1xbet princessbet tempobet

Etiket: osmanlı

Gedik Ahmet Pasa Kimdir – Hayatı – Dönemi

Gedik Ahmet Pasa Hakkında Bilgi:

Osmanlı vezir-i azamları, içinde müstesna bir yeri olan Gedik Ahmet Paşa’nın nerede ve hangi tarihte doğduğunu bilmiyoruz. Fatih Sultan Mehmet zamanında yaşamış; yeniçerilikten yükselerek, 1461 yılında Anadolu Beylerbeyi olmuştur. Bu tarihten itibaren onu daimî bir başarı içinde görüyoruz. Fatih’in Trabzon Rum İmparatorluğu’nu yıktığı seferde Gedik Ahmet Paşa Osmanlı donanmasının başında bulunuyordu. Uzun Hasan seferinde başarılar kazanmış, 1469 yılında Karaman diyarının fethiyle Karaman valisi olan Fatih’in oğlu Şehzade Mustafa’ya lala tayin edilmiştir.

Avrupa seferine katılıp büyük yararlılıklar gösterdiği ve bilhassa Eğriboz kalesini fethettiği için 1470 yılında vezirlik rütbesine erişmiştir. 1473 Otlukbeli seferinde Osmanlı ordusunun sağ kanadında bulunan Şehzade Beyazıt’la beraber, zaferin kazanılmasını sağladı.

1474 yılında Venedik, Papa ve Napolililer’in gayretiyle ele geçen Anadolu’daki bir takım topraklan tekrar fethedip Osmanlı topraklarına kattı. Karaman valisi şehzade Mustafa’nın ölümüyle, yerine geçirilen Cem Sultan’ın lalası oldu. Aynı yıl içinde Vezir-i Azam Mahmut Paşa’dan boşalan ve devletin padişahlıktan sonraki en önemli görevi sayılan Sadrazamlığa getirildi.

1475 yılında Karadeniz’de büyük zaferler kazanıp, Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti’ne katıp, Karadeniz’i bir Türk golü haline soktu.

1478’de Ege Adaları’nın fethine memur edildi. Önce Çimni’yi, sonra Yunan Adalarını fethetti. Bu bitmek bilmeyen başarılar sebebiyle Fatih Sultan Mehmet O’nu Napoli Krallığı’nı, yani İtalya’yı fethetmeye gönderdi. Gedik Ahmed Paşa 1480 yılında İtalya’nın en önemli limanlarından biri sayılan Otranto’yu fethederek, Osmanlı Devleti’nin gücünü bütün dünyaya yeniden ispat etti.

Otranto’nun fethi sıralarında Fatih’in zehirlenerek şehit edilmesi, İtalya’nın fethini durdurdu. Gedik Ahmet Paşa acele, olarak İstanbul’a çağırıldı.

Fatih’in oğulları arasında baş gösteren taht kavgasında II.Beyazıt’ı destekledi. Cem’in hareketini önlemek üzere Anadolu’ya gönderildi. Konya’ya kadar ilerleyip Cem’i mağlup etti. Ancak O’nu ele geçirmek için bütün gücünü kullanmadı. Bu tür davranışı sebebiyle İstanbul’a çağrılıp hapsedildi. 1482 yılında Edirne’ye giden Padişah, öteden beri şüphelendiği Gedik Ahmet Paşa’nın öldürülmesini emretti. Cesedi Edirne’ye gömüldü.

Gedik Ahmet Paşa oldukça cesur, kararlı, açık sözlü ve bahadır bir insandı. Nâmağlup komutan sıfatını taşır. Kazandığı zaferler Türk-İslâm tarihinin altın sayfaları arasında yerini almıştır.

Osmanlı Devleti’nin yetiştirdiği en büyük komutanlardan biri olan Gedik Ahmet Paşa, Fatih Sultan Mehmet’in emriyle İtalya’yı fethe memur edilmiş, büyük komutan da hemen harekete geçerek İtalya’nın güney sahillerindeki Otronto’yu fethetmiştir. Bu büyük başarı bütün Avrupa’yı titretmişti.

{ Add a Comment }

19.Yüzyılda Osmanlı Toplum Yapısında Meydana Gelen Değişmeler

19. Yüzyılda Osmanlı Toplum Yapısındaki Değişim:

  • 19. yüzyılda Osmanlı toplum yapışı incelendiğinde dikkati çeken ilk özellik nüfus yapısındaki değişimdir. Bir yanda kaybedilen topraklarla toplam nüfus azalırken, diğeri yandan da Anadolu’ya göçler yaşandığından şehir ve kasabalarda nüfus artışı yaşandı.
  • 19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde şehirleşmenin hız kazandığı dönemler oldu. İstanbul bir milyonu aşan nüfusu ile Avrupa‘nın en büyük şehirlerinden biri oldu.
  • Şehitlerin görünümü de değişmeye başlamıştır. Tren ve buharlı gemiler ulaşımda, kullanılmaya başladı.
  • Alınan teknoloji ile birlikte Avrupa yaşam tarzı Osmanlı toplumunda etkilerini göstermeye başladı. Özellikle büyükşehirlerdeki devlet yöneticileri Avrupa yaşam tarzının öncüsü oldular.
  • 2.Mahmut, batı tarzı giyim kuşama ağırlık veren bir çizgi takip etmiştir. Din adamı dışındaki devlet memurlarına fes, pantolon ye ceket giyme zorunluluğu getirmiştir.
  • Büyük şehirlerde Batı yaşam tarzı özellikle yönetici ve zenginlerde kendini gösterirken halk ve taşrada yaşayanlar geleneklerine bağlı kalmışlardır.

