Türkler, daha çok erken çağlarda bir Altay kavmi olmaktan çıkmış, nüfus çoğalması ve fütuhat isteği gibi iki büyük sebeple, yayılmaya başlamışlardır. Atı en iyi kullanan ve donatan kavim olmaları, demirden yapılmış ve tesirli silahlara sahib bulunmaları, onlara bunu sağlayacak gücü vermiştir.

Türklerini ilk aktıkları yerlerden biri Kuzey Çin olmuştur. Çin’in geleneksel III. imparatorluk hanedanı Çu’ların Türk asıllı oldukları muhakkak gibidir. Bu hanedan M.Ö. 1111’den M.Ö. 256 yıllarına kadar 855 yıl Çin’de saltanat sürmüş, fakat ilk birkaç kuşak içinde Çin dilini kabul ederek Çinlileşmiştir. Bununla beraber askerî ve mülkî devlet teşkilâtını Çin’e Türkler getirmişlerdir Bu devirde Çin, 20 milyondan fazla nüfusuyle, dünyanın en kalabalık ülkesiydi. İlkçağ’da ancak Roma devletinin nüfusu Çin’inkini geçebilmiştir.




Türk fütuhatının karanlık çağlarına ait izler, Türk destanlarına aksetmiştir. Ergenekon Destanı’nın esas motifi, Türkler’in düşmanları tarafından dar bir alana sıkıştrıldıktan sonra, demir madenini eriterek yol buldukları ve dünyaya açılıp yayıldıklarıdır. Bu destan, Türkler’de nüfus artışının büyük olduğunu, fâtihlik, hattâ cihangirliklerini, en kötü şartlarından sıyrılma azmini, üstün tekniği elde tutmak başarısını göstermektedir.

Sakalar da aslen Türk’tür. Güneydoğuya indikçe fazla miktarda İran kam almış, sonunda İranlılaşmışlardır. Sakalar’ın büyük hükümdarı Alp-Er-Tunga —ki Firdevsî‘nin Şeh-Nâme‘sinde “Afrâsyâb” diye geçer—, İranlılarla uzun müddet çekişmiştir. Sonunda İran şehenşâhı Kiros (Keyhusrev) tarafından M.Ö. 624’te öldürülmüştür. Saka imparatoriçesi Tomiris’in, Alp-Er-Tun- ga’nın torununun kızı olduğu tahmin edilebilir. Bu imparatoriçenin adı da Türkçe “temir/demir” kelimesinden gelmektedir. M.Ö. 330’a doğru Sakalar’ ın başında Kâşgarlı Mahmud’un “Şu” dediği Çu vardı ki. Büyük İskender’le çağdaştır. Saka ve İskitler’le Türk kavimlerinin daha bu devirde İran’a, Kafkasya’ya, Doğu Avrupa’ya, Balkanlar’a, Anadolu’ya kadar uzandıkları muhakkaktır. Kâşgarlı Mahmud, Dîvânu Lu- gaati’t-Türk‘ünde Alp-Er-Tunga’ya “Ajun Beği” yâni “dünya hükümdarı” demektedir ki, Osmanlı padişahlarına verilen “Pâdşâh-ı Cihân, Pâdşâh-ı Âlempe- nâh” unvanlarının aynıdır. Türkler’de cihan hâkimiyeti fikrinin menşeini göstermektedir. Bu fikir, şüphesiz Roma’ nın cihan devleti fikrinden eskidir.

Teoman Yabgü’dan Önceki devirlerde Türkler’in Asya’da milletlerarası çapta faaliyete giriştikleri, Çin’in kuzeyini fethettikleri, Kiros ve Büyük İskender gir bi cihangirlerle karşı karşıya geldikleri muhakkaktır. Bununla beraber az zamanda büyük Çinli ve İranlı kitleler içinde erişmişlerdir. Gerçek ve devamlı, hâlâ Anadolu ve Doğu Trakya’da devam eden Türk devleti, Hunlar’la, Teoman Yabgu ile kurulmuştur.