamaya yöneliktir.
  • İttihat ve Terakki döneminde uygulanamayacağı ortaya çıkınca Ziya Gökalp tarafından edebi bir akım olarak Türkçülüğe, dönüştürülmüştür.
  • Türkçülük fikri Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında etkili olmuştur. Milliyetçilik adı ile Kurtuluş Savaşı‘nın kazanılmasında etkili olmuştur.

Batıcılık:

  • Osmanlı Devletinin Batı karşısında geri kalmış olduğu dile getirilerek devletin bekası için her tür alanda Batı medeniyetinin örnek alınmasını öne süren fikir akımıdır.
  • Başlangıçta askeri alanda yoğunlaşan Batılılaşma hareketleri zamanla diğer alanlara yayılmış ve Meşrutiyet döneminde fikir akımı olarak Osmanlı siyasi hayatına yön vermiştir.
  • Tevfik Fikret, Cella Nuri, Abdullah Cevdet, Süleyman Nazif, Ahmet Muhtar gibi aydınlar bu görüşü savunmuşlardır.
  • Yeni kurulan Türk Devletinde görülen Medeni Kanun, Latin alfabesinin kabulü gibi gelişmeler bu fikir akımının savunduğu gelişmelerle uygunluk göstermektedir.

Adem-i Merkeziyetçilik:

Merkezi hükümetin yetkilerinin kısıtlanarak yerel otoritelerin ve yönetimlerin yetkilerinin artırılması esasına dayanır. Bu doktrin Liberal ekonomi modelini savunmuştur. Önemli temsilcisi ise Prens Sebahattin’dir.

{ 1 Comment }

20.YY. Felsefesi Özellikleri – Filozofları – Kısaca

20. yüzyıl felsefe, bilim ve teknolojide çok farklı düşüncelerin ortaya çıktığı ve bu alanlarda uzmanlaşmaların başladığı bir süreç yaşanmıştır: Dünya görüşü felsefeleri gelişmiş, kuramsal bilgiyi elde etmeyi hedef alan felsefeler ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu felsefi farklılıklar bu yüzyıl da çeşitli felsefe okullarının birbirlerinden uzaklaşmasına ve felsefenin çok anlamlı bir terim olmasına meydan vermiştir. Bunun sonucunda ise farklı bilim anlayışları oluşmaya başlamıştır.

Bu dönemin en önemli felsefe akımları: Sezgicilik (Entüisyonizm- H. Bergson), Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm S. Kierkegaard, M. Heideger, K. Jaspers, J. P. Sartre), Fenomenoloji (E. Husserl), Faydacılık (Pragmatizm- W. James, J. Devvey), Analitik Felsefe (Mantıkçı Amprizm VVittgenstem, K. Popper), Gerçek Üstücülük (Sürrealizm), Anarşizm (Proudhon, Bakunin, Kropoktin)’dir.

{ Add a Comment }

Hint Dinleri Nelerdir – Hakkında Bilgi

HİNDUİZM: Hinduizm, çok sayıda insanın inandığı bir dindir. Bu dinin başlangıç tarihi bilinmemekle birlikte, MÖ 2000 yıllarında ortaya çıktığı sanılmaktadır. Bu yıllarda Doğu Avrupa’dan gelen Arîler, Hindistan’ı istila ederek oraya yerleşmişlerdir. Onların inanç ve gelenekleriyle yerli halkın inanç ve geleneklerinin birleşip kaynaşması sonucu Hinduizm ortaya çıkmıştır. Hinduizm’in belli bir kurucusu, inanç ve ibadet sistemi yoktur. Herkes istediği biçimde ibadet etmekte özgürdür. Her yerde ibadet edilebilir.

Hinduizm’in tapınakları da vardır ama ibadetler topluca yapılmaz. Genellikle Hinduizm’de üç büyük tanrı dikkati çeker. Bunlardan birincisi yaratıcı tanrı olan Brahma’dır. İkincisi koruyucu tanrı olan Vişnu, üçüncüsü ise yok edici tanrı olan Şiva‘dır. Hinduizm’in kutsal kitapları da çok çeşitlidir. Vedalar, Brahmanalar, Upanişadlar ve Aranyakalar bunlar arasındadır. Hinduizm’in kutsal kitapları, Veda adı verilen ilk Çağ metinlerini temel alır. Hinduizm’e göre insanlar, bir kasta mensup olarak doğarlar. Kast, Hinduların atalarından devraldıkları toplumsal sınıflardır. Her toplumsal sınıfın (kastın) kendine özgü hak ve ödevleri vardır. Kişi, içinde bulunduğu kastın gereklerine göre davranmak zorundadır.