{ Add a Comment }

2. Mahmut Döneminde Yapılan Islahatlar – Yenilikler

II.Mahmut Dönemi Yenilikleri:

Sened-i İttifak (1808):

II.Mahmut’la ayanlar arasında yapılan bir sözleşmedir. Osmanlı devletinde bir bölgenin, bir kasabanın ve bir sınıfın önde gelen kimselerine ayan denilmiştir. XVII. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’nin çeşitli yerlerinde, çoğu eşraf ailelerinden birçok ayan ortaya çıkmış ve bunlar merkezi otoritenin bozulması, tımar sisteminin yerini İltizam sisteminin almasıyla giderek güçlerini arttırmışlardır.

Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa’nın yapılmasında önemli bir görev üstlendiği Sened-i İttifak ile ayanlar merkezi otoriteyi kabul edecek, yapılacak ıslahatları destekleyecek, padişaha bağlı kalacak, devletin eyaletlerden asker ve vergi toplanmasına yardım edecek, İstanbul’da askerlerin çıkardığı isyanların bastırılmasında rol alacaktır.

Hükümetin yasalara uygun emirlerine uyulacaktır. Bu emirlere uymayanlar cezalandırılacaktır. Padişah aşırı vergi koymayacak, eşit ve adaletli vergi alacaktır.

  • Sened-i İttifak ile birlikte ayanlar tanınmış merkeze bağlanmış ve devletin eyaletler üstündeki otoritesi yeniden kurulmaya çalışılmıştır.
  • Padişah, İlk defa kendi otoritesi dışında bir gücün varlığını kabul etmiş böylece yetkilerini sınırlamıştır.
  • Sened-i ittifak Osmanlı Devleti’nin ayanlara söz geçiremeyecek kadar güçsüz olduğunu ortaya çıkarmıştır.
  • Bu senetle ayanlara mevcut yönetimi denetleme, ayaklanmaları önleme ve suçluları cezalandırma hakkı tanınmıştır.

Askeri Alanda Yapılan Islahatlar:

Nizam-ı Cedit ordusunun yerine Alemdar Mustafa Paşa’nın gayretleriyle Sekban-ı Cedit Ocağı kurulmuş, ancak yeniçeriler Alemdar Mustafa Paşa’yı öldürerek bu ocağı ortadan kaldırılmıştır.

Yeniçeri Ocağı’ndaki yozlaşmadan dolayı askeri alanda başarı kazanılmayacağını gören 2. Mahmut, modern usullerle eğitim gören Eşkinci Ocağı’nı kurmuştur.

Yeniçerilerin bu ocağa karşı da ayaklanması üzerine halkın ve ulemanın desteğini alan 2. Mahmut 1826’da Yeniçeri Ocağı‘nı kaldırmıştır. Bu olaya Vak’a-yı Hayriye denilmiştir.

Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla padişahların otoritesi yeniden güçlenmiş ve yeniliklerin önündeki en büyük engel yok edilmiştir.Yeniçeri Ocağı‘nın yerine modem usullerle eğitim yapan ve batılı tarzda düzenlenen Asakir-i Mansure-i Muhammediye adlı yeni bir ordu oluşturulmuştur. Tımarlı sipahilerin boşluğunu doldurmak için eyaletlerde Redif adı verilen birlikler oluşturulmuştur. Redif birlikleri kurulan Müşirlikler’e bağlanmıştır. Müşirler (valiler) hem idari hem de askeri yetkiler üstlenmiştir.

Yönetim Alanında Yapılan Islahatlar:

  • Divan-ı Hümayun kaldırılarak nazırlıklar (bakanlıklar) kuruldu. Böylece padişahın sadrazamın ve şeyhülislamın bazı yetkileri bakanlar arasında paylaştırıldı.
  • Devlet memurları, dahiliye ve hariciye olarak ayrıldı.
  • Tımar ve zeamet kaldırılarak, memurlara maaş bağlandı.
  • Devlet memurlarına rütbe ve nişan verilmesi usûlü kabul edildi.
  • Kıyafet alanında da değişiklik yapılarak memurların fes, ceket ve pantolon giymeleri (resmi kıyafet olarak) kararlaştırıldı.
  • Üç tane danışma organı kuruldu. Bunların isimleri ve hangi alanda çalışmayla görevli oldukları aşağıda verilmiştir.

Dar-ı Şura-ı Babıali — Yönetim işlerini düzenlemek
Dar-ı Şura-ı Askeri —  Askeri işleri düzenlemek
Meclis-i Vala-i Ahkam-ı Adliye —  Hukuki işlerini düzenlemek

  • Askeri amaçlı nüfus sayımı yapılmış bu nedenle yalnız erkek nüfus sayılmıştır (1831).
  • Posta ve karantina servisleri kuruldu.
  • Muhtarlıklar kurulmuştur.
  • İller merkeze bağlandı ve ayanlık kaldırıldı.
  • Yurtdışı seyahatlerinde pasaport uygulamasına geçilerek Osmanlı ülkesine yapılan giriş ve çıkışlar kontrol altına alındı.
  • Görevden alınan ya da ölen devlet adamlarının mal varlığına el koyma usulü (müsadere) kaldırılarak mülkiyet hakkı güvence altına alındı.

Eğitim ve Kültür Alanında Yapılan Islahatlar:

  • İlköğretim zorunlu hale getirilerek halkın eğitim düzeyi yükseltilmeye çalışıldı.
  • Medreselerin yanında ilk kez Avrupa tarzı modem eğitim verilen okullar açıldı.
  • Mekteb-i Rüştiye Nezareti kurulmuştur.

Bu durum Osmanlı ülkesinde eğitim alanında ikilik oluşmasına ve kültürel çatışmalara neden olmuştur.

Rüştiye ve Mekteb-i Ulûm-ı Edebiye gibi orta dereceli okullarla, devlet memuru yetiştirmek için Mekteb-i Maarif-i Adliye, doktor yetiştirmek için Tıbhane-i Amire, Cerrahhane, Mekteb-i Şahane-i Tıbbiye açıldı. Askeri amaçlı olarak Mekteb-i Harbiye (Harp Okulu) ile Mızıka-i Hümayun (Bando Okulu) kuruldu.

  • Avrupa’ya öğrenciler gönderildi
  • Takvim-i Vekay-i adıyla ilk resmi gazete çıkarıldı. (1831)
  • Avrupa tarzında müzik serbest bırakıldı.

Ekonomi Alanında Alanında Yapılan Islahatlar:

  • Dışarıya para çıkışını önlemek için yerli malı kullanılması teşvik edildi.
  • Askerlerle memurların elbiselerinin yerli kumaşlardan yapılması karara bağlandı.
  • Yeni kurulan ordunun giyeceği malzemeleri üretmek için, İstanbul ve çevresinde bez, çuha, iplik ve deri fabrikaları kuruldu.
  • Osmanlı tüccarlarının yabancı tüccarlarla rekabet edebilmeleri için gümrük kolaylıkları sağlandı.
  • Yol yapımına önem verildi.

2.Mahmut’un ekonomik alanda yaptığı bu çalışmalara en önemli darbeyi Balta Limanı Ticaret Antlaşması vurmuştur. Bu antlaşma gereği yabancı tüccarların düşük vergi karşılığında ticaret yapmaya başlamaları,

  • Osmanlı pazarlarına yabancı tüccarların hakim olmasına,
  • Türk tüccarların rekabet gücünün azalmasına ve bazılarının ticari hayattan çekilmek zorunda kalmasına,
  • Ticari gelirlerin çoğunun yabancılara gitmesine,
  • Osmanlı Devleti’nin giderek dışa bağımlı hale gelmesine neden olmuştur.

{ Add a Comment }

Ahmet Cevdet Paşa’nın Özel Okullar Raporu

Ahmet Cevdet Paşa’nın Özel Okullar ile İlgili Raporu:

Medresenin son güneşi olarak tavsif edilen Ahmet Cevdet Paşa malî, idarî, hukukî, askerî, tarihi, diplomasi, maârif, ilim ve sanat alanlarında 19. yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran ve hemen her bakımdan etkili olmuş bir simadır. Üç defa Maârif Nazırlığı yapmış, onlarca ders kitabı yazmış ve yeni okullar açmıştır.

Ahmet Cevdet Paşa II. Abdülhamit saltanatının ilk yedi-sekiz senesinde aktif olarak görev yapmıştır. 1885-86’dan sonra aktif devlet hizmetinden geriye alınıp danışman olarak görev yapmaya başlamıştır. Bu süreçte kendisinden farklı konulara ilişkin raporlar istenmiş, görüşleri sorulmuştur. Bunlardan biri de yabancı ve özel okulların durumu hakkında 26 Temmuz 1893 tarihli rapordur.

Ahmet Cevdet Paşa tarafından Sadarete verilen raporda iki hususun üzerinde dikkatle durulduğu görülür:  Bunlardan birinde Ahmet Cevdet Paşa, Padişahın kendisinden “mekâtib-i husûsiye” ile ilgili bir lâyiha istediğini söylemekle beraber, lâyihasında yalnızca özel öğretim ile sınırlı kalmamış, Tanzimat dönemi eğitim politikası ve uygulamalarından ve yanlışlarından da genel olarak bahsetmiştir.

Burada özellikle devletlerarası antlaşmaların eğitim alanında sağladığı imtiyazlar ve ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinde durulmuştur. Ahmet Cevdet Paşa‘nın raporuna bir bütünlük içinde bakıldığında üzerinde durduğu ikinci nokta: “özel öğretimdeki ve Tanzimat eğitimindeki gelişmelerin esas olarak, Osmanlı Devlet adamlarının Avrupa kamuoyuna hoş görünme ve onları kazanma düşünceleridir”. Bu zihniyet bazı Osmanlı aydınları arasında büyük rahatsızlık yaratmıştır. Yeni Osmanlı aydınlarından Ziya Paşa Islahat Fermanı ile verilen imtiyazların akılla izah edilemeyecek zaaflar olduğunu belirtir. Aynı şekilde Ahmet Cevdet Paşa da bu fermanla “Devlet-i Aliye‘nin eski gücünün kalmadığını, yabancı müdahalesinin aleni hale geldiğini ve devletin acınacak hale geldiğini” belirtmiştir.

Ahmet Cevdet Paşa, ilgili raporunda genelde eğitim, özelde “özel öğretim ve özel okullar” konusunda değindiği konu başlıkları şunlardır: Devletlerarası ilişkilerde eşitsizlik, kapitülasyonlar ve bunun sağladığı imtiyazlar, sığınmacılar, mülteciler, genellikle Avrupa devletleri ile yapılan antlaşmalar. Raporda özellikle uzun yıllardan beri sadece ticarî alanda kullanılan kapitülasyonların Tanzimat‘la birlikte kültür sahasında da kullanılmaya başlandığından ve bunun büyük zararlar ortaya çıkardığından bahsedilmektedir.

Ahmet Cevdet Paşa doğal olarak bu imtiyazlardan kaynaklanan sorunları eleştirmiştir. Islahat Fermanı ile devlet bünyesindeki bütün azınlıklara kendi okullarını açabilme imkânının sağlanması Osmanlı eğitim sistemini felç eden bir uygulamanın başlamasına sebep olmuştur.

Ahmet Cevdet Paşa eleştirilerine şöyle devam etmiştir: “Umûr-ı maârife dair kapitülasyonlarda bir şey yoktur. Ancak Osmanlı Devletinin kötülüğünü isteyen devletler, gerektiğinde onu yalnız bırakmak amacıyla, Avrupa kamuoyu önünde Türkleri cahil ve eğitimsiz, Osmanlı Devletini de kanunsuz ve düzensiz bir toplum olarak gösterme yolunu tutagelmişlerdir.”  Bu sebeplerle Abdülmecit döneminde Darülfünun’un kurulma teşebbüsüne girişilmiş ve eğitimde yeniliklere gidilmişse de istenilen seviyeye gelinemediği açıktır.

Ahmet Cevdet Paşa, raporunda öncelikle Şubat 1856 tarihinde yayımlanan Islahat Fermanı‘ndaki özel öğretimle ilgili hükümlerini hatırlatmıştır. Bunlar özetle şöyledir: Osmanlı ülkesindeki her toplum genel eğitim, meslek ve sanat okulları açmaya izinlidir. Fakat bu okulların öğretim düzeni ve öğretmenlerinin seçimi, Padişahın tayin edeceği üyelerden oluşan karma (azınlıklardan da üyeler bulunan) bir eğitim meclisinin gözetim ve teftişi altında bulunacaktır. Islahat Fermanı‘ndan sonra ortaya çıkan bozuklukları düzeltmek, eğitime bir düzen ve disiplin getirmek, birliği sağlamak adına ilk olarak 1857’de Maârif-i Umumiye Nezareti (Eğitim Bakanlığı) kurulmuştur.

Daha sonra da Şurâ-yı Devlet‘te tanzim olunan Maârif-i Umumiye Nizâmnâmesi, 1 Eylül 1869 tarihinde ilân edilmiştir. Bu iki gelişme Osmanlı’da özel eğitimin gelişmesi, yaygınlaşması ve faaliyetleri hakkında önemli dönüm noktalarıdır.

Ahmet Cevdet Paşa‘ya göre özel okulların açılmasına ilişkin yönetmeliklerin kuşatıcı bir nitelikten ve derinlikten yoksun olmasından dolayı (ilgili nizâmnâmede özel okullarla ilgili sadece iki madde bulunmakta ve onlar da bir sayfa bile yer tutmamaktadır), azınlıkların eline kendileri lehine istismar edebilecekleri iyi bir fırsat geçmiş oldu. İlginç bir şekilde Osmanlı yetkilileri yabancı ve azınlıkların okul açma ve işletmeleri hususunda derin bir gaflet içinde bulunmuşlardır.Yabancılar bu gafletten her fırsatta yararlanma yoluna gitmiştir ve devlet aleyhine gelişen aksaklıkların giderilmesi zorlaşmıştır. Devlet ipleri eline almak istediğinde ise yabancı devletlerin elçilikleri itiraz etmişlerdir.

Ahmet Cevdet Paşa, özel okullarla ilgili raporunun 12. maddesinde Berlin Antlaşmasının konuyla ilgili bir hükmüne değinmiştir. Söz konusu antlaşmanın 62. maddesine göre, “her milletten Avrupa ve Asya’daki Osmanlı ülkelerine seyahat eden din görevlileri (ruhban) ve ziyaretçiler aynı hukuk ve imtiyazlardan yararlanacaklardır. Osmanlı ülkesinde oturan konsolosların ve politika memurlarının gerek yukarıda sözü geçen şahıslar, gerek kutsal yerlerde vs. bulunan din ve hayır kurumlarını resmen koruma hakları taahhüt olunmuştur.” Bu hayır kurumlan (müessesât-ı hayriye) deyimine okullar da dâhil edildiği için, antlaşma gereğince özel okullar da konsoloslar tarafından özel olarak korunacaktır.” Buradan da anlaşıldığına göre, Osmanlı toprakları üzerine hayır işleriyle meşgul olduğu iddia edilen Avrupa devletlerinin okul açması ve işletmesi garanti edilmiştir.

Ahmet Cevdet Paşa özel okullar raporunun 13. ve son maddesinde Kırım Savaşı’ndan sonra devletin eğitim sorunlarının geriye dönülmez bir yola girdiğinden bahsetmektedir. Hıristiyan tebaadan devlete bağlı ve namuslu bazı kişiler, “biz ticaretle geçiniyoruz, bu sebeple çocuklarımızı yabancı okullara veriyoruz, gerekli bilgi ve bilimleri çocuklarımız Müslüman okullarında öğrenseler, hem Türkçeyi öğrenmeleri hem de daha kolay iş bulmaları için oralara göndeririz. Böylece çocuklarımız Frenkleşip başımıza bela olmazlar” diyerek, ilginç bir değerlendirme yapmışlardır. Ancak raporun devamında Cevdet Paşa “bazı namuslu Hıristiyanların” çocuklarını Frenkleşme belasına karşı koruma derdinde olmalarına karşın bazı Müslümanların çocuklarını yabancı okula göndererek yanlış yola saptıklarını belirtmektedir.

Ancak Ahmet Cevdet Paşa devlete sadık “bazı namuslu Hıristiyanlar” diye bahsini ettiği kişilerin samimi olmadığı görüşündedir. Akyüz bunu şöyle açıklar:”Özetle, bazı ‘namuslu’ Hıristiyanların, Ahmet Cevdet Paşa‘ya Osmanlı okulları hakkında söyledikleri kısmen doğru görünebilir. Başka bir deyişle, devletin gayrimüslim unsuru çocuklarını bir kaç resmî okula gönderdiler, bu tür okullar çoğaltılsaydı onlardan da yararlanmak isteyebilirlerdi. Ancak, Hıristiyan tebaanın gerçek amaçlarına bakmak gerekir: Onlar, Osmanlı eğitiminden yararlansalar da, Osmanlılık idealini benimsemiyor ve ayrılıkçı emellerinden vazgeçmiyorlardı: Bulgar ihtilâlcileri ve liderlerinin çoğu Galatasaray Lisesi‘nde okuyan öğrenciler arasından çıkmamış mıydı? Şu halde, bazı ‘namuslu’ Hıristiyanların Ahmet Cevdet Paşa‘ya söyledikleri samimî değildi.”

Özel okullarla ilgili raporunda ilginç tespitlerde bulunan ancak tevazu göstererek dikkate değer öneriler getirmeyen Ahmet Cevdet Paşa‘ya göre özel öğretim işi, Maârif-i Umumiye Nizâmnâmesinin 129. maddesindeki üç şartın çerçevesi içinde yürütülmeli ve akla gelebilecek sakıncaların giderilmesi çarelerine bakılmalıdır. Ancak yukarıda da değinildiği gibi Maârif-i Umûmiye Nizâmnâmesinin ilgili maddeleri oldukça yüzeyseldir.

BİLGİ NOTU1: Yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran Ahmet Cevdet Paşa Türkiye’de modern eğitimin tesisinde en çok emeği geçenlerden biridir. II. Abdülhamit‘e verdiği yabancı özel okulların yıkıcılığına ilişkin rapor bu gün için de öneminden bir şey kaybetmemiş görünüyor.

BİLGİ NOTU2: II. Abdülhamit, devletin bekasını büyük ölçüde modern eğitimde görmüş ve eğitimli, ekonomik yönden gelişmiş bir Müslüman orta sınıf oluşturmanın yollarından biri olarak Müslüman özel okullarını her bakımdan desteklemiştir. Songül Keçeci Kürtün kitabı, dönemin özel İslâm okullarını özgün kaynaklardan ana hatlarıyla araştıran önemli bir çalışma.

Kaynak: Eğitime Bakış, Eğitim-Öğretim ve Bilim Araştırma Dergisi, Yıl: 12, Sayı: 38, Eylül – Ekim – Kasım – Aralık,  2016.

{ Add a Comment }

Abdülaziz’in Avrupa Seyahati ve Yaptığı Islahatlar

Abdülaziz’in Avrupa Gezisi – Yaptığı Yenilikler:

1861 yılında kardeşi Sultan Abdülmecit‘in vefatı üzerine; 31 yaşında Osmanlı tahtına çıkmıştır. Sultan Abdülaziz ülke içi ve dışıyla sık resmi temaslarda bulunmuş ileri görüşlü bir padişahtır.

Avrupa seyahatine çıkan ilk Osmanlı padişahıdır. Bu seyahatteki amacı Osmanlı Devleti‘nin içine kapanık bir ülke olmadığını, hürriyet fikirlerinin Osmanlı Devleti’nde de ilerlediğini Avrupalı devletlere göstermek ve Rusya’ya karşı onların desteğini almaktır. Abdülaziz döneminde;

  • Osmanlı donanması yenilenmiş ve dünyanın sayılı filoları arasına girmiştir.
  • Osmanlı askerlerine döneminin son model top ve tüfekleri sağlanmıştır.
  • Posta pulu ilk kez onun zamanında dolaşıma girmiştir.
  • Eğitime önem veren Abdülaziz, yeni liseler açmış, madencilik ve tıp okullarının temellerini atmıştır.
  • Beylerbeyi ve Çırağan Sarayları inşa ettirilmiştir.

Sultan Abdülaziz’in yukarıdaki ıslahatlarını gerçekleştirmesinde Avrupa seyahatinin büyük etkisi olmuştur. Çünkü bu gezi sırasında Batı’nın gerisinde kalındığı bizzat padişah tarafından görülmüştür.

Sultan Abdülaziz döneminde de Balkanlardaki bağımsızlık isteyen azınlıkların isyanları devam etmiştir. Özellikle Rusya’nın kışkırtmalarıyla Bosna, Hersek, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ’da isyanlar çıkmıştır.

{ Add a Comment }

Abdülaziz Dönemi Islahatları (1861–1876)

Abdülaziz Döneminde Yapılan Islahatlar:

Abdülaziz döneminde eğitim alanında önemli yenilikler yapılmış; Mekteb-i Mülkiye-i Tıbbiye, Eczacı mektebi, Çarkçı mektebi ve Darül Muallimat (kız öğretmen okulu) açılmıştır. Yetim Müslüman çocuklar için Daruşşafaka kurulmuştur. 1869’da kabul edilen genel eğitim tüzüğüne göre (Maarif-i Umumiye Nizamnamesi) öğretim aşamaları, ilkokula hazırlıktan yüksek okula kadar planlanmıştır.

Abdülaziz döneminde Bahriye Nezareti kurulmuş ve güçlü bir donanma oluşturulmuştur. Ayrıca Deniz Ticaret Kanunu çıkarılmıştır. Bu dönemde yeni çıkan kanunların yayınlandığı Düstur dergisi çıkarılmaya başlanmıştır. Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir komisyon temeli İslam hukukuna dayanan ve Mecelle adı verilen bir medeni kanun hazırlamıştır. II. Abdülhamit döneminde yürürlüğe giren Mecelle Yeni Türk Devleti’nin Medeni Kanun’u Kabul etmesine kadar yürürlükte kalmıştır.

Abdülaziz döneminde hiçbir savaşa girilmemiş, fakat Rusya’nın emelleri “Panislavist Politika” haline gelerek özellikle Balkanlar üzerinde etkili olmuştur. Abdülaziz, Fransa ve İngiltere’ye gezi düzenlemiş, bu gezi sırasında yüklü miktarda dış borç almıştır. Alınan bu borçlarla donanma yenilenmiştir.

  • Abdülaziz, ilk dış ülke gezisine çıkan Osmanlı padişahıdır.
  • Osmanlı tarihinin en ağır dış borcu bu dönemde alınmış, ileride faiz yükü ile ödenmesi zorlaşınca Avrupa devletleri ile sorun oluşturmuştur.

Abdülaziz döneminin en önemli olaylarından biri de Süveyş Kanalı’nın açılmasıdır. (1869)

    • Mısır valisinin Fransa’nın desteğiyle açtığı Süveyş Kanalı, Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlamış, böylece Avrupa’dan Hint Okyanusu’na giden yol kısalmıştır.
    • Süveyş Kanalı’nın açılması, Mısır’ın ve Doğu Akdeniz’in stratejik önemini daha da arttırmış, İngiltere için bu bölge hayati değer haline gelmiştir. (İngiltere’nin sömürgelerine giden en kısa yol olmuştur.)
    • Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla Akdeniz ticareti yeniden canlanmış, Ümit Burnu Yolu önemini kaybetmiştir.

Tanzimat döneminde batılı düşünceyi benimseyerek yetişen aydınlar, (Yeni Osmanlılar, Jön Türkler) Osmanlı ülkesinin kurtuluşunun, batılılaşmaktan ve demokratik anayasal yönetim kurulmasından geçtiğini düşünüyor ve meşruti yönetime geçilmesini istiyorlardı. Bu aydınlar meşrutiyeti ilan etmeye yanaşmayan Abdülaziz’i tahtan indirip yerine V. Murat’ı geçirmiş ancak onun padişahlık yapamayacağını görünce meşrutiyeti ilan edeceğine söz veren II. Abdülhamit‘i tahta çıkarmışlardır.

  • Abdülaziz, yenilik isteyenlerce tahtından edildiği için, ilk defa yenilikçi kesim padişaha karşı gelerek değişiklik gerçekleştirmiştir.

Çünkü bu zamana kadar, hep yeniliğe karşı olanlar padişah değişikliği yapmıştı.

2. Abdülhamit, Genç Osmanlılar tarafından tahta çıkarılmış ve Kanun-i Esasi’yi yürürlüğe koymuştur.

{ 1 Comment }

Tanzimat Fermanı ve Önemli Maddeleri (1839)

Islahatçı bir padişah olan Abdülmecit döneminde Tanzimat ve Islahat fermanları ilan edilerek, yenilikler sürdürülmüştür. 1839’da Tanzimat Fermanı’nın ilanından 1876’da Meşrutiyetin ilanına kadar geçen süreye Tanzimat Dönemi denmiştir.

Dışişleri Bakanı Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanan Tanzimat Fermanı, Avrupalı devletlerin Mısır sorununun çözümünde Osmanlı Devleti’ne destek olmalarını sağlamak için, 3 Kasım 1839’da Gülhane Parkı’nda, yöneticiler, halk ve yabancı elçiler önünde okunmuş bu nedenle Gülhane Hattı Hümayunu da denir. Sultan Abdülmecit bu fermandan yola çıkılarak yapılacak olan bütün yasaları uygulayacağına, gerekli ıslahatları yapacağına dair yemin etmiştir.

Tanzimat Fermanı ve Bazı Önemli Maddeleri:

  • Müslüman ve Hıristiyan bütün Osmanlı vatandaşlarının can, mal, ırz ve namus güvenliği sağlanacaktır.
  • Kimse yargılaması gerçekleştirilmeden cezalandırılmayacak, öldürülmeyecek, mahkemeler herkese şeffaf olacak ve yasalar eşit olarak uygulanacaktır. (Bu hükümle yasaların üstünlüğü ön plana çıkarılmış, kanun önünde eşitlik ilkesi getirilmiş ve batılı tarz hukuk kuralları geçerli olmaya başlamıştır. Bu durum Osmanlıcılık düşüncesinin temeli olmuştur.)
  • Vergiler herkesin kazancı nispetinde ve belirli yöntemlere göre toplanacaktır. (Bu hükümle vergi adaletsizliği ortadan kaldırılmıştır.)
  • Askere alma ve terhis işlemleri belirli esaslara göre yapılacaktır.(Tanzimat Fermanı‘yla askerlik ocak usulü olmaktan çıkarılıp vatan hizmetine dönüştürülmüştür. Hıristiyanların askere gitme zorunluluğu ortaya çıkmıştır.)
  • Herkes mal-mülk edinebilecek, dilerse bunları satabilecek ya da miras olarak bırakabilecektir. (Bu hükümle bütün Osmanlı vatandaşlarının mülkiyet hakkı güvence altına alınmış ve kişilerin zenginleşebilmesine imkân tanınmıştır.)
  • Rüşvet ve iltimas (adam kayırma) yasaklanmıştır. (Bu hükümle halkın yöneticilere güven duyması sağlanmaya çalışılmıştır.)

{ Add a Comment }

Alemdar Olayı – Alemdar Vakası Nedir – Hakkında Bilgi

Alemdar Mustafa Paşa Olayı ve Islahatları:

3. Selim taraftan olan, Rusçuk âyanı Alemdar Mustafa Paşa, askerleriyle İstanbul’a gelerek 3.Selim’i yeniden padişah yapmaya kalkmış ancak; III. Selim’in öldürülmesi üzerine Mustafa Alemdar Paşa, IV. Mustafa’yı tahttan indirmiş ve 2.Mahmut’u tahta çıkarmıştır.

Alemdar Mustafa Paşa’nın girişimiyle Padişah olan 2.Mahmut, Alemdar’ı sadrazamlığa getirmiştir. Kendisi de eski bir âyan olan Alemdar Mustafa Paşa, âyanları otorite altına almak için onlarla Sened-i İttifak adında bir sözleşme imzalamış, bu sözleşmeyi 2.Mahmut’a da imzalatmıştır. Bu sözleşmeye göre;

  • Ayanlar merkezin otoritesini kabul edecek ve yapılacak olan ıslahatları destekleyecek
  • Padişaha ait olan bazı yetkiler, âyanlar tarafından kullanılabilecek, devlete ait işlerde âyanlara danışılmadan karar verilmeyecek
  • Böylece âyanların varlığı devlet tarafından kabul edilmiştir.
  • Sened-i İttifakla Osmanlı tarihinde ilk kez padişahın yetkileri sınırlandırmıştır.
  • Sened-i İttifak, Osmanlı Devleti’nin otoritesinin kaybolduğuna, âyanlara bile söz geçiremeyecek hale geldiğine bir kanıttır.

Bu olumsuzluğun yanında, âyanların merkeze bağlanmalarını sağladığı için de olumlu bir gelişmedir.

Alemdar Mustafa Paşa, Sekban-ı Cedit adında yeni bir askeri ocak açmıştır. Nizam-ı Cedit Ocağı yerine kurulan batı tarzı bu askeri ocağa yeniçeriler tepki göstermiş, ocak kapatılmış ve Alemdar öldürülmüştür.

Osmanlı Devleti’nde bu iç gelişmeler yaşanırken, diğer yanda Rusya ile savaş devam etmekteydi. Osmanlı bu savaşı kaybetmiş, Bükreş Antlaşması (1812) imzalanmıştır.

Bükreş Antlaşmasına göre:

  • Eflak ve Boğdan Osmanlı Devleti’nde kalacak
  • İki devlet arasında Prut Nehri sınır olacak
  • Osmanlı Devleti, Rusya’nın isteği üzerine Sırplara bazı ayrıcalıklar tanıyacaktı.
  • İlk defa bir Osmanlı ulusuna ayrıcalık tanınması açısından olumsuz bir olay olmuş, taviz verilmesi diğer uluslara örnek oluşturmuş, bu nedenle dağılmanın hızlanmasında rol oynamıştır.

{ Add a Comment }

Osmanlı’da Dağılmayı Önleme Çabaları – Fikir Akımları

Osmanlı Devleti’ndeki Fikir Akımları:

Osmanlı Devleti‘nin dağılmasını önlemek ve siyasal varlığını sürdürmesini sağlamak amacıyla aydınlar arasında bazı düşünce akımları ortaya çıkmıştır.

Osmanlıcılık:

  • Osmanlı Devleti bünyesinde bulunan ve değişik din ve dile mensup milletleri Osmanlı bilinciyle ortak bir noktada birleştirmeyi hedeflemiştir.
  • Genç Osmanlılar (Jön Türkler) tarafından ortaya atılmıştır.
  • Milliyetçilik akımından kaynaklanabilecek azınlık ayaklanmalarının ve Avrupalı devletlerin iç işlerimize karışmasını önlemeyi hedeflemişlerdir.
  • Osmanlıcılık fikri; Tanzimat, Islahat ve 1.Meşrutiyet dönemlerinde etkili olmuştur.
  • Ziya Paşa, Mithat Paşa ve Namık Kemal bu akımın en önemli temsilcileridir.

İslamcılık:

  • Osmanlıcılık fikrine karşı Meşrutiyet‘ten sonra gelişen ve 2. Abdülhamit’in de destek vermesiyle devlet politikası haline gelen akımdır.
  • Ümmetçilik anlayışına dayanan akımda; padişahın halife sıfatından yararlanarak tüm İslam milletlerini birleştirme fikri ortaya atılmıştır.
  • Mehmet Akif Ersoy, Said Halim Paşa ve Ahmet Hamdi Akseki gibi aydınların savunduğu bu fikir akımı, 1.Dünya Savaşı sırasında: Arapların İngilizlerle birlikte Osmanlıya karşı olması yüzünden geçerliliğini kaybetmiştir.

Turancılık (Türkçülük):

  • ( Meşrutiyet döneminde ortaya çıkan bu fikir (Turancılık) bütün Türkleri bir bayrak altında toplamaya yöneliktir.
  • İttihat ve Terakki döneminde uygulanamayacağı ortaya çıkınca Ziya Gökalp tarafından edebi bir akım olarak Türkçülüğe, dönüştürülmüştür.
  • Türkçülük fikri Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında etkili olmuştur. Milliyetçilik adı ile Kurtuluş Savaşı‘nın kazanılmasında etkili olmuştur.

Batıcılık:

  • Osmanlı Devletinin Batı karşısında geri kalmış olduğu dile getirilerek devletin bekası için her tür alanda Batı medeniyetinin örnek alınmasını öne süren fikir akımıdır.
  • Başlangıçta askeri alanda yoğunlaşan Batılılaşma hareketleri zamanla diğer alanlara yayılmış ve Meşrutiyet döneminde fikir akımı olarak Osmanlı siyasi hayatına yön vermiştir.
  • Tevfik Fikret, Cella Nuri, Abdullah Cevdet, Süleyman Nazif, Ahmet Muhtar gibi aydınlar bu görüşü savunmuşlardır.
  • Yeni kurulan Türk Devletinde görülen Medeni Kanun, Latin alfabesinin kabulü gibi gelişmeler bu fikir akımının savunduğu gelişmelerle uygunluk göstermektedir.

Adem-i Merkeziyetçilik:

Merkezi hükümetin yetkilerinin kısıtlanarak yerel otoritelerin ve yönetimlerin yetkilerinin artırılması esasına dayanır. Bu doktrin Liberal ekonomi modelini savunmuştur. Önemli temsilcisi ise Prens Sebahattin’dir.

{ 1 Comment }

Kanuni Esasi’nin Önemli Maddeleri – Özellikleri

Kanuni Esasi’nin Maddeleri ve Yorumları:

    • Osmanlı soyunun en büyük erkek evladı saltanat ve hilafet makamının da sahibidir. (Bu madde Osmanlı meşrutiyetinin monarşik karakter taşıdığını gösterir.)
    • Devletin dini islamdır. Yasalar dini hükümlere aykırı olamaz. (Kanuni Esasi’nin bu maddesi Osmanlı anayasasının teokratik karakter taşıdığını gösterir.)
    • Yasama (kanun yapma) görevi, Mebusan ve Ayan meclislerine
    • Ayan Meclisi üyeleri, Mebusan Meclisi üyelerinin sayısının üçte birini geçmemek üzere padişah tarafından seçilir ve ömür boyu bu görevde kalabilir. Mebusan Meclisi üyeleri, her elli bin erkek nüfusa bir temsilci olmak üzere dört yıl bu göreve gelirler. (Ayan meclisi üyelerini padişahın seçmesi halkın egemenlik haklarını kullanmasına aykırıdır. Mebusan Meclisi’nin açılmasıyla halk seçme-seçilme hakkına sahip olmuş ve padişahın yanında yönetime katılmıştır. Meclisin açılmasıyla Osmanlı ülkesinde parlamenter sisteme geçilmiş böylece yönetim anlayışında köklü bir değişim sağlanmıştır.)
    • Mebuslar kendilerini seçen yerin değil bütün Osmanlı vatandaşlarının vekilidir. (Kanuni Esasi’nin bu maddesi mebusların sorumluluklarını artırmış ve azınlık mebuslarının ayrılıkçı çalışmalarını önlemeyi amaçlamıştır.)
    • Devletin, resmi dili Türkçe’dir.
  • Padişah, devletin güvenliğini bozduğu polis soruşturması sonucu belli olanları sürgün edebilecektir.
  • Padişah yürütme organının (Heyet-i Vükela) başıdır ve bu bakanlar kurulunun üyelerini atama görevden alma hakkına sahiptir. Kanun teklifini yalnız hükümet yapar.( Kanuni Esasi’nin bu maddeleri padişahın meclis üzerindeki etkinliğini artırırken Mebuslar Meclisi’nin etkinliğini azaltmış ve bu meclisi bir danışma organı haline dönüştürmüştür.)
  • Meclisi açma – kapama, yetkisi padişahındır ve hükümet meclise karşı değil, padişaha karşı sorumludur. (Kanuni Esasi bu maddesi padişahın iradesinin halk iradesinden üstün olduğunu gösterir.)
  • Anayasada kişi, öğretim, öğrenim, inanç ve basın özgürlüğü, konut dokunulmazlığı, dilekçe hakkı, vergi ve yasal eşitlik kavramları da yer almıştır.(Bu maddelerle kişisel hak ve özgürlükler anayasal güvence altına alınmıştır.)

BİLGİ NOTU: I. Meşrutiyet döneminde açılan Mebusan Meclisi’nde azınlıklara da temsil hakkı verilmiştir. Böylece,

  • Osmanlıcılık düşüncesi uygulanmıştır.
  • Avrupalı devletlerin içişlerimize karışmaları önlenmek istenmiştir.
  • Osmanlı toplumu ulusçuluk akımının etkisinden korunmaya çalışılmıştır.

II.Abdülhamit meclisin etnik yapısının çalışmaları zorlaştırdığını görünce 93 Harbi’ni bahane ederek 14 Şubat 1878’de meclisi tatil etmiştir. Böylece meşruti idare kesintiye uğramıştır.

II.Abdülhamit 1908 yılına kadar ülkeyi sıkı ve otoriter bir yönetimle idare etmiştir. Bu dönemde anayasal özgürlükler askıya alınmıştır.

II.Abdülhamit döneminde kültürel alanda önemli çalışmalar yapılmış; matbaalar çoğalmış ve kitap basımı artmıştır. Tarım ve sanayi alanlarında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Ülkenin imarına ve yol yapımına önem verilmiştir. Bağdat ve Hicaz demiryolları da bu dönemde hizmete açılmıştır. Ziraat ve Veteriner mektepleri açılarak eğitim alanında atılımlar yapılmıştır.

{ Add a Comment }

tuzla escort pendik escort kartal escort maltepe escort kacak iddaa canlı bahis siteleri bahis siteleri bahis siteleri online casino siteleri bahis siteleri canlı bahis siteleri