Hinduizm’deki dört kast sırasıyla şunlardır: Brahmanlar (din adamları), Kşatriya (hükümdar sülalesi ve savaşçılar), Vaişya (tüccar, esnaf ve çiftçiler) ve Sudra (işçiler ve hizmetçiler). Ayrıca, toplumda hiçbir görevi ve hakkı olmayan insanlar da vardır. Bunlar parya adını alır. Hindular ruhun ölmezliğine, bir bedenden diğerine geçerek sürekli yaşadığına inanırlar. İnsanın ölümünden sonra ruhunun başka bir bedene geçmesinde, bir önceki bedende yaptığı iyilik ve kötülükler etkili olur. Ruhun ölmezliği inancı nedeniyle Hindular ölülerini gömmezler. Cesetler yakılarak külleri Ganj Nehri’ne atılır. Bu nedenle Ganj Nehri Hindularca kutsal kabul edilir. Hinduizm’de inek kutsal sayılır. Bu nedenle Hindistan Cumhuriyeti’nin anayasasında ineğe saygı gösterilmesiyle ilgili bir hükme yer verilmiştir, inek, kesilmez ve eti yenmez. O, yer ve gök âleminin anası sayılır. İnek öldürmek, üst düzeyden bir insan öldürmekle aynıdır.

BUDİZM: Budizm’in kurucusu Buda’dır. Asıl adı, Siddharta Gautama (Sidarta Gotama)’dır. Buda adı ona, “ilhama kavuşan” anlamında sonradan verilmiş bir lakaptır. Buda MÖ 563-483 yılları arasında yaşamıştır. Buda’ya göre dinsel yaşamın amacı, dünya yaşamına ve dünya işlerine duyulan arzuyu sona erdirmektir. Bunu başaran birey aydınlanmaya ulaşabilir. Aydınlanmış insanın durumunu dile getiren sözcük “Nirvana”dır. Bu sözcük, “sönmek” anlamına gelir. Çünkü aydınlanma; hırsın, kötü niyetin ve aşırı arzuların insan yüreğinde yaktığı ateşin sönmesi demektir. Nirvana’ya ulaşabilmek için bilinmesi gereken dört gerçek vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

  • İnsan yaşamı; doğum, ölüm, yaşlılık, hastalık gibi acılarla doludur.
  • Yaşamdaki zevkler ve eğlenceler gelip geçici ve aldatıcıdır.
  • Acıların nedeni, aşırı istekler ve geçici heveslerdir.
  • Acılardan kurtulmanın yolu, aşırı istekleri terk etmektir.
  • Budizm’in ahlak sistemini oluşturan temel ilkeler şunlardır:
  • Öldürmemek ve hiçbir canlıya zarar vermemek
  • Hırsızlık yapmamak
  • Yalan söylememek
  • Sarhoşluk veren içkileri içmemek
  • Duyu organlarını yanlış yolda kullanmamak

CAYNİZM: MÖ VI. yüzyılda Hint Yarımadası’nın kuzeyinde Bihar eyaletinde ortaya çıkmıştır. Kurucusu, soylu bir aileden gelen Vardhamana’dır. Vardhamana, Hindu ayinlerinin şekilciliğine, din adamlarının (Brahmanlar) otoritesine ve kast sistemine (sınıfsal ayrım) karşı çıkmıştır. Daha sonra evini ve ailesini terk edip münzevi hayat yaşamaya başlayan Vardhamana, ruh göçü (tenasüh) çemberinden kurtulduğunu ileri sürmüştür. Caynizmde herkesin yerine getirmekle sorumlu olduğu beş temel ahlaki kural vardır. Bunlar:

  • Hiçbir canlıya zarar vermemek
  • Doğru sözlü olmak ve doğruluktan ayrılmamak
  • Cinsel ilişkiden kaçınmak veya zinadan uzak durmak
  • Az ile yetinmek ve kanaatkâr olmaktır.

SİHİZM: Sihizm, Hindistan’da XVI. yüzyılda ortaya çıkmış İslam ve Hinduizm karışımı bir dinî harekettir. Kurucusu Guru Nanak’dır. Sihizm başlangıçta Brahmanların baskı sına ve Hint kast sistemine tepki olarak siyasi bir amaç güderken sonradan dinî bir kimliğe kavuşmuştur. Sihlerin ibadeti, basit ve sadedir. Dinî faaliyetlerinin merkezi Amritsar’daki Altın Mabet (Hariman)tir. Mabette sembol olarak Adi-Granth ve bir kılıç bulunur. Dindar bir Sih’in günlük ibadeti, üç dinî hüküm altında toplanmaktadır. Bunlar:

  • Adi-Granth ve Guru Nanak’a ait pasajlardan ezber okunması
  • Ailevi bir görev olarak her sabah toplanıp Adi- Granth’tan herhangi bir bölümün okunması
  • Tapınağa (Gurdvarra) ibadet için gidilmesidir.
  • Sihler de Hindular gibi ölülerini yakarlar, ineğe saygı inancını devam ettirirler. Fakat genelde et yemekle Hindulardan ayrılırlar. Sigara ve şarap içmezler.

{ Add a Comment }

Coğrafyanın Tarihsel Gelişimi – Tarihçesi

İlk çağlarda insanoğlunun çevreyi bilme ve tanıma gereksinimi, korkulardan uzaklaşma ve yeni yaşam alanları bulma arzusu bir bilim dalı olarak coğrafyanın çıkış noktasını oluşturur. Her bilgiyi kendinden sonra gelen kuşağa ustalıkla aktaran insanoğlu, binlerce yıl süren gelişimi içinde, doğal ortama ve doğal ortam içersinde kendi yaşamına dair bilgileri bir sonraki kuşağa ulaştırmıştır. Bu gelişim süreci içinde ulaşım araçlarının ortaya çıkması ve denizlerin ulaşımda kullanılması ile birlikte yeni alanlara dair bilgileri toplamak ve sınıflandırmak daha da büyük bir önem kazanmıştır. İlk çağlarda insanoğlu yalnızca kendi bildiği alanlara dair basit tasvirlerde bulunmuştur.

Eski Yunan uygarlığının Dünya bilimine en önemli katkılarından biri coğrafyanın bilim olarak ortaya çıkmasıdır. Geçmişten o güne kadar gelen bilgiler Ptolome, Strabon, Eratosten gibi bilim adamlarınca derlenmiştir. Coğrafyayı diğer bilimlerden ayıran en önemli araç haritadır. İlk haritalar daha önceki dönemlerde ortaya çıkmışsa da bu dönemde pek çok Dünya haritası çizilmiştir. Haritalar da coğrafyanın gelişimine bağlı olarak değişmiş ve günümüze ulaşmıştır.

Ortaçağda coğrafya biliminin bayraktarlığını Türk ve Müslüman bilim adamları yapmıştır, idrisi ve Piri Reis bu dönemin en önemli coğrafyacılarındandır. Ortaçağın sonuna doğru sömürgecilik hareketinin başlaması coğrafyaya yeniden önem kazandırmıştır. Bu dönemde sömürgeciler kirli amaçları için coğrafi bilgi ve becerilerini kullanmışlar, yeni alanlar keşfetmişler ve coğrafya bilimini önemli ölçüde geliştirmişlerdir. Sömürgecilik döneminde Dünya’nın büyük bölümü açığa keşfedilmiş ve gerçek Dünya haritaları yapılmaya başlanmıştır. Dünya’nın küresel bir şekle sahip olduğunun kesin olarak kanıtlanmasıyla hata oranları düşük haritalar üretilmeye başlamıştır.

Yeni çağda artık insanoğlu Dünya’nın en yüksek noktasına çıkmayı, kutuplara ulaşmayı denemektedir. Hem teknolojik gelişim hem de coğrafya bilgisindeki artış yeni alanlar keşfetme arzusunu kamçılamıştır. Bu dönemde coğrafyadan pek çok bilim dalı ayrılarak ayrı birer bilim haline gelmiştir. Jeoloji, haritacılık, jeodezi, meteoroloji bunlara örnek olarak verilebilir.

Sanayi devriminden sonra coğrafya yeni bir anlam ve boyut kazanmıştır. Kentleşme olgusu yeni ve zengin bir yaşam tarzını ortaya çıkarmıştır. Sanayileşmenin neden olduğu çevresel değişim, çevreye olan duyarlılığı arttırmıştır. Yeni üretim alanlarının ortaya çıkması ve insanoğlunun uzaya ulaşması coğrafyanın algı yanını tümüyle genişletmiştir. Tüm bu nedenler günümüzde coğrafyanın çok daha büyük, zengin ve insan yaşamı için gerekli bir bilim alanı olmasını sağlamıştır.

Coğrafya bilimi, günümüzde doğal alanların korunması, çevre sorunlarının önlenmesi, kentsel ve kırsal planlama ile bunların tümünü kompozit haritalara dönüştüren coğrafi bilgi sistemlerine yönelmiştir, insan yaşamına dair tüm verilerin işlendiği ve gösterilebildiği CBS yöntemleri artık tüm Dünya’da kullanılan, ileri teknoloji ürünü yöntemlerdir.

{ Add a Comment }

Edebiyat Akımlarının Genel Özellikleri

Belli bir devirde, ortak bir estetik, düşünce ve sanat gayesi çevresinde bir araya gelen yazıcı ve şairlerin üslup, duygu ve fikir itibariyle birbirlerine az çok benzer özellikler ve nitelikler taşıyan eserler vermeleri ile ortaya çıkan anlayışlara edebiyat akımı adı verilmektedir. Çoğu kez bir edebiyat akımını iki üç büyük sanatçı başlatır. Her edebiyat akımı edebiyat ortamına yeni bir çeşni katmak ve toplumla birlikte değişmek ihtiyacından doğar. Üslup ve estetikteki bu değişmenin nedeni, arkadan gelen nesillerin duygu, düşünce ve isteklerinin bir öncekinden farklılıklar göstermesidir. Edebiyat akımları, kendiliğinden ve durup dururken ortaya çıkmamıştır. Toplumdaki siyasal ve sosyal değişmeler, bilimsel gelişmeler ve yeni beliren felsefi anlayışlar ile güzel sanatlardaki yenilikler edebiyat akımlarının doğmasına sebep olmuştur. Tarihsel bir sıraya bağlı olarak ortaya çıkan edebiyat akımları, toplumsal gelişmelere dayanır. Her dönemin siyasal ve toplumsal şartlarında görülen kimi özellikler ve başkalıklar edebiyat akımlarına da yansımıştır. Batı edebiyatında gördüğümüz akımların başlıcaları, ortaya çıkış sırasına göre şunlardır: Klasisizm, Romantizm, Realizm, Naturalizm, Pamasizm, Sembolizm, Fütürizm, Dadaizm, Sürrealizm, Egzistansiyalizm…

{ Add a Comment }

Ergenlerde Cinsel Gelişim ve Aşamaları

Erinlik sırasında boy ve kilo dramatik bir şekilde artarken, cinsel olgunlaşmanın başladığının işaretini veren aynı derecede önemli diğer değişimler ortaya çıkar. Bunlar birincil cinsiyet özellikleri (erkeklerde penis ve testislerin gelişmesi ve sperm üretimi, esmer porno kızlarda klitoris, rahim ve vajina gelişmesi ile ilk adet kanaması/menstruasyon) ve ikincil cinsiyet özellikleri’dir (kızlarda göğüslerin gelişimi, erkeklerde ses değişimi ve yüz kılları, her iki cinste de genital bölgede tüylenme). Bu özelliklerin ortaya çıktığı yaşlar bireyler arasında büyük ölçüde değişmektedir. Kızlarda cinsel olgunlaşmanın ilk görünür belirtisi sekiz ile on üç yaşlar arasında göğüslerin belirmeye başlamasıdır. Tamamen gelişmesi üç yıl alır. Genital bölgenin tüylenmesi göğüslerin gelişiminden kısa süre sonra başlar ve bir-iki yıl sonra koltukaltı tüyleri çıkmaya başlar.

Göğüsler gelişmeye başladığında, âdetin başlangıcı olan ilk ay hâline (menarş) hazırlanmak için rahimde ve vajinada özellikle büyüklüğünün artması biçiminde önemli değişimler ortaya çıkar. Ay hâlinin başlaması bir kızın üremeye hazır olduğu anlamına gelmez. Buna “ergen kısırlığı” da denir. Bir yıl ya da daha sonra yumurtlama faaliyeti başlar. Yumurtlama başladığında, sonraki 35 yıl içinde ortalama 28 günde bir tane olmak üzere yaklaşık 455 yumurta üretilecektir. Türk kız çocuklarında menstruasyon yaşı ortalama 12,4’tür ve ilk ay hâli daima boyca büyüme hızı doruğunu geçtikten sonra olmaktadır. 28 günde bir gerçekleşen ve ortalama 5-6 gün süren bu kanama, menopoz dönemine yani 40-50 yaşlarına kadar sürer. İlk yıl düzensiz olabilen kanamalar daha sonra düzene girer. İlk âdetlerde baş ağrıları, sırt ağrıları, kramplar, kusmalar, karın ağrıları görülebilir.

Bunların etkisiyle kızlar yorgun, huzursuz, sinirli olabilir, psikolojik bir çöküntü yaşayabilirler. Âdetler düzene girdikçe bunlar da kaybolur. Bir kızın bu doğal süreç karşısındaki tutumu, onun bunu ne ölçüde anladığına bağlıdır. Ay hâli, korkutucu ya da sarsıcı bir olay olarak ya da yaklaşan yetişkinliğin olumlu bir Belirtisi olarak alınabilir. Ebeveynler, kaygı, düşmanlık, çöküntü ya da mutluluk eşliğinde ortaya çıkabilecek bu yaşantıya kızlarını özenle hazırlamalıdırlar. Erkek çocuklarda birincil ve ikincil cinsiyet özelliklerinin gelişimi, kızlarınkinden yaklaşık iki yıl daha uzun sürer. Yaklaşan cinsel olgunluğun ilk belirtileri genellikle on bir yaş dolaylarında ortaya çıkar.

Sperm salgılayan bezler olan erbezleri (testisler) ile erbezlerini taşıyan kese olan erbezi torbası’nın (scrotum) büyümesi söz konusudur. Yaklaşık bir buçuk yıl sonra penisin boyu ve çevresi büyür ve bu 14-16 yaşına kadar sürer. Erkek çocuklar çoğu zaman penisin boyunun cinsel güçle ve hazla bağlantılı olduğu saplantısını yaşarlar. Birçok insan büyüdüğünde de bu tür temelsiz düşünceleri sürdürür. Erkeklerde cinsel bölgede tüylenme 12-14 yaşlarında başlar, koltukaltı ve yüzdeki tüyler bir ya da iki yıl sonra ortaya çıkar. Üreme organlarının olgunlaşmasıyla erkek ergenler, gece boşalmalarını yaşamaya başlarlar (uyku sırasında sperm ya da seminal sıvı boşalımı). Eğer buna hazır değilse kendine kötü bir şey olduğundan korkabilir. Onlara ıslak rüyaların normal olduğu anlatılmalıdır. Kinsey’e göre erkeklerin yaklaşık % 83’ü bunu yaşamaktadır. Ancak bu boşalmalar yaklaşık bir yıl boyunca üretken değildir. Sperm daha çok sayıda ve etken olduğunda gebe bırakmaya yeterli olacaktır.

Bunlar ergenlikle ilgili temel belirleyiciler olan ve üreme organlarında gelişen “birincil” gelişmelerdir. İkincil cinsel değişmeler ise, beden yapısındaki değişimler, sesteki değişme, sivilcelerin artması, bıyık ve sakal çıkması, vücuttaki kıllanma, ter bezlerinin sayısındaki artış, gırtlakta kıkırdaklaşma, göğüslerde düğümcüklerime ve ilave cinsel değişiklikler olarak incelenir:

Cinsel Gelişimin Aşamaları

Beden Yapısındaki Gelişmeler: Kız ve erkek çocuklarının bedenlerini ayrı ayrı incelemek gerekir. Kızlarda omuzlar yuvarlaklaşır, göğüs ve kalçalarda deri altında biriken yağ miktarı fazlalaşır, göğüs ve kalçalar büyür, meme uçları dikleşir ve sivrilir. Erkek çocuklarda, ergenlikte kızlardan farklıca, kol ve bacak adalelerinde gelişme ortaya çıkar. Göğüs kafesi ve omuzlar gelişim gösterir, vücut ve yüz erkeksi bir görüntü kazanır.

Sesin Kalınlaşması: Ergendeki ses, çocukluk zamanlarının aksine kalınlaşmaya başlar. Bu dönemde ergen esmer porno birey, ses tonunu düzenleyemez. Sesi önceleri çatallı bir şekilde çıkar. Daha sonra ses telleri gelişimini tamamlayınca, ergen bireyin ses tonu da olgun bir nitelik kazanır.

Yüzdeki Sivilcelerin Artması: Derideki yağ bezlerinin yoğun bir şekilde çalışması sonucu salgılanan yağlar ciltteki gözenekleri doldurur bu durum yüzde siyah nokta ve aknelerin oluşmasına neden olur. Yağ birikimi şişer ve ergenlik sivilcelerini ortaya çıkar. Bunlar son derece normaldir fakat bunların sıkılmaması ve bunlarla elle oynanmaması, yüze hijyenine dikkat edilmesi gerekir.

Yüzde Bıyık ve Sakalın Çıkması: Ergenlik döneminde yüzde ortaya çıkan en belirgin değişiklik de erkek çocukta sakal ve bıyıkların kendini göstermeye başlamasıdır. İlk başta bıyıklar belirginleşir, sonra şakak kemikleri altında sakallar çıkmaya başlar. Sakal ve bıyıkların çıkma sürecinde gençler arasında kişisel farklılıklara bağlı olarak değişikliklere rastlanır. Aynı yaştaki iki erkek bireyin sakal ve bıyık büyüme hızı farklılaşabilir. Bu boy ve beden bakımından büyümede ol­duğu gibi, soyaçekime, salgı bezlerinin salgıladığı hormon miktarına ve beslenmeye bağlıdır. Türk erkek çocuklarında yüz kıllanması 14,5 yaşında ortaya çıkmaktadır.

Vücutta Kıllanma: Ergenliğin yeni başladığı dönemlerdeki deği­şikliklerden biri de hipofiz bezinin salgılarıyla ortaya çıkan koltu­kaltı ve üreme organları bölgesindeki kıllanmadır. Türk kız ço­cuklarında kasıklarda görülen kıllanma ortalama 10.3 yaşlarında başla­makta ve gelişme zamanı 3.6 yılı bulmaktadır. Türk erkek ço­cuklarında ise kasıklardaki kıllanma 11.8 yaşında, koltukaltındaki kıllanma ise 13.2 yaşında başlamaktadır.

Ter Bezlerinin Çalışmasının Artması: Ergenlik döneminde koltukal­tı ile kasıklarda ve vücudun diğer yerlerinde bulunan ter bezleri çocuk­luk dönemine oranla daha çok çalışır. Sık terlemeden dolayı ortaya çıkan kirliliği önlemek için vücut hijyenine dikkat etmek erge­nin sağlığı için çok önemlidir.

Vücut Kokusunun Belirginleşmesi: Cinsel gelişimle bera­ber, vücutta her insanda kendine has bir koku gelişir. Bu vücut kokusunun cinsel çekicilikle bir ilgisi vardır.

Gırtlakta Kıkırdaklaşma: Hipofiz hormonunun tesiriyle, er­genlik döneminin ilk zamanlarında, erkek çocuklarda gırtlağın çe­ne altına denk gelen bölgesinde bir kıkırdaklaşmanın ortaya çıktığı görülür. Halk arasında “âdem elması” diye tabir edilen bu bölge giderek sertleşir.

Göğüslerde Düğümcüklenme: Erkek bireylerde ortalama olarak 14-16 yaşları arasında görülen, göğüslerin birinde veya her ikisinde ortaya çıkan ağrılı büyüme ve sertleşme halidir. Tıp dilinde buna jinekomasti adı verilir. Hormon kaynaklıdır. 6 ay ile 3 yıl ara­sında düzelme görülür.

{ Add a Comment